Kapadokya University Institutional Repository
Not a member yet
2517 research outputs found
Sort by
Koklear İmplantlı Çocuğa Sahip Ebeveynlerin Dijital Farkındalık Düzeyinin Çocuğun Dil Gelişimi Üzerine Etkisi
İçinde bulunduğumuz dijital çağda, bireyin yetiştirilmesinden sorumlu olan ebeveynlere dijital ebeveyn denilebilir. Çünkü dijital teknoloji artık nerdeyse hepimizin yaşamında önemli bir parçası haline gelmiştir. Dijital ebeveynlik tanımında “dijital” kavramıyla anlatılmak istenen; oyun, sosyal ilişki kurma, eğlence, araştırma, zaman geçirme gibi hedefler için kullanılan her türlü elektronik aletlerdir. Aşırı medya kullanımı çocuklarda konuşma ve dil bozukluklarına neden olmaktadır. Koklear implantlı çocukların eğitimi ve implant kontrolü ebeveynlere bağlıdır. Bu doğrultuda koklear implantlı çocuğa sahip ebeveynlerin yüksek düzeyde dijital farkındalığa sahip olmaları önemlidir. Bu çalışmanın amacı koklear implantlı çocuğa sahip ebeveynlerin dijital farkındalıklarını belirlemek ve dijital farkındalıklarının dil gelişimi üzerine olan etkisini bulmaktır. Bu araştırmanın örneklemi 4-8 yaş arasında 36 koklear implantlı çocuk ve ebeveynlerinden oluşmaktadır. Çocukların ve ebeveynlerin demografik bilgileri kişisel bilgi formu ile alınmıştır. Çocukların dil gelişimi “Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL)’’ ile ölçülmüştür. Ebeveynlerin dijital farkındalıkları ise dijital ebeveyn farkındalık ölçeği ile ölçülmüştür. Çalışmamızda anne-babalara yapılan, verimli kullanma, dijital ihmal, olumsuz model olma ve risklerden korunma ölçeği puanları gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermektedir. Annelerin dijital ebeveyn farkındalık ölçeği puanları babalarınkinden yüksektir. Yüksek dijital farkındalığa sahip ebeveynlere sahip çocukların dil gelişim testi puanları daha yüksektir. Sonuç olarak, yapılan araştırmada ebeveynlerin dijital farkındalığı ve çocuğun dil gelişimi arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir
Review of Empirical Ecocriticism: Environmental Narratives for Social Change, edited by Schneider-Mayerson, Matthew, Alexa Weik von Mossner, Wojciech Małecki, and Jèmeljan Hakemulder
Schneider-Mayerson, Matthew, Alexa Weik von Mossner, Wojciech Małecki, and Jèmeljan Hakemulder. 2023. Empirical Ecocriticism: Environmental Narratives for Social Change. Minneapolis: University of Minnesota Pres
Türk Kültürel Genetiğinin Avrupalı Bir Gezginin Seyahatnamesindeki Yansımaları: Julia Pardoe Örneği
Bu tez çalışması, Türk toplumunun temel manevi kültür unsurlarını inceleyerek Türk kültürel
genetiğinin kodlarını anlamayı hedeflemektedir. Kültür, bir toplumun yaşam tarzı, davranışları, sanatsal
ürünleri, gelenekleri ve törenleri gibi unsurları içeren bir kavramdır. Kültürel genetik ise, kısmen kültürel
miras, öğrenme ve aktarım gibi kavramlarla sıkı bir ilişkiye sahip olarak, geçmişten günümüze taşınan,
aktarılan maddi ve manevi kültürel unsurları ifade etmektedir. Araştırma, Osmanlı dönemindeki Türk
toplumunun; aile, misafirperverlik ve hoşgörü anlayışlarını dönemin sosyal yapısı ve bir Batılı gözlemcinin
izlenimleri üzerinden ele almaktadır. Kültürel genetik, genelde herhangi bir toplumun, bu tezde de Türk
toplumunun, geçmişten bugüne taşıdığı başlıca manevi kültür unsurlarının kodlarını taşıdığı iddiasındadır.
Bu iddia, Batılı bir oryantalist seyyahın bakış açısıyla desteklenecektir. Ayrıca, aynı dönemde yaşamış olan
Lady Montagu, Lady Hornby, Lucy Garnett, Jean Henri Abdolonyme Ubicini, ve Edmondo De Amicis gibi
oryantalistlerin benzer gözlemleriyle karşılaştırmalar yapılacaktır. Tez, kültürel genetik çerçevesinde, söz
konusu manevi kültür unsurlarının Türk kültürünün gelişim sürecini anlamak açısından ne kadar önemli
olduğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır
KÜRESEL DOĞAN İŞLETMELER
Günümüzde ülkelerin ilk hedeflerinden biri, ekonomik, sosyal ve çevresel
sürdürülebilirlik ilklerine uygun biçimde refah düzeyini arttırmaktır. Ülkeler
refah düzeyini arttırmak için diğer ülkelerle ilişki kurmuşlar ve küreselleşme-
nin de etkisiyle ulusların arasındaki faaliyetlere dâhil olan işletmeler sayesin-
de “uluslarasılaşma” kavramı ortaya çıkmıştır. Araştırmacılar uluslararasılaş-
ma kavramının her açıdan incelemeye çalışmış ancak uzun bir süre hep benzer
eksenlerde sonuçlara ulaşmışladır. Bu durum McKinsey’in 1990’ların başında
uluslararasılaşma yazınına farklı bir boyut kazandıran çalışması ve bu kap-
samda yeni bir kavram ortaya atmasıyla değişmiştir. Söz konusu kavrama olan
ilgi sadece akademi dünyası ile sınırlı kalmamış aynı zamanda politik arenada
da oldukça ilgi görmüştür (Braunerhjelma ve Halldina, 2019). Küreselleşme ve
teknolojinin gelişmesi ile rekabetin şiddetlendiği yeni dünya şartları içinde
1970’ler ve 1980’lerde geliştirilen uluslararasılaşma modellerinin 1990’lar
itibariyle yetersiz kalmaya başlaması, farklı bir davranış sergileyen küçük iş-
letmelere ilginin artmasında önemli rol oynamıştır (Konaklıoğlu ve Üner,
2014:220). Bu işletmeler kuruluşundan itibaren veya kurulmasını takiben kısa
sürede gelirlerinin önemli bir kısmını uluslararası pazardaki ürünlerin satı-
şından elde etmeye çalışan yenilikçi girişimlerdir (Knight ve Çavuşgil, 2004;
Çavuşgil ve Knight, 2015). Uluslararası pazar hedeflerini gerçekleştirmek için
zaman ve deneyim kazanılması gerektiği düşüncesinin aksine davranışlar ser-
gileyen bu işletmeler “Küresel Doğan İşletmeler-Born Globals”, “Uluslararası
Yeni Girişimler-International New Ventures”, “Küresel Startup-Global Start-
ups” ve benzeri adlarla anılmaya başlanmıştır. Ekonominin can damarı olan
küçük ve orta büyüklükteki işletmeler rekabet edebilmek adına kendi ulusal
pazarlarında büyük çabalar vermesi gerekirken farklı isimlerle anılan bu yeni
küçük işletmeler uluslararası pazarlara hızlıca yönelmiş ve oradaki niş pazar-
lara kendi yenilikçi fikirlerini ve deneyimlerini sunmuşlardır
Review of River Woman, by Katherena Vermette
Métis writer Katherena Vermette’s River Woman (2018) is an evocative poetry collection that delves into the profound connections between water and human experience. Through her verses, Vermette personifies rivers, portraying them as sisters, mothers, and lovers, emphasizing our intrinsic bond with these bodies of water
Grief Ecologies
prOphecy sun (PhD) is an interdisciplinary performance artist, queer, movement, video, sound maker, and mother of three. Her practice celebrates both conscious and unconscious moments and the vulnerable spaces of the in-between in which art, performance, and life overlap. Her recent research has focused on ecofeminist perspectives, co-composing with voice, objects, surveillance technologies, and site-specific engagements along the Columbia Basin region and beyond. She is the Arts Editor for Ecocene: Cappadocia Journal of Environmental Humanities and a sessional faculty member at Emily Carr University of Art + Design. She performs and regularly exhibits in local, national, and international settings, music festivals, conferences, and galleries and has authored several peer-reviewed articles, book chapters, and journal publications on sound design, installation, performance, and domestic spheres
Yeni Dünya Düzeni İnşa Sürecinde AB’nin Geleceği.
1950’li yılların başında Avrupa’daki kömür ve
çelik endüstrilerini birleştirmek, Almanya’yı
sistemin içinde tutabilmek ve aynı zamanda
kontrol edebilmek maksadıyla ortaya çıkan
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT),
devamında yerini 1951 Roma Antlaşması ile
Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ve 1992
Maastricht Anlaşması’yla Avrupa Birliği’ne (AB)
bırakmıştır. Soğuk Savaş döneminden beri Kuzey
Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO)
güvenlik şemsiyesi altında varlığını sürdüren
topluluk, Yeni Dünya Düzeni’nde yeni bir
yapılanmaya ihtiyaç duymuş ve Maastricht
Antlaşması ile üç sütunlu bir yapı teşkil
edilmiştir. Bu yapının ilk sütununu “Avrupa
Toplulukları”, ikinci sütununu “Ortak Dışişleri
Güvenlik Politikası”, üçüncü sütununu ise
“Adalet ve İçişleri” oluşturmuştur. Fakat 21.
yüzyılda dünya çok kutuplu bir sisteme doğru
evrilirken AB’nin ortak güvenlik ve savunma
politikaları izlemesi ve bunu sürdürebilmesi de
zorlaşmıştır. Bu yüzden AB’nin yeni dünya düzeni
inşa sürecindeki rolünün araştırılması son
derece önemli hale gelmiştir. İşbu çalışma, çok
taraflı bir yapı içerisinde AB’nin rolünün neler
olabileceğini incelemeyi amaçlamaktadı
AKILLI TELEFONLARIN VE MOBİL UYGULAMALARIN TURİZMDEKİ ROLÜ: YENİ NESİL SEYAHAT DENEYİMİ
Yeni nesil iletişim teknolojilerinin hızla gelişmesi ve daha sofistike uygulamaların ortaya çıkması, seyahat ve turizm sektörü de dahil olmak üzere işletmelerin iş yapma biçimlerini önemli bir şekilde etkilemektedir. Günümüzde, akıllı telefonlar, internet bağlantısı ve uygulamalar, bir turistin seyahat sırasında en vazgeçilmez ihtiyaçları haline gelmiştir. Bu çalışma: a) Turistlerin akıllı telefonları ne ölçüde kullandığını belirlemek, b) Bu cihazları benimsemelerini etkileyen unsurları belirlemek ve c) Seyahat sırasında bağlantılı uygulamaların kullanım motivasyonlarını keşfetmeyi amaçlamaktadır. Mevcut turizm literatüründe gelişen teknolojilerin ziyaretçiler üzerindeki etkisini araştıran çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu araştırmada tesadüfi olmayan örneklem yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak katılımcılarla sosyal medya uygulamaları üzerinden ve bir araya gelinerek veri toplanılmıştır. Araştırmaya katılanların tamamı seyahatlerinde akıllı telefonlarını kullandıklarını belirtmişlerdir. Çalışmanın izlediği yöntem ve kapsamlı analiz yaklaşımı ile teori ve uygulama açılardan turizm literatürüne katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Buffer Forever
Loading is an unfinished collection of looping GIFs, each work a meditation (and nostalgic dedication) to the affect of loading in the context of digital computing. The work is an output of a month-long collective exercise of repetitive creative practice: beginning on March 1st, 2020, I and two dozen other interdisciplinary artists committed to developing the same gesture each day for 31 days
Değişen Küresel Jeopolitikte Türk-Amerikan İlişkileri.
Türk-Amerikan ilişkileri, oldukça kısa
bir geçmişe sahip olup Osmanlı
döneminde de sınırlı ilişkiler
kurulmuştur. Amerika Birleşik
Devletleri (ABD), Birinci Dünya
Savaşı’na katılmış olsa da savaş
sonrasında kendi içine çekilmiştir.
ABD, Soğuk Savaş’ın başlangıcında
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği’ne (SSCB) karşı geniş bir
savunma hattı oluşturmak isteyen
Türkiye’yi kendi yanına çekmek
istemiştir. 1950 yılında Kore Savaşı’na
asker gönderen Türkiye, 1952 yılında
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne
(NATO) kabul edilmiştir. 1960 yılına
kadar U2 Krizi dışında ilişkiler
sorunsuz ilerlemiştir. Devamında 1961
Küba Füze Krizi ve Kıbrıs Sorunu ile
ilişkilerde ciddi güven sorunları
yaşanmıştır. Özellikle 1974 Kıbrıs
Barış Harekâtı sonrasında ABD’nin
Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosu
ilişkileri derin bir krize sürüklemiştir.
1980-2000 dönemi nispeten sorunsuz
geçmiştir. 2002 yılında Türkiye’de
iktidarın değişmesiyle dostane
başlayan ilişkiler, Arap Baharı ve Orta
Doğu’daki farklı pozisyonlar nedeniyle
gerilmiştir. Trump ve Biden
dönemlerinde iniş-çıkışlı ilişkiler
devam etmiştir. Yeni küresel dengelerde
ABD’nin hegemon gücünü bir süre
daha devam ettireceği düşünülmektedir.
Türkiye’nin ABD ile ilişkilerde hala
çıkarlarını gözetmesi gerektiği açıktır.
Ancak asıl cevaplanması gereken soru,
Türkiye’nin nasıl bir ülke olmak
istediği ve bu doğrultuda hangi
ülkelerle ne tür ilişkiler kurmak
istediğidi