Istanbul Bilgi University

Istanbul Bilgi University Library Open Access
Not a member yet
    9301 research outputs found

    Economic policy uncertainty and corporate cash holdings: the moderating role of country-level of corruption and uncertainty avoidance

    No full text
    This paper investigates the relationship between economic policy uncertainty and corporate cash holdings using data from seven emerging countries for the 2010-2018 period. Empirical results show that firms tend to hold more cash when EPU is high. Moreover, this positive relationship is stronger in countries with better control of corruption and in high uncertainty avoidance cultures. Results are robust to different measures of cash holdings and EPU

    Social Media in Southeast Turkey: Love, Kinship, and Politics by Elisabetta Costa

    No full text
    [Abstract Not Available

    Sosyal Fayda için Yapay Zeka

    No full text
    [Abstract Not Available

    Artificial Intelligence as a Problem of Name and Discipline

    Get PDF
    ÖZET: Bu makale, zekâ ve teknik arasındaki karmaşık ve zorlu ilişkiyi inceliyor. Özellikle çağdaş dijital teknolojiler bağlamında içgüdü, zekâ, bilinç, beden ve zihin gibi kavramları belirlenimci bir perspektifle kategorize etmenin problemli yönlerini açığa çıkarmayı hedefliyor. Makalenin temel amacı, teknolojik gelişmeleri anlamak için felsefi ve antropolojik bir çerçeve sunmak ve yapay zekâ teknolojilerini, insanın bilişsel ve toplumsal kapasiteleriyle birlikte düşünmenin gerekliliğini vurgulamaktadır. Makale ayrıca teknolojik gelişmelerin sıklıkla tetiklediği hiperbolik duygusal*** tepkilere karşı ihtiyatlı bir yaklaşımın öneminin altını çiziyor. Makale, yapay zekâ kavramını ve evrimini çevreleyen karmaşıklıkları daha iyi anlamak ve ifade edebilmek için felsefi, evrimsel ve kültürel unsurları içeren multidisipliner bir bakış açısı öneriyor. Tartışma, insan-makine etkileşiminin tarihsel ve antropolojik arka planına odaklanarak bu etkileşimin, günümüz yapay zekâ teknolojileri bağlamında sosyal ve kültürel sonuçlarına dair bir perspektif çiziyor. Nihayetinde teknolojik ilerlemelerin, insanın bilişsel ve toplumsal gelişimiyle ilişkili olarak disiplinler ötesi bir çerçeveyle analiz edilmesinin gerekliliğine vurgu yapıyor.ABSTRACT: This article explores the complex and challenging relationship between intelligence and technique. It aims to reveal the problematic aspects of categorizing concepts such as instinct, intelligence, consciousness, body and mind from a deterministic perspective, especially in the context of contemporary digital technologies. The main aim of the article is to provide a philosophical and anthropological framework for understanding technological developments and to emphasize the necessity of thinking about artificial intelligence technologies together with human cognitive and social capacities. The article also underlines the importance of a cautious approach to the hyperbolic emotional reactions that technological developments often trigger. The paper proposes a multidisciplinary perspective including philosophical, evolutionary, and cultural elements to understand better the complexities surrounding the concept of AI and its evolution. The discussion focuses on the historical and anthropological background of human-machine interaction. It draws a perspective on the social and cultural implications of this interaction in the context of AI technologies. Finally, it emphasizes the necessity of analyzing technological advances concerning human cognitive and social development through a transdisciplinary framework

    Yaşamın kıyısında türler arası eşiktelik: Hanım’da (1989) insan-hayvan yoldaşlığı

    No full text
    [EN] This article argues for liminality as a mutual, interspecies experience as well as a constituent of human-companion animal bond. Despite its potential for animal scholarship, research on interspecies liminality remain rather scarce. Drawing upon this research gap, the main objective of this study is to explore the experiences of liminality of human and feline protagonists in Halit Refiğ’s film Madame [Hanım] (1989) through its analysis conducted in adherence with the coding principles of Grounded Theory. Experiences of liminality of the human and feline protagonists in the film are closely related to the status passages of the characters’ lives. While the film narrates human liminality between living and dying at the end of Olcay’s life, the feline character Hanım depicts liminality of the animal subject between person and property as well as spatial (non)belonging thereof due to her human companion Olcay’s dying. Findings of the study indicate that, in addition to the category of liminal animals being a descriptor for animal populations in proximity to human settlements, liminality lens could be employed to understand life trajectories of individual animals, and to disclose potentialities for interspecies companionship and mutual survival in human-animal borderlands.[TR] Bu makale, eşikteliği türler arası müşterek bir deneyim ve insan-hayvan bağının kurucu bir unsuru olarak ele almaktadır. Hayvan çalışmaları için barındırdığı potansiyele rağmen, türler arası eşiktelik üzerine yapılmış araştırmalar görece azdır. Bu çalışmanın amacı alanyazındaki bu eksiklikten hareketle Halit Refiğ’in Hanım [Madame] (1989) filmindeki insan ve kedi kahramanların eşiktelik deneyimlerini, temellendirilmiş kuramın kodlama ilkelerini benimseyen incelemesi aracılığıyla araştırmaktır. Filmdeki insan ve kedi baş karakterlerin eşiktelik deneyimleri bu karakterlerin yaşamlarındaki geçişlerle yakından ilişkilidir. Film, Olcay karakteri üzerinden yaşam ve ölüm arasındaki eşiği temsil ederken, Hanım karakteri ile hayvan öznenin kişi-nesne arasındaki belirsiz ve akışkan konumunu ve bununla ilişkili mekânsal aidiyetsizliği resmeder. Araştırma bulguları, eşiktelik yaklaşımının liminal hayvan yerleşimciler gibi hayvan popülasyonlarını tanımlamaya ek olarak, tekil hayvanların yaşamlarını anlamak ve türler arası yoldaşlık ve birlikte hayatta kalma potansiyellerini açığa çıkarmak için kullanılabileceğine işaret etmektedir

    The life of infamous cats or the birth of the animal shelters: the case of Germany

    No full text
    [TR] İnsan olmayan varlıkların tarihsel anlatılar içinde kendine yer bulmasına sık rastlanmasa da mevcut tertibatlarda izleri takip edilebilir. Zira insan olmayan varlıklar da benzer şiddet, ihtimam veya güç ilişkilerine tabidirler. Bu çalışmada Alman İmparatorluğu döneminde kedilerle kurulan ilişki üzerinden kamusal alanlarda hangi canlıların yaşayabildiğine dair zor sorunun peşine düşülmektedir. Hayvan koruma literatürü ve pratiklerinin gelişme aşamasına denk gelen söz konusu dönemde evcil hayvanlara gösterilen eşzamanlı, ancak farklı ölçülerdeki şiddet ve ihtimam, yaşamlarının kamusal alanlardan sürülmesiyle neticelenmiştir. Bu çerçevede Geheimes Staatsarchiv Preußischer Kulturbesitz: GStA PK’da (Prusya Kültürel Miras Vakfı Gizli Devlet Arşivleri) yürütülen arşiv çalışması sonucu ulaşılan kedilerin sokaklardan toplatılmaları ve öldürülmeleri süreci biyo-, nekropolitik tertibatlar, çevre koruma diskuru ve “Büyük Kapatılma” bağlamlarında analiz edilmektedir.[EN] Although it is not conventional for non-human beings to be included in historical narratives, their traces can be found in existing assemblages. Non-human beings are subject to similar dynamics of violence, care, or power relations. This study explores the difficult question of which beings are allowed to live in public spaces through the relationship established with cats during the German Empire. The simultaneous but different degrees of violence and care applied to domestic animals during this period, which coincided with the development of animal protection literature and practices, led to their exclusion from public spaces. Based on archival research at the Geheimes Staatsarchiv Preußischer Kulturbesitz (GStA PK), the process of collecting cats from the streets and killing them will be analyzed in the context of bio- and necropolitical apparatuses, environmentalist discourse, and the “Great Confinement”

    Çocuk kaybıyla başa çıkan çiftlerde ilişki gelişimi ve kök aileden gelen dayanıklılığın incelenmesi

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Klinik Psikoloji Ana Bilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim DalıBu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, çocuk kaybı yaşayan çiftlerin ilişkilerinde gözlenen olumlu değişimleri ve bu bireylerin kök ailelerinden miras aldıkları başa çıkma stratejileri üzerine yapılan çalışmaları incelemekte ve literatüre dair bilgiler sunmaktadır. Bu kısımda, (a) Aile Dayanıklılığı Teorisi, (b) çocuk kaybının yasını tutma, (c) yas tutan ebeveynlerin başa çıkma yöntemleri, (d) kayıp sonrası çift ilişkilerinde olumlu değişim/büyüme, (e) kaybın kültürel boyutları ve (f) kök aileye dayalı dayanıklılık incelemiştir. İkinci bölüm, gözden geçirilen literatürü temel alarak ve nitel bir araştırma yaklaşımını kullanarak, çocuğunu kaybetmiş çiftlerin ilişkilerindeki olumlu değişimleri, kullandıkları destek mekanizmalarını ve miras alınan aile başa çıkma stratejilerini daha da derinlemesine araştırmaktadır. Altı katılımcı ile yapılan görüşmeler sonucunda Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemiyle dört ana tema belirlenmiştir: (a) Kayıp ile Başa Çıkma, (b) Dönüşümsel Yollar: Yasın Dalgaları, (c) İlişkisel Büyüme, (d) Kök Aileye Dayalı Dayanıklılık. Bu temalar, mevcut akademik çalışmaların ışığında detaylı bir şekilde tartışılmış ve bulgular üzerine çeşitli öneriler sunulmuştur. Bu analiz, hem klinisyenlere hem de araştırmacılara yönelik, yas tutan çiftlere daha iyi destek ve anlayış sağlamaya yönelik önerilerle sonuçlanmaktadır.This thesis is structured into two distinct parts. The first part examines the studies on positive changes observed in the relationships of couples who have experienced child loss and the coping strategies they have inherited from their families of origin, and provides information about the literature. This section has examined (a) Family Resilience Theory, (b) grieving loss of a child, (c) coping of bereaved parents, (d) growth in couple relationships following the loss, (e) cultural aspects of loss and (f) Family of origin based resilience. The second part comprises a qualitative study based on the reviewed literature, and investigates the changes in relationships of couples who have lost a child, the support mechanisms they use, and the family of origin coping strategies they have inherited. Interpretive Phenomenological Analysis of in depth interviews with six participants from Türkiye revealed four main themes: (a) Dealing with Loss, (b) Transformational Pathways: Navigating Waves of Grief, (c) Relational Growth, (d) Family of Origin-Based Resilience. These themes have been discussed in detail in the light of current academic studies. This analysis has resulted in recommendations for clinicians and researchers to provide better understanding and support to grieving couples

    İnfertil Kadına Yönelik PLISSIT Modeline Dayalı Cinsel Danışmanlık: Olgu Sunumu

    No full text
    This study was conducted to reveal the effectiveness of sexual counseling based on the PLISSIT model for the sexual problems experienced by an infertile woman. Comprehensive sexual history was taken to assess sexual life, and counseling was carried out using the PLISSIT Sexual Health Model. Sexual function was assessed using the Female Sexual Function Scale. PŞ, who has a diagnosis of primary infertility, is 34 years old She is a university graduate and eight years are married. Her husband is 38 years old. PŞ, who could not get pregnant for seven years despite unprotected sexual intercourse, applied to the health institution, and no problems were found in her husband or herself as a result of the diagnosis and test results. PŞ was interviewed to evaluate her sexual life, which was adversely affected due to infertility. In line with the PLISSIT Sexual Health Model, three interviews lasting approximately 40 minutes were conducted once a week and counseling was given. An evaluation interview was held one month after the last interview. As a result of model-based counseling, it was observed that PŞ's sexual function level improved.Bu çalışma, infertil bir kadının yaşadığı cinsel sorunlarına yönelik PLISSIT modeline dayalı cinsel danışmanlığın etkinliğini ortaya koymak amacıyla yapıldı. Cinsel yaşamı değerlendirmek için kapsamlı cinsel öykü alındı ve danışmanlık PLISSIT Cinsel Sağlık Modeli kullanılarak gerçekleştirildi. Cinsel işlev ise Kadın Cinsel İşlev Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Primer infertilite tanısı olan PŞ Hanım 34 yaşında, üniversite mezunu olup, sekiz yıldır evlidir. Eşinin yaşı 38’dir. Korunmasız cinsel ilişkiye rağmen yedi yıldır gebe kalamayan PŞ Hanım sağlık kuruluşuna başvurmuş ve yapılan tanı ve test sonuçlarında eşinde veya kendisinde herhangi bir sorun saptanmamıştır. PŞ Hanım ile infertilite nedeniyle olumsuz etkilenen cinsel yaşamını değerlendirmek amacıyla görüşme yapıldı. PLISSIT Cinsel Sağlık Modeli doğrultusunda haftada bir yaklaşık 40 dakika süren üç görüşme yapılarak danışmanlık verildi. Son görüşmeden bir ay sonra değerlendirme görüşmesi yapıldı. Modele dayalı danışmanlık sonucunda PŞ Hanımın cinsel işlev düzeyinde düzelme olduğu gözlendi

    State monopoly of force and lynching as an exception

    No full text
    Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Hukuk Ana Bilim Dalı, Genel Kamu Hukuku Bilim DalıMax Weber'in devlet tanımına göre, sınırları içerisinde yalnızca devlet meşru bir şekilde şiddet kullanmaya yetkilidir. Bu tekel, toplum sözleşmesi ve uygarlaşma teorisyenleri tarafından, barışçıl bir beraberliğin ancak bu şekilde mümkün olabileceği gerekçesiyle meşrulaştırılmış, şiddet olaylarının modern devlet öncesine kıyasla ciddi ölçüde azalmış olması bu doğrultuda bir kanıt olarak gösterilmiştir. Bu açıdan bakıldığında çoğunluğun arkasına aldığı toplumsal onayla gerçekleştiği iddia edilen linç eylemleri, modern devletin meşru şiddet tekeli olma iddiasını sorgulamaya açmaktadır. Dolayısıyla linç eylemlerini konu alan bir incelemenin modern devleti ve onun meşru şiddet tekelini merkeze alarak yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada da linç eylemleri, modern devlet merkeze alınarak incelenmiştir. Literatürdeki linç tanımlarından yola çıkarak lincin üç esaslı unsurunun olduğu söylenebilir. Bunlar lincin, toplumun yasadışı cezalandırma eylemlerini ifade ettiği, bir kitle eylemi olduğu ve arkasına toplumun onayını aldığı iddiasıdır. Türkiye ve Türkiye dışında gerçekleşen kitlesel şiddet eylemleri, bu unsurları bulundurduğu takdirde linç olarak adlandırılmıştır. Türkiye'nin linç eylemlerinin sıklıkla gerçekleştiği bir ülke olduğu ifade edilmektedir ancak bu çalışmada incelenen, linç vakalarının fazla olduğu diğer ülkelerden, bazı özellikleriyle ayrılmaktadır. Çalışmada incelenen uluslararası literatüre göre linçler ceza adaleti sistemleri işlemeyen, güçsüz devletlerde meydana gelmekteyken, Türkiye mutlak devlet vurgusunun yapıldığı, güvenlik pratiklerine sık başvuran bir ülkedir. Bu nedenle Türkiye'de gerçekleşen linç eylemlerinin, farklı bir bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir.According to Max Weber's definition of the state, only the state is authorized to legitimately use violence within its borders. This monopoly has been legitimized by social contract and civilization theorists on the grounds that peaceful coexistence is only possible in this way, and the fact that the incidents of violence have significantly decreased compared to the pre-modern state has been shown as evidence in this direction. From this point of view, lynchings, which are often claimed to be carried out with social approval, call into question the modern state's claim to be the monopoly of legitimate violence. Therefore, an analysis of lynchings should be centered on the modern state and its monopoly of legitimate violence. In this study, lynchings are analyzed by putting the modern state at the center. Based on the definitions of lynching in the literature, it can be said that lynching has three essential elements. These are the claim that lynching refers to the illegal punitive actions of society, that it is a mob action and that it has the approval of society behind it. Mob acts of violence in Türkiye and abroad have been labeled as lynching when they have these elements. It is stated that Türkiye is a country where lynchings occur frequently, but it differs from the other countries examined in this study, where lynching incidents are high, with some characteristics. According to international literature, lynchings occur in weak states with dysfunctional criminal justice systems, whereas Türkiye is a country that emphasizes that it is an absolute state and frequently resorts to security practices. Therefore, lynchings in Türkiye need to be analyzed from a different perspective

    Türkiye 2010 Anayasa Referendumu Tartışmalarına Yeniden Dönmek: Demokratik Geçiş mi Otoriter Popülizm mi?

    No full text
    This article revisits the scholarly debates on the AKP’s constitutional amendment package that was put to vote in the 2010 Constitutional Referendum. It takes the democratic theorist Andrew Arato and constitutional scholar Aslı Bali as major representatives of the two opposing views on the political implications of the reform proposal. It compares and contrasts their arguments particularly in light of their different assessments of the amendments which concern the restructuring of the judiciary, especially the Turkish Constitutional Court. It argues that their fundamental controversy with regard to the democratic or authoritarian nature of these amendments is rooted in the contrast between Bali’s predominantly contextual and Arato’s predominantly global approach. While Bali affirms the reform proposal as a democratic step forward in transcending the persistent legacy of the Kemalist authoritarian “tutelary” regime represented by the Constitutional Court, Arato interprets it as a manifestation of the global populist-authoritarian retreat that is expresses itself most visibly through assaults against the independent judiciary. After a critical reading of these two approaches, this paper finalizes by way of introducing a new framework that would counterbalance the contextual with the global and vice versa that would arguably provide a new perspective through which one could unveil the particular characteristics of the AKP’s populist constitutional politics at the time of the Referendum.Bu makale 2010 Anayasa Referandumu’nda oylamaya sunulan anayasa değişiklik paketi üzerine yapılan bilimsel tartışmalara geri döner. Demokratik teorisyen Andrew Arato ve anayasa profesörü Aslı Bali’yi bu paketin siyasal içerimlerine dair iki zıt görüşün başlıca temsilcileri olarak ele alır. Onların fikirlerini yargının, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yapılandırılmasını ilgilendiren anayasa değişikliklerine yaklaşımları ışığında karşılaştırır. Bu makale, bu değişikliklerin demokratik veya otoriter doğasına ilişkin ihtilafın, Bali’nin (ağırlıklı olarak) bağlamsal ve Arato’nun (ağırlıklı olarak) küresel yaklaşım biçimleri arasındaki farktan kaynaklandığını iddia eder. Buna göre, Bali, değişiklikleri Anayasa Mahkemesi’nin temsil ettiği Kemalist otoriter “vesayetçi” rejimin süreklilik teşkil eden mirasının aşılması yönünde önemli bir adım olarak olumlarken, Arato, aynı değişiklikleri en belirgin olarak bağımsız yargıya yönelik saldırılarda ifadesini bulan küresel bir otoriter-popülist “geri çekilme”nin tezahürü olarak değerlendirir. Bu makale, bu iki yaklaşım biçimine yönelik eleştirel bir değerlendirmeden sonra, Referandum döneminde AKP’nin anayasa siyasetinin özgül niteliklerini kavramak için küresel ve bağlamsal yaklaşımları birbirine karşı dengeleyen yeni bir çerçeve sunarak sonlanır

    4,803

    full texts

    9,301

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Istanbul Bilgi University Library Open Access
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇