Istanbul Bilgi University

Istanbul Bilgi University Library Open Access
Not a member yet
    9301 research outputs found

    Investigation of post-traumatic growth in healthcare workers dso worked during the Covid-19 pandemic period

    Get PDF
    ÖZET: Covid-19 17 Kasım 2019 Çin'de ortaya c?ıkan kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüs salgınıdır. Kısa sürede enfekte (bulaş) riskinin yüksek olması sebebi ile Covid-19 11 Mart 2020'de DSÖ tarafından küresel salgın olarak ilan edilmiş ve epidemik hastalık akademik c?alışmalarda yer almıştır. Bu araştırmanın temel amacı COVID-19 pandemisi do?neminde c?alışmış olan sağlık c?alışanlarındaki depresyon, stres, anksiyete ve kişilerdeki belirsizliğe tahammülsüzlüğün travma sonrası büyümeye etkisini incelemektir. Bu amaçla 18-60 yaş aralığında 201 sağlık c?alışanı bu c?alışmaya dahil edilmiştir. Kişisel bilgi formu, belirsizliğe tahammülsüzlük o?lc?eği (BTÖ-12), depresyon -anksiyete-stres o?lc?eği, travma sonrası büyüme envanteri katılımcılara Kobobox aracılığıyla online olarak doldurtulmuştur. Araştırmanın temel hipotezlerini test etmek ic?in SPSS kullanılmıştır. Katılımcıların mesleklerinin, belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri ve depresyon, anksiyete, stres düzeyleri arasında istatistiksel bir farklılaşma bulunamamış buna karşın travma sonrası büyüme düzeyleriyle meslek düzeyi arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Bu duruma yo?nelik bireysel farkındalık, kaybetme kaygısı, zamanı kaliteli kullanma c?abası, iletişim kanallarında gelişme, yeni beceri ve uğraşlar o?ğrenme c?abaları olarak düşünülen travma sonrası büyümeye dair konu tartışması ve alan taraması yapılmıştır. Araştırma kapsamında belirsizliğe tahammülsüzlük o?lc?eği ve travma sonrası büyüme o?lc?eği arasında pozitif yo?nlü ve anlamlı bir ilişkinin olduğu ortaya konulmuştur. Ayrıca belirsizliğe karşı tahammülsüzlük o?lc?eği ve depresyon, anksiyete, stres o?lc?eği arasında pozitif yo?nlü ve anlamlı bir ilişkinin olduğu go?zlemlenmektedir. Son olarak yo?nlü bir ilişki olduğu bulunmuş ancak istatistiksel ac?ıdan anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Elde edilen bulgular ilgili literatür altında tartışılmıştır.ABSTRACT: Covid-19 is a virus epidemic that emerged in China on November 17, 2019 and affected the whole world in a short time. Due to the high risk of infection (contamination) in a short time, the epidemic disease, which was declared as a global epidemic by WHO on March 11, 2020, took place in academic studies. The main purpose of this research is to examine the effects of depression, stress, anxiety and intolerance of uncertainty in health workers who worked during the COVID-19 pandemic on post-traumatic growth. For this purpose, 201 healthcare workers aged between 18-60 years were included in this study. Personal information form, intolerance of uncertainty scale (IUS-12), depression-anxiety-stress scale, posttraumatic growth inventory were filled online by the participants via Kobobox. SPSS was used to test the main hypotheses of the research. No statistical difference was found between the participants' occupations, intolerance to uncertainty levels, and depression, anxiety, and stress levels, however, a significant difference was found between post-traumatic growth levels and occupational level. A discussion of post-traumatic growth, which is considered as individual awareness, loss anxiety, effort to use time with quality, improvement in communication channels, learning new skills and occupations, and field scanning were made. Within the scope of the research, it was revealed that there is a positive and significant relationship between the intolerance of uncertainty scale and the post-traumatic growth scale. In addition, it is observed that there is a positive and significant relationship between the intolerance of uncertainty scale and depression, anxiety, and stress scale. Finally, a directional relationship was found, but no statistically significant relationship was found. The findings are discussed under the relevant literatur

    İktisadi Bağımsızlık Çerçevesinde 1929 Gümrük Tarifesinin Ekonomi Politiği

    No full text
    Dış ticaret politikaları, bir ülkenin kalkınma politikalarının belirlenmesi ve yerli üreticinin rekabetçi güç kazanması amacıyla başvurulan önemli araçlardan birisidir. 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, Osmanlı Devleti’nin provizyonizm ilkesi temelinde izlemiş olduğu kapitülasyon siyaseti nedeniyle iktisadi bağımsızlığını tamamen elde edebilmesi ancak 1929 yılında mümkün olmuştur. Lozan’da Gümrük Rejimi Görüşmelerinde 20 yıllık ikame bir gümrük rejimi isteyen İngiltere ve Fransa ile yaşanan şiddetli müzakereler sonucunda 5 yıllık bir ikame rejim sürecinin uygulanmasına karar verilmiştir. İkame rejimin yürürlükte olduğu süreçte, I. Dünya Savaşı öne sürülerek kapitülasyonların tek taraflı kaldırılması sonrasında oluşturulmuş olan ve spesifik usule dayanan “1916 Gümrük Tarifesi”nin uygulanması kararı alınmıştır. 1929 Büyük Buhranı öncesinde dış ticaret politikasını belirleyebilme bağımsızlığının elde edilmesi, korumacılığın yükseldiği bir dönemde ülke ekonomisi açısından önemli bir avantaj sağlamıştır. Çalışmada, 1838 Baltalimanı ve 1861 Sistemi Ticaret sözleşmelerinin dışa bağımlı bir ekonominin ortaya çıkmasındaki etkileri, 1916 Gümrük Tarifesi’nin yüksek enflasyon nedeniyle işlevsiz kalan korumacı yönü, dış ticaretteki artışın tetiklediği kapitalist dönüşüm ile geçimlik ekonominin yok olması, Lozan Görüşmelerinin alt komisyonlarından olan Gümrük Rejimi Komisyonundaki görüşmeler, Lozan Antlaşması sonrası gümrük ve ticaret rejimine ilişkin kararların alındığı 5 numaralı belge, 1929 Gümrük Tarifesi öncesi Âli İktisat Meclisi ve odalar temelinde yaşanan sınıfsal çatışma ve 1929 Gümrük Tarifesi’nin korumacı yönü ele alınacaktır. Dışa bağımlı bir ekonominin ortaya çıkmasındaki ana unsur kapitülasyonlar olsa da devletin merkantilist politikaların etkin olduğu bir dönemde, dış ticarette piyasada malı bol tutmak maksadıyla ithalatı teşvik edip ihracatı kontrol etmesinin de bağımlı bir ekonominin ortaya çıkmasını sağladığı belirtilebilir. Dolayısıyla kapitülasyonların hem ticaret kanalıyla kapitalistleşme sürecini tetiklediği hem de çağın gerçeklerine uymayan iktisadi uygulamaların da sonlanmasına neden olduğu belirtilebilir. Kapitülasyonlarla mücadele sonucunda, iktisadi bağımsızlıktan ödün verilmemesi gerektiği anlaşılmış ve bu motivasyon Lozan görüşmelerinde itici güç haline gelmiştir. Lozan Antlaşması uyarınca dış ticaret politikası bağımsızlığının 1929 yılında elde edilmesiyle sanayileşme hamlelerinin ilk tohumlarının bu dönemde atıldığı ifade edilebilir

    High resistivity and low dielectric loss of LuFe1-xOsxO3 (x=0.0-0.10) ferrites

    No full text
    LuFe1-xOsxO3 (x = 0, 0.05, and 0.10) compounds were synthesized and their resistivity, real and imaginary portion of the impedance and frequency-dependent loss tangent were examined at varied temperature settings (from - 100 degrees C to 100 degrees C by 20 degrees C step). Impedance and resistivity values increased as a result of the doping procedure, whereas activation and loss tangent values decreased. According to the X-ray photoelectron spectroscopy (XPS) study, Lu possesses a 3 + oxidation state, and the oxygen 1s spectrum displayed peaks for lattice oxygen and oxygen vacancy. Particle agglomeration and void formation were visible in scanning electron microscopy (SEM) pictures. Single and double oxygen vacancies and ion hopping between Fe2+ and Fe3+ ions were responsible for the reported activation energies. The frequency-dependent loss tangent results showed that all compounds have a highly low loss factor even at 100 degrees C.Turkiye Bilimsel ve Teknolojik Arastirma Kurumu [116F025]This study was supported by Turkiye Bilimsel ve Teknolojik Arastirma Kurumu, (Grant Number 116F025)

    Avrupa Birliği aile birleşimi direktifinin ulusötesi çiftler üzerindeki etkileri: Türkiye'den Almanya'ya aile birleşimi vize süreci ve Covid-19 salgınının etkisi

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Avrupa Çalışmaları Ana Bilim DalıBu çalışma, Avrupa Birliği aile birleşimi direktifinin 2003 yılında sonuçlandırılarak 2005'de yürürlüğe girmesinden ardından direktifi araçsallaştırarak sınır politikalarını zorlaştıran Federal Almanya Hükümeti'nin göç politikalarının ulusötesi evlilikler üzerindeki etkilerini ve evlilik göçünü sürecindeki koşullandırmanın göç sürecine yankılarını incelemektedir. COVID-19 pandemisinin ardından küresel hareketliliğin yavaşlaması ile birlikte evlilik göçü üzerindeki belirsizliklerin Türkiye'den Almanya'ya göç sürecinde olan eşlerin süreçlerini nasıl etkilediği geliştirdikleri başa çıkma mekanizmalarını ortaya koymayı hedeflemektedir. Çeşitli derinlemesine görüşmeler sonucunda toplanacak veriler ile birlikte Türkiye'den göç sürecinde olan eşlerin yaşadıkları zorlukları, vize sürecinin evlilikleri üzerindeki etkileri, direktifin dayandırdığı idari ve yasal gereklilikleri yerine getirmeye çalışırken edindikleri tecrübeleri ve başa çıkma mekanizmalarını değerlendirerek, sınır politikalarının evlilikler üzerindeki etkilerini eleştirisel bakış açısı ile ortaya koymaktayım. Anlatılar, dilbilgisi şartı gibi yasal gerekliliklerin evlilik göçü sürecini önemli oranda etkilediğini ve bireylere farklı sorumluluklar ve baskılar yüklediğini, bunun da evliliklerin dinamiklerini etkilediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra, COVID-19 pandemisinin başlangıcından itibaren anormal şekilde uzayan vize başvuru süreçleri Alman hükümetinin evlilik göçü üzerindeki tutumlarına dair olumsuz bir tablo ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ulusötesi Evlilikler, Evlilik Göçü, Ulusötesilik, Almanya, GöçThis study analyzes the effects of the migration policies of the Federal Government of Germany—which has made border policies more difficult by instrumentalizing the European Union family reunification directive that was finalized in 2003 and became effective in 2005—on transnational marriages and the repercussions of the conditionality of marriage migration on the migration process. In the context of reduced global mobility following the COVID-19 pandemic, the study aims to reveal the impact of the uncertainties on the marriage migration processes of spouses migrating from Turkey to Germany and the coping mechanisms they have developed. With data collected through various in-depth interviews, I aim to analyze the difficulties experienced by spouses during the migration process from Turkey, the effects of the visa process on their marriages, and their experiences and coping mechanisms while trying to fulfill the administrative and legal requirements of the directive, and I evaluate the effects of border policies on marriages from a critical approach. The narratives explicitly reveal that legal requirements of marriage migration, such as primary language requirements significantly affect the marriage migration process and impose various responsibilities and pressures on spouses, which in turn affect the dynamics of marriages. In addition, since the beginning of the COVID-19 pandemic, extraordinarily lengthy visa application processes reflect a negative image of the German government's attitudes toward marriage migration. Keywords: Transnational Marriage, Marriage Migration, Transnationalism, Germany, Migratio

    Investigation of mental health problems of men and women in terms of gender roles and personality traits during the Covid-19 pandemic process

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Ana Bilim DalıBu araştırmada pandemi sürecinde kadın ve erkeklerin ruh sağlığı problemlerinin toplumsal cinsiyet rolleri ve kişilik özellikleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 21-50 yaş arası evli toplam 122 kişi katılmış, katılımcıların %54,4'ü kadın, %42,6'sı erkektir. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Sosyodemografik Bilgi Formu, Kısa Semptom Envanteri, BEM Cinsiyet Rolü Envanteri, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği-dir. Verilerin analizinde SPSS 21.0 istatistik programı kullanılmıştır. Sonuçlara göre Sosyotropi-Otonomi Ölçeği Ve Kısa Semptom Envanteri puanla-rının cinsiyete göre karşılaştırmasına ait bağımsız iki örneklem t testinde ölçekler-den alınan puanların cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermediği (p>0,05) tespit edilmiştir. BEM Cinsiyet Rolü puanlarının cinsiyete göre karşılaştırmasına ait bağımsız iki örneklem t testi sonuçlarına göre ise erkeksilik ve sosyal beğeni cin-siyet rolleri puanlarının cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermediği (p>0,05) ; kadınsılık cinsiyet rolü puanlarının ise cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (t=2,47; p0,05) sosyal beğeni alt boyutu ile KSE'nin alt boyutları (olumsuz benlik, dep-resyon, anksiyete, hostilite, somatizasyon) arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir.In this study, it was aimed to examine the mental health problems of women and men during the pandemic process in terms of gender roles and personality traits. A total of 122 married people between the ages of 21-50 participated in the study, 54.4% of the participants were women and 42.6% were men. The data collection tools used in the study were Sociodemographic Information Form, Brief Symptom Inventory, BEM Gender Role Inventory, Sociotropy-Autonomy Scale. SPSS 21.0 statistical program was used for data analysis. According to the results, in the independent two sample t-test for the comparison of Sociotropy-Autonomy Scale and Brief Symptom Inventory scores according to gender, it was determined that the scores obtained from the scales did not differ significantly according to gender. According to the results of the independent two-sample t-test for the comparison of BEM Gender Role scores by gender, it was found that masculinity and social appreciation gender role scores did not differ significantly by gender, whereas femininity gender role scores differed significantly by gender. The female gender role score of female participants was significantly higher than that of male participants. Pearson correlation analysis was used for the relationship between sociotropy-autonomy and gender roles and mental health problems. While there was no significant relationship between the scores of femininity and masculinity roles and the sub-dimensions of the Brief Symptom Inventory, it was found that there was a significant positive relationship between the social appreciation sub-dimension and the sub-dimensions of the BSI (negative self, depression, anxiety, hostility, somatization)

    Psikolojik sermayenin işe adanmışlık üzerindeki etkisi: Pozitif duygulanımın aracılık etkisi

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi Ana Bilim Dalı, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi Bilim DalıPerformans, bağlılık ve iyi oluş gibi çıktılara ulaşabilmek biçin işyerinde yalnızca olumsuzlukları azaltmaya odaklanan bir yaklaşım, şirketlerin yeni iş çağında gelişip serpilmeleri için yeterli değildir. Pozitif psikoloji, yeni fikirler, yeni kavramlar, araçlar ve pratik uygulamalar sunarak hem örgütsel hem de bireysel düzeyde iş ve örgüt kapsamında istenen sonuçlar elde edilmesini kolaylaştırır. Bu çalışma, en iyi bilinen pozitif psikoloji kavramlarından biri olan psikolojik sermaye ile işe bağlılık arasındaki ilişkiye ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu ilişkideki bağı derinlemesine inceleyebilmek adına pozitif duygulanım bir aracı faktör olarak ele alınmıştır.Veri toplama aracı olarak Utrecth İşe Bağlılık Ölçeği, Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Panas kullanılmıştır. Veriler internet üzerinden toplanmış ve 202 Türk çalışan online anketi tamamlamıştır. Aracı değişken analizi yapısal eşitlik modellemesi ile Amos 28 kullanılarak yapılmıştır. Sonuçlar, psikolojik sermaye ile işe bağlılık arasında anlamlı bir pozitif ilişki olduğunu ve bu ilişkide pozitif duygulanımın tam aracı değişken olarak konumlandığı göstermiştir. Çalışmanın sonuçları, Türkiye'deki pozitif örgütsel psikoloji literatürüne katkıda bulunmuş ve bu alanda daha fazla uygulama ve müdahaleye olan ihtiyacı vurgulamıştır.An approach that prioritizes managing negativity at work to generate positive outcomes such as performance, engagement, and well-being is insufficient for companies to thrive and flourish in the new age of business. Positive psychology facilitates positive results at both the organizational and individual levels by providing new ideas, novel concepts and tools, and practical implications. This study seeks to shed light on the connection between psychological capital, one of the most well-known positive psychology concepts, and job engagement. In this relationship, positive affectivity will be positioned as a key mediating factor. Utrecht Work Engagement Scale, Psychological Capital Scale, and PANAS were used as data collection tools. Data were collected online, and 202 Turkish employees completed the online survey. SEM was performed using Amos 28 to assess the mediation model. Results showed that there is a significant positive relationship between PsyCap and work engagement and this relationship is fully mediated by positive affectivity. The study's findings contributed to Turkish literature on positive organizational psychology and highlighted the demand for additional applications and interventions in this field

    Gender-based violence and political action

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Sosyal Projeler ve Sivil Toplum Kuruluşları Yönetimi Ana Bilim DalıAraştırmanın amacı, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet (TCDŞ) deneyimleri ile politik mücadele pratikleri arasındaki ilişkiyi anlamaktır. Araştırma boyunca şiddete maruz kalan kişilerden "hayatta kalan", direniş, savunuculuk ve mücadele deneyimlerinden "politik mücadele" olarak bahsettim. Araştırmayı kuir feminist teori, düşünümsellik ve hayatta kalan odaklı yaklaşım temelinde çerçevelendirdim. Araştırma için, Türkiye'nin farklı illerinde doğmuş ve yaşayan, farklı cinsiyetlerden 22 kişiyle yarı yapılandırılmış çevrimiçi ve yüz yüze görüşmeler yaptım. Katılımcıların yaş ortalaması 36, yaş aralığı 20-67 idi. Araştırma için fenomenolojik bir tasarım kullandım. Katılımcılar, politik mücadelenin şiddet sonrasında iyileşmelerine yardımcı olduğunu, şiddetin kendilerini politik mücadeleye yönlendirdiğini, ancak bunda başka faktörlerin de rol oynadığını, aynı zamanda şiddet deneyimi sonrasında mücadelede belirli sorunlarla karşılaştıklarını anlattı. Soruları hazırlarken hayatta kalan odaklı yaklaşımı kullanmış olmamın, tetiklenme ve yeniden travmatize olma gibi deneyimlerin önüne geçtiğini gördüm. Bulgular, hayatta kalan aktivizmi literatürüyle paralel çizgideydi. TCDŞ ve politik mücadele ilişkisi, özellikle Türkiye bağlamında çalışılmamış bir alan olduğu için, gelecek araştırmalarda farklı yöntem ve daha geniş gruplarla çalışılması önemli görünüyor. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Şiddet, Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet, Hayatta Kalan, Kuir FeminizmThe purpose of the study is to understand the relationship between Gender-Based Violence (GBV) and political actions. Throughout the paper, I named the people who experienced GBV as "survivors" and the acts of resistance, defending and struggle as "political action". The theoretical framework of the study is based on queer-feminist theory, reflexivity and survivor-informed approach. I conducted semi-structured interviews with 22 people from different cities, online and offline. The mean of their age was 36, and the age range was 20-67. I used a phenomenological design for the study. The participants shared that political actions helped them with their recovery process after the abuse, that the abuse sometimes led them to political action, and that they experienced a wide range of problems linked with their GBV experiences in political spaces. I observed that since I used a survivor-informed approach when I prepared the interview questions, experiences such as re-traumatization and being triggered during interviews are mostly prevented. The results were in line with the survivor-activism literature. Since the relationship between GBV and political action is an unstudied field in Turkish literature, it will be beneficial to work with different methods and wider participant groups for future research. Keywords: Gender, Abuse, Gender-Based Violence, Survivor, Queer Feminis

    Suriye'de 2011 sonrası artan İran etkisi: Gayrı askeri nüfus örüntüsünün çözümü

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Ana Bilim DalıBu tez, 2011'den beri İran'ın Suriye'deki etkisinin artışını ele alırken özellikle dini, eğitim, kültür ve demografi gibi askeri olmayan stratejilere odaklanmaktadır. Tez, 2011 krizinin, başlangıçta Esad rejiminin istikrarına bağlı olan İran'ın bölgesel çıkarlarına yönelik ilk zorluklarına rağmen, sonunda etkisini ilerletmek ve Suriye'de kalıcı bir kavuş yerleştirmek için stratejik bir fırsat sunduğunu savunur. İran'ın doğrudan Suriye çatışmasına müdahalesi, Suriye toplum kurumlarına ve demografisine sızmasını kolaylaştırdı ve mezhebi, kültürel ve siyasi kimlikler üzerinde önemli izler bıraktı. Jeopolitik bir bakış açısıyla, bu çalışma, İran'ın Suriye'deki ajandasını, özellikle Irak ve Lübnan'daki bölgesel etki için tedarik hatlarını koruma ve bunları Suriye üzerinden kesintisiz bir kara koridoruyla birleştirme gibi daha geniş bölgesel genişleme hedefleri bağlamında anlama niyetindedir. Bu genişleme çabalarını anlamak, sadece Suriye'nin egemenliği, istikrarı, kültürel mirası ve etnik yapısı için değil, aynı zamanda bölgenin genel jeopolitik ve etnik dinamikleri üzerinde de gölge düşüren sonuçlar taşıdığından, bölgesel ve uluslararası paydaşlar için hayati öneme sahiptir.This thesis delves into the escalation of Iranian influence in Syria since 2011, with a particular focus on non-military strategies encompassing religion, education, culture, and demographics. It argues that the 2011 crisis, despite posing initial challenges to Iran's regional interests tied to the stability of the Assad regime, ultimately presented a strategic opportunity to advance its influence and establish a lasting foothold in Syria, serving its broader regional objectives. Iran's direct involvement in the Syrian conflict facilitated its infiltration into Syrian societal institutions and demographics, leaving significant imprints on sectarian, cultural, and political identities. From a geopolitical lens, this study aims to offer a holistic comprehension of Iran's agenda in Syria within the broader context of its regional expansionist aspirations, notably safeguarding supply lines for regional influence in Iraq and Lebanon and interconnecting them through a contiguous land corridor across Syria. Understanding these expansionist efforts is essential for regional and international stakeholders, as they carry implications not only for Syria's sovereignty, stability, cultural heritage, and ethnic map but also cast a shadow over the geopolitical and ethnic dynamics of the entire region

    Covıd-19'un gelişmiş ve gelişmekte olan hisse senedi piyasalarında oynaklık yayılımına etkisi

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Finansal İktisat Bilim DalıBu çalişma ABD, İngiltere, Almanya ve Kanada gibi gelismis ülkeler ile Brezilya, Meksika, Türkiye ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerden COVID-19'un hisse senedi piyasalarının getiri ve oynaklık yayılımları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu etki, Stokastik Oynaklık Modeli (SV) ile günlük endekslerin logaritmik getirilerini kullanan Vektör Otoregresif (VAR) modellerinden varyans ayrıştırmasına odaklanan Diebold ve Yılmaz Modeli (2009) ile birleştirilerek getiri ve oynaklık yayılma etkileri hesaplanarak tahmin edilmektedir. Bu yaklaşim getiri ve oynaklık yayılma etkileri hesaplanarak tahmin edilmektedir. Bu yaklaşim, tek bir yayılma metriğini belirlemede değerlidir ve 3/1/18'den 23/12/21'e giden tüm örneklem için, COVID-19 öncesi 3/1/18'den 10'1 giden dönem için uygulanacaktır, 10/3/20 ve COVID-19 sırasında 11/3/20'den 23/12/21'e giden dönem için. Bulgular, önceki araştırmalarını hisse senedi piyasalarının gelişmesinin krizler sırasında getiri yayılmalarını arttırgığı ve bunun sonucunda ülkeler arasında portföy çeşitlendirmesinden elde edilen faydalarda azalma anlamına geldiği fikrini desteklemektedir. Tersine, bulgular pandemic sırasında gelişmis ülkeler için getiri ve oynaklik yayılımının, gelişmekte olan ülkeler için oynaklık yayılımının da azaldığını gösteriyor.This paper aims to examine the effect of the COVID-19 pandemic on return and volatility spillovers on stock markets among developed countries taking US, the UK, Germany and Canada, and developing countries taking Brazil, Mexico, Turkey and India. The mentioned effect is estimated by calculating the return and volatility spillovers combining the Stochastic Volatility Model (SV) with the Diebold and Yilmaz Model (2009) which focuses on the variance decomposition from the Vector Autoregressive (VAR) models using the daily indices' logarithmic returns. This paper covers the period from January of 2018 to December of 2021 and is divided into two sub- periods: before COVID-19 from Jan 3rd 2018 to March 10th 2020, and during COVID-19 from March 11th 2020 to Dec 23rd 2021. The findings support the idea of previous researches that stock markets from developing countries present an increase on return spillover during COVID-19 for developing countries, and as a consequence, it implies a decrease in the benefits obtained from portfolio diversification. Conversely, the findings also suggest that return and volatility spillover for developed countries decreases during the pandemic, as well as the volatility spillover for developing countries

    Düzenleyici Odak Kuramının Tüketici Davranışındaki Yeri

    No full text
    In order to increase the effectiveness of marketing activities and act proactively in a strategic manner to understand the individual behavior in the field of consumption, understanding the consumer's inner world - the way of thinking gained importance as well as understanding the external environmental factors, in recent years. The concept of relationship marketing and the issue of bonding with consumers - which came to the fore especially in the 90s - have led to the attention of motivation and attitude-oriented studies on how consumers decide on purchasing. One of the many theories that guide researchers in the field of marketing from the field of behavioral psychology is the Regulatory Focus Theory. The Regulatory Focus Theory, which sets out with the philosophy that a positive and a negative stimulus can lead to a result at the same time, is a theory that offers important results in measuring consumer shopping behavior in different marketing channels. The dimensions of regulatory focus, promotion focus and prevention focus, reflect the cognitive state of the consumer and affect his/her attitude towards purchasing. The issue of motivation, which is another issue that is effective on the cognitive and affective state, and its hedonic and utilitarian components influence the outcome in the consumer decision-making process, directly and through various mediating factors. It has been demonstrated in various studies that hedonic and utilitarian motivation can determine purchase intention through regulatory focuses. In this study, firstly, after sharing information from literature review on the hedonic and utilitarian components of motivation, basic information about the regulatory focus theory, the concepts of promotion focus and prevention focus, their reflections in the field of marketing and the variables that researchers - who have worked in the field of regulatory focus – focus on will be discussed.Pazarlama faaliyetlerinin etkinliğini arttırabilmek ve stratejik olarak proaktif davranabilmek adına, tüketim alanında birey davranışını anlamak için dış çevresel etkilerin yanında tüketicinin iç dünyasını – düşünme şeklini anlamak son yıllarda önem kazanmıştır. Özellikle 90’lı yıllarda gündeme gelen ilişkisel pazarlama kavramı ve tüketiciler ile bağ kurma hususu, tüketicilerin satın alma konusunda nasıl karar verdiklerine ilişkin güdülenme ve tutum odaklı çalışmaların dikkat çekmesine vesile olmuştur. Davranışsal psikoloji alanından pazarlama alanına araştırmacılara yön veren pek çok kuramdan birisi Düzenleyici Odak Kuramıdır. Bireyin bir hedefi gerçekleştirmesi yolunda pozitif ve negatif uyaranların aynı anda kendisini sonuca ulaştırabileceği felsefesi ile yola çıkan Düzenleyici Odak Kuramı, farklı pazarlama mecralarındaki tüketici alışveriş davranışını anlamaya yönelik ölçümlemelerde önemli sonuçlar sunan bir teoridir. Düzenleyici odağın boyutları olan yönelimci odak ve kaçınmacı odak tüketicinin bilişsel durumunu yansıtmakta ve satın almaya yönelik tavrını etkilemektedir. Bilişsel ve duyuşsal durum üzerinde etkili olan bir başka husus olan güdülenmenin ve onun hazcı ve faydacı bileşenlerinin tüketici karar verme sürecinde, sonuç üzerinde doğrudan ve çeşitli aracı faktörler üzerinden etkisi bulunmaktadır. Hazcı ve faydacı güdülenmenin düzenleyici odaklar aracılığı ile satın alma niyetini belirleyebileceği çeşitli çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu çalışmada, öncelikli olarak güdülenmenin hazcı ve faydacı bileşenleri ile ilgili literatür araştırmasının sonuçları paylaşıldıktan sonra düzenleyici odak kuramı ile ilgili temel bilgiye, yönelimci odak ve kaçınmacı odak kavramlarına ve pazarlama alanındaki yansımalarına ve düzenleyici odak alanında çalışmış olan araştırmacıların merkez aldıkları değişkenlere yer verilecektir

    4,803

    full texts

    9,301

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Istanbul Bilgi University Library Open Access
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇