Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
    2517 research outputs found

    Bülten Kapadokya Mart 2024

    No full text
    Kapadokya Üniversitesi Mart 2024 Bülte

    Bülten Kapadokya Aralık 2024

    No full text
    Kapadokya Üniversitesi Aralık 2024 Bülte

    Bülten Kapadokya Ocak 2024

    No full text
    Kapadokya Üniversitesi Ocak 2024 Bülte

    İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türkiye.

    Get PDF
    1969 yılında Kudüs’ün statüsü ile ilgili hassasiyetlerin artması sonucu kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ilk etapta dini bir misyon üzerine yoğunlaşmış bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Zamanla, İslam ülkelerinin artan siyasi ve ekonomik bağımsızlık ihtiyacı, bu yapının daha kapsayıcı ve çok boyutlu bir siyasi organizasyona evrilmesini sağlamıştır. Bugün 57 üyesiyle dünyanın en büyük uluslararası organizasyonlarından biri olarak kabul edilen İİT, sadece dini meselelerle sınırlı kalmayıp, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda da önemli bir aktör haline gelmiştir.Teşkilat, İslam dünyasındaki dayanışmayı arttırma, ülkeler arasındaki sorunları çözme ve ortak bir vizyon oluşturma amacı gütmektedir. Bununla birlikte, tarihi gelişimi boyunca İİT, üye ülkeler arasındaki çıkar farklılıkları ve karar alma mekanizmalarındaki aşırı yavaşlık nedeniyle eleştirilere de maruz kalmıştır.İİT, İslam dünyasında ekonomik, siyasi ve kültürel entegrasyonu destekleyen bir katalizör rolü oynayabilir. Ancak bu potansiyelin gerçekleşmesi, üye ülkelerin daha aktif ve dayanışmacı bir tutum sergilemesine bağlıdır. Özellikle ekonomik işbirliği projelerinin hayata geçirilmesi, teşkilatın İslam dünyasında daha güzel bir dayanışma modeli sunmasına yardımcı olabilir. Bunun yanında, bilim ve teknoloji alanında yapılacak yatırımlar, İİT’nin üye ülkelerinin kalkınmasına olan katkısını arttırabilir

    Postlingual Dönemde Koklear İmplantasyon Yapılan Hastaların ‘Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesinin Değerlendirilmesi

    Get PDF
    Koklear implantasyonun postlingual dönemde konuşma algısı, uzaysal algı ve işitme kalitesi üzerindeki etkisi işitme kayıplı bireylerin yaşam kaliteleri açısından önem arz eden konuların başında yer almaktadır. Çalışmanın amacı postlingual dönemde koklear implantasyon yapılan hastaların ‘konuşma, uzaysal algı ve işitme kalitesinin değerlendirilmesidir. Bu çalışma Adıyaman Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı polikliniğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada demografik verilere ve bireylerin sağlık bilgilerine ilişkin 5 sorudan oluşan bir demografik bilgi formu ve Konuşma, Uzaysal Algı ve işitme Kalitesi Ölçeği (KUİK) kullanıldı. Her katılımcıya araştırmacı tarafından gerekli açıklamalar yapılarak bilgilendirilmiş onam formu imzalatılmıştır. Çalışmaya postlingual dönemde ileri-çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı nedeniyle koklear implant uygulanmış toplam 40 hasta dahil edilmiştir. Katılımcıların yaşları 21-65 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 43.60±14.07 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya dahil edilenlerin %55’i kadın, %45’i ise erkektir. Çalışmaya dahil edilen katılımcıların koklear implant kullanma süresi 1-16 yıl arasında değişmekte olup ortalama koklear implant kullanma süresi ise 7.50±3.93 yıl olarak hesaplanmıştır. Katılımcılardan %70’inde koklear implant sağ tarafta iken %30’unda ise sol kulakta idi. Katılımcıların uzaysal algıları daha yüksek, konuşma algıları daha düşük bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen koklear implantlı bireylerin yaşı ile konuşma algısı, uzaysal algı ve işitme kaliteleri arasında ilişki saptanmamıştır. Katılımcıların cinsiyetine, eğitim durumuna göre konuşma algısı, uzaysal algı, işitme kalitesi düzeylerinde anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Katılımcıların koklear implant kullanma süresi ile konuşma algısı, uzaysal algı ve işitme kaliteleri arasında ilişki saptanmamıştır. Koklear implantın bulunduğu tarafın anlamlı bir farklılığa neden olmadığı görülmüştür

    Yaşlılarda İşitme Kaybı İçin Risk Faktörü Olarak Sigara ve Alkol Alışkanlıklarının İncelenmesi

    Get PDF
    Bu çalışmada, yaşlılarda işitme kaybı ile sigara/alkol alışkanlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmaya toplam 100 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılardan 33’ü (%33) yalnızca sigara, 3’ü (%3) yalnızca alkol, 31’i (%31) ise hem sigara hem alkol kullandığını, 33’ü (%33) de sigara ve alkol kullanmadığını ifade etmiştir. Sigara ve alkol kullanma durumuna bağlı olarak saf ses eşik odyogram sonuçlarında anlamlı bir farklılaşma olmadığı saptanmıştır. Sigara ve alkol kullanmayanların sağ kulak hava yolu SSO değerinin anlamlı şekilde daha düşük olduğu saptanmıştır. Kemik yolu saf ses ortalamalarında ise anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sigara + alkol kullananların sol kulak SRT ortalamasının (39.19±25.03) diğerlerinden daha düşük, yalnızca alkol kullananların (73.33±15.27) diğerlerinden daha yüksek olduğu saptansa da gruplar arasındaki farkın anlamlı düzeyde olmadığı görülmüştür. Sağ kulak SRT değerlerine bakıldığında ise sigara ve alkol kullanmayan katılımcıların sağ kulak SRT ortlamasının (43.18±18.14) diğerlerinden daha düşük, yalnızca alkol kullananların (66.66±15.27) diğerlerinden daha yüksek olduğu görülse de gruplar arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir. Sigara ve alkol kullanmayanların sol ve sağ kulak SD skorlarının diğerlerinden daha yüksek olduğu saptansa da gruplar arasındaki farkın anlamlı düzeyde olmadığı görülmüştür. Alkol kullananların sol kulak MCL değerinin diğerlerinden daha yüksek, yalnızca sigara kullananların daha düşük olduğu saptansa da gruplar arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir. Sigara ve alkol kullanma durumuna göre UCL ölçümlerinde gruplar arasında istatistiki açıdan anlamlı bir fark gözlenmemiştir

    İşitme cihazı kullanan Tinnitus hastalarının, Tinnitus engellilik durumu ile cihaz memnuniyeti arasındaki ilişkinin araştırılması

    Get PDF
    İşitme cihazından duyulan memnuniyet işitme kayıplı bireylerin yaşam kalitesini olumlu yönde etkilemektedir. İşitme kayıplı bireylerde yaygın olarak görülen ve yaşamı olumsuz etkileyen tinnitusun olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılmasında işitme cihazı kullanımı önem arz etmektedir. Bu araştırmada işitme cihazı kullanan tinnituslu bireylerin tinnitus engellilik algıları ile cihazdan duydukları memnuniyet arasında ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya toplam 50 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların yaşları 18-76 arasında olup yaş ortalaması 39.70 ± 16.87 olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya dahil edilen işitme cihazı kullanan bireylerden %56’sı kadın iken %44’ü ise erkektir. Çalışmaya dahil edilen işitme cihazı kullanıcılarından %30’unun orta, %28’inin ileri, %26’sının hafif, %10’unun çok hafif, %6’sının da çok ileri derecede işitme kaybı bulunmaktadır. Katılımcılardan %78’inde 12 aydan daha uzun süredir, %22’sinde ise 3-12 aydır tinnitus şikayeti bulunmaktadır. Katılımcıların işitme cihazından duydukları memnuniyet ile yaş, cinsiyet, işitme kaybı derecesi, işitme kaybı türü, işitme cihazı tipi, işitme cihazı kullanılan taraf, tinnutus süresi arasında ilişki saptanmamıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların yaşına, cinsiyetine, işitme kaybı derecesine göre tinnitus engellilik algısında anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. Bununla birlikte emosyonel tinnitus engellilik algısı ile cihazdan duyulan memnuniyet altboyutlarından olumsuz etkiler boyutu arasında negatif yönde ve düşük düzeyde (r = -.291; p<0.05) ilişki saptanmıştır

    Tez/Sanat Çalışması Orijinallik Raporu Formu

    No full text
    Tez/Sanat Çalışması Orijinallik Raporu Form

    Doktora Tez Önerisi Savunma Sonuç Tutanağı

    No full text
    Doktora Tez Önerisi Savunma Sonuç Tutanağ

    Rami Kütüphanesi ve Kültür Hizmetlerinde Sürdürülebilirlik

    No full text
    Bizden önceki nesillerin üretim modelleri ve tüketim alışkanlıklarını devam ettirmemiz mümkün görünmüyor. Yakın zamana kadar sanayi mamullerinin maliyeti ürünün içindeki emek, hammadde ve sermaye girdilerinin ortalama veya marjinal maliyetleri üzerinden hesaplanmaktaydı. Bu yaklaşımın kaynağı olan klasik iktisat teorisinde, serbest piyasa koşullarında emeğin maliyeti olan ücret, üretilen ürünün maliyetinde veya değerinde belirleyici unsur olarak görülmektedir. Ürünün fiyatını ise ücret, rant ve kâr belirlemektedir . Parasal büyüklükler olan ücret, kâr, rant, faiz gibi kavramlar ürün ve hizmetlerin gerçek maliyetinin veya değerinin belirlenmesi için yeterli olmamaktadır. Bunun nedeni, üretim ve tüketim süreçlerinde hesaba katılmayan, çoğunluğu çevre ve insanlar üzerinde olumsuz etkiye sahip unsurların maliyetlerinin hesaplanmıyor olmasıdır. Günümüzde giderek artan ve vazgeçilmez bir şekilde üretimin, tedarik zincirlerinin, hammadde kullanımının ve tüketiminin doğal kaynaklar üzerindeki etkileri hesaba katılmaktadır. İşgücü maliyetlerinin ve çalışma koşullarının toplumsal refah, yerel kalkınma ve çalışan hakları üzerindeki belirleyici etkileri her zamankinden daha fazla dikkate alınmaktadır. Sermaye maliyetlerini etkileyen en önemli unsur olan büyük yatırımların finansman maliyetlerinde, çevreye duyarlı ve sürdürülebilirliği önceleyen kurumlar avantajlı konuma gelmektedir . Küresel iklim krizi ve bu krizin yan etkileri başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere hem dünya ülkelerinin ekonomilerini hem de günlük yaşantımızı etkiliyor. Bu etkilerin azaltılabilmesi, insan kaynaklı iklim değişikliğine küresel çapta bir cevap verilebilmesinden geçiyor. Paris İklim Anlaşması gibi uzlaşmalar, dünyadaki tüm ülkelerin iklim değişikliğine yaptıkları olumsuz katkı nispetinde çeşitli taahhütlerde bulunmalarını gerektiriyor. Sanayi Devrimi sonrası dönemde iklim krizinin en büyük müsebbibi olan Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’nın büyük sanayi üreticileri ve Çin gibi ülkelerin aktif rol almayı kabul etmeleri ve çatışmadan ziyade iş birliğini öncelemeleri, iklim krizi ile küresel mücadelede kritik öneme sahip görünüyor . İklim değişikliği ile mücadelede başı çeken Avrupa Birliği’nin 2050 yılı çevre hedeflerinde önemli bir aşama olarak kabul edilen ve Yeşil Mutabakatın kilit unsuru olan Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması, en büyük kirleticiler olan çimento, gübre, demir-çelik, elektrik, alüminyum ve hidrojen sektörlerine önemli yükümlülükler getiriyor . Diğer taraftan tüm ülkelerin ve sektörlerin de bu süreçte rolleri ve sorumlulukları bulunuyor. İklim kriziyle mücadelede imalat sanayinden başlamak en doğru yol gibi görünüyor. Üretimin yanında taşımacılık, perakende, tarım ve hizmet sektörleri de üzerlerine düşen sorumluluklar nispetinde iklim krizi ile mücadeleye katkıda bulunmak zorunda. Seyahat, kültürel faaliyetler ve turizm de bundan müstesna tutulmuyor. Küresel sera gazı emisyonlarının en az yüzde 8’ini oluşturan küresel turizm faaliyetlerinin içinde aslan payı, yüzde 49 ile seyahat sektörüne ait. . Küresel turizm, hızla büyüyen ve gelişen bir sektör. Her ne kadar 2020 ve 2021 yıllarında Covid-19 salgını dolayısıyla uygulanan tedbirlerden etkilense de hızla toparlanan küresel turizm faaliyetine katılan kişi sayısı 2022 yılında 1 milyara yaklaştı . Bu sayının hızla yükselerek 2023 yılında 1,3 milyara, 2030 yılında ise 2 milyara yaklaşacağı tahmin ediliyor . Seyahat ve turizm, 2022 yılında küresel gayri safi hasılanın yaklaşık yüzde 7,6’sını oluştururken dünya genelinde yaklaşık 300 milyonun üzerinde kişiye istihdam sağlayan devasa bir sektör olmaya devam ediyor.Kapadokya Üniversitesi BAP Komisyon

    1,251

    full texts

    2,517

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kapadokya University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇