Uşak University Institutional Repository
Not a member yet
4105 research outputs found
Sort by
Kendi Gücünü Sağlayan Giyilebilir Elektronik Teknolojilerde Kullanılan Esnek Güneş Hücreler
Enerji teknolojik ve ekonomik kalkınma için önemli bir faktördür. Artan çevre bilinciyle birlikte elektronik cihazların hızlı gelişiminin neden olduğu büyük enerji tüketimi, yeşil ve yenilenebilir enerjiyi üretmek ve depolamak için yeni teknoloji gereksinimlerini arttırmıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları arasında güneş enerjisi gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Çünkü güneş enerjisi dünyadaki en bol, sürdürülebilir ve en temiz enerjidir. Işıktan elektrik üretim teknolojisinin sürekli gelişmesiyle birlikte, güneş enerjisinin diğer konvansiyonel enerjiler içindeki payı gittikçe artmakta ve fosil yakıtlara alternatif haline gelmektedir. Geliştirilen yeni teknolojiler ile güneş enerjisi değişik alanlarda kullanılmaktadır. Bu bağlamda, kendi gücünü sağlayan enerji teknolojisi, elektronik cihazların harici güç kaynağı olmadan sürekli çalışmasını sağlayabildiğinden, gelecekteki giyilebilir elektronikler için oldukça umut vericidir. Günümüzde farklı tipteki esnek güneş hücreleri (EGH’ler) kullanılarak kendi gücünü sağlayan giyilebilir elektronik teknolojiler geliştirilmektedir. Giyilebilir elektronikler son yıllarda büyük ilgi görmekte ve hızlı bir büyüme yaşamaktadır. Bu teknolojiler daha çok eğlence, akıllı izleme, kişisel sağlık ve egzersiz kontrolü amacıyla kullanılmaktadır Bu çalışmada, esnek güneş hücreleri ve bu hücreler kullanılarak geliştirilen kendi gücünü sağlayan giyilebilir elektronik teknolojiler özetlendi. Bu bağlamda, öncelikle, esnek silikon güneş hücreleri (ESGH'ler), esnek perovskit güneş hücreleri (EPGH'ler), esnek organik güneş hücreleri (EOGH 'ler) ve esnek boya duyarlı güneş hücreleri (EBDGH 'ler) ele alındı. Daha sonra esnek güneş hücrelere entegre kendi gücünü sağlayan giyilebilir enerji teknolojilerinden ter izleme, hareket izleme, giyilebilir kumaş, nabız izleme, gaz sensörü ve giyilebilir ekran sistemleri tanıtıldı. Son olarak giyilebilir teknolojilerin ve EGH’lerin önündeki zorluklar ve çözüm yolları ile gelecekteki durumları ile ilgili öngörüler sunuldu
DENİZLİ, MANİSA VE UŞAK İLLERİNDE EURYDEMA ORNATUM (L.) (HETEROPTERA: PENTATOMİDAE)’UN YUMURTA VE ERGİN PARAZİTOİT TÜRLERİNİN BELİRLENMESİ
Lahana böceği, Eurydema ornatum (L.) (Heteroptera: Pentatomidae), Brassicaceae familyasına ait, lahana, tere, turp ve kanola başta olmak üzere bitkilerin özsuyunu emen önemli zararlılardan biridir. Doğal koşullarda ergin parazitoitleri olan Tachinidae (Diptera) ve yumurta parazitoitleri olanScelionidae (Hymenoptera) familyalarına ait doğal düşmanlar bu zararlının popülasyonu üzerindeki etki oranı konusunda yeterince çalışmalar bulunmamaktadır. Bu nedenle Denizli, Manisa ve Uşak illerinde 2019 ve 2021 yıllarında E. ornatum erginlerinin ve yumurtalarının parazitlenme oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ergin bireyler her iki yılda mart-ekim ayları arasında veyumurtalar ise aynı yıllarda nisan-ekim ayları arasında konukçu bitkiler üzerinde elle toplanmıştır. Ergin bireyler cinsiyetlerine göre ayırdıktan sonra laboratuvar koşullarında erkek ve dişi bireyler ayrı ayrı olmak üzere farklı kaplarda kültüre alınmıştır. İlk yıl Denizli ilinde 327, Manisa ilinde 565, Uşak ilinde 530 adet ve ikinci yıl ise sırayla 497, 605 ve 570 adet E. ornatum bireyi denemelere dâhil edilmiştir. Bu örneklerden elde edilen tachinid pupalar ayrı tüplere alınarak 26 ± 1 oC, %60 ± %10 nem ve 16 saat aydınlatmalı ortamda bunlardan erginler çıkana kadar inkübatörde tutulmuştur. Sonuç olarak, ilk yıl toplanan ergin bireylerin Denizli ilinde %4,83 (n = 327), Manisa ilinde%8,30(n = 565), Uşak ilinde %5,01 (n = 530), ikinci yıl ise sırayla %6,77(n = 497), %6,70(n = 605)ve %5,13 (n = 570)oranında parazitlendiği anlaşılmıştır. Denemeler sonucunda dişi bireylerin daha yüksek oranda parazitlendiği belirlenmiştir. Zararlıya ait toplanan yumurta paketleri bitkiler üzerinde alınarak laboratuar koşullarında nimf çıkışları veya parazitoit çıkışları oluncaya kadar ayrı tüpler içerisinde tutulmuştur. İlk yıl toplanan yumurta paketlerinin %46,94 (n = 49) ve ikinci yıl ise %44,90 (n = 98) oranında yumurta parazitoitleri tarafından parazitlendiği belirlenmiştir. Ergin parazitoitleri olarak, Ectophasia oblonga (Robineau-Desvoidy), Ectophasia crassipennis (Fabricius) (Diptera: Tachinidae) türleri, yumurta parazitoitleri olarak ise Trissolcus semistriatus Nees, Trissolcus rufiventris (Mayr) (Hymenoptera: Scelionidae) ve Ooencyrtus sp. (Hymenoptera: Encyritidae) türleri tespit edilmiştir. Böylece tachinidlerin ve yumurta parazitoitlerinin doğal koşullarda E. ornatum popülasyonu üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır
KABA DEĞİŞKENLİ DİZİLERİN GENELLEŞTİRİLMİŞ İSTATİSTİKSEL YAKINSAKLIĞI
Bulanık küme teorisi gerçek hayattaki verileri inceleyebilmek için tutarlı ve anlamlı araç lar sunar. Bu sayede günlük hayattaki belirsizlikleri matematiksel olarak ifade edebili riz. Zadeh (1965) tarafından üyelik fonksiyonu(membership function) aracılığıyla tanı tılan bulanık küme teorisi birçok matematikçi tarafından çalışlıp geliştirilmesine karşın öz-ikillik(self-duality) özelliğini barındırmamaktadır. Teorik ve uygulamalarda öz-ikillik özelliğinin gerekliliği sonucu Liu (2004) Kredibilite Teorisini tanımlamıştır. Kredibilite Teorisi bulanık değişkenlerin davranışını inceleyen bir alandır.Bu tezde Kredibilite öl çüsü, güven ölçüsü, kredibilite dağılımı, yoğunluk fonksiyonu, beklenen değer, varyans, mesafe kavramı, eşitsizlikler ve yakınsaklık kavramları incelenmiştir
ELEKTROEĞİRME YÖNTEMİYLE ELDE EDİLEN KOMPOZİT PROTEİN NANOLİFLERİN YAPISAL, TERMAL VE ANTİMİKROBİYAL ÖZELLİKLERİNİN İNCELENMESİ
Gıdaların üretimden tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen süreçte enzimatik ve mikrobiyolojik olarak bozulmaya uğramaları, bu ürünlerin taşınması, paketlenmesi ve depolanması gibi aşamalarda takip ve kontrol edilmesi gereken önemli problemlerdir. Günümüzde, gelişen teknolojilerin sunduğu imkanlarla bu sorunlara çözüm aranmaktadır. Gıdaların, nanoteknoloji ürünü doğal biyopolimer nanolif film malzemelerle güvenli şekilde kaplanmaları ya da ambalajlanmaları son zamanlarda yoğun şekilde araştırılan konular arasındadır. Nanolif malzemeler elektroeğirme tekniği ile üretilirler. Hayvansal ve bitkisel proteinlerden elde edilen nanoliflerin doğal antimikrobiyal maddeler ile zenginleştirilerek kullanılması gıda koruma ve muhafaza anlamında nanoambalaj materyallerini ön plana çıkarmıştır. Özellikle, polietilen oksit (PEO), polivinil alkol (PVA), polikaprolakton (PCL) gibi taşıyıcı polimerlerin ilavesiyle proteinlerin çekilebilirlikleri ve elde edilen nanoliflerin mekanik özelliklerinin güçlendirilmesi sağlanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı peyniraltı suyu (PAS) ve soya proteinlerden PEO varlığında elektroeğirme yöntemiyle kompozit nanolif film materyallerinin elde edilmesi, bu filmlerin mikroskopik, spektroskopik, termal ve antimikrobiyal yöntemlerle karakterizasyonu ve gıda uygulamasının araştırılmasıdır. Elektron mikroskopu ile morfolojileri incelenen örneklerde net bir şekilde fiber oluşumu gözlenirken nadiren boncuk oluşumları da gözlenmiştir. Fouirer Transform Infrared Spektrometre (FTIR) bulgularına göre kompozit nanoliflerin yapısındaki PAS, PEO ve zerdeçal ekstraktına ait parmakizi bölgeleri tespit edilmiştir. Termogravimetrik Analiz (TGA) analizi ile nanoliflerin ısıl direnci ve 250-300 ºC sıcaklıklara kadar dayanıklılık gösterdiği görülmüştür. Gıda uygulaması olarak belirlenen mandalinalara kaplama yapıldığında, tekstürel açıdan kontrol örneklerine göre daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Kaplama öncesi taze mandalinanın L, a ve b değerleri sırasıyla 57,42±0,99, 33,50±1,64 ve 47,97±1,26’dır. Kaplama ve inkübasyon sonucu yıkanan mandalinalardan alınan L, a ve b değerleri, 58,32±1,46, 35,39±1,24 ve 45,85±2,32’dir. Bu sonuçlara göre kaplama öncesi ve kaplama sonrası mandalina kabuk renginde gözle görülür oranda değişiklik olmadığı anlaşılmaktadır. Nanolif kaplama yapılan mandalinaların beyazlık (WI) ve sarılık (YI) indeksleri sırasıyla 1,04 ve 144,22’dır. Buna göre nanolifler beyaza yakın renkte ve zerdeçal ekstraktı eklenen örneklerde sarılık değerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Zerdeçal ekstraktsız çözeltinin vizkozite değeri 521,99±3,39 cP iken zerdeçal ekstraktlı çözeltinin ise 456,83±5,39 cP olduğu tespit edilerek zerdeçal ekstraktlı çözeltinin vizkozitesinin daha düşük olduğu tespit edilmiş ve SEM görüntülerinde liflerin daha iyi çekim kabiliyetinin sağlandığı görülmüştür. Bulgulara göre PAS proteinleri ve PEO’dan elde edilen zerdeçal ekstraktı ile katkılandırılmış nanofiber film malzemeler hedef meyvelerin kaplanması ve korunmasında başarıyla uygulanabilecek fonksiyonel ürünler olarak değerlendirilmişlerdir
ETLİK PİLİÇLERİN KARMA YEMLERİNE İLAVE EDİLEN GOJİ BERRY (Lycium barbarum L.) YAPRAĞININ PERFORMANS, ET LİPİT OKSİDASYONU, KARKAS ÖZELLİKLERİ VE BAZI KAN DEĞERLERİNE ETKİSİ
Bu çalışmanın amacı, karma yemlerine goji berry (Lycium barbarum L.) yaprakları (GBY) ilavesinin etlik piliçlerin performansı, et lipit oksidasyonu, göğüs ve but etlerinin kimyasal bileşimi, karkas özellikleri ve bazı kan değerleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu çalışma, Uşak Üniversitesi Ziraat Fakültesi Hayvancılık Deneme Ünitesinde yürütülmüştür. Toplam 144 adet günlük yaştaki civciv tartılmış ve her biri 12 civcivden oluşan üç paralel olmak üzere dört gruba rastgele dağıtılmıştır. Deneme, 42 gün sürmüştür. Gruplar şu şekildedir: (i) karma yem, (ii) karma yem + 1 g/kg GBY, (iii) karma yem + 5 g/kg GBY ve (iv) karma yem + 10 g/kg GBY. Sonuçlar, 10 g/kg GBY'nin canlı ağırlığı (0-6 hafta) (P0.05). Karma yemlere 10 g/kg GBY ilavesiyle kalp ağırlığı ve ön mide uzunluğunu artmış (P0.05), ancak düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (LDL) düşürmüştür (P<0.05). Sonuç olarak, etlik piliç karma yemlerine 10 g/kg GBY ilavesiyle etlik piliçlerin performansı iyileşmiş, göğüs eti lipit oksidasyonu ve LDL üzerine olumlu etkiler belirlenmiştir
MODA TASARIMINDA GİYİLEBİLİR TEKNOLOJİ UYGULAMALARINA İNOVATİF YAKLAŞIMLAR: ESNEK GÜNEŞ PANELLİ GİYSİ VE AKSESUAR TASARIMLARI
Bir kıyafetin bir parçası olarak ya da kişisel bir aksesuar olarak giyilebilen teknolojik ürünleri kapsayan giyilebilir teknolojiler insanların hayatını kolaylaştırmaktadır. Son yıllarda büyük bir hızla gelişen teknoloji sayesinde giyilebilir teknoloji ürünlerinde büyük ilerlemeler kaydedilmektedir.
Giyilebilir teknoloji ürünlerinin kullanımı son dönemde hızla büyüyen bir moda, ciddi bir tüketim sektörü olmaya başlamıştır. Küresel iklim kriziyle birlikte sektörün yeni yönelimi olan sürdürülebilir yaklaşımlar ve Covid 19 pandemisi ile birlikte insanların değişen hayat şartlarına bağlı olarak, bireyselleştirilmiş ve teknolojiye bağımlı duruma gelinmiştir. Teknoloji kullanımı arttıkça, enerji ihtiyacı en hızlı ve pratik nasıl giderilir sorusunun cevapları aranmaya başlanmış olup dünyanın ana enerji kaynağı güneş günlük yaşantımızda kullanılan enerji için de ilham kaynağı durumuna gelmiştir. Bu durumda moda sektöründe sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve bunların moda sektöründe uygulanması hem yenilikçi hem de ekolojik olarak çevre dostu bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır.
Son yıllarda moda sektöründe yapılan fuar ve defilelerde teknolojik kıyafet ve aksesuarların yoğun olarak kullanılmaya başlandığı görülmektedir.
Günlük aktiviteleri hatırlatan ve analizlerini yaparak kişisel verileri kolayca takip etmeyi sağlayan kıyafetler, saatler ve bilekliklerle başlayan giyilebilir teknoloji ürünleri; kemerler, şapkalar, ayakkabı ve çantalarla zenginleşerek ilerlemesini sürdürmektedir. Bu ürünler çeşitli akıllı sensörler, kablosuz bir güç kaynağı ya da güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji sistemlerinden yararlanarak çalışmaktadır. Bunun sonucunda yenilenebilir enerji kaynaklarının farklı tasarımlarla birleştirilmesi fikri ortaya çıkmış; bu da daha fonksiyonel ve inovatif yaklaşımların oluşmasını zorunlu kılmıştır.
Giyilebilir teknolojilerde kullanılan yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisinin kullanımı ile giysi ve aksesuarlar aracılığıyla güneş ışığını toplayarak telefon şarj edebilme imkânı bulunmaktadır. Bu araştırmada giyilebilir teknolojinin bir parçası olan giyilebilir güneş enerji sistemleri konusunda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Öncelikle “Kadın ve erkek deri giysi ve aksesuar tasarımlarına esnek güneş panelleri dahil edilerek daha işlevsel tasarımlar elde etmek mümkün müdür?” sorusuna ve bu sorunun beraberinde getirdiği alt problemlere cevap aranmıştır.
Yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerji sistemlerini kullanarak cep telefonlarını şarj edebilen çeşitli aksesuar tasarımlarının yapılmasını kapsayan bu çalışmada esnek güneş panelleri kullanılmıştır. Tasarımlar yapılırken esnek güneş panelleri ile teknoloji kullanımının yanı sıra estetik unsurlar da göz önünde bulundurulmuştur. Literatür taraması yapılmış, güneş enerjisi sistemlerini kullanan tasarımcılara ve yapılan test ve örnek uygulamalara yer verilmiştir.
Çalışmada farklı kullanım amacına hitap eden bir adet kadın ceketi, bir adet erkek yeleği ve beş adet çanta tasarımı yapılmış ve üretilmiştir. Üretimi yapılan tasarımlarda telefon şarj mekanizmasının çalışıp çalışmadığı gün ışığı ve maruz kalınması öngörülen ortam koşullarında test edilmiştir. Herhangi bir depolama alanı olmaksızın anında şarj özelliği olan tasarımların bir telefonu gün ışığında yaklaşık 2-3 saatte şarj edebildiği gözlemlenmiştir.
Enerji kaynağının sürekli olarak taşınabilir ve erişilebilir olmasını sağlayan tasarımların, teknolojiye olan bağımlılığın hayatın hızını yavaşlatmasını önleyeceği, sektörde yenilikçi, sürdürülebilir ve inovatif alternatiflerin artmasına olanak sağlayacağı düşünülmektedir
FARKLI TEMEL VE ZEMİN ÖZELLİKLERİNİN BİNA TAŞIYICI SİSTEM DAVRANIŞLARINA ETKİSİ
Yapıların sismik tasarım ve performans düzeylerinin belirlenmesinde uygulama kolaylığı nedeniyle bina tabanında ankastre mesnet tanımı yapılarak zemin davranışının etkisi genellikle göz ardı edilmektedir. Zeminde meydana gelen deformasyonlar ve temel dönmelerinin yapı davranışını ciddi oranda değiştirebildiğini literatürde yapılan çalışmalar göstermektedir. Bu değişimi incelemek amacıyla betonarme yapıları esas alan bir çalışma planlanmıştır. Ülkemizde mevcut betonarme yapıların karakteristik özelliklerini yansıtan farklı temel tip ve boyutlarına sahip ve farklı rijitlikte zeminler üzerinde inşa edilmiş 25 farklı bina türü yapı dikkate alınmıştır. Binalar TS-500 ve TBDY-2018 esas alınarak tasarlanmış olup, üç boyutlu analiz modelleri SAP2000 programı kullanılarak hazırlanmıştır. Tamamı dolgu duvarlı olarak tasarlanan modellerde, dolgu duvar etkisi eşdeğer çapraz basınç çubuğu şeklinde tanımlanmıştır. Tüm modellerde doğrusal elastik olmayan hesap yöntemi kullanılarak analizler yapılmıştır. Binaların yatay dayanım, periyot ve deplasman talebi değerlerinin ankastre temel kabulüne göre değişimi incelenmiş ve hasar durumu değerlendirilmesi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre bina periyot ve deplasman taleplerinde en ideal durumda dahi yaklaşık %15 artış görülmektedir. Temel boyutları ve zemin rijitliği açısından elverişsiz koşullarda bu artışın %82’ye ulaşması mümkündür. Farklı temel durumlarının yapıda
hasar dağılımı üzerindeki etkisi genel olarak %10’un altındadır. Yatay dayanım üzerindeki etkisi ise yönetmeliğe uygun temel boyutlarında daha kısıtlı olarak %2’den düşük seviyededir
TOPLUMSAL CİNSİYET, GİRİŞİMCİLİK VE YAŞ KESİŞİMİNDE TÜRKİYE’DE KIDEMLİ KADIN GİRİŞİMCİLİĞİ ÜZERİNE NİTEL BİR ARAŞTIRMA
Kıdemli girişimcilik, toplumun yaşlanmasıyla birlikte daha fazla önem kazanmaktadır. Uluslararası literatürde gelişmekte bir kavram olmasına rağmen, Türkiye’de kıdemli girişimcilik ile ilgili sınırlı çalışmalar bulunmaktadır. Araştırma kapsamında kesişimsellik yaklaşımı benimsenerek Türkiye’de kıdemli kadın girişimci olmanın cinsiyetlendirilmiş doğasını keşfetmek amaçlanmıştır. Araştırmada yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeleri içeren nitel bir araştırma yöntemi benimsedim. Kartopu örneklemini kullanarak ve veri doyum noktasına dayanarak 16 kıdemli kadın girişimci ile mülakat gerçekleştirdim. Ayrıca, veri kategorizasyon aracı olan NVIVO 11’den yararlanarak tematik analizi benimsedim. Araştırma kapsamında üç ana tema “Kıdemli Kadın Girişimciliğinde Aile Kurumunun Rolü”, “Kıdemli Kadın Girişimciliğinde Sermayenin(Ekonomik, Sosyal ve Sembolik) Rolü” ve “Kültürel Bağlamda Kıdemli Kadın Girişimciliği” ele alınmıştır. Araştırmanın literatüre katkısı ise eril bir alan olan girişimcilikte, kadın girişimcilerin deneyimlerini yaş ekseninde tartışmaya açmaktır. Ayrıca, bu çalışma, Türkiye’nin sosyal sürdürebilirlik ve kapsayıcılık temelinde eşitlik yaklaşımını içeren ve kıdemli kadın girişimci olmanın avantajını kullanan projelerin oluşturulması ihtiyacını vurgulayarak uygulayıcılara çeşitli önerilerde bulunmaktadır.
Anahta
UŞAK İLİ İÇİN KORİDOR ORTALAMA HIZ İHLAL TESPİT SİSTEMLERİ KURULUMU
Günümüz trafik koşulları altında araç sayısındaki artışlar ile beraber trafik kazalarının sayısı
artmakta ve buna bağlı olarak trafikte can ve mal kayıpları meydana gelmektedir. Trafik
güvenliğinin tehlikeye atılmasında ve meydana gelen kazalarda, insan faktörünün ön planda
olduğu görülmektedir. Ayrıca kazalara sebep olan nedenler arasında aşırı hız kavramı, pek
çok kaza ile ilişkilendirilmektedir. Aşırı hızın kontrol altına alınması isteği sonucunda
sistemler geliştirilmekte ve teknolojik imkânların artması ile bu sistemler daha verimli hale
getirilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Uşak ilinde meydana gelen son beş yıl
trafik kaza verileri Uşak Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Müdürlüğü’nden
temin edilmekte olup D300 karayolu üzerindeki kaza yoğun bölgelerin tespit edilmesi ve bu
bölgeler içerisinden koridor ortalama hız tespit sistemi kurulumuna uygun olanın tespit
edilmesi amaçlanmıştır. D300 karayolu üzerindeki trafik kazalarının yoğunluklarına göre
seçilen bölgelerden ortalama hız ölçümleri yapılmış olup ortalama hız verilerine dayanarak
kurulması planlanan sistem ile aşırı hıza bağlı olarak meydana gelen ölümlü, yaralanmalı ve
maddi hasarlı kazaların önlenmesi hedeflenmektedir. Çalışma sonucunda, seçilen bölgelerden
elde edilen ortalama hız verilerinin hız limitlerine olan uygunlukları ve muhtemel koridor
ortalama hız tespit bölgeleri içinde en uygun karayolu kesitinin tespiti sunulmaktadır
FARKLI ÇİLEK ÇEŞİTLERİNDE VERİM VE KALİTE ÜZERİNE YAPRAKTAN BOR VE GİBERELLİK ASİT (GA3) UYGULAMALARININ ROLÜ
Bu çalışma Uşak İli Sivaslı ilçesinde yürütülmüştür. Çalışma; Sabrina ve Albion çilek çeşitlerinde farklı dozlarda borik asit ve giberallik asit (GA3) uygulamalarının verim ve kalite üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Denemede 5 farklı dozda borik asit (Kontrol, 100, 200, 300, 400 ve 500 ppm) ve GA3 (Kontrol, 20, 40, 60, 80 ve 100 ppm) uygulanmıştır. Uygulamalar sonucunda ortalama çiçek sayıları 29,9 - 50,7 arasında tespit edilmiştir. Denemede meyve ağırlıkları 17.1-22.3 g arasında değişmiştir. Suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) değerleri %6.3-7.9 arasında değişmektedir. Meyvelerin pH değerleri 2.5-2.9 arasında bulunmuştur. Titre edilebilir asitlik değerleri ise %0,5-1,1 arasında değiştiği ölçülmüştür. Uygulamaların çilek çeşitlerinde verim ve kalite açısından farklılık yarattığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Sabrina ve Albion çeşitleri için borik asit uygulamasında verimi olumlu etkileyen 200-400 ppm arasındaki dozları önerilmekte ancak gibberellik asit uygulamalarına bakıldığında çeşitler ve uygulamalar arasında geniş bir varyasyon olduğu anlaşılmıştır