9301 research outputs found
Sort by
Foucault ve Kant'ın eleştirel geleneği
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Felsefe ve Toplumsal Düşünce Ana Bilim DalıBu tez, Foucault'nun Kant ile ilişkisini, Foucault'nun "Kant'ın eleştirel geleneğine" bağlılığını mercek altına alarak incelemektedir. Tez biri felsefi, diğeri tarihsel olmak üzere iki temel argümanı tartışmayı hedeflemektedir: felsefi argüman, Foucault'nun "düşünce" ve "düşünce sistemleri tarihi" kavramlarının tümüyle Kant'ın "düşünce" kavramına ait olduğu tezini savunmayı amaçlamakta; tarihsel argüman da Foucault'nun tüm felsefi kariyeri boyunca Kant ile irtibatının sürekli olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Foucault'nun Kant'ın kritik felsefesine bağlı olduğunu ilan ettiği Kant'ın Aydınlanma Nedir metni (1984) ve 1980'li yıllara ait pek çok retrospektif yazıları üzerine yapılan çalışmalarda, Foucault'nun Kantçılığı üç ana eksende tartışılır: Jürgen Habermas, Nancy Fraser, Richard Bernstein ve Jean L. Cohen ve Andrew Arato gibi düşünürler, Foucault'nun 1980'li yıllarda Kant'ın felsefesine 'dönüşünü' ve Kant'ın özgürlük ve otonomi gibi etik kavramlarına erken yıllarına göre daha sıcak bakışını bir 'felsefi apoloji' olarak değerlendirirler. 'Foucault'nun Kant'a dönüşü,' bu düşünürlere göre, onların en başından iddia ettikleri üzere, Foucault'nun felsefesinin temel tutarsızlıklar içerdiğinin ve normatif bir altyapıdan yoksun olduğunun geç de olsa bir itirafıdır. Colin Gordon, James Schmidt ve Thomas E. Wartenberg, Daniel Touey ve Amy Allen gibi ikinci grup düşünürler ise, Foucault'nun Kant'a dönüşünün Foucault'nun 1980'li yıllardaki etik felsefesiyle uyumlu olduğunu; Foucault'nun Kant'ın eleştirel felsefesinde "şimdiki zamanın kritik ontolojisi" anlamındaki "pozitif kritiği," "bir felsefi ethos" olarak moderniteyi ve kendi kritik anlayışında "solcu bir Kantçılığı" bulmasının kendi felsefesinin tutarlı bir devamı olduğunu savunurlar. Bu tez çalışması, Foucault'nun Kant ile ilişkisini onun 1980'li yıllardaki etik felsefesiyle dönemlendiren bu ikinci eksenin doğru, fakat eksik olduğunu savunmaktadır. Bu tez, Ian Hacking, Arnold Davidson, Pierre Hadot, Ferda Keskin ve Colin Koopman gibi, Foucault'nun Kant ile irtibatının en erken metinlerinden beri bir süreklilik içinde olduğunu, Foucault'nun Kant ile ilişkisinin daima çok yakın ve aktif bir diyalog halinde devam ettiğini savunan üçüncü grup Foucault yorumcularının argümanlarını desteklemektedir. Tezin ilk bölümünde Foucault'nun Kant ile ilişkisi üzerine bu zengin literatür üç kısımda incelenmektedir; Foucault ve Kant'ın Aydınlanma Nedir metinleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmekte; Foucault'nun 'iki farklı Kant' anlayışının olmadığı gösterilmekte; ve, tüm felsefesinin amacı, insanların tarih boyunca nasıl özneleştirildiğinin ve nesneleştirildiğinin tarihsel bir analizini yapmak olan Foucault'nun Kant'a 'dönüşü' olmadığı gibi, bir etik 'dönüşünün' de olmadığı savunulmaktadır. İkinci bölümde, Foucault'nun Kant ile ilişkisinde kritik rol oynayan kavramların ve felsefi tartışmaların kökenleri Kant, Hegel ve Marx (kritik, tarih ve rasyonalite), Bachelard, Canguilhem, Fransız tarihsel epistemolojisi ve Husserl ve Cavaillès'nin "tarihsel a priori" kavramı gibi düşüncelerde incelenmektedir. Bu felsefi arka plan üzerine, üçüncü bölüm, Foucault'nun tüm felsefesi boyunca Kant ile karşılaşmalarının bir izini sürmektedir: Lille Dersleri'nden (1952-1955) Kant'ın Antropolojisi'ne Giriş'e (1961), 'Sınırı Aşmaya bir Önsöz'den (1963) Kelimeler ve Şeyler (1966) ve Bilginin Arkeolojisi'ne (1969), Collège de France (1970-1984) derslerinden Kritik Nedir? (1978) ve Cinselliğin Tarihi Üçüncü Cilt, Kendilik Kaygısı'na (1984) kadar. Bu karşılaşmalar, Foucault felsefesinin Kant'ın kritik felsefesi ile hem bir karşı koyma hem de bir hayranlık ilişkisi içinde olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Foucault ve Kant, Foucault ve Kant'ın Eleştirel Geleneği, Foucault'nun Kant'a Dönüşü, Foucault'nun Eleştiri Kavramı, Eleştirel FelsefeThis thesis studies Foucault's relationship to Kant by focusing on Foucault's commitment to "Kant's critical tradition." The thesis discusses two main arguments, one philosophical and the other historical: the philosophical argument aims to defend the thesis that Foucault's concept of "thought" and "history of systems of thought" substantially belongs to Kantian concept of "thought"; whereas the historical argument aims to show that Foucault's encounters with Kant were constant and continuous throughout his entire philosophical career. Upon Foucault's essay on Kant's Was ist Aufklärung? (the 1984 version) and a number of his retrospective writings from the 1980s, in which Foucault announces that his philosophy belongs to Kant's critical tradition, Foucault's Kantianism is discussed in three main axes in Foucault studies: Thinkers such as Jürgen Habermas, Nancy Fraser, Richard Bernstein and Jean L. Cohen and Andrew Arato argue that 'Foucault's Kantian turn,' with some sympathy towards Kant's ideals of freedom and autonomy, is considered as a 'philosophical apology.' 'Foucault's Kantian turn' shows, for these thinkers, a belated self-confession that Foucault's philosophy suffers from fundamental theoretical inconsistencies and lacks 'a normative foundation.' On the other hand, a second group of commentators, such as Colin Gordon, James Schmidt and Thomas E. Wartenberg, Daniel Touey and Amy Allen claim that Foucault's Kantian turn is consistent with Foucault's philosophy focused on ethics in the early 1980s. They contend that Foucault's accounts of "positive critique," "critical ontology of the present," modernity as "a philosophical ethos" and "left Kantianism" are consistent continuations within his own philosophy. This dissertation argues that this second axis, which periodizes Foucault's relationship to Kant in his philosophy in the 1980s, is correct but incomplete. This dissertation supports the arguments of a third group of Foucauldian scholars, such as Ian Hacking, Arnold Davidson, Pierre Hadot, Ferda Keskin and Colin Koopman, who maintain that Foucault's contact with Kant has always been in continuity since his earliest texts, and that Foucault's dialogue with Kant has always been very close, intact and active. In the first chapter of the thesis, the rich literature on Foucault's relationship to Kant is examined in three parts; firstly, Foucault's Qu'est-ce que les Lumières? (1984) and Kant's Was ist Aufklärung (1784) are analyzed comparatively; secondly, it is argued that Foucault does not have "two Kants"; thirdly, it is claimed that Foucault, whose entire philosophy consists of individual historical works of the ways in which human-beings are subjectified and objectified throughout history, has no 'Kantian turn,' nor does it have 'an ethical turn.' In the second chapter of the thesis, the philosophical origins of the fundamental concepts and debates that play a central role in Foucault's relationship to Kant are examined in Kant, Hegel and Marx on critique and "reason-in-history," Bachelard, Canguilhem, French historical epistemology, and Husserl and Cavaillès' concept of "the historical a priori." After this philosophical background, the third chapter of the thesis surveys Foucault's encounters with Kant throughout his philosophy: from The Lille Lectures (1952-1955) to Introduction à l'Anthropologie de Kant (1961) and to 'Préface à la transgression' (1963), from Les mots et les choses (1966), to L'archéologie du savoir (1969), from the Lectures at the Collège de France (1970-1984) and 'Qu'est-ce que la critique?' (1978) to the Third Volume of Histoire de la sexualité, Le souci de soi (1984). Foucault's encounters with Kant show that Foucault's philosophy has been in a continuous relationship of both resistance and admiration with Kant's critical philosophy. Keywords: Foucault and Kant, Foucault and Kant's Critical Tradition, Foucault's Kantian Turn, Foucault's Concept of Critique, Critical Philosoph
Taklit ürün satın alma davranışında tutumların rolünü anlamak
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, İşletme (İngilizce) Ana Bilim Dalı, İşletme Bilim DalıTaklitçiliğin ve taklit lüks ürünlerin artışının işletmeler, tüketiciler ve küresel ekonomi için zorluklar yarattığı günümüzde, tüketicilerin taklit ürün satın alma kararlarının arkasındaki nedenleri ve bu tür davranışlarla ilişkili etik kaygıları anlamak büyük önem taşımaktadır. Bu konu son zamanlarda dikkat çekmeye başlamış olmakla birlikte, tüketicilerin bilinçli olarak taklit ürün satın almalarına ilişkin hala daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaçtan hareketle, bu çalışma öncelikle bilgi fonksiyonun rolünü ve diğer tutum fonksiyonları ile ilişkisini ve ahlaki ayrışmanın ve taklit eğiliminin algılanan benzerlik ve taklit ürün satın alma niyetini nasıl etkilediğini incelemektedir. Çalışma aynı zamanda duygusal marka bağlılığının ve öz benlik uyumunun düzenleyici etkilerini de araştırmaktadır. Çalışma için lüks çanta kategorisinden iki marka ana markalar olarak seçilmiş ve katılımcılar aynı ürünün taklit ve orijinal versiyonu olmak üzere iki görseli içeren marka koşullarından birine rastgele atanmıştır. Veriler, çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak 306 kadın tüketiciden oluşan bir örneklemden toplanmıştır. Önerilen modeli ve hipotezleri test etmek için Smart PLS 4.0 kullanılarak kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi (PLS-SEM) uygulanmıştır. Bulgular, bilgi işlevinin orijinal ve taklit ürünler arasındaki algılanan benzerliği olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca analiz, ahlaki ayrışmanın taklit ürün satın alma niyeti üzerindeki olumlu etkisini de desteklemektedir. Bulguların, bilinçli taklit tüketimin altında yatan motivasyonlara daha fazla destek sağlayarak ve bu bağlamda bilgi işlevi, ahlaki ayrışım ve taklit eğiliminin oynadığı kritik rolü vurgulayarak taklit ürünlerle ilgili literatüre değerli katkıda bulunacağına inanılmaktadır.The growth of counterfeiting and counterfeit luxury goods continues to pose challenges for businesses, consumers, and the global economy. It is of utmost importance to understand the reasons behind consumers' decisions to buy counterfeit products and the ethical concerns associated with such behavior. Although this subject has gained attention lately, there is still a need for further investigation into consumers' deliberate purchasing of counterfeit goods. Based on this need, this study primarily examines the role of the knowledge function and its relationship with the other attitude functions, along with how moral decoupling and counterfeit proneness affect perceived similarity and counterfeit purchase intention. It also investigates the moderating effects of emotional brand attachment and self-congruence. For the study, two brands from the luxury handbag category were selected as the parent brands, and the participants were randomly assigned to one of the brand conditions in which they viewed two images – a counterfeit and a genuine version- of the same product. The data is collected from a sample of 306 female consumers using an online survey. To test the proposed model and the hypotheses, partial least square-structural equation modeling (PLS-SEM) was employed using Smart PLS 4.0. The findings reveal that knowledge function negatively influences the perceived similarity between original and counterfeit products. Moreover, the analysis supports the positive effect of moral decoupling on counterfeit purchase intention. These findings are believed to be particularly valuable in contributing to the literature on counterfeits by providing further support for the underlying motivations of deliberate counterfeit consumption and enhancing this stream of research further by highlighting the critical roles of knowledge function, moral decoupling, and counterfeit proneness in this context
COVID-19 Pandemisi ile Mücadelede XR, AI, IoT ve 5G Uygulamaları
To struggle the devastating impact of the Coronavirus disease pandemic, governments have had to implement containment and closure policies. While these practices caused the disruption of activities in many sectors, on the contrary, they led to an increase in demand for healthcare, making it necessary to operate above the capacity to make control of contagious. In this context, there has been an increase in the use of innovative technologies such as extended reality, artificial intelligence, internet of things, and 5G in order to effectively fight against the pandemic. In this review, it is aimed to reveal the fields of usage and model implementation of related innovative technologies during the pandemic process. These technologies have provided various benefits for health facilities, health workers, patients, and health systems, in many areas such as the delivery of health care for COVID-19, application of diagnosis and treatment methods, medical education, public health, and health promotion. These benefits can be summarized as improving customer service and quality, saving resources and providing competitive advantages for health facilities; protecting and promoting health, ensuring patient safety and cost savings for patients; providing a safe working environment for health care workers; providing effective capacity utilization and balance between supply and demand for healthcare, health care worker training, improving public health, propounding data reliability and traceability for healthcare systems. In crisis situations such as like a pandemics in healthcare processes, governments must inevitably use innovative technologies. In this context, it is important to consider these technologies while developing policies for both workforce training and existing infrastructure in healthcare.Koronavirüs hastalığı pandemisinin yıkıcı etkisiyle mücadelede hükümetler, sınırlama ve kapanma politikaları uygulamak durumunda kalmıştır. Bu uygulamalar pek çok sektörde faaliyetlerin aksamasına sebep olurken, sağlık hizmetleri sektöründe aksine talep artışına yol açarak bulaşıcılığın kontrolünü sağlayacak şekilde kapasite üzerinde faaliyet gösterilmesini gerekli kılmıştır. Bu kapsamda pandemi ile etkin bir şekilde mücadele edebilmek için genişletilmiş gerçeklik, yapay zekâ, nesnelerin interneti ve 5G gibi yenilikçi teknolojilerin kullanımında artış görülmüştür. Bu derlemede pandemi sürecinde ilgili yenilikçi teknolojilerin kullanım alanlarının ve örnek uygulamalarının ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu teknolojiler, COVID-19’a yönelik sağlık hizmetlerinin sunumu, teşhis ve tedavi yöntemlerinin uygulanması, tıp eğitimi, halk sağlığı ve sağlığın geliştirilmesi gibi pek çok alanda sağlık işletmeleri, sağlık çalışanları, hastalar ve bir bütün olarak sağlık sistemleri için çeşitli faydalar sağlamıştır. Bu faydalar sağlık işletmeleri için müşteri hizmetleri ve kalitenin geliştirilmesi, kaynak tasarrufu ve rekabet üstünlüğünün sağlanması; hastalar açısından sağlığın korunması ve geliştirilmesi, hasta güvenliğinin ve maliyet tasarrufunun sağlanması; sağlık çalışanları için daha güvenli bir çalışma ortamının sağlanması; sağlık sistemlerine ise etkin kapasite kullanımı, sağlık hizmetleri arz ve talep dengesinin sağlanması, sağlık insan gücü eğitimi, halk sağlığının geliştirilmesi, veri güvenilirliği ve izlenebilirliğinin sağlanması olarak özetlenebilir. Sağlık hizmeti süreçlerinde pandemi gibi kriz durumlarında hükümetlerin yenilikçi teknolojileri kaçınılmaz olarak kullanması gerekmektedir. Bu doğrultuda sağlık hizmetlerinde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek için bu teknolojilerin hem insan gücü yetiştirme hem de mevcut altyapıya yönelik politikaların geliştirilmesinde kullanımı önem arz etmektedir
Augmented disturbance and force observers for high frequency motion control applications
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Elektrik-Elektronik Mühendisliği Ana Bilim DalıBu tez, çeşitli uygulamalarda gürbüzlük için yaygın olarak kullanılan Bozan Etmen Gözlemleyici (DOB) ve Tepki Kuvveti Gözlemleyici (RFOB) yapılarının genişletilmiş bir versiyonunu sunar. Geleneksel yöntemler, doğrusallığı azaltan ve hatalara yol açabilecek bozulmaları veya reaksiyon kuvvetlerini tahmin etmek için genellikle alçak geçiren süzgeç kullanır. Bu sınırlamaların üstesinden gelmek için, bozulma ve kuvvet tahmininde doğrusallığı ve doğruluğu iyileştirmek için türev ve ölçekleme işlemlerini içeren yeni bir algoritma önerilmiştir. Genişletilmiş RFOB, özellikle, gözlemci performansını önemli ölçüde etkileyebilecek olan, güç geri bildiriminde doğal gürültü sorununu ele almaya odaklanır. Bu sorunun üstesinden gelmek için, gürültünün olumsuz etkilerini azaltmak ve böylece RFOB performansını artırmak için bir çözüm sunan artırılmış bir kuvvet kontrolcüsü tanıtıldı. Bu tezin katkıları, pratik mühendislik sistemlerinde daha etkili ve verimli bozan etmen ve kuvvet gözlemcilerinin geliştirilmesi için önemlidir. Bozan etmen ve kuvvet tahminlerinin doğruluğunu ve doğrusallığını iyileştirerek, önerilen genişletilmiş DOB ve RFOB yapıları, çeşitli gerçek dünya uygulamalarında daha güvenilir ve gürbüz kontrol sağlayabilir. Genel olarak, bu çalışma yalnızca mevcut bozan etmen ve kuvvet gözlemcilerinin yeteneklerini genişletmekle kalmaz, aynı zamanda gözlemci tabanlı kontrol metodolojilerinde gelecekteki ilerlemeler için temel oluşturur. Bu tezde sunulan önerilen algoritmalar ve gelişmiş kontrolcü, bozulma ve kuvvet tahmin tekniklerinin ve bunların pratik mühendislik sistemlerindeki uygulamalarının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunur. Sonuç olarak, bu araştırma, daha gürbüz ve doğru kontrol stratejileri sağlayarak endüstriyel otomasyondan robotiklere ve ötesine kadar çok çeşitli alanları etkileme potansiyeline sahiptir.This thesis presents an extended version of the Disturbance Observer (DOB) and Reaction Force Observer (RFOB) structures, which are widely used for robustness in various applications. Traditional methods often employ low-pass filters to estimate disturbances or reaction forces, which may introduce nonlinearity and errors. To overcome these limitations, a novel algorithm is proposed, incorporating derivative and scaling operations to improve linearity and accuracy in disturbance and force estimation. The extended RFOB, in particular, focuses on addressing the challenge of inherent noise in force feedback, which can significantly impact observer performance. To tackle this issue, an augmented force controller is introduced, offering a solution to mitigate the adverse effects of noise and thereby enhancing the RFOB performance. The contributions of this thesis are significant for the development of more effective and efficient disturbance and force observers in practical engineering systems. By improving the accuracy and linearity of disturbance and force estimations, the proposed extended DOB and RFOB structures can provide more reliable and robust control in various real-world applications. Overall, this work not only extends the capabilities of existing disturbance and force observers but also lays the foundation for future advancements in observer-based control methodologies. The proposed algorithms and controller augmentation presented in this thesis contribute to a better understanding of disturbance and force estimation techniques and their application in practical engineering systems. As a result, this research has the potential to impact a wide range of fields, from industrial automation to robotics and beyond, by enabling more robust and accurate control strategies
İnovasyon ekosistemlerini anlamak: Finans ve sigorta teknolojileri ekosistemi vakası
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, İşletme Ana Bilim Dalı, İşletme Yönetimi ve Organizasyon Bilim Dalıİnovasyon ekosistemleri, birlikte yaratan, birlikte üreten ve birlikte gelişen çeşitli paydaşları içeren karmaşık ve çok yönlü yapılardır. Bu çalışma, bu ekosistemlerin nasıl çalıştığını anlamak için İstanbul Türkiye'deki bir finansal teknolojiler ekosis-temini incelemektedir. Amaç, aktörlerin ekosistem içinde üstlendiği rolleri ve değer yaratma süreçlerini anlamak için inovasyon ekosisteminin nasıl yöntemler kullandığını anlamaktır. Bunu sağlamak için vaka çalışması metodolojisi kullanılmış, katılımcı gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Toplanan veriler tematik analiz yoluyla analiz edilmiştir. Çalışma, ekosistemlere erişime dair kural ve sınırların, ekosistemlerin yapısını ve ekosistem içi değer dağılımını önemli ölçüde etkilediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışma, inovasyon ekosistemleri üzerine daha önce yapılan araştırmalarla tutarlı olarak Fintech İstanbul ekosisteminde bilgi paylaşımının ve teknoloji transferini teşvik etmede iletişimin rolünü vurgulamaktadır. Yüz yüze etkileşim, bilgi alışverişini teşvik eder ve firmalar arasındaki ortaklık sayısını artırır. Sonuçlar ayrıca inovasyon ekosistemlerine katılma motivasyonlarının çıkarılan değerlerle uyumlu olduğunu da gösterdi. Sonuç olarak, potansiyel üyeleri ekosisteme çekerken, ekosisteme katılma motivasyonları orada üretilecek değeri gösterir. Anahtar Kelimeler: inovasyon ekosistemleri, bilgi hareketliliği, ağ düzenlemesi, ekosistem aktör rolleri, aktörler arası iletişimThe innovation ecosystems are complex and multifaceted structures involving di-verse stakeholders that co-create, co-produce, and co-evolve. This study examines a financial technologies ecosystem in Istanbul, Turkey to understand how these eco-systems work. The goal is to understand the actors' roles within the ecosystem and how the innovation ecosystem is orchestrated to understand the value-creation pro-cesses. The case study methodology has been employed, and participant observation and semi-structured interviews have been conducted to achieve that. The data gath-ered has been analyzed through thematic analysis. The study reveals that the rules and boundaries governing access to ecosystems sig-nificantly impact the structure and distribution of value within the ecosystems. Fur-thermore, the study highlights the role of communication in promoting knowledge sharing and technology transfer. Face-to-face interaction fosters information ex-change and expands the number of partnerships between firms. The results also demonstrated that motivations to join the innovation ecosystems are aligned with extracted values. As a result, when drawing potential members into the ecosystem, their motives indicate the value that will be produced there. Keywords: innovation ecosystems, knowledge mobility, network orchestration, ecosystem actor roles, communication between actor
The Relationshıp Between Organızatıonal Cynicism, Organizational Sabotage and Intention to Leave in Tourism Businesses: The Case of Edirne Province
Örgütsel sinizm, örgütsel sabotaj ve işten ayrılma niyeti gibi olumsuz örgütsel davranışlar turizm işletmelerinde verilen hizmeti olumsuz etkileyebilmektedir. Bu noktada çalışmanın amacı, turizm işletmelerinde hizmet veren çalışanların örgütsel sinizm, örgütsel sabotaj ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermektir. Araştırmada, Edirne’nin Merkez ilçesinde faaliyet gösteren turizm işletmelerinde hizmet veren 231 çalışana anket uygulanmıştır. Her bir değişkenin birbiriyle olan ilişkisini belirleyebilmek adına korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda örgütsel sinizm ile örgütsel sabotaj ve işten ayrılma niyeti arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Bununla beraber, örgütsel sabotaj ile işten ayrılma niyeti arasında da pozitif ilişki bulgulanmıştır. Ayrıca araştırmada, duyuşsal sinizm ve işten ayrılma niyetinin çalışanların yaşlarına göre, işten ayrılma niyetinin ise çalışanların toplam çalışma sürelerine göre farklılaştığı da çalışmanın farklı bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır
Storytelling in advertising and measuring its effects
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Pazarlama İletişimi Ana Bilim DalıReklamda Hikâye Anlatımı ve Etkilerinin Ölçülmesi isimli tez çalışması, kısa bir bakış olarak hikâyeyi ve yapısını, özel olarak hikâyenin reklam filmlerindeki kullanımını, bu kullanımın izleyenler üzerindeki etkilerini ve temel bir anlatım biçimi olarak hikâyenin yine reklam içeriklerindeki olanaklarını ve sınırlılıklarını konu edinmektedir. Araştırmanın önermesi, hikâye anlatımlı reklamların hikâye anlatımlı olmayan reklamlarla kıyaslandığında insanları daha çok etkilediği ve bu bir dizi etkinin ise reklamın temel amacı olan satın alma niyetini olumlu yönde tetiklediği üzerinedir. Araştırma sorusunu incelemek ve analiz etmek için güncelleştirilmiş bir model olan Beş Aşamalı Etkiler Hiyerarşisi tercih edilmiştir. Analizler için SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Benzer denilebilecek araştırmalardan farklı olarak modelin tüm aşamalarında her hipotezi doğrulayacak şekilde hikâye anlatımlı reklamların lehine net ve tutarlı sonuçlara ulaşılmıştır.The thesis study titled "Storytelling in Advertising and Measurement of Its Effects" focuses briefly on storytelling and its structure, and specifically on its application in advertising films. The study explores the influences of this usage over viewers, discussing the potentials and limitations of storytelling as a fundamental narrative form in advertising contents. The research proposition suggests that advertisements based on storytelling have a higher impact on people than non-storytelling ones. Furthermore, a range of storytelling effects serve to positively stimulate the targeted outcome of advertising, namely the intention of purchasing. The Five-Stage Hierarchy of Effects, an adapted model of the marketing theory, was preferred to examine and analyze the research question. The SPSS 25.0 software package was used to perform the analyses. In contrast to the findings of comparable studies and confirming each hypothesis in every stage of the model, conclusive and consistent results in support of storytelling-based advertisements were found
Nutrition in children ınfected with Human Immunodeficiency Virus (HIV)
Edinsel immün yetmezlik sendromu, insan immün yetmezlik virüsünün neden olduğu bağışıklık sistemini zayıflatan bir enfeksiyon hastalığıdır. Günümüzde insan immün yetmezlik virüsü ve edinsel immün yetmezlik sendromu çocuklar için önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan immün yetmezlik virüsü / Edinsel immün yetmezlik sendromu Ortak Programı 2020 yılı raporlarına göre, insan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocukların yaklaşık yarısı antiretroviral tedavi alabilmekte ve pediatrik insan immün yetmezlik virüsü enfeksiyonunun tedavisi, kaynakları kısıtlı olan ülkelerde zorlu olmaya devam etmektedir. İnsan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocuklarda anormal vücut yağ dağılımı, insülin direnci, kemik yoğunluğunda azalma ve lipodistrofi sendromu gibi komplikasyonlar görülebilmektedir. Malnütrisyon ise, hastalığın progresif ilerlemesinde hızlandırıcı bir etkendir ve erken ölüm riskinin artmasına, yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, insan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocuklarda beslenme değerlendirmesi ve desteğinin önemli olduğunu bildirmektedir. Bununla beraber Beslenme ve Diyetetik Akademisi, tıbbi beslenme tedavisinin bu popülasyon için rutin bakıma entegrasyonunu desteklemekte ve insan immün yetmezlik virüsü ile yaşayan çocukları hedef alan bireyselleştirilmiş tıbbi beslenme tedavisini önermektedir. Bu derlemede insan immün yetmezlik virüsü ve edinsel immün yetmezlik sendromu ile yaşayan çocuklarda beslenme ile ilişkili klinik sorunlar, antiretroviral tedavinin yan etkileri ve tıbbi beslenme tedavisi hakkında güncel yaklaşımlar incelenmiştir.Acquired immunodeficiency syndrome is an infectious disease caused by the human immunodeficiency virus, which weakens the immune system. Today, human immunodeficiency virus and acquired immunodeficiency syndrome continue to be an important public health problem for children. According to the United Nations Joint Program on human immunodeficiency virus / acquired immunodeficiency syndrome 2020 reports, nearly half of children living with human immunodeficiency virus can receive antiretroviral therapy, and the treatment of pediatric human immunodeficiency virus infection remains challenging in resource-constrained countries. Complications such as abnormal body fat distribution, insulin resistance, decreased bone density, and lipodystrophy syndrome can be seen in children living with human immunodeficiency virus. Malnutrition is an accelerating factor in the progressive progression of the disease and causes an increase in the risk of premature death and a decrease in the quality of life. The World Health Organization reports that nutritional assessment and support are important in children living with human immunodeficiency virus. However, the Academy of Nutrition and Dietetics supports the integration of medical nutrition therapy into routine care for this population and recommends individualized medical nutrition therapy targeting children living with human immunodeficiency virus. In this review, clinical problems related to nutrition in children living with human immunodeficiency virus and acquired immunodeficiency syndrome, side effects of antiretroviral therapy, and current approaches to medical nutrition therapy were examined
Türkiye'de tüketicilerin değer algısı, çevrimiçi alışveriş tutumu ve e-ticaret davranışlarının araştırılarak takviye edici gıda ürünlerinde e-sadakat oluşumu
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Pazarlama Bilim Dalıİletişimin giderek dijitalleşen doğası, işletmeleri müşterilerle sanal pazarlama stratejileri oluşturarak uygulamaya mecbur kılıyor. Bununla birlikte gıda takviyesi firmaları dâhil olmak üzere birçok şirket, geleneksel pazarlama uygulamalarını bu yeniçağın iş platformunun gereksinimlerine göre uyarlayıp harekete geçmeye başladı. Bu çalışma, e-ticaret şirketlerinden gıda takviyesi ürünleri satın alma eğiliminde olan tüketicilerin çevrimiçi sadakat tutumunun nasıl oluştuğuna etki eden faktörleri incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Önerilen modelde, çevrimiçi sadakat oluşturmak için internet üzerinden gıda takviyesi satan e-ticaret siteleri ve tüketiciler arasındaki ilişkinin derecesi araştırılmaktadır. Online sadakatin ana belirleyicileri faktörleri olan çevrimiçi güvenilirlik ve güvenlik, marka bağlılığı, web sitesi özellikleri ve teknolojik altyapı, müşteri hizmetleri ve memnuniyet tarafından oluşturulan beş önemli boyutu inceleyerek etkileyen faktörlerin daha derin bir şekilde analizi yapılmıştır. Bu araştırma, gıda takviyesi endüstrisinde faaliyet gösteren e-ticaret siteleri için, mevcut müşterileri elde tutmak ve yenilerini kazanmak adına tüketici ilişkilerinin bir sonucu olarak çevrimiçi sadakat düzeyinin nasıl oluşturulacağı ve arttırıldığı konusunda bazı önemli noktaları aydınlatmayı amaçlamaktadır. Önerilen model çevrimiçi sadakati etkileyen faktörleri içerirken, bu çalışma diğer araştırmalardan farklı olarak tüketicilerin çevrimiçi gıda takviyesi ürünleri satın alma eğiliminden doğan çevrimiçi sadakat yaratma arasındaki ilişkiyi aynı model içerisinde incelemektedir. Örneklem olarak, Türkiye'de yaşayan yüz elli sekiz çevrimiçi gıda takviyesi alıcısı bu araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Bu makale, çevrimiçi gıda takviyesi satın alım yapan tüketiciler için gıda takviyesi endüstrisinin çevrimiçi sadakat kavramı konusundaki eksikliğine ışık tutmaktadır. Daha önce yapılan araştırmalara ek olarak bu çalışma, gelecekteki araştırmacılara, sosyal medya çağının popüler ve yeni trend platformu Meta verse uygulamalarını inceleyip farklı demografik ve coğrafik özelliğe sahip örneklemler ile online sadakat boyutlarının etkilerini dikkate almalarını tavsiye ediyor.The increasingly digitized nature of communication compels businesses to engage with clients in virtual marketplaces and, as a result, companies including food supplement providers try to adapt their conventional marketing practices according to the requirements of this new era business platform. Essential constitutions as purpose of this study is to understand affecting factors of e-trade companies to create e-loyalty attitude by consumer intent to buy online food supplement products. The proposed model investigates the degree of relationship between e-traders and consumers to build e-loyalty. It offers a deeper understanding of relatively affecting factors by examining five important dimensions which are constituted by online trust and security, brand commitment, website features and technological infrastructure, customer service and satisfaction that are prime determinants of e- loyalty. The paper is aimed to enlighten some important points for e-traders operating in the food supplement industry about how to build and increase the level of e-loyalty as an outcome of consumer relationships to retain existing customers and gain the new ones. While the proposed model includes effective factors of e-loyalty, this study, different from other research, investigates a relationship between consumers' intention to buy online food supplement products and satisfaction to create e-loyalty as an outcome in the same model. As a sample, a hundred fifty-eight online food supplement buyers living in Turkey participated voluntarily in this survey. This paper enlightens the lack of the food supplements industry on e-loyalty concept for consumers who make online drug purchases. Instead of previous literature, this study advises future researchers to consider other dimensional effects of e-loyalty such as by a new era of social media emerging trend named Meta Verse with numerous demographic characteristics in other nations
I?şyerı?nde zorbalık deneyı?mlerı?nı? zorbalığa maruz kalan çalışanların bakış açılarından anlamak: Olumlu bı?r sonucu olabı?lı?r mı??
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Psikoloji Ana Bilim Dalı, Örgütsel Psikoloji Bilim DalıBu araştırma, iş yerinde zorbalığa uğramış çalışanların deneyimlerini kendi bakış açıları ve duygularından yola çıkarak anlamaya çalışmıştır. Bunun yanında iş yerinde zorbalığın "dayanıklılık" gibi bir olumlu sonucunun olup olmadığıaraştırılmıştır. Dayanıklılığın araştırma sonuçlarından biri olarak tespit edildiği noktada, katılımcıların hangi durumlarda dayanıklı hissetiklerine ve hangi durumların dayanıklılığı desteklediğine de bakılmıştır. Bunun yanında, çalışanların mevcut durumlarına da bakan araştırma, çalışanların yaşadıkları zorbalık deneyiminin onlarda yarattığı negative etkinin geçip geçmediği diğer bir deyişle iyileşme durumlarına odaklanmış, çalışanların bu konuyla ilgili verdikleri yanıtların arkasında yer alan faktörler de anlaşılmaya çalışılmıştır. Son olarak, bu araştırmayla çalışanların iş yerinde zorbalığın çözümüne dair önerilerine ışık tutmak amaçlanmıştır. Araştırmaya katılmak isteyen gönüllülere ulaşmak için sosyal medyada araştırma için bir ilan yayımlanmıştır. Araştırmaya katılmak isteyen sekiz gönüllü ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, iş yerinde zorbalığa uğramış olan, bununla birlikte iş ya da bölüm değiştirdikleri için hali hazırda zorbalık görmeye devam etmeyen kişilerdirSoruların anlaşılırlığını ve değişime ihtiyaç olup olmadığını anlayabilmek için bir pilot görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler video kayıt cihazıyla kaydedilmiş ve Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz (IPA) bakış açısı ile analiz edilmiştir. Mevcut araştırmanın sonuçlarına dayanarak, katılımcılarımızın zorbalık süreçlerinde kendilerini değersiz, işi yapmak için yeterli kapasiteye sahip olmayan, depresif, endişeli ve stresli hissettikleri söylenebilir. İşyeri zorbalığı katılımcıları olumsuz etkilemiş, bazı psikolojik ve fiziksel sorunlar yaşamalarına neden olmuştur. Öte yandan, katılımcılar zorbalıktan kurtulmak için çözüm arayışına girdiklerini, yönetimle veya zorbayla sorun hakkında konuşmak, sorunlarını aileleri, arkadaşları veya terapistleriyle paylaşmak, işlerinde başarılı olmak için işlerine odaklanmak, sınırları ihlal edildiğinde 'hayır' demek, yoga veya meditasyon gibi rahatlama tekniklerine başvurmak ve zorbalığın durmayacağını anladıklarında başka işler veya pozisyonlar aramak gibi sorunla başa çıkma yolları bulduklarını bildirmişlerdir. Bazıları zorbalığı hatırlatan durumlarla veya kişilerle karşılaştıklarında zorbalığın olumsuz etkilerini hissedebildiklerini ifade etseler de iyileşme ilgili mevcut teoriler ışığında, hayatlarından memnun olmaları ve sürece dair öğrendikleri şeyler olduğu düşünüldüğünde iyileştikleri söylenebilir. Katılımcılar, zorbalığın ortadan kaldırılmasında İK ve yönetim kademesinin sorumluluğunun kritik olduğunu düşünmektedir. Araştırmanın sonuçları, katılımcıların tamamının zorbalık nedeniyle işlerinden ayrılmaları ve katılımcıların zorbalığın çözümüne dair önerileri değerlendirildiğinde organizasyonların zorbalığı önlemeye öncelik vermeleri gerektiği ortaya çıkmaktadır. Anahtar kelimeler: İş yerinde zorbalık, IPA, olumsuz etkiler, dayanıklılık, organizasyonlarThe study aimed to understand workplace bullying from the perspectives and feelings of the bullied participants. Secondly, it aimed to understand whether there could be any positive outcome of workplace bullying, such as resilience, and if this is the case, in which situations participants feel resilient and the factors that supported resilience in our participants. Thirdly, it aimed to learn about the current situation of the participants, whether they thought they had recovered and tried to understand the factors behind their answers. Finally, this study aimed to shed light on participants' suggestions regarding the solution to workplace bullying. A social media ad was broadcast to reach the volunteers who wanted to participate in the research. Semi-structured, in-depth interviews were conducted with eight participants who contacted the researcher to participate in the research. Participants were bullied at work, but currently, bullying does not continue because either they resigned or changed departments. One pilot interview was done in order to understand whether there was a need to make a change in the questions. A voice recorder was used to record the interview. The recorded interviews are transcribed and analyzed with Interpretative Phenomenological Analysis (IPA). Based on the outcomes of the current research, it can be stated that our participants felt invaluable, not having enough capacity to do the job, depressed, anxious, and stressed during bullying. Workplace bullying impacted participants negatively as they had some psychological and physical problems. On the other hand, participants also reported that they did search for solutions to get out of the bullying, and they found ways of coping with the problem, like talking with management or bullies about the problem, sharing their problems with their families, friends, or therapists, focusing on their works to excel on them, saying 'no' when their borders have been breached, applying for relaxation techniques such as yoga or meditation, and searching for other jobs or positions when they understood bullying would not stop. Participants resigned or were transferred to other positions, but the bullying did not stop. Although some of them stated that they can feel the negative effects of bullying when they encounter situations or people that remind them of bullying, in the light of existing theories about recovery, it can be said that they have recovered, considering that they are satisfied with their lives and that they have learned something about the process. Participants think that the responsibility of HR and management is critical to eliminating bullying. Considering the results of the study, the fact that all of the participants left their jobs due to bullying, and the suggestions of the participants regarding the solution to bullying, it becomes clear that organizations should prioritize bullying prevention. Keywords: Workplace bullying, IPA, negative effects, resilience, organization