9301 research outputs found
Sort by
Boşanmanın erkeklerin iş hayatı üzerinde etkileri. Yerleştirilmiş teori çalışması
Lisansüstü Programlar Enstitüsü, Örgütsel Psikoloji Bilim DalıBu çalışmanın amacı, boşanmanın erkeklerin iş yaşamı üzerindeki etkisini işle ilgili kararlar, meslektaşlarla ilişkiler, motivasyon ve performans açısından incelemektir. Günümüzde evlilik ve boşanma olgularına bakış açısı, yüklenen anlam değişmiş ve evlilik oranları azalırken boşanma oranları da istatistiksel verilere göre artmıştır. Toplumsal cinsiyet bağlamında boşanma süreci hem kadınlar hem de erkekler tarafından farklı şekillerde deneyimlenmektedir. Boşanmalar konusundaki akademik araştırmalar ağırlıklı olarak kadınların ve çocukların boşanma süreçlerine odaklanmışlardır. Bu çalışmada sosyal olarak inşa edilen erkeklik ve erkekliğe ilişkin değer ve normlar çerçevesinde erkeklerin boşanma sürecini nasıl deneyimlediklerinin ve bu sürecin iş performansları üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmaktadır. Bu nitel çalışmada, Gömülü Kuram (Grounded Theory) kullanılarak, bir ile beş yıl arasında boşanmış beyaz yakalı altı erkek katılımcı ile birebir görüşmeler yapılmıştır. Tartışma kısmında, boşanan erkeklerin yaşadıkları zorluklar analiz edilecek ve hem şirketler hem de bireyler için pratik yansımalar tartışılacaktır. Araştırmanın sonunda, elde edilen verilerden, şirketlerin çalışanlarının hayatlarını etkileyen travmatik durumlarda ne tür destekler sağlayabilecekleri ve bu sağlanan faydaların organizasyonlara katkısı değerledirlecektir.This study examines how divorce affects men's business lives regarding career decisions, relationships with co-workers, motivation, and performance. Academic research on divorce has mainly focused on the divorce processes of women and children. Today, the perspective on marriage and divorce cases has changed, and while marriage rates have decreased, divorce rates have increased, according to statistical data. The divorce process is experienced differently by men and women in the context of gender. This study aimed to investigate how men experience the divorce process within the framework of socially constructed masculinity and masculinity values and norms and the effects of this process on their job performance. In this qualitative study, six white-collar male participants divorced between one and five years were interviewed using Grounded Theory. In the discussion part, I will analyze the practices expected from companies and the difficulties experienced by divorced men and will discuss practical implications for both companies and individuals. At the end of the research, a model based on the data obtained and targeting the support of the employees of the companies in traumatic situations affecting their lives will be shared
NUMERICAL SOLUTION OF SECOND ORDER LINEAR HYPERBOLIC TELEGRAPH EQUATION
This paper is of about a numerical solution of the second order linear hyperbolic telegraph equation. To solve numerically the second order linear hyperbolic telegraph equation, the cubic B-spline collocation method is used in space discretization and the fourth order one-step method is used in time discretization. By using the fourth order one-step method, it is aimed to obtain a numerical algorithm whose accuracy is higher than the current studies. The efficiency and accuracy of the proposed method is studied by two examples. The obtained results show that the proposed method has higher accuracy as intended.Scientific Research Council of Eskisehir Osmangazi University [2018-2090]This work has been supported by the Scientific Research Council of Eskisehir Osmangazi University under project No. 2018-2090
The effect of work stress levels of adult individuals on nutritional status and diet quality
ÖZET: İş stresi günümüzde giderek artan kentleşme ve çalışma saatleri ile birlikte ön plana çıkan bir konu olup, birey yaşamının her alanını olduğu gibi, beslenme düzenini de etkileyebilmektedir. İş stresine bağlı olarak bireylerin beslenme durumu, besin seçimi ve diyet kalitesi değişebilmektedir. Bu nedenle bu araştırmada, yetişkin bireylerin iş stres düzeylerinin beslenme durumu ve diyet kalitesi üzerindeki etkisinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Çalışma Zeytinburnu Belediyesi’nin farklı birimlerinde görev alan gönüllü 384 yetişkin birey ile Kasım 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik besin öğesi tüketim kayıtları ve antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu ve ağırlık) anket yoluyla alınmış; Akdeniz diyet kaliteleri ile iş stresi ise ölçekler kullanılarak hesaplanmıştır. İş stres düzeyi ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken (p>0,05), yaş, eğitim durumu, meslek, medeni durum, çalışma süresi ve gelir düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p0,05). BKİ ile ADKİ arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur (p0,05). Sonuç olarak yetişkin bireylerin iş stres düzeylerinin beslenme durumuna, Akdeniz diyeti kalite indeksine ve beden kütle indeksine etkisi olduğu görülmektedir.ABSTRACT: Work stress is an issue that comes to the fore today with increasing urbanization and working hours, and it can affect every aspect of an individual's life as well as their eating patterns. Depending on work stress, the nutritional status, food choice and diet quality of individuals may change. Therefore, in this study, it is aimed to determine the effect of work stress levels of adult individuals on nutritional status and diet quality. The study was carried out between November 2021 and May 2022 with 384 adult volunteers working in different units of Zeytinburnu Municipality. Sociodemographic characteristics, nutritional habits, 24-hour food consumption records and anthropometric measurements (height and weight) of the individuals were obtained through a questionnaire; mediterranaen diet quality and work stress were calculated using scales. While there was no significant relationship between work stress level and gender (p>0,05), there was a significant relationship between age, educational status, occupation, marital status, working time and income level (p0,05). A significant and positive relationship was found between body mass index and mediterranaen diet quality index (p0,05). As a result, it is seen that the work stress levels of adult individuals have an effect on nutritional status, mediterranaen diet quality index and body mass index
Goffman"ın "etkileşim ritüellerini" tekrar ele almak: kamusal alanda yüz yüze iletişimde sosyal medya kullanımının rolü
ABSTRACT: The pervasive use of smartphones and access to social media platforms in public spaces has transformed the everyday communication practices of individuals. The present study derives from this new communication environment and aims at exploring and understanding simply what is happening in social gatherings when individuals have access to social media through their smartphones which they never keep away from themselves. To achieve this aim, the research utilised the approach of ethnographic research in the area of sociology of everyday life and specifically Erving Goffman’s dramaturgical and ritualistic conceptualisation of face encounters, the interaction ritual. The researcher conducted two-step research to collect data. In the first step, she conducted 34 field observations with 106 participants (51 females, 55 males) where she kept detailed notes of thick descriptions to document the patterns of smartphone use behaviours in public space on university campus. The field observations provided the researcher to see the maps of behaviours in public space that show the interaction patterns in the presence of smartphones. The second step of the study involved semistructured in-depth interviews with 25 participants (12 females and 13 males) who provided the researcher with detailed data regarding their actual communication experiences and perceptions of the new patterns of behaviour in public space where they use social media during ongoing conversation engagements. The overall results of the study demonstrate that the new interaction ritual involves different patterns of behaviour, forms of involvements, rules of conduct and norms in public space from that of Goffman’s. The use of social media in the new interaction ritual appears to be irresistible and also mainstream in face encounters where individuals take it for granted and shape their communication practices accordingly. The study concludes that since going back to basics in everyday communication in public space is impossible, it is important that researchers and professionals understand how individuals perform in the front performance and in the back stage/region and maintain the social order so that effective communication and new communication strategies in different spheres of everyday life would be improved.ÖZET: Kamusal alanda yaygınlaşan akıllı telefon ve sosyal medya kullanımı bireylerin günlük hayattaki iletişim pratiklerini ve deneyimlerini dönüştürmüştür. Mevcut çalışma bu yeni iletişim ortamından yola çıkmıştır ve bireyler yanlarından ayırmadıkları akıllı telefonları üzerinden sosyal medyaya erişim sağlarken bulundukları sosyal ortamlarda neler oluyor sorusunun cevabını araştırmak ve anlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, amacına uygun olarak gündelik hayat sosyolojisi alanından etnografik araştırma yaklaşımını ve özellikle Erving Goffman’ın dramaturjik ve törensel yaklaşımla kavramsallaştırdığı yüz yüze etkileşim ya da etkileşim ritüellerini temel olarak almıştır. Araştırmacı veri toplama işlemini iki aşamada gerçekleştirmiştir. Birinci aşamada araştırmacı kampüsteki kamusal alanlarda bir araya gelmiş bireyler üzerinde saha gözlemleri yapmıştır. Toplam 106 katılımcının (51 kadın, 55 erkek) yer aldığı 34 saha gözleminde akıllı telefon kullanımı ve davranış kalıplarını içeren yoğun betimleme notları çıkarılmıştır. Saha gözlemleri, akıllı telefonların da mevcut bulunduğu kamusal alanda bireylerin gerçekleştirdiği davranışları ve bu davranışlardan oluşan etkileşim kalıplarını gösteren davranış haritalarını çıkarmak için gerekli veriyi sağlamıştır. Araştırmacı, çalışmanın ikinci aşamasında toplamda 25 katılımcıyla (12 kadın ve 13 erkek) yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapmıştır. Bu görüşmeler araştırmacıya kamusal alanda devam eden karşılıklı konuşma sırasında sosyal medyanın kullanıldığı davranış kalıpları içinde bireylerin gerçek iletişim deneyimleri ve algıları üzerine detaylı veri toplama olanağını sağlamıştır. Araştırmanın sonuçları, genel anlamda kamusal alanda yeni etkileşim ritüellerinde Goffman’ınkinden farklı davranış kalıpları, katılım türleri, erkân ve normların var olduğunu göstermiştir. Yeni etkileşim ritüellerinde sosyal medya kullanımı bireyler için karşı konulamaz ve sıradan hale gelmişken bireyler bu yeni durumu kabullenip iletişim pratiklerini buna bağlı olarak şekillendirmektedirler. Sonuç olarak araştırma, günlük iletişimde eskiye dönüşün artık mümkün olmadığını ortaya koyarken araştırmacıların ve profesyonellerin ön sahnede aktörlerin nasıl bir performans gerçekleştirdiğini, sahne arkasında ne yaptıklarını ve sosyal düzeni nasıl koruduklarını anlaması önem teşkil etmektedir. Ancak bu şekilde günlük yaşamın farklı alanlarında etkin iletişim ve yeni iletişim stratejileri gerçekleştirilebilecektir
Sezgisel bulanık çok uzmanlı & çok ölçütlü karar verme metodolojisi: sağlık sektöründe bir uygulama
Bulanık küme uzantıları son yıllarda çok sayıda araştırmada kullanılan, belirsizliği ele alma araçlarından biridir. 1990’lı yıllardan itibaren bulanık karar verme teorisi yazında en çok araştırılan konulardan biri olmuştur. Özellikle son yıllarda çok sayıda bulanık karar verme modeli yeni bulanık küme uzantıları kullanılarak önerilmiştir. Çok ölçütlü karar verme modelleri, bu uzantıların sıkça kullanıldığı bir araştırma alanı olmuştur. Bu çalışmada, üçgensel sezgisel bulanık kümeler kullanılarak tanımlanmış bir bütünleşik AHY-TOPSIS metodolojisi, aralık değerli üçgensel bulanık sayıların kullanılabileceği bir metodolojiye dönüştürülmüştür. Uygulama alanı olarak, İstanbul’da faaliyet gösteren bir hastaneler grubunun yeni açacağı hastane için ameliyat robotu değerlendirme ve seçim problemi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar, farklı bulanık küme uzantı tabanlı veri kümelerinin birbirlerine dönüştürülerek aynı metodolojide başarıyla kullanılabileceğini göstermiştir. Bu çalışmada ayrıca karşılaştırma ve duyarlılık analizleri yapılmış ve önerilen modelin sonuçlarının oldukça gürbüz ve tutarlı olduğu gözlemlenmişti
The Legacy of Sport Events for Emerging Nations
Abstract: Large-scale and mega sport events (SMEs), such as Olympic Games and FIFA World Cups, have been more frequently hosted in emerging nations. Bidding and hosting SMEs is considered an object of policy for many emerging nations, with SMEs viewed as key factors in local and national development strategies. This has largely been driven by the assumption that their legacy provides solutions to economic, social, cultural, or political challenges. A variety of legacies have predominated the literature over the past two decades, however it is proposed that there is a difference in the types of legacies anticipated or realized within emerging nations. This exploratory study therefore aimed to determine the types of legacies anticipated or realized by emerging nations as a result of hosting sport events, and to determine if these differ from those of established nations. A systematic literature review followed the PRISMA approach to identify and select peer-reviewed articles that focused on legacies from major and mega-events hosted in emerging nations. A set of 97 publications were analyzed qualitatively to reveal the key legacy themes. The findings confirm legacy as a growing body of knowledge in emerging nations, aligned with increasing event hosting. The findings reveal insights on the extent of literature on this topic in emerging nations, including the major nations, events, authors and publications represented. While the paper cannot determine unique legacies for emerging nations, it identifies key legacy focus areas for these nations, primarily: social development; politics, soft-power and sport-for-peace; the economics of tourism, image and branding; infrastructure and urban development; and sport development. This paper proposes a conceptualization of key legacy areas for emerging nations and proposes future research themes. The paper is unique in its highlighting of the significance of legacy outcomes for emerging nations from the hosting of sport mega-events. It therefore contributes to a more nuanced understanding of and imperative for legacy from sport events globally. Copyright © 2022 Knott and Tinaz
'Girls on the field' in Turkey: negotiating gender anxieties and norms through football
Kizlar Sahada (Girls on the Field) is a private women's football tournament and league in Turkey. Its founding principle is to 'empower women' by challenging gender norms. Participating in Kizlar Sahada induces gender anxiety as women navigate a predominantly male space. This leads them to negotiate gender norms, both reproducing and challenging them, mainly through three themes: strength/power, skill/authority and ambition/aggression. Women's participation in football does not automatically allow them to critique gender norms but it can reveal discursive and practical spaces for possible, albeit incoherent, negotiations. This article is based on qualitative research conducted between 2016 and 2017 including in-depth interviews with founders, players, coaches and a referee and participant observation through playing for one of the competing teams
İlk kez çocuk sahibi olmuş annelerin Covıd-19 dönemi deneyimleri: kalitatif analiz
ABSTRACT: Transition to motherhood is difficult for most women, in addition to significant physical and psychological changes, they also need to learn a variety of parenting behaviors and adapt to new family bonds. Significant social, biological, and psychological changes occur throughout pregnancy and postpartum period. Even while most women anticipate pregnancy and motherhood with enthusiasm, doing so during a pandemic may be challenging and stressful (Draganovic et al., 2021). The effect of COVID-19 on psychological outcomes is anticipated to be significant when prenatal and postnatal changes are combined with the impact of the pandemic (Matvienko-Sikar et al., 2020). Factors such as the mother or newborn's fear of exposure to the virus, social isolation, reduced social support, inconsistency between birth and childcare expectations and actual experiences may all have contributed to a stressful postpartum period (Diamond et al., 2020). Moreover, postnatal women are at a higher risk of having depression, anxiety, and stress (Caparros-Gonzalez, 2020). The present study aims to understand Turkish first-time mothers’ experiences during the pandemic and how they interpreted the effects of the pandemic restrictions on their motherhood journeys. In-depth interviews were conducted with seven participants who had given birth to their first child at least 36 weeks into their pregnancy during the pandemic. Not having any significant newborn disease in the babies of the participants and normal development of the babies are among the participant criteria. Interpretative Phenomenological Analysis (IPA) of the interviews revealed four themes: getting ready for motherhood during the pandemic, need for connection, motherhood: a challenging journey and coping with the pandemic. The findings were discussed in the light of the existing literature, suggestions for future research were presented and the contribution of the subject to clinical applications was discussed.ÖZET: Anneliğe geçiş çoğu kadın için zordur, önemli fiziksel ve psikolojik değişikliklerin yanı sıra çeşitli ebeveynlik davranışlarını öğrenmeleri ve yeni aile bağlarına uyum sağlamaları gerekir. Hamilelik ve doğum sonrası dönemde önemli sosyal, biyolojik ve psikolojik değişiklikler meydana gelir. Çoğu kadın hamileliği ve anneliği hevesle beklerken, bir pandemi sırasında bunu yapmak zor ve stresli olabilir (Draganovic vd., 2021). Doğum öncesi ve doğum sonrası değişiklikler pandeminin etkisi ile birleştirildiğinde COVID-19'un psikolojik sonuçlar üzerindeki etkisinin önemli olması beklenmektedir (Matvienko-Sikar vd., 2020). Anne veya yeni doğanın virüse maruz kalma korkusu, sosyal izolasyon, sosyal desteğin azalması, doğum ve çocuk bakımı beklentileri ile gerçek deneyimler arasındaki tutarsızlık gibi faktörlerin tümü, stresli bir doğum sonrası döneme katkıda bulunmuş olabilir (Diamond vd., 2020). Ayrıca, doğum sonrası kadınların depresyon, anksiyete ve stres yaşama riski daha yüksektir (Caparros-Gonzalez, 2020). Bu çalışma, Türkiye'de ilk kez anne olacak annelerin pandemi sürecindeki deneyimlerini ve pandemi kısıtlamalarının annelik yolculuklarına etkilerini nasıl yorumladıklarını anlamayı amaçlamaktadır. Pandemi sırasında ilk çocuğunu, hamileliğinin en az 36. haftası itibari ile doğurmuş olan yedi katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapıldı. Katılımcıların bebeklerinde herhangi bir önemli yeni doğan hastalığı olmaması ve bebeklerin normal gelişim göstermesi katılımcı kriterleri arasındadır. Görüşmelerin Yorumlayıcı Fenomenolojik Analizi (IPA) dört temayı ortaya çıkardı: pandemide anneliğe hazırlanmak, bağlantı ihtiyacı, annelik: zorlu bir yolculuk ve pandemi ile başa çıkmak. Bulgular mevcut literatür ışığında tartışılmış, gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuş ve konunun klinik uygulamalara katkısı tartışılmıştır
Aile içi şiddet sonrasında kadınların çocuklarıyla beraber yeniden hayat kurma deneyimleri: nitel bir araştırma
ABSTRACT: This study investigates the experiences of women who have been exposed to domestic violence and separated to rebuild lives with their children in Turkey. Semi-structured interviews with 8 women who have left abusive conjugal relationships to form single-parent families at least 6 months prior to the interview were conducted. In the interviews, the separation and post-separation experiences of participants with a special focus on their relations with their children is explored. The mean age of the participants was 39, and the mean duration of the violent marriage was 14 years and participant women had either 2 or 3 children. Data were analysed using thematic analysis and through analysis three main themes are developed which are Children as Relational Sources of Resilience: Cycle of Empowerment, Coming to Terms with the Destructiveness and Absence of Father, and Bonds of Care in a Hostile Context. The findings of this study demonstrated how participants needed to reorganize their various relationships, delineating new familial roles and internal and external boundaries during separation and postseparation period to achieve relative security and stability in their lives. While women seemed to have strengthened their relationship with their children and with extra-familial people who support them, they managed to limit their contact and expectations from the perpetrator and their family of origin. Women are documented to have struggled not only against violent partners but also a debilitating social, economic, political, and institutional context in terms of childcare, job security, and legal measures to prevent post-separation violence which also impacts and over-burdens children. The findings are discussed in relation to the existing literature in the field. Limitations and suggestions for further studies and clinical implications of the study are presented.ÖZET: Bu çalışma, Türkiye’de aile içi şiddete maruz kalmış ve çocuklarıyla birlikte yeni hayatlar kurmak üzere ayrılmış kadınların deneyimlerini incelemektedir. Bu amaçla, görüşmeden en az altı ay önce şiddet içeren evlilik ilişkilerini bırakarak tek ebeveynli aileler kuran kadınlarla, yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Mülakatlarda katılımcıların, ayrılık ve ayrılık sonrası deneyimleri, özellikle çocuklarla olan ilişkilerine odaklanılarak araştırılmıştır. Katılımcıların ortalama yaşı 39, ortalama şiddet içeren ilişkide kalma süreleri 14 yıldır ve 2 ya da 3 çocukları bulunmaktadır. Veriler, Tematik Analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiş ve bu analiz ışığında 3 tema oluşturulmuştur. Bu temalar: İlişkisel Dayanıklılık Kaynağı Olarak Çocuklar: Güçlenme Döngüsü, Babanın Yıkıcılığı ve Yokluğuyla Baş Etmek, Hasmane bir Bağlamda Bakım İlişkileri. Çalışmanın sonucu, katılımcıların ayrılık sırası ve sonrasında, hayatlarında görece bir güvenlik ve istikrar sağlayabilmek adına, yeni aile rolleri üstlenerek ve ailelerinin iç ve dış sınırlarını yeniden çizerek, ilişkilerini tekrardan düzenleme ihtiyacı hissettiklerini ortaya koymuştur. Kadın katılımcıların çocuklarıyla ve onları destekleyen aile dışı kişilerle ilişkilerini güçlendirirken, şiddet gösteren eşten ve kök ailelerinden olan beklentilerini ve onlarla olan temaslarını sınırladıkları anlaşılmaktadır. Katılımcı kadınların, sadece şiddet gösteren eşlere karşı değil, çocuk bakımı, iş güvencesi, ve ayrılık sonrası şiddete karşı hukuki tedbirler bakımından destekçi olmayan sosyal, ekonomik, politik ve kurumsal bir bağlamla mücadele ettikleri ve bunun çocukları da etkilediği ve onlar üzerinde ağır yükler oluşturduğu kaydedilmiştir. Çalışmanın sonuçları var olan alan yazın içerisinde tartışılmıştır. Çalışmanın sınırlılıkları, ileri çalışmalar için öneriler ve çalışmanın klinik yansımaları değerlendirilmiştir
A Comprehensive Study of Learning Approaches for Author Gender Identification
Abstract: In recent years, author gender identification is an important yet challenging task in the fields of information retrieval and computational linguistics. In this paper, different learning approaches are presented to address the problem of author gender identification for Turkish articles. First, several classification algorithms are applied to the list of representations based on different paradigms: fixed-length vector representations such as Stylometric Features (SF), Bag-of-Words (BoW) and distributed word/document embeddings such as Word-2vec, fastText and Doc2vec. Secondly, deep learning architectures, Convolution Neural Network (CNN), Recurrent Neural Network (RNN), special kinds of RNN such as Long-Short Term Memory (LSTM) and Gated Recurrent Unit (GRU), C-RNN, Bidirectional LSTM (bi-LSTM), Bidirectional GRU (bi-GRU), Hierarchical Attention Networks and Multi-head Attention (MHA) are designated and their comparable performances are evaluated. We conducted a variety of experiments and achieved outstanding empirical results. To conclude, ML algorithms with BoW have promising results. fast-Text is also probably suitable between embedding models. This comprehensive study contributes to literature utilizing different learning approaches based on several ways of representations. It is also first attempt to identify author gender applying SF on Turkish language. © 2022, Kauno Technologijos Universitetas. All rights reserved