Uşak University Institutional Repository
Not a member yet
4105 research outputs found
Sort by
İMALAT SANAYİİ VE HİZMETLER SEKTÖRÜNÜN EKONOMİK BÜYÜME ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: KALDOR YAKLAŞIMI ÇERÇEVESİNDE SEÇİLİ GEÇİŞ EKONOMİLERİ
Ekonomik gelişmişliğin sağlanmasında sanayileşmenin rolü özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde literatürde en çok tartışılan konulardan birisi olmuştur. Bu doğrultuda, sermayenin göreceli olarak kıt olduğu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için sanayileşme, ekonomik gelişmişliğin sağlanmasında kilit bir role sahiptir. Bununla birlikte sanayileşmenin yeterince gelişmemesi ve hizmetler sektöründe küresel ölçekte yaşanan hızlı rekabet, son zamanlarda hizmetler sektörünün ekonomilerin içindeki payının artmasına neden olmuştur. Bu tez çalışması, sanayileşmenin ekonomik büyümenin lokomotifi olduğu görüşünü sistematik olarak ortaya koyan Kaldor’un (1966) perspektiften yola çıkarak, sanayileşme ile verimliliğin üretim üzerindeki etkisini hizmetler sektörünü de göz önünde bulundurarak on üç seçili geçiş ekonomisi için uygulamalı olarak incelemeyi amaçlamıştır. 1980-2018 dönemi için yıllık panel veri seti kullanılarak panel eş bütünleşme testleri yardımıyla uzun dönemli ilişkinin varlığı incelenmiş ve eş bütünleşme tahmincileriyle de uzun dönemli modellerin tahmini gerçekleştirilmiştir. Kaldor’un (1966) ortaya koymuş olduğu farklı modeller çerçevesinde panel eş bütünleşme testleri, eş bütünleşmenin varlığına işaret etmiştir. Uzun dönemli model tahmini sonuçlarına göre, sanayi sektöründeki katma değerin hizmetler sektörüne kıyasla üretimi daha fazla arttırıcı etkiye sahip olduğu kanaatine varılmıştır. İlave olarak, sanayi sektöründeki verimliliğin, hizmetler ve diğer sektörlerdeki verimliliğe kıyasla üretimi daha fazla arttırdığı da bir diğer önemli bulgu olarak dikkat çekmektedir
Çok Tabakalı Evren Modeli Üzerine Genel Bakış
Çok Tabakalı Evren Modeli; 2020 yılında Chemical Physics Letters dergisinde yayınlanan “Multilayered universe model with thermodynamics and kinetics studies” isimli çalışma ile elde edilmiştir. Bu modele göre; içinde yaşadığımız kısım birinci tabaka, bununla temasta olan kısımda diğer tabaka olarak açıklanmaktadır. Yapılan termodinamik ve kinetik hesaplamalarla bu model evreni; zamanın başlangıcından önceki dönem ile zamanın sona erdiği döneme kadar açıklamaya çalışmaktadır. Bu çalışmada; model ile evrenin açıklanmaya çalışılması aşamasındaki olaylar, genel bakış ile incelenmiştir
KUR’AN VE SÜNNETTE EMPATİK YAKLAŞIMIN YERİ
Allah Te’âlâ gerek ilahi mesajları ile gerekse hidâyet rehberi olarak gönderdiği peygamberler aracılığıyla insanları; psikolojik, sosyolojik ve ahlâki olarak eğitmeyi amaçlamıştır. Bu eğitim neticesinde insanlardan beklenen genel ahlâki erdemler; hoşgörülü, vicdânlı, merhametli, affedici, adil, cömert ve diğerkâm olmalarıdır. Bireyin bu erdemleri sağlıklı bir şekilde hayatında uygulayabilmesi için karşısındaki kişiyi veya varlığı anlaması gerekmektedir. Burada anlamaktan kastedilen durum karşısındaki kişi veya varlığın yerine kendisini koyarak tasavvur etme yani empati kurmaktır. Araştırmamızda, belirtilen bu ahlâki erdemlerin oluşmasını sağlayan “empati” kavramı, bu kavramın Kur’an ve Sünnetteki örnekleri Din Psikoloji biliminin bakış açısı ile ele alınmıştır. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim ve Sünnette geçen empatik ifadeler psikolojik kavramlarla ifade edilmeye, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Son yüzyılda, modernitenin ve teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin (s.a.v) ortaya koyduğu ahlaki ilkelere riayet giderek azalmış, bununla birlikte bireysellik ve bencillik (egoizm) her alanda yaygınlaşmaya başlamıştır. Toplumda gerçekleşen bu psikolojik ve sosyal problemlerin çözümünde, insanların tutum ve davranışlarına empatik yaklaşımın hâkim olmasının ne kadar önemli olduğunu, bu anlayışın dini inançlarla da pekiştirilmesinin sosyo-kültürel açıdan sağlayacağı katkıyı da unutmamak gerekir. Bu sebeple Kur’an ve Sünnette geçen empatik yaklaşımlar incelenip, ortaya konularak bu konuda toplumda bir farkındalık oluşturacaktır
Olumsuz Başlıklandırmalar Üzerinden Bir Hz. Muhammed Tasavvuru Örneği: William Muir’in The Lıfe Of Mahomet Adlı Eseri
19. yüzyılda Batı’da oryantalizm kurumsallaşmış ve oryantalist çalışmalar yüksek bir ivme kazanmıştır. Ayrıca oryantalistlerce ilk dönem eserlerine başvurularak yapılan araştırmalar, teolojik bağlarından koparılarak filolojik bir zemine kaydırılmış ve klasik tarih anlayışı bırakılarak eleştirel tarih araştırmaları başlamıştır. İngiliz oryantalist William Muir (ö. 1905) eserleri, entelektüel kişiliği, Kur’an ve Hz. Muhammed hakkındaki eleştirel görüşleriyle kendisinden sonraki batılı araştırmacıları etkilemiş biridir. Hz. Muhammed’in hayatını anlattığı 4 ciltlik The Life Of Mahomet isimli eserinde temel olarak İslamiyet’in orijinal bir din olmadığını, Hz. Peygamber’in çocukluğundan itibaren karşılaştığı Yahudi-Hıristiyan kişilerden ve İncil ve Tevrat’tan esinlendiğini iddia etmiştir. Hz. Peygamber’in tavırlarının hicretten sonra güçlenince menfi yönde değiştiğini belirtmiştir. Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretten sonra Yahudi ve Hıristiyanlara düşman olduğunu, karakterinde tutarsızlıkların bulunduğunu ve kadın düşkünü birisi olduğunu iddia etmiştir. Eseri boyunca takip ettiği metot ve attığı başlıklarla fikirlerini okuyucusuna aktarmayı tarihi bir vazife olarak görmüştür. Başlık, müellifin bir konuyu nasıl gördüğünün ve nasıl göstermek istediğinin bir kanıtı olduğundan makalemizde Muir’in Hz. Muhammed’in peygamberliği hakkındaki iddiaları ortaya konarak bunları nasıl başlıklandırdığı değerlendirilmeye çalışılmıştır
Dini Gün ve Geceleri Tespitte Yöntem Problemi
İslam insan odaklı olan dünya hayatını düzenleyip temin etmek için gönderilmiş ilahi bir nizamdır. İnsanın ihtiyacı olan inanç, ibadet ve muamelât ile ilgili maddi manevi hükümler manzumesidir. Yükümlülük noktasında insanı gücü dâhilinde ve kaldırabileceği oranda sorumlu tutmuştur. Evrensellik özelliğinin gereği gerek ibadetler ve gerekse muamelelerde vakit düzenlemesini ilgilendiren hususlarda her seviyedeki insanın anlayıp idrak edebileceği ve uygulayabileceği genel ölçüler ve yöntemler belirlemiştir. Sorumluluk noktasında hiçbir mükellefin itirazına ve bahane üretmesine meydan vermeyecek bir sistem koymuştur. Meselâ; namaz ibadetinin sorumluluk sebebi ve noktası olan vakitlerin girişini güneşin hareketlerine bağlayıp onun hareketlerine göre düzenlerken, oruç, hac, kurban ve diğer bazı muamelelerde hilâlin hareketlerine bağlı olarak ibadet vakitlerini tanzim etmiştir. Vakitlerin tespit edilmesi bağlamında dinî gün ve gecelerin tespiti ve tayininde bazı yöntem farklılıkları gündeme gelmiştir. Bu farklılıklar ve etkileri erken dönemden günümüze zaman zaman araştırmalara ve ilmi çalışmalara konu olmaktadır. Çalışmamızda dini gün ve gecelerin tespitindeki yöntem farklılığını değerlendireceğiz
Production of nanofiber textile surfaces with beta-arbutin via electrospinning method
In this study, it is aimed to produce nanofibers via electrospinning method using a polymer solution doped with β-arbutin, which is known as a skin blemishing agent. For this purpose, β-arbutin was added to the polyamide 6/ formic acid solution with chosen concentrations as 2, 5 and 10% (w/v). After electrospinning process, scanning electron microscope (SEM) analysis was performed to determine the optimum spinning parameters. The SEM images presented that nanofibers with uniform morphology was obtained with the 2% (w/v) β-arbutin concentration. Three different voltages were applied for 2% (w/v) β-arbutin added solution and the best morphology was get by a voltage of 30 kV. According to the statistical analysis performed, it was seen that the mean diameters of nanofibers varied due to the β-arbutin concentration. In this study, it has been demonstrated that the thin and light nanofiber textile surfaces containing a skin blemishing agent can be produced via electrospinning method to be used as a cosmetic textile product
UŞAK ÜNİVERSİTESİ KİMYA LABORATUVARLARININ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ: L TİPİ MATRİS VE FİNE KİNNEY METODU KARŞILAŞTIRMASI
Laboratuvarlar tehlikeli işyeri sınıfına giren ve birçok riski bünyesinde barındıran çalışma alanlarıdır. Özellikle üniversitede bulunan kimya laboratuvarları, deneysel çalışmalarını gerçekleştiren akademisyenlerin yanı sıra, uygulama dersleri esnasında, birçok öğrencinin bulunduğu alanlardır.
Bu çalışmada Uşak Üniversitesi kimya laboratuvarları için iki farklı metotta risk analizi hazırlanmıştır. Hazırlanan risk analizlerinde dört laboratuvar için 45 adet risk tespit edilmiştir. Puanlamaların güvenirliği açısından 4 ayrı İSG uzmanının risk analizi tablosunu puanlaması istenmiştir ve risk analizlerinin son düzenlemesi yapılırken diğer uzmanların değerlendirmeleri de göz önünde bulundurulmuştur. Riskler derecelerine göre gruplandırıldığında bu dört laboratuvarda L tipinde; 1 adet kabul edilemez risk, 21 adet yüksek dereceli risk, 21 adet orta dereceli risk ve 2 adette düşük dereceli risk belirlenmiş, Fine Kinney de ise ; 12 adet çok yüksek risk, 10 adet yüksek risk, 14 adet önemli risk ve 9 kesin risk derecelendirilmiştir. Riskler ve tavsiye edilen düzeltici ve önleyici tedbirler çalışmada sunulmuştur
FARKLI HASAT DÖNEMLERİNDEN ELDE EDİLEN PATLICAN TOHUMLARINDA HASAT SONRASI OLGUNLAŞTIRMA İŞLEMLERİNİN TOHUM KALİTE KRİTERLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN BELİRLENMESİ
Bu araĢtırma, Kemer, Aydın siyahı ve Manisa kır çizgili patlıcan çeĢitlerinde farklı dönemlerde hasat edilen tohumlarda değiĢken sıcaklıklarla yapılan olgunlaĢtırma uygulamalarının canlılık ve Fenol, Antioksidan aktivasyonu üzerine etkilerini incelemek amacıyla 2018-2019 yıllarında yürütülmüĢtür. Denemeler UĢak Üniversitesi Ziraat Fakültesi araĢtırma laboratuvarı ile deneme arazisinde yürütülmüĢtür. ÇalıĢmada çimlenme-çıkıĢ oranları (%), ortalama çimleme-çıkıĢ süreleri (gün), kontrollü bozulma testleri, priming, fenol ve antioksidan analizleri yapılmıĢtır. Her iki yılda da AS çeĢidinde yapılan olgunlaĢtırma uygulamalarının hepsinde istatistiksel açıdan tüm olgunluklara ait tohum partilerinde TÇ20, NÇ20 değeri, % 18 KB testi sonucu TÇ ve % 20 KB sonucu TÇ ve NÇ değerleri anlamlı bulunmuĢtur (p<0,05-p<0,01). Kemer çeĢidinde istatistiksel açıdan tüm olgunluklara ait tohum partileri arasında tüm olgunlaĢtırma uygulamaları ve HH grupları istatistiksel açıdan NÇ 20 ve NÇ30, NF30 sonuçlarında anlamlı bulunmuĢtur (p<0,05-p<0,01). MKÇ çeĢidinde ise hasat günleri ve uygulamalar arasındaki iliĢki TÇ-NÇ20 ve TF-NF30 ve TF-NF20, KB20NÇ-TÇ parametreleri bakımından anlamlı bulunmuĢtur (P<0,01). MKÇ çeĢidi antioksidan içeriği istatistiksel açıdan 1. ve 2. yıla ait 20/35ºC partisi hariç tüm uygulamalar % 1 düzeyinde anlamlı bulunmuĢtur (p<0,05-p<0,01). K çeĢidinin antioksidan içeriği her iki yıldaki sonuçları istatistiksel olarak değerlendirildiği de ilk yıl 20/35ºC‟de olgunlaĢtırma ve HH uygulamaları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuĢtur (p<0,05-p<0,01). As çeĢidinde antioksidan içeriği 1. yıl 35/20ºC olgunlaĢtırma uygulaması hariç diğer tüm uygulamalar istatistik olarak % 1 düzeyinde anlamlı bulunmuĢtur (p<0,01). Fenol değerleri ilk yıl ve EC değerleri ise 2.yıl istatistiksel açıdan üç tür için % 1 anlamlı bulunmuĢtur (p<0,01). Tüm çeĢitlerde hasatgünü ve olgunlaĢtırma arasındaki interaksiyon çimlenme, çıkıĢ, KB testler bakımından istatistiksel olarak anlamlı bulunmuĢtur (p<0,0001)
ETİMESGUT'TA ŞEHİRSEL GELİŞİM VE KONUT ALANLARININ MORFOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ
Şehirlerin kuruluşu ve morfolojik gelişimi fiziki, beşeri ve ekonomik olmak üzere birçok değişkene bağlı olarak gerçekleşmektedir. Etimesgut şehri 1928 yılında Ankara şehir merkezinin batısında yer alan boş araziler üzerinde Cumhuriyet rejiminin modern yüzünü temsil etmesi amacıyla ve Bulgaristan'dan mübadele yoluyla ülkemize gelen vatandaşlarımızın iskanı için tarihi tren istasyonu yakınında örnek köy yerleşmesi olarak kurulmuştur. Etimesgut şehri, İç Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Sakarya Bölümü’nde bulunan Ankara iline bağlı bir ilçe merkezidir. Araştırma sahasını oluşturan Etimesgut şehri Ankara’nın batısında toplam 10.300 hektar yüzölçümüne sahip Ankara metropolünün merkez ilçelerinden biridir.
Etimesgut şehri, idari olarak bağlı bulunduğu Ankara ili gibi ülkemizdeki şehirleşme hareketlerinden etkilenmiştir. Şehir tarımsal fonksiyon üzerine kurulmuş olmasına rağmen oldukça kısa bir süre içerisinde sağlık, askeri, sanayi ve hizmet sektörlerini de geliştirerek tarımsal fonksiyonundan sıyrılmıştır.
Şehrin temelleri örnek köy kapsamında 52 hane ile birlikte atılmıştır. 1950'li yıllardan itibaren örnek köy ve çevresinde şehir gelişim göstermeye başlamıştır. Şehir 1990'lı yıllara kadar gecekondu yapıları ile birlikte bir gelişim gösterirken, 1990 ila 2010 yılları arasında gecekondu yapıları yerini apartman yapılarına bırakmıştır.
Şehir yerleşmeleri canlı organizmaları gibi doğar, gelişir ve belli bir olgunluğa erişirler. Gerçekleştirilmiş olan bu çalışma ile şehrin fiziki, beşeri ve ekonomik yapısının yanı sıra, kuruluşundan günümüze kadar geçirmiş olduğu morfolojik dönüşüm aşamaları tespit edilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır
Hadîsler Işığında Asr-ı Saâdet Devri Yahûdîleri
Yahudiler, semâvî kaynaklı din mensuplarından soyları Hz. İbrahim’e dayanan bir millettir. Hz. İbrahim’in iki oğlu İsmail ve İshak’ın soyu, Yahudilerin İsmailoğulları ve İsrailoğulları şeklinde iki ana kola ayrılmalarına sebep olmuş ve Hz. İsmail’in soyundan gelenler Arabistan’da yaşamaya devam etmişlerdir. Özellikle Medine’de henüz risâlet gelmemişken, Yahudilerin o bölgenin hatırı sayılır bir nüfusunu oluşturduğu söylenebilir. İslamiyet gibi semâvî kaynaklı olan diğer dinlerin mensuplarının özellikle de Yahudilerin Hz. Peygamber zamanında müslümanlarla olan ilişkilerini incelemek günümüz olayları ile ilişkilendirdiğimizde daha da önemli hale gelmektedir. Biz bu çalışmamızda Yahudilerin asr-ı saâdette yaşayan müslümanlarla olan ilişkilerini hadisler bağlamında incelemeye bu konuyu açıklığa kavuşturmaya çalışacağız. Bu makalede sadece asr-ı saadet döneminde yaşayan yahudiler ile müslümanlar arasında cereyan eden hadiseler incelenmeyecek, gelecekte Yahudiler ile müslümanlar arasında gerçekleşeceği bildirilen savaşlar da hadisler ışığında anlatılıp tahlili yapılacaktır