9301 research outputs found
Sort by
Clinical and inflammation marker features of cancer patients with COVID-19: data of Istanbul, Turkey multicenter cancer patients (2020-2022)
ObjectiveWe aimed to identify a rapid, accurate, and accessible biomarker in the early stages of COVID-19 that can determine the prognosis of the disease in cancer patients.MethodsA total number of 241 patients with solid cancers who had a COVID-19 diagnosis between March 2020 and February 2022 were included in the study. Factors and ten different markers of inflammation were analyzed by year of diagnosis of COVID-19 and grouped by severity of infection.ResultsHospitalization, referral to the intensive care unit (ICU), mechanical ventilation, and death were more frequent in 2020 than in 2021 and 2022 (mortality rates, respectively, were 18.8%, 3.8%, and 2.5%). Bilateral lung involvement and chronic lung disease were independent risk factors for severe disease in 2020. In 2021-2022, only bilateral lung involvement was found as an independent risk factor for severe disease. The neutrophil-to-lymphocyte platelet ratio (NLPR) with the highest area under the curve (AUC) value in 2020 had a sensitivity of 71.4% and specificity of 73.3% in detecting severe disease (cut-off > 0.0241, Area Under the Curve (AUC) = 0.842, p 36.7, AUC = 0.829, p = .001).ConclusionsThis is the first study to investigate the distribution and characteristics of cancer patients, with a focus on the years of their COVID-19 diagnosis. Based on the data from our study, bilateral lung involvement is an independent factor for severe disease, and the CRP/L inflammation index appears to be the most reliable prognostic marker
Ebeveynin çocukluk çağı travmaları ve çocuğun davranış problemleri üzerinde bağlanmanın ve mentalizasyonun aracı rolü
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Klinik Psikoloji Ana Bilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim DalıMentalizasyon kişinin kendisinin ve başkalarının davranışlarının ve tepkilerinin altında yatan zihin durumlarını anlama kapasitesidir. Bağlanma ilişkilerinde, ebeveynlerin kendilerinin ve çocuklarının davranışlarına anlam ve niyet atfedebilme kapasiteleri ebeveynin yansıtıcı işlevi olarak adlandırılır. Araştırmalar ebeveynin yansıtıcı işlev kapasitesinin travmatik yaşantılardan olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir. Mentalizasyon kapasiteleri zayıf olan ebeveynler, hatalı-mentalizasyon modlarını kullanmaya ve çocuklarının davranış ve tepkilerine olumsuz anlamlar yüklemeye meyilli olurlar. Ebeveynlerin yansıtıcı işlev kapasitelerinin zayıf olması, çocuklarının içselleştirme ve dışsallaştırma sorunları yaşama riskini arttırır. Pek çok çalışma ebeveynlerin yansıtıcı işlevi ile çocuğun erken çocukluk döneminde bağlanma ve duygu ve/veya davranış sorunları arasındaki ilişkilere odaklanmış olsa da bu ilişkilerin orta çocukluk döneminde nasıl olduğuna dair çalışma kısıtlıdır. Bu çalışma, ebeveynin hatalı-mentalizasyon modlarının ve çocuğun bağlanma güveninin, ebeveynlerin çocukluklarında yaşadıkları travmatik olaylar ve kendi çocuklarında ortaya çıkan içselleştirme ve/veya dışsallaştırma sorunları ile ilişkisi üzerinde aracı rolü olduğunu öne sürer. Bu hipotezi test etmek için yapılan bu çalışmanın 104 çocuk ve anne-baba katılımcısı vardır. Çocukların yaşları 6-12 arasında değişmektedir ve çocuklar klinik düzeyde içselleştirme, dışsallaştırma ya da komorbidite göstermektedirler. Bu çalışmanın katılımcısı olan ebeveynlere çocuklarının içselleştirme ve/veya dışsallaştırma sorunlarını ölçmek için Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği (CBCL), ebeveynlerin mentalizasyon kapasitelerini ölçmek için Ebeveynin Yansıtıcı İşlevler Anketi (PRFQ-TR) ve ebeveynlerin çocukluk çağı travmatik yaşantılarını ölçmek için Olumsuz Çocukluk Yaşantıları Ölçeği (ACE-TR) uygulanmıştır. Çocuklara ise bağlanma güvenlerini ölçmek için Kern's Bağlanma Ölçeği uygulanmıştır. Sonuçlar annelerin olumsuz çocukluk çağı yaşantılarının hatalı-mentalizasyon modları ile, ve hatalı-mentalizasyon modlarının çocuklarındaki dışsallaştırma sorunları ile kuvvetli bir şekilde ilişkili olduğunu göstermiştir. Babaların mentalizasyon kapasiteleri, çocukluk çağı travmaları, çocukların bağlanma güveni ve içselleştirme sorunları ile ilgili önemli bulgular bulunmamıştır. Aracı değişken analizi sonuçları, annelerin hatalı-mentalizasyon modlarının, annelerin olumsuz çocukluk yaşantıları ve çocuğun dışsallaştırma sorunları arasındaki ilişki üzerinde aracı rolü olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, çalışmanın hipotezini kısmen doğrulamaktadır ve annelerin mentalizasyon kapasitelerinin çocuklarının dışsallaştırma sorunları üzerinde etkileri olduğuna dair diğer çalışmaların bulgularıyla uyumludur. Bu bulgunun muhtemel bir açıklaması, çocukların, özellikle orta çocukluk döneminde, anneleri ile babalarına kıyasla daha sık duygusal paylaşımlarda bulunuyor olmaları ve bu nedenle orta çocukluk döneminde çocukların annelerinden gelen duygusal içeriğe daha açık olmaları olabilir. Anahtar Kelimeler: Mentalizasyon, Bağlanma, Travma, Çocuklarda Davranış Sorunları, Ebeveynin Yansıtıcı İşleviMentalization is the capacity to acknowledge one's own and others' mental states that underlie behaviors and reactions. In attachment relationships, the parental capacity to accurately assign meanings and intentions to their own as well as their child's behaviors and reactions is called parental reflective functioning. The capacity for parental reflective functioning is known to be negatively affected by adverse childhood experiences. Parents who have a limited capacity for reflective functioning are more likely to engage in pre-mentalizing modes that involve making incorrect and negative attributions regarding their child's mental states. Limited parental reflective functioning capacities increase the risk of internalizing and externalizing problems in children. While numerous studies have explored the associations between parental reflective functioning, secure attachment, and child outcomes in early childhood, there is a scarcity of research that focuses on these associations in middle childhood. This study hypothesizes that parental pre-mentalizing and child attachment security mediates the relationship between parents' adverse childhood experiences and children's internalizing and/or externalizing problems. In order to examine this hypothesis, 104 children and their mothers and fathers were assessed. Children between the ages of 6-12 with clinical-level internalizing problems, externalizing problems, or comorbidity are included in this study. Parents have filled out The Child Behavioral Checklist (CBCL) to measure their child's internalizing and externalizing problems, Parenting Reflective Functioning Questionnaire (PRFQ-TR) to measure their parental pre-mentalizing, and Adverse Childhood Experiences Questionnaire (ACE-TR) to measure their adverse childhood experiences. Children were applied the Kern's Security Scale to measure their attachment security. The results showed that there is a significant relationship between mothers' adverse childhood experiences and pre-mentalizing, and also between mothers' pre-mentalizing and children's externalizing behaviors, supporting existing evidence. No significant results were found regarding fathers' adverse childhood experiences, fathers' mentalization capacities, children's attachment security and internalizing problems. Mediation analyses revealed that mothers' pre-mentalizing has a mediating role in the relationship between mothers' adverse childhood experiences and children's externalizing problems. This finding aligns with various research and partially supports the study hypothesis. One possible explanation for this finding might be that because children are likely to engage in more emotional interactions with their mothers compared to their fathers, specifically in middle childhood, they might be exhibiting a greater receptiveness towards the emotional content conveyed by their mothers in this period. Keywords: Mentalization, Attachment, Trauma, Children's Problem Behaviors, Parental Reflective Functionin
Türkiye'de dijital platform emeğinde faillik ve öznelliği müzakere etmek
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Siyaset Bilimi Ana Bilim DalıBu tez, dijital emek platformlarının işçiler üzerindeki emek kontrolü etkilerini incelemektedir. Dijital platformların ortaya çıkışının, ağırlıklı olarak dijital olarak aracılık edilen birçok hizmetteki emek süreçleri üzerinde önemli etkileri olmuştur. Geleneksel emek kontrol mekanizmalarının yokluğunda, platformların emek kontrolünde teknoloji ve veri kullanımı, emek sürecinin gerçekleşmesine olduğu kadar kontrol edilip değerlendirilmesine de ciddi değişiklikler getirmektedir. Bu yeni dijital kontrol araçlarının anlamı, işçi failliği ve öznellikleri üzerindeki etkileriyle ilişkili olarak incelenmektedir. Platform çalışmasının emek kontrolüne etkisi, uluslararası literatürde yüksek vasıflı işlerde uzaktan platform emeği çerçevesinde ya da teslimat ve ulaşım hizmetlerindeki düşük vasıflı yerel platform emeği çerçevesinde kapsamlı çalışmalara konu olmuştur. Platform çalışmasının bu tür biçimlerine gösterilen bu ilgiye rağmen, ev işleri ağırlıklı olarak platformlar aracılığıyla sunulmakta ve hem müşterilerin emek kontrolündeki rolü, hem de ev işlerinin doğası açısından emek kontrolü tartışmaları için önemli sonuçlar doğurmaktadır. Araştırma, Türkiye'de popüler bir platform olan Armut'ta sunulan temizlik ve çeşitli onarım hizmetleri gibi ev işçiliğine odaklanarak, düşük vasıflı platform emeğini incelemektedir. Çalışmada yapılandırmacı gömülü teori metodolojisi kullanılmıştır. Veriler, platform çalışanlarıyla yapılan görüşmeler ve kamuya açık platform video içerikleri aracılığıyla toplanmıştır. Çalışanlar ve müşteriler arasındaki müzakere kavramını ön plana çıkaran bir teori oluşturmak için platform çalışma modelleri arasında karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Bulgular, platformun rekabetçi ortamının önemli rolünün yanı sıra platform mekanizmalarının müzakerelerde işçiler pahasına müşterileri güçlendirmesinin işçilerin faillik duygusu üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Çalışma, müşterilerle müzakerelerde daha zayıf bir konuma düşmelerinin bir sonucu olarak, işçilerin emek sürecindeki failliklerini kaybettiklerini, profesyonel kimliklerinin zayıfladığını ve girişimci benliklerinin yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Bu süreçte rekabetin etkileri ve bunun sonucunda işçilerin örgütlenme olasılıklarının zayıflaması tartışılmaktadır.The thesis examines the labour control implications of digital labour platforms from the point of workers. The emergence of digital labour platforms had considerable effects on labour processes in many services which became dominated by digital form of mediation. In the absence of traditional labour control mechanisms in the platforms, the use of technology and data changed the way how the work is undertaken, as well as how it is controlled and evaluated. The meaning of these new instruments of control are studied in relations to their effects on worker agency and subjectivities. The effect of platform work in relation to labour control has been subject to extensive study, albeit with a dominant focus on high-skilled remote forms of platform work, or low-skilled local platform work in delivery and transportation services. Despite this attention in such forms of platform work, domestic work is offered predominantly through platforms, and has important implications for labour control discussion, in terms of the role of clients in the labour process as well as in terms of the personal nature of several forms of domestic work. The research is undertaken in a low-skilled platform work setting, focusing on domestic forms of work such as cleaning and various repair services offered at Armut, a popular platform in Turkey. Constructivist grounded theory methodology is employed in the study. The data was gathered through interviews with platform workers and through publicly available platform video content. A comparative analysis between platform working models as well as between cleaning and repair works was undertaken to build a theory bringing the negotiation concept between workers and clients to the fore. The findings suggest the substantive role of the competitive working model of the platform and that the platform mechanisms to empower clients at the expense of workers in negotiations have considerable effects on the sense of agency of workers. The study finds that as a result of a weaker position in negotiating with clients, workers lose their agency in the labour process, eroding their professional identities and resulting in the prevalence of entrepreneurial selves. The effects of competition in this process, as well as the resulting weakening of workers' organizational prospects are discussed
Grup üyeliğinin ve değerlerin sosyal norm uyumu ve yaptırımı üzerindeki etkileri: Deneysel bir çalışma
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Ekonomi Ana Bilim Dalı, Ekonomi Bilim DalıBu tez, kontrollü bir laboratuvar deneyinde minimal olarak tasarlanmış gruplar içinde ve arasındaki özgecil norm uyumunu ve uygulamasını incelemektedir. Tek seferlik bir üçüncü şahıs ceza oyunu kullanarak, Papua Yeni Gine'deki iki yerli kabile arasında özgecil norm uyumu ve norm uygulamasında "parokializm"in rolünü araştıran ufuk açıcı Bernhard et al. (2006) çalışmasının deneysel tasarım özelliklerini takip ediyoruz. Oyunda tarafsız bir gözlemci, bir diktatörün bir alıcıya transferini gözlemler ve diktatöre maliyetli bir ceza verebilir. (1) Üç oyuncunun da aynı gruptan olduğu, (2) alıcı ve üçüncü kişinin aynı gruptan, diktatörün diğer gruptan olduğu, (3) diktatör ve alıcının aynı gruptan, üçüncü kişinin diğer gruptan olduğu, (4) diktatör ve üçüncü kişi aynı gruptan, alıcının diğer gruptan olduğu dört tretman uyguluyoruz. Ek olarak, oyunun herhangi bir grup çerçevesi olmadan oynandığı bir kontrol tretmanı uyguluyoruz. Schwartz Değerler Anketi ile katılımcıların değer yönelimlerini de değerlendiriyoruz. Sonuçlarımızı Bernhard et al. (2006)'ınkilerle karşılaştırarak benzer norm uyumu ve uygulama davranışının minimal olarak tasarlanmış gruplarda ortaya çıkıp çıkmayacağını araştırıyoruz. Tretmanlar arasında transfer ve cezalarda önemli bir fark bulamasak da, diktatör ve alıcı aynı gruptan olduğunda üçüncü şahısların normları daha yumuşak bir şekilde uygulama eğiliminde olduklarını gözlemliyoruz. Sonuçlarımız, daha yüksek transferlerin daha az cezalandırıldığını gösteriyor. Ayrıca, katılımcıların değer yönelim- lerinin, transferler ve cezalarla ilgili kararları ve inançları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu bulduk.This thesis examines altruistic norm compliance and enforcement within and between minimally designed groups in a controlled laboratory experiment. Utilizing a one-shot third-party punishment game, we follow the experimental design features of the seminal study Bernhard et al. (2006), which investigates the role of parochialism in altruistic norm and enforcement among two indigenous tribes in Papua New Guinea. In the game, an impartial observer monitors the transfer by a dictator to a recipient and can impose a costly punishment on the dictator. We employ four treatments at which (1) all three players are from the same group, (2) the recipient and the third party are from the same group, while the dictator is from the other group, (3) the dictator and the recipient are from the same group, while the third party is from the other group, (4) the dictator and the third party are from the same group, while the recipient is from the other group. Additionally, we run a control treatment at which the game is played without any group framing. We also assess the subjects' value orientations via Schwartz's Values Survey. We compare our results with those of Bernhard et al. (2006) to investigate whether similar norm compliance and enforcement behaviour could be elicited in minimally designed groups. Although we find no significant differences in the transfers and punishments between treatments, we observe that the third parties tend to enforce norms more leniently when the dictator and recipient are affiliated with the same group. Our results show that higher transfers are punished less. Furthermore, we find that subjects' value orientations have a significant impact on their decisions and beliefs regarding transfers and punishments
Bir göçmen şehir: İstanbul'da kent vatandaşlığının kuşak analizi
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Siyaset Bilimi Ana Bilim Dalı, Siyaset Bilimi Bilim DalıBu çalışmanın amacı, farklı kuşaklara mensup göçmenlerin İstanbul'u bir kentsel alan olarak nasıl deneyimlediğini anlamaktır. Çalışma, kent vatandaşlığıcve kent hakkına ilişkin çeşitli mekansal pratikleri ve deneyimleri irdelemektedir. Göçmenlerin hangi araçlar, yöntemler ve taktikler aracılığıyla kentsel mekanı kendilerine mal etmeye çalıştıklarını sorgulamaktadır. Böylelikle, göçmenlerin günlük kent vatandaşlığı deneyimlerinin, kentsel aidiyet duygularına ve İstanbul'u kentsel bir mekan olarak nasıl algiladıklarına ışık tutmaktadır. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerine dayalı kuşak analiz ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Sinop'tan İstanbul'a göç etmiş olan yedi farklı ailenin üç kuşağı ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelere dayanmaktadır. Üç kuşağa dayanan kuşak analizi, çalışmanın alana sunduğu önemli bir katkıdır. Buna ek olarak, tez kent vatandaşlığı ve kent hakkı kavramlarını yasal vatandaşlığa sahip, herhangi bir etnik, dini, cinsel veya siyasi azınlığı temsil etmeyen ve ayrımcılığa uğramamış bireyler açısından tartışarak alana katkı sağlamaktadır. Ayrıca, iç göç konusundaki literatüre kentsel vatandaşlık perspektifinden bakarak iç göç literatürüne farklı bir bakış açısı getirmektedir. Kent vatandaşlığı, kent hakkı, tüketim, günlük hareketlilik ve mekansal aidiyet kavramlarını bir araya getiren çok katmanlı bir kendine mal etme kavramsallaştırması ortaya koymaktadır.This study aims to understand how rural migrants from different generations appropriate Istanbul as an urban space. Accordingly, it investigates various means, tactics, and obstacles associated with their everyday urban appropriation, which are manifested through experiences and practices of urban citizenship and the right to the city. It sheds light on how urban migrants' everyday experiences of urban citizenship affect their feelings of urban belonging and perceptions of Istanbul as an urban space. To this end, it employs a generational analysis on the basis of the in-depth interviews conducted with three generations of seven families that migrated from Sinop to Istanbul
Türkiye'de muhafazakâr anti-entelektüelizmin sağ dergilerdeki tezahürü: 1968-1973
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Siyaset Bilimi Ana Bilim Dalı, Siyaset Bilimi Bilim DalıAnti-entelektüelizm tarihsel, siyasal, sosyal ve kültürel faktörlerin bir araya gelmesiyle oluşan karmaşık ve çok yüzlü bir olgudur. Anti-entelektüelizm entelektüele ve entelektüel faaliyete karşı duyulan şüphe ve düşmanlık olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma anti-entelektüelizm olgusunun muhafazakâr ideolojideki tezahürünü belirli bir tarihsel dönem içerisinde incelemektedir. Türkiye'de muhafazakâr anti-entelektüel söylem ile sosyo-politik değişim talepleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu iddia etmektedir. Muhafazakâr anti-entelektüel söylemin Türkiye'de 1960'lı yıllarla başlayan ve 1968-1973 yılları arasında ivmelenen siyasal ve toplumsal değişim taleplerini kontrol altına almak için kullanılan bir strateji olduğunu öne sürmektedir. Vaka çalışması yöntemini sosyal inşacı/yorumlayıcı bir yaklaşımla kullanarak muhafazakâr anti-entelektüel söylemin kurumsal, bireysel ve sosyo-politik hedeflerini tespit etmektedir. 1968-1973 yılları arasında muhafazakâr anti-entelektüel söylemin tekrarlayan temalarının "köksüzlük ve yabancılaşma," "lâdinilik," "gayrı ahlakilik," "devlete sadakatsizlik" ve "yararsızlık" olduğunu ortaya koymaktadır.Anti-intellectualism is a complex and multifaceted phenomena caused by an amalgamation of historical, political, social, and cultural elements. Anti-intellectualism is described as scepticism and hatred toward intellectuals and intellectual activity. This research investigates the manifestation of anti-intellectualism in conservative ideology during a particular time period. It asserts that there is a significant relationship between conservative anti-intellectual discourse and demands for socio-political change in Turkey. It contends that conservative anti-intellectual discourse is a strategy employed to control the demands for political and social change in Turkey that began in the 1960s and accelerated between 1968 and 1973. Using case study research with a social constructivist/interpretivist approach, it identifies the institutional, individual, and social-political targets of conservative anti-intellectual discourse. It reveals that "uprootedness and alienation," "irreligiosity," "immorality," "disloyalty to the state," and "impracticality" are the recurring themes of conservative anti-intellectual discourse between 1968 and 1973
Stereotactic radiotherapy treatment in a dog with appendicular osteosarcoma: a case report
Osteosarcoma accounts for 85% of malignant bone tumors in dogs, and it is almost always fatal, even if diagnosed early. Lameness, reflecting the location of the lesion, is usually the earliest symptom. Surgery, radiotherapy and chemotherapy methods are used in the treatment of osteosarcoma. An advanced treatment technique, stereotactic radiation therapy, is an alternative for dogs who cannot undergo amputation or limb-sparing procedures. Stereotactic radiation therapy involves the delivery of high-dose radiation fractions (20 to 30 Gy) to the target area using an external beam of radiation, sparing surrounding tissues with submillimeter accuracy. The aim of this study is to present the clinical findings, pathological diagnosis and stereotactic radiotherapy results of appendicular osteosarcoma tumor in an eight-year-old female Cane Corso Italian Mastiff dog. In the clinical examination, an eight-year-old female Cane Corso Italian Mastiff breed with lameness, local swelling and pain in the left hind foot, and an X-ray examination performed on a 60 kg dog, revealed osteolysis in the distal left fermur. The surgically obtained biopsy specimen was subjected to tissue follow-up procedures in the pathology laboratory, and the diagnosis of productive type osteosarcoma was made after histopathological evaluation. A 36 Gy stereotactic body radiation therapy protocol was created for the case in 3 fractions. A decrease in local pain and neoplastic swelling was noted within a short time after the radiation therapy sessions ended. At the end of the 6-month follow-up, re-lesion development was observed in the primary tumor area. Chemotherapy sessions were started with a dose of 300mg/m2 carboplatin. Pulmonary metastasis was detected in the clinical oncological follow-up of the patient who survived for approximately 2 years with radiotherapy and chemotherapy. Although the average survival time after diagnosis is 2 months in malignant osteosarcoma cases, the process can take up to 6 months with amputation and chemotherapy. On the other hand, we aim to raise awareness with this presentation that stereotactic radiotherapy applications are a successful method in recent times, as well as having a positive effect on pain management, average survival time and quality of life
In the context of freedom of expression offense of disclosure, publication and targeting of a public official who takes part in the fight against terrorism (Anti-Teror Law art. 6/1)
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim DalıTerörle Mücadele Kanunu, yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 6, 7 ve 8. maddeleriyle ifade ve basın özgürlüğünü sınırladığı yönünde eleştirilere konu olmuştur. Bu suçlardan birisi de ise 6. madde 1. fıkrada düzenlenen "terörle mücadelede görev almış kamu görevlisinin hüviyetinin açıklanması, yayınlanması ve hedef gösterilmesi" suçudur. Düzenleme, yasa görüşmelerinden başlayarak terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin başta işkence olmak üzere hukuka aykırı fiillerine dair haber yapılmasını engelleyeceği ve bireylerin hak arama hürriyetlerini kısıtlayacağı endişesiyle tartışmalara yol açmıştır. Suç, açıklama, yayınlama ve hedef gösterme türünden büyük ölçüde basın yoluyla gerçekleşebilecek fiilleri cezalandırmaktadır. Bu nedenle başta "terör" ve "hedef gösterme" tanımının belirsizliği ve soyut tehlike suçu olması bakımından, TMK m. 6/1, basın ve ifade özgürlüğü ile çatışma halindedir. Bu kapsamda çalışmamızda, suçun unsurları bakımından incelemesi yapılarak Anayasa'ya aykırılıkları tespit edilecektir.Anti-Terror Law No. 3713 has been criticised for limiting the freedom of the press and expression with Articles 6, 7 and 8 on crimes committed through the press starting from the date of its entry into force. One of these crimes is the crime of "disclosure, publication and targeting of the identity of a public official who took part in the fight against terrorism", which is regulated in paragraph 1 of Article 6. The regulation led to discussions with the concern that it would prevent reporting on illegal acts, especially torture, by public officials who took part in the fight against terrorism, starting with the law negotiations, and would restrict the freedoms of individuals to seek their rights. The crime conflicts with freedom of the press and expression. It punishes acts such as disclosure, publication and targeting that can be committed largely through the press, the vagueness of the definition of "terrorism" and "targeting" and the fact that it is an abstract endangerment crime. Within the scope of our study, a comprehensive examination of the crime will be carried out and violations of the Constitution will be determined