Kırıkkale University Institutional Repository
Not a member yet
21089 research outputs found
Sort by
The impact of the concept of displacement in the context of social change on globalizing food culture: The middle class's perspective on global flavors
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim DalıKüreselleşme dil, kültür, bilgi ve teknoloji gibi kavramların değişimine sebep olmasının yanı sıra yemek yeme alışkanlıklarına da çeşitlilik kazandırmıştır. Bu anlamda sınırları ortadan kaldıran küreselleşme kavramı pek çok yiyeceğin sınırlarının muğlaklaşmasına neden olmuştur. Ulus sınırlarını aşan yiyecekler küresel lezzet olarak ifade edildiğinde, yiyeceklerin aidiyeti tartışma konusu olarak karşımıza çıkmıştır. Çalışma kapsamında Deleuze ve Guattari'nin ortaya atmış olduğu "yersiz-yurtsuzlaşma" kavramı çerçevesinde yiyeceklerin köksüzlüğü tartışması irdelenmiştir. Bu bağlamda çalışma, orta sınıf olarak görülen Ankara iline ait "Bahçelievler", "Batıkent" ve "Keçiören" bölgelerindeki katılımcılara anket tekniği uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma aynı zamanda nitel yaklaşım ile desteklenmiştir. Tez kapsamında toplumsal değişme ve küreselleşmenin etkisiyle küresel lezzetlerin bireylerin hayatlarındaki yeri anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılacaktır. Anket formu SPSS programı ile incelenerek frekans, ki-kare ve anova analizi uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri kapsamında, küreselleşmenin yemek kültürü üzerindeki etkisini anlamak adına 30 kadın, 33erkek katılımcı toplam 63 kişiyle online anket çalışması yapılmıştır. Katılımcı yaş sınırının 18-65 yaş aralığında olduğu çalışmada, örneklem grubunun %81,7'si lisans ve lisansüstü eğitim seviyesine sahiptir. Katılımcıların yaşadıkları bölge ile küresel lezzet tüketimi arasında anlamlı farklılaşma bulunmamıştır. Orta sınıfı temsil eden örneklem grubu % 79,4 oranla küresel lezzet tüketmektedir. Yapılan çalışma sonucunda teknolojik gelişme ve küreselleşmenin yemek kültürüne etkisi olduğu görülmüştür. Aynı zamanda küresel lezzetlerin bireyi yerel yemek kültüründen uzaklaştırmadığı ancak gündelik hayat içerisine yerleşerek, melez oluşum yarattığı sonuçlarına ulaşılmıştır.Globalization has led to changes in concepts such as language, culture, knowledge and technology, as well as diversifying eating habits. In this sense, the concept of globalization, which eliminates borders, has caused the borders of many foods to become blurred. When foods that transcend national borders are expressed as global flavors, the belonging of foods has emerged as an issue of debate. Within the scope of the study, the discussion of the rootlessness of food is examined within the framework of the concept of "displacement-territorialization" put forward by Deleuze and Guattari. In this context, the study was conducted by applying the survey technique to the participants in the "Bahçelievler", "Batıkent" and "Keçiören" regions of Ankara, which is seen as middle class. The study was also supported by a qualitative approach. Within the scope of the thesis, the place of global flavors in the lives of individuals with the effect of social change and globalization will be tried to be understood and explained. The questionnaire form was examined with the SPSS program and frequency, chi-square and anova analysis were applied. Within the scope of the research data, in order to understand the impact of globalization on food culture, an online survey was conducted with a total of 63 people, 30 female and 33 male participants. The age range of the participants was 18-65 years old, and 81.7% of the sample group had undergraduate and graduate education. No significant difference was found between the region where the participants live and global flavor consumption. The sample group representing the middle class consumes global flavors with a rate of 79.4%. As a result of the study, it was seen that technological development and globalization have an impact on food culture. At the same time, it has been concluded that global flavors do not take the individual away from the local food culture, but create a hybrid formation by settling into daily life
Evaluation of purchasing behaviors during the marriage process in terms of hedonic and utilitarian consumption tendencies: The case of Ankara province
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme Ana Bilim DalıTüketimin incelenmesi, ekonomi ve kültür sosyolojisi araştırmaları arasında ideal bir köprü oluşturmakta ve aile, toplumsal cinsiyet ve sosyal sınıfın araştırılması için yeni alanlar sağlamaktadır. Gündelik yaşamda insanlar faydacı ve pratik tüketimin yanı sıra, çeşitli duyular, duygular ve zevkler getiren hazcı tüketimi de tercih etme eğilimindedirler. Hedonistik ürünün kaynakları genel olarak ürünün kendi özellikleri ve bireysel özellikleri açısından açıklanmaktadır. Bunun yanı sıra, hayatta kalmak için gerekli olan maddelerin tüketimine faydacı tüketim adı verilmektedir. Dolayısıyla, faydacı ihtiyaçların karşılanmasından sonra, eğer birey kaynaklarla kalırsa, bunu tüketici davranışı teorisinde hedonik tüketim olarak bilinen duygusal hazzı arttırmak için harcayabilir. Temel ihtiyaçlar olduğu için tatmin düzeyinin her birey adına aynı olduğu faydacı tüketimin aksine, üretilen duygusal haz her bireye göre değişkenlik göstermektedir. Bu bağlamda pazarlama şirketleri, sundukları hizmetlerde en iyi tüketici deneyimi sağlayarak bu tüketici davranışını keşfetmeye çalışmaktadır. Son yıllarda hedonik tüketim kavramına sıklıkla rastlanmakta ve araştırılmaktadır. Hedonik tüketim olarak adlandırılan kavram, mutluluk, zevk, şehvet ya da rahatlama olarak açıklanan tüketimin bir parçasıdır. Bilişsel tüketici davranışının hedonik karşılığı, alışveriş deneyiminin duygusal ve çoklu duyusal yönlerini ele alan duygusal tüketici davranışıyla ilintilidir. Öyle ki faydacı tüketim faaliyetleri müşterilerin alışveriş deneyimini entelektüel olarak satın almalarını teşvik etmede rasyonelliğine hitap ederken, müşterilerin buna karşılık gelen duygusal satın almaları ancak hedonik tüketim faaliyetlerinin varlığıyla elde edilebilir. Bu araştırma, evlenme süreci satın alma davranışlarının hedonik ve faydacı tüketim eğilimleri açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu bağlamda, alan yazında yürütülen çalışmalardan yola çıkarak literatür taraması yapılmış ve insanlık tarihi kadar eski olan tüketim olgusunun nedenleri üzerine çıkarımlarda bulunulmuştur. Araştırma, Ankara ili ile sınırlandırılmış, evlenme sürecinde olan bireyler ile mülakat yöntemi kullanılarak görüşmeler sağlanmış ve elde edilen bulgular SPSS analiz yöntemiyle irdelenerek çalışma içerisine dahil edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Evlenme süreci, satın alma davranışları, hedonik tüketim, faydacı tüketim, Ankara.The study of consumption provides an ideal bridge between economic and cultural sociology research and opens up new areas for the study of family, gender and social class. In everyday life, people tend to prefer utilitarian and practical consumption as well as hedonistic consumption, which brings various sensations, emotions and pleasures. The sources of the hedonistic product are generally explained in terms of the characteristics of the product itself and individual characteristics. In addition, the consumption of items necessary for survival is called utilitarian consumption. Hence, after the satisfaction of utilitarian needs, if the individual is left with resources, he or she can spend them to increase emotional pleasure, known in consumer behavior theory as hedonic consumption. Unlike utilitarian consumption, where the level of satisfaction is the same for each individual because they are basic needs, the emotional pleasure produced varies according to each individual. In this context, marketing companies are trying to explore this consumer behavior by providing the best consumer experience in the services they offer. In recent years, the concept of hedonic consumption has been frequently encountered and researched. The concept called hedonic consumption is a part of consumption explained as happiness, pleasure, lust or relaxation. The hedonic counterpart of cognitive consumer behavior is related to affective consumer behavior, which deals with the emotional and multisensory aspects of the shopping experience. Thus, while utilitarian consumption activities appeal to customers' rationality in encouraging them to purchase the shopping experience intellectually, the corresponding emotional purchase can only be achieved through the presence of hedonic consumption activities. This research aims to evaluate the purchase behaviors of the marriage process in terms of hedonic and utilitarian consumption tendencies. In this context, a literature review was conducted based on the studies conducted in the literature and inferences were made on the causes of the consumption phenomenon, which is as old as human history. The research was limited to the province of Ankara, interviews were conducted with individuals who were in the process of getting married, and the findings obtained were analyzed by SPSS analysis method and included in the study. Key words: Marriage process, purchasing behaviors, hedonic consumption, utilitarian consumption, Ankara
Katı Ortam Sementasyonunun Parametreleri ve Uygulama Alanları
The design and manufacturing of machine parts covers many aspects of engineering and science. In addition to static and dynamic design, which is the basis of mechanics, choosing appropriate materials and determining the appropriate surface treatment are criteria generally learned through experience or determined by standards. In today's industry, efforts are being made to obtain more durable and lower-cost steels by replacing more expensive alloy steels with lower-cost steels or by hardening the surfaces of low-carbon steels. Carburization, also known as carburization, is a thermochemical surface hardening process generally applied to low carbon steels. The cementation process basically aims to improve mechanical properties such as surface hardness and wear resistance by providing carbon diffusion from the carbon donor material to the steel surface. The cementation process can be carried out in solid, liquid or gaseous medium. In this study, detailed information is given about the processing physics of solid medium cementation, application areas, variable parameters, carbon donor materials in the method, cementation temperatures and times, activator types and ratios used in the process.Makine parçaların tasarımı ve imalatı, mühendisliğin ve fen bilimlerinin birçok olgusunu kapsamaktadır. Mekaniğin temeli olan statik ve dinamik tasarıma ilaveten uygun malzeme seçimi ve uygun yüzey işlemini belirleme genellikle deneyimlerle öğrenilen veya standartlar tarafından belirlenen kriterlerdir. Günümüz endüstrisinde, daha pahalı alaşım çeliklerini daha düşük maliyetli çeliklerle değiştirerek ya da düşük karbonlu çeliklerin yüzeylerinin sertleştirilmesiyle daha dayanıklı ve daha düşük maliyetli çelikler elde etme çalışmaları yapılmaktadır. Sementasyon bir diğer adıyla karbürizasyon, genellikle düşük karbonlu çeliklere uygulanan termokimyasal bir yüzey sertleştirme işlemidir. Sementasyon işlemiyle temel olarak karbon verici malzemeden çelik yüzeyine karbon difüzyonu sağlanarak yüzey sertliği ve aşınma direnci gibi mekanik özelliklerin iyileştirilmesi amaçlanmaktadır. Sementasyon işlemi katı, sıvı ya da gaz ortamda gerçekleştirilebilmektedir. Bu çalışmada, katı ortam sementasyonunun işleme fiziği, uygulama alanları, değişken parametreleri, yöntemdeki karbon verici malzemeler, sementasyon sıcaklıkları ve süreleri, işlemde kullanılan aktivatör türleri ve oranları hakkında detaylı bilgiler verilmiştir
Determination of Optimum Cutting Parameters during Operation with a Double Spindle Milling Machine of 7075 Aluminum Material
Bu çalışmada, savunma sanayinde kullanılan 7075 alüminyum alaşım iş parçasının iki yüzeyi 120 derece açıyla aynı anda Çift Milli Freze tezgâhı ile 3 farklı kesme hızı ve freze devirlerinde, kaplamasız karbür kesici uçlar kullanılarak işlenmiştir. Frezeleme sırasında oluşan titreşim ve iş parçası yüzey pürüzlülüğü değerleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacı ile freze devri ve ilerleme hızına bağlı olarak titreşim ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. Deneyler esnasında titreşim değerleri ölçülerek kayıt altına alınmış ve her frezeleme işleminden sonra iş parçasının 6 farklı yerinden yüzey pürüzlülüğü ölçümü yapılmıştır. Titreşim seviyesi ve yüzey pürüzlülüğü değerleri, devir ve ilerleme hızı değişimleri ile birlikte incelenmiş ve böylece 7075 alüminyum alaşımın aynı anda iki yüzeyinin frezelenmesi esnasında en uygun titreşim seviyesi ve yüzey pürüzlülüğü değerleri için freze devri ve ilerleme hızı değişkenleri belirlenmiştir.Bu çalışmada, savunma sanayinde kullanılan 7075 alüminyum alaşım iş parçasının iki yüzeyi 120 derece açıyla aynı anda Çift Milli Freze tezgâhı ile 3 farklı kesme hızı ve freze devirlerinde, kaplamasız karbür kesici uçlar kullanılarak işlenmiştir. Frezeleme sırasında oluşan titreşim ve iş parçası yüzey pürüzlülüğü değerleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacı ile freze devri ve ilerleme hızına bağlı olarak titreşim ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. Deneyler esnasında titreşim değerleri ölçülerek kayıt altına alınmış ve her frezeleme işleminden sonra iş parçasının 6 farklı yerinden yüzey pürüzlülüğü ölçümü yapılmıştır. Titreşim seviyesi ve yüzey pürüzlülüğü değerleri, devir ve ilerleme hızı değişimleri ile birlikte incelenmiş ve böylece 7075 alüminyum alaşımın aynı anda iki yüzeyinin frezelenmesi esnasında en uygun titreşim seviyesi ve yüzey pürüzlülüğü değerleri için freze devri ve ilerleme hızı değişkenleri belirlenmiştir
Determination of nutrient and energy values ??of dog foods offered in different quality categories in the Turkish market
Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Hayvan Besleme Ve Beslenme Hastalıkları Bilim DalıBu çalışmada Türkiye'de yüksek, orta ve düşük olmak üzere farklı kalite kategorilerinde satışa sunulan köpek mamalarının besin madde ve enerji değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla piyasadan temin edilen en az beş farklı firmaya ait yüksek kalitede, 8 adet orta ve 8 adet ise düşük kalitede köpek mamaları toplanmıştır. Toplanan mama örneklerinde sırasıyla kuru madde (KM), ham kül (HK), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham selüloz (HS) ve nişasta analizleri yapılmıştır. Bu analiz sonuçları dikkate alınarak mamaların organik madde, total karbonhidrat ve azotsuz öz madde içerikleri hesaplanmıştır. Yine bu mamaların besin madde içeriklerinden mamalara ait enerji (total, sindirilebilir ve metabolik) değerleri hesaplanmıştır. Mamalara ait KM, HK, OM, HP, HY, nişasta, azotsuz öz madde ve total karbonhidrat içeriklerinin istatistiksel olarak benzer (P>0.05), HS içeriklerinin ise özellikle yüksek ile düşük kaliteli mamalar arasında önemli düzeyde farklılık gösterdiği saptanmıştır (P0.05), sindirim oranları, sindirilebilir ve metabolik enerji düzeylerinin önemli derecede farklı olduğu tespit edilmiştir (P0.05), whereas the cellulose contents showed significant differences, especially between Premium and low quality dog foods (P0.05), it was determined that the digestion rates, digestible and metabolic energy levels were significantly different (P<0.05). In conclusion, it has been observed that high (Premium), medium and low quality dog foods are similar in terms of nutritional content except crude fiber, but differ in terms of energy values. However, considering the price difference between these foods, it does not seem logically possible to explain this difference only with the difference in these two parameters. It was thought that it would be appropriate to conduct a more detailed study on the amino acid content of the proteins of these foods, the fatty acids contained in their fat and their vitamin and mineral levels
Comparison of cbct and elastographic values of musculoskeletal structures of tooth-borne and tooth-bone-borne rapid palatal expansion patients
Diş Hekimliği Fakültesi, Ortodonti Ana Bilim DalıBu tez çalışması, diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletme tedavilerinin muskuloskeletal yapılarda meydana getirdiği etkilerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ve ultrasonografik elastografi kullanılarak karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Hedefimiz, güncel ortodontik tedavilerde rutin olarak kullanılan diş destekli hızlı üst çene genişletmesi ile son dönemlerde kullanımı oldukça artan mini-vida destekli hızlı üst çene genişletmesinin maksiller kompleks ve masseter, temporal, digastrik venter anterior ve geniohyoid kasları üzerindeki tedavi etkilerini incelemek ve bu değişimleri değerlendirmektir. Çalışmamıza, Kırıkkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na tedavi amacıyla başvuran 24 hasta dahil edilmiştir. Bu kapsamda, diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletme tedavisi uygulanan iki grup oluşturulmuştur. Genişletme tedavisinin başlangıcında (T0) ve bitiminde (T1) elde edilen konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak, ANS ve PNS hizasında midpalatal sütur açılma miktarı, PNS/ANS yüzdesi, pterigopalatin sütur açılma miktarı, nazal ve maksiller genişlik artışı değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, T0 ve T1 zaman dilimlerinde yapılan ultrasonografik elastografi muayenesi ile temporal, masseter, digastrik venter anterior ve geniohyoid kaslarındaki sertlik değişimleri de analiz edilmiştir. Sürekli verilerin normal dağılıma uygunluğunun incelenmesinde Shapiro-Wilk testinden yararlanıldı. Sürekli verilerin T0 ve T1 ölçümlerinin karşılaştırılmasında normal dağılıma uyan verilerde bağımlı gruplarda t test, normal dağılıma uymayan verilerde Wilcoxon test kullanıldı. Sürekli değişkenlerin diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletme grubundaki hastalar arasındaki karşılaştırmalarında normal dağılıma uyan verilerde bağımsız gruplarda t test, normal dağılıma uymayan verilerin karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi kullanıldı. Diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletme gruplarının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ölçümleri sırasında, her iki grupta da T0-T1 zaman dilimleri arasında maksiller ve nazal genişlikte artış gözlenmiştir. Midpalatal sütur açılma oranının değerlendirilmesinde, her iki grupta da ANS hizasında açılma, PNS hizasındakine kıyasla daha fazla olmuş, ancak gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ayrıca, her iki grupta sağ ve sol pterigopalatin süturda açılma meydana gelmiş, fakat bu artışlar gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmamıştır. Kas kalınlığı incelemesinde, grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Her iki gruptaki hastaların T0 ve T1 zaman dilimleri arasında strain elastografi değerlerinde anlamlı artış gözlenmiş, ancak bu artışlar gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmamıştır. Shear-wave elastografi verilerinin analizinde, T0-T1 zaman dilimleri arasında gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ancak, diş destekli hızlı üst çene genişletme grubunda geniohyoid kasının kasılmış durumda ve sol digastrik venter anterior kasının gevşek durumda anlamlı bir düşüş gözlenmiştir. Diş ve diş-kemik destekli hızlı üst çene genişletme tedavilerinin iskeletsel yapılar üzerindeki etkileri benzer bulunmuştur. Her iki grupta strain elastografi muayene sonuçlarına göre kas sertliğinde artış gözlenirken, shear-wave elastografi değerlerine göre ise sertlik artışı saptanmamıştır. Ayrıca, her iki grupta da kas kalınlığında herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir.This thesis aims to compare the effects of tooth-borne rapid maxillary expansion and tooth-bone-borne rapid maxillary expansion treatments on musculoskeletal structures using cone-beam computed tomography (CBCT) and ultrasonographic elastography. Our objective is to examine the treatment effects of tooth-borne rapid maxillary expansion, routinely used in current orthodontic treatments, and the increasingly popular tooth-bone-borne rapid maxillary expansion on the maxillary complex and the masseter, temporal, anterior digastric, and geniohyoid muscles, and to evaluate these changes. Our study included 24 patients who applied for treatment at the Department of Orthodontics, Faculty of Dentistry, Kırıkkale University. Two groups were formed, one receiving tooth-borne rapid maxillary expansion and the other tooth-bone-borne rapid maxillary expansion. Using CBCT images obtained at the beginning (T0) and the end (T1) of the expansion treatment, the amount of midpalatal suture opening at the ANS and PNS levels, PNS/ANS percentage, pterygopalatine suture opening, and nasal and maxillary width increase were evaluated. Additionally, changes in the stiffness of the temporal, masseter, anterior digastric, and geniohyoid muscles were analyzed using ultrasonographic elastography examinations at T0 and T1. The Shapiro-Wilk test was used to examine the normality of the distribution of continuous data. For the comparison of T0 and T1 measurements of continuous data, the paired t-test was used for normally distributed data, and the Wilcoxon test was used for non-normally distributed data. For comparisons between patients in the tooth-borne and tooth-bone-borne rapid maxillary expansion groups, the independent t-test was used for normally distributed data, and the Mann-Whitney U test was used for non-normally distributed data. During the CBCT measurements of the tooth-borne and tooth-bone-borne rapid maxillary expansion groups, both groups showed an increase in maxillary and nasal width between the T0 and T1 time periods. In the evaluation of the midpalatal suture opening rate, both groups exhibited more opening at the ANS level compared to the PNS level, but no significant difference was found between the groups. Additionally, both groups showed opening in the right and left pterygopalatine sutures, but these increases were not statistically significant between the groups. In muscle thickness examination, no statistically significant difference was found in intra-group and inter-group comparisons. A significant increase was observed in strain elastography values between the T0 and T1 time periods in both groups, but this increase did not create a statistically significant difference between the groups. In the analysis of shear-wave elastography data, no significant difference was found between the groups for the T0-T1 time periods. However, in the tooth-borne rapid maxillary expansion group, a significant decrease was observed in the contracted state of the geniohyoid muscle and the relaxed state of the left anterior digastric muscle. The effects of tooth-borne and tooth-bone-borne rapid maxillary expansion treatments on the skeletal structures were found to be similar. While an increase in muscle stiffness was observed in both groups according to strain elastography examination results, no increase in stiffness was found according to shear wave elastography values. There was also no change in muscle thickness in either group
Digitalization of art and influence of NFT on art
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Ana Bilim DalıBu araştırmada, dijital sanatın postmodern perspektiften algılanışı, tartışılması ve değerlendirilmesi üzerine literatür taranmıştır. Çalışma özellikle, Sanayi Devrimi'nden itibaren hız kazanan teknolojik ilerlemelerin, dijital sanatın evrimi üzerindeki etkisine odaklanmakta. Bu süreçte, teknolojik gelişmelerin dijital sanat üzerinde nasıl bir dönüştürücü rol oynadığı ve sosyoekonomik değişimlerle olan etkileşimleri detaylı bir şekilde incelemekte. Dijital sanatın hem tarihsel hem de çağdaş sanat anlayışları ile nasıl bir sentez oluşturduğunu ortaya koymakta. Bu bağlamda, dijital sanatın sadece bir teknolojik araç olmadığını, aynı zamanda kendine has özellikleriyle bağımsız bir sanat akımı olarak işlev gördüğünü vurgular. Dijital sanatın gelişim sürecini ve bu süreci şekillendiren anahtar faktörleri analiz eder, bu faktörlerin sanat formunun evrimine nasıl katkıda bulunduğunu değerlendirir. Dijital sanatın günümüzdeki ve gelecekteki rolünü, özellikle NFT'ler (Non-Fungible Tokens) ve Blockchain Teknolojisi gibi yeniliklerin sanat eserlerinin değerlendirilmesi ve sergilenmesi üzerindeki etkilerini ele alır. Dijital sanatın tarihsel bağlamda nasıl şekillendiğini ve günümüz sanat kavramlarına meydan okuyarak nasıl bir dönüşüm yaşadığını tartışır. Sanatçılar ve sanat eserleri üzerindeki etkileri değerlendirirken, dijital sanatın mevcut ve gelecekteki sanat pratiklerine nasıl yön vereceğini öne çıkarır. Sonuç olarak, Dijital sanatın multidisipliner yapısını ve geniş kapsamlı potansiyelini vurgulayarak, bu alandaki bilgi birikimine önemli katkılarda bulunmayı amaçlamaktadır.In this research, the literature on the perception, discussion and evaluation of digital art from a postmodern perspective was reviewed. In particular, the study focuses on the impact of technological advances that have acceleratedsince the Industrial Revolution on the evolution of digital art. In this process, it examines in detail how technological developments play a transformative role on digital art and the interactions with socioeconomic changes. It reveals how digital art forms a synthesis with both historical and contemporary art concepts. In this context, it emphasizes that digital art is not only a technological tool, but also functions as an independent art movement with its own characteristics. Analyzes the development process of digital art and the key factors that shape this process, evaluates how these factors contribute to the evolution of the art form. It addresses the current and future role of digital art, in particular the impact of innovations such as NFTs (Non-Fungible Tokens) and Blockchain Technology on the evaluation and exhibition of works of art. It discusses how digital art has been shaped in a historical context and how it has undergone a transformation by challenging modern concepts of art. While evaluating the effects on artists and works of art, it highlights how digital art will guide current and future art practices. As a result, by emphasizing the multidisciplinary nature and wide-ranging potential of digital art, it aims to make significant contributions to the accumulation of knowledge in this field
A mathematical model proposal for cost effective raw material use and low carbon emissions for sustainable blending problem in iron and steel production
Fen Bilimleri Enstitüsü, Endüstri Mühendisliği Ana Bilim DalıBu tez çalışması, sürdürülebilirlik ve çevre bilincine ulaşmak için çelik üretiminde hurda karışımlarını optimize etme zorluğunu ele almaktadır. Örnek uygulama olarak bir çelik döküm şirketine odaklanarak, hurda kullanımını maksimuma çıkarırken maliyeti, emisyonları ve enerji tüketimini en aza indiren bir matematiksel model geliştirilmiştir. Bu model, bir dökümhane şirketinde GS-52 çeliğinin üretiminde çeşitli hurda yığınlarının ve saf elementlerin spesifik element bileşiminin yanı sıra bunların ilgili maliyetleri ve çevresel etkilerini de dikkate almaktadır. GAMS programı ve Microsoft Excel ile daha fazla doğrulama yoluyla en uygun karışımın, saf elementler yerine hurdaya (%99,7) ağırlık vererek hammadde maliyetlerini önemli ölçüde azalttığı gösterilmiştir. Üstelik bu optimize edilmiş harman, ergitme enerjisi tüketimini ve enerji ve hammadde kaybından kaynaklı karbon emisyonlarını en aza indirerek daha sürdürülebilir ve çevre dostu bir çelik üretim sürecine katkıda bulunmaktadır. Bu çalışma, sürdürülebilir üretime yönelik küresel çabalarla uyumlu olarak çelik endüstrisinin uygun maliyetli ve çevreye duyarlı uygulamaları benimsemesi için değerli bilgiler ve pratik bir çerçeve sunmaktadır.This study tackles the challenge of optimizing scrap blends in steel production to achieve sustainability and environmental consciousness. Focusing on a steel-casting company as a case study, a mathematical model was developed that minimizes cost, emissions, and energy consumption while maximizing scrap utilization. This model considers the specific elemental composition of various scrap piles and pure elements, alongside their associated costs and environmental impacts in the production of GS52 steel in a foundry company. Through the GAMS program and further verification with Microsoft Excel, it is shown that optimal blend significantly reduces raw material costs by prioritizing scrap (99.7%) over pure elements. Moreover, this optimized blend minimizes melting energy consumption and carbon emissions related to energy consumption and raw material losses, thus contributing to a more sustainable and environmentally friendly steel production process. This study offers valuable insights and a practical framework for the steel industry to adopt cost-effective and eco conscious practices, aligning with global efforts towards sustainable manufacturing
Rakotch type extension of Darbo's fixed point theorem and an application
In this paper, we present a new extension of Darbo's fixed point theorem inspired by Rakotch's contraction. We also provide the alternative version of Leray-Schauder type of our new result. In order to demonstrate the applicability of our theoretical result, we present an existence theorem based on a functional equation. Finally, we provide an illustration of our existence theorem
Investigation of mechanical and physical properties of PLA and steel-added PLA filament materials used in melted filament manufacturing method
Thermoplastic composite filament materials can be used in the manufacturing method with melted filament, which is among the additive manufacturing methods. Thermoplastic composite filament materials allow obtaining different thermal, chemical, mechanical and surface properties. In this study, PLA filament and PLA-Steel filament materials with approximately 80% by weight of 410L steel powder were compared in terms of impact strength, tensile strength and thermal conductivity properties. As a result of the experiments carried out, the highest impact strength was measured at 14.27 kJ/m2, the highest tensile strength was 41.62 MPa and the highest thermal conductivity was 0.1364 W/mK for PLA material. The highest impact strength was measured at 11.51 kJ/m2, the highest tensile strength was 19.06 MPa and the highest thermal conductivity was 0.2758 W/mK for the steel powder added PLA material. Thus, the impact and tensile strength value of PLA material decreased and the thermal conductivity value increased with the addition of steel powder. Different levels of filling ratio, printing temperature, printing speed and layer thickness printing parameters were used in the production of test specimens. The effects of these pressure parameters on the impact and tensile strength values were investigated. The effects of printing parameters were revealed by the results of ANOVA analysis. In addition, the microstructure of the materials was investigated by scanning electron microscopy