Çukurova University Institutional Repository
Not a member yet
37292 research outputs found
Sort by
Türkiye’deki meslek yüksekokullarındaki Almanca derslerinde mesleki terimlerin aktarımı.
TEZ12765Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 196-191) var.XVII, 261 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Günümüzde yabancı dil derslerinde klasik ders modellerinin yanı sıra alternatif ders modellerinin de kullanılması dikkate alınması gereken bir olgudur. Yabancı dil öğretiminde yöntem çeşitliliği dilsel yeti ve becerilerin ediniminin hızlandırılmasına ve geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Geleneksel ders modelleri, geçmişte ve günümüzde kabul gören bir olgu olmasına rağmen, alternatif ders modellerinin kullanımı ile, yabancı dil derslerinin başarılı bir şekilde şekillendirilmesi ve uygulanması sağlanabilir. Bu çalışmanın amacı, Turizm bölümlerinde öğrenim gören öğrencilere, turizm alanına ait olan mesleki terimlerin ve iletişim durumlarının alternatif alıştırmalar yardımıyla etkin aktarımını gerçekleştirmektir. Böylelikle öğrenciler kendilerine mesleki açıdan faydalı olabilecek terimleri iş yaşamlarında kullanabilecek imkana sahip olabileceklerdir. İnteraktif ders planlaması ile turizm alanına ait olan kelimeler, cümleler, diyaloglar ve terimler araştırılmış ve Almanca derslerinde kullanılmıştır. Bu çalışmada turizm alanına ait olan mesleki terimlerin öğretimi teorik ve deneysel bağlamda incelenmiştir. Aksaray Üniversitesinde iki adet Meslek Yüksekokulu’nun (Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu ve Güzelyurt Meslek Yüksekokulu) Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünde Almanca dersi bulunmaktadır. Bu çalışmada deney ve kontrol grubu oluşturulmuş, ilgili kelime ve terimlerin aktarımı kontrol grubunda geleneksel alıştırmalarla, deney grubunda ise alternatif alıştırmalarla gerçekleştirilmiştir. Öğrencilere içerisinde turizm alanına ait kelimeler olan ön test ve son test uygulanmıştır. Sonuca ulaşabilmek için ise elde edilen verilen karşılaştırılmış ve analiz edilmiştir. Deney grubunda alternatif alıştırmalar uygulanmış, öğrenciler yaratıcı ve bireysel bir şekilde çalışmış, pozitif bir şekilde desteklenmiştir. Kontrol grubunda ise geleneksel alıştırmalar uygulanmıştır. Kontrol grubunda öğretmen ön planda, deney grubunda ise öğrenci ön planda bulunmuştur. Çalışmaya veri elde edebilmek amacıyla Mann Whitney U-Testi ve Wilcoxonİşaretli Sıra Testi yapılmıştır. Deney ve kontrol grubunun ön test ( u= 59,5 p> .05) ve son test (u=55 p> .05) puanları arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Fakat grupların sıra ortalamaları incelendiğinde deney grubunun son test sıra ortalamasının (11,75) ön test sıra ortalamasına göre (15,57) arttığı görülmektedir. Bu nedenle, alternatif alıştırmaların deney grubunda anlamlı bir fark gösterip göstermediğini incelemek amacıyla Wilcoxon-İşaretli Sıra Testi uygulanmıştır. Analiz sonuçları, ön test ve son test arasında anlamlı bir farklılık göstermiştir. ( z=2,668, p .05) und Nachtest Punkte (u=55 p> .05) der Studenten der Untersuchungs- und Kontrolgruppe zeigten keinen bedeutsamen Unterschied. Aber wenn man die mittlere Rang der Untersuchungsgruppe untersucht, kann man klar sehen, dass der mittlere Rang des Nachtests (11,75) als der mittlere Rang des Vortests (15,57) ansteigt. Aufgrund dessen wurde Wilcoxon-Vorzeichen-Rang-Test durchgeführt, ob die alternative Übungen in der Untersuchungsgruppe bedeutsamer Unterschied aufzeigte. Die Analyseergebnissen zeigten einen bedeutsamen Unterschied zwischen den Vor- und Nachtest.( z=2,668, p<,05). Die statistischen Ergebnisse zeigen, dass die Untersuchungsgruppe im Nachtest erfolgreicher als die Kontrollgruppe ist. Nach diesen Ergebnissen kann man sagen, dass die alternative Übungen beim Lernen des Wortschatzes erfolgsbringend waren. Daraus resultierend kann gesagt werden, dass für einen erfolgreichen Unterricht, sowohl die Berücksichtigung der Interessen und Erfahrungen der Schüler, als auch die kreative Gestaltung des Unterrichts durch die Anwendung verschiedener Übungen, so wie die Lehrkraft als Tutor und Unterstützer von großer Wichtigkeit sind. Angesichts dessen können alternative Übungen, die im Fachbezogenen Deutschunterricht angewandt werden, zu Erfolg führen
Investigation of the leaf water potential changes of the first crop sweet sorghum in different irrigation levels
TEZ13169Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 43-49) var.XV, 51 s. :_tablo ; c29 cm.Bu çalışma, 2018 yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü deneme alanında yürütülmüştür. Araştırmada farklı sulama düzeylerinin birinci ürün tatlı sorgum bitkisinde yaprak su potansiyeli ve kimi bitki büyüme parametrelerine etkileri incelenmiştir. Araştırmada, bitki gelişim dönemleri boyunca 4 farklı sulama suyu düzeyleri %100 sulama (I1), %75 sulama (I2), %50 sulama (I3) ve %25 sulama (I4) ile susuz (I0) konuları oluşturulmuştur. Çalışma sonunda; deneme konularına sırasıyla 414.2 mm (I1), 323.5 mm (I2), 232.9 mm (I3) ve 142.2 mm (I4) sulama suları uygulanmıştır. Çalışmada konulara göre elde edilen kuru madde verimi 6020 kg da-1 ile 3380 kg da-1 arasında değişmiş olup, tam sulanan konuda en yüksek kuru madde verimi elde edilmiştir. Çalışmada sorgum bitkisine ait yaprak alan indeksi değerleri 8.41 ile 6.07 arasında değişmiş olup, tam sulama konusundan en yüksek yaprak alan indeksi değeri elde edilmiştir. Sorgum bitkisine ait bitki boyu 300 cm ile 204 cm arasında değişmiş olup, tam sulama konusunda en yüksek bitki boyu kaydedilmiştir. Sulama öncesi yaprak su potansiyeli değerleri sırası ile gelişme dönemi başı, ortası ve dönem sonu ölçümlerinin ortalamaları olarak I1 konusu için (-9 bar, -10.5 bar, -13 bar), I2 konusu için (-10 bar, -12.5 bar, 13.8bar ), I3 konusu için (-11bar, -13bar, -16bar), I4 konusu için (-12 bar, -17 bar, -21 bar) ve I0 konusu için (-14 bar, -19 bar, -24bar) olarak saptanmıştır.This study was carried out in the experimental field of the Agricultural Structures and Irrigation Department of Çukurova University Faculty of Agriculture in 2018. In the research, the effects of different irrigation levels on leaf water potential and some plant growth parameters were investigated in the first crop sorghum plant. In the research, 4 different irrigation water levels, 100% irrigation (I1), 75% irrigation (I2), 50% irrigation (I3) and 25% irrigation (I4) and without irrigation (I0) were created during the plant development periods. In the study; irrigation waters were applied 414.2 mm (I1), 323.5 mm (I2), 232.9 mm (I3) and 142.2 mm (I4) into the treatments, with respectively. The dry matter yield were obtained ranged from 6020 to 3380 kg da-1, and the highest dry matter yield was obtained in the fully irrigation level. The leaf area index values were changed in the study ranged from 8.41 to 6.07 and the highest leaf area index value was obtained in the fully irrigation level. Height measurements of sorghum plant were ranged between 300 cm and 204.3 cm. Leaf water potential values as before irrigation were determined for the beginning, middle and end of period averaged measurements, respectively, for I1 treatment (-9 bar, -10.5 bar, -13 bar), for I2 treatment (-10 bar, -12.5 bar, 13.8bar ), for I3 treatment (-11 bar, -13 bar, -16 bar), for I4 treatment (-12 bar, -17 bar, -21 bar) and for I0 treatment (-14 bar, -19 bar, -24 bar)
Anadil edincinin yabancı dil edincine etkisi üzerine anadili Türkçe olan ve yabancı dil olarak Almanca öğrenen üniversite öğrencileri için öğret-ve yöntembilimsel bir araştırma.
TEZ12918Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 99-109) var.XIX, 123 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Yabancı dil, kültürlerarası özellik taşıyan ve bireyin sınırlar ötesinde iletişim kurabilmesine olanak sağlayan temel bir öğe olarak işlev görmektedir. Ülkemizde diller arası farklılıklardan dolayı öğrencilerin yabancı dil öğrenirken belirli zorluklar çektikleri genel olarak bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yabancı dil eğitim-öğretimin eğitim sisteminde başarılı bir şekilde sağlam bir zemine oturmasını hedefleyen birçok girişimde bulunulmuştur, ancak bunca uygulamaya rağmen ne yazık ki yabancı dil eğitimimiz geliGşmiş devletlere kıyasla ciddi zafiyetler barındırmaktadır. Bu durum dünyada saygınlığı olan Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yürütülen “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA araştırmaları tarafınca da sıklıkla doğrulanmaktadır. Bunun yanı sıra son PISA araştırmalarında, Türk öğrencilerinin hemen hemen her alanda çok gerilerde kaldığı ve özellikle de kendi anadilinde okuduğunu anlamakta güçlük çektiği ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, anadil edinci ile yabancı dil edinci arasındaki ilişkiyi saptamak ve bu var olan ilişkiyi yabancı dil dersinde öğrencinin lehine çevirebileceğimizi bilimsel olarak ortaya koymaktır. Ayrıca yabancı dil eğitimine başlamadan önce hazırlık sınıfı okuyacak olan öğrencilerin anadildeki okuduğunu anlama seviyelerini ölçmek ve sonrasında belli bir düzeyde anadilde okuduğunu anlayan, bir konu hakkında düşünce üretebilen, yazabilen vs. öğrenciler ile kendi anadillerinde bile yetersiz olan öğrencilerin karılaştırılmasını hedeflenmektedir. Bu konuyu kişisel gelişim açısından ele alacak olursak anadilinde edinilen başarı, ikinci veya üçüncü yabancı dili de olumlu etkiler. Nitekim öğrencilerin sığındıkları en iyi bahane "Ben zaten bunları Türkçede de söylemem ki!” Bu sözlerle kurumsal bakacak olursak bunun dayanağı "Etkileşim Hipotezi" dir. Bilimsel açıdan bunu açıklayan iki hipotez vardır, birisi etkileşim diğeri de seviye eşiği hipotezleridir. Etkileşim hipotezi (Interdependenz Hypothese): Bu varsayıma göre, birinci dilde ne kadar başarılı olunursa ikinci dilde de o derecede başarılı olunur. Yeter ki ikinci dilde yeterli derecede etkileşim ve istek olsun (Cummins, 1981) ,derken Seviye eşiği hipotezi (Schwellenniveau-Hypothese) varsayımına göre, öğrenciler anadillerinde belirli bir seviye eşiğine erişmedikleri takdirde ikince dilde bilişsel (kognitif) zorluklar çekebilirler (Cummins, 1982). Yani kısaca, belli bir yaştan sonraki dil öğrenimi için: “Ne kadar anadil o kadar yabancı dil” (Torlak, 2010) diyebiliriz. Herhangi bir dilde doğru cümle kurabilmek için o dilin dilbilgisini bilmek zorundayız, ayrıca bildiğimiz kelimelerin fiil mi, sıfat mı yoksa zarf mı olduğunun açıklamasını yapabilirsek, ancak o zaman kelimenin cümle içerisinde nerede ve nasıl kullanılacağını çözümleyebiliriz. Bunun yanı sıra anadilimizde kelime dağarcığımız ne kadar genişse yabancı dilde de ancak o kadar gelişebilir. Anadilimizde zihnimizde karşılığı olmayan bir terimi yabancı dilde öğrenmemiz olanaksızdır. Yabancı dilde yapabilecekleriniz bir anlamda anadilinizle yapabildiklerinizle sınırlı olacaktır. Anadile dayalı öğrenme yönteminin uygulandığı bu çalışmada, Almanca okuduğunu anlama dersi için öğretim ve öğrenim sürecinde anadilin yabancı dil dersine sistematik ve bilinçli olarak dahil edilmesi kuramsal ve deneysel açıdan incelenmiştir. Bu hususta veri toplama aracı olarak Türkçe okuduğunu anlama testi öntest ve Almanca final sınavı sontest olarak kullanılmıştır. Bunun yanı sıra anadili ders içeriğine bilinçli bir şekilde entegre ederek işlenen dersin dönem sonunda ikinci defa uygulanan Türkçe okuduğunu anlama testine olumlu bir katkı sağlayıp sağlamadığına bakılmıştır. Ayrıca dönem sonunda öğrencilere dersin işlenişi hakkında fikirlerini beyan edebilecekleri bir anket uygulanmıştır. Yukarıda bahsi geçen testler ve anket hem deney hem de kontrol grubuna uygulanmıştır, ancak kontrol grubunun dersinde, deney grubumuzun aksine, ülkemizde ön görüldüğü gibi olabildiğince tek dilli bir ders akışı gerçekleGtirilmiştir. Türkçe okuduğunu anlama seviyesi homojen olan iki grup arasında ortaya çıkan bulgular şu şekildedir: ? Deney grubu Türkçe 1 testi ile Almanca final sınavının arasında orta derecede güçlü bir korelasyon saptanmıştır (r= ,630; p= .01; N=25). şöyle ki, Türkçe sınavının sonuçları Almanca sınavını olumlu yönde etkilemiştir. Kontrol grubu Türkçe 1 testi ile Almanca final sınavının arasında orta derecede de olsa pozitif bir korelasyon söz konusu olduğu saptanmıştır (r= ,478; p= .05; N=25). Dönem başında diğer grupla Türkçe seviyeleri aynı olan ancak dönem boyunca dersleri Almanca işlenen kontrol grubu, ne yazık ki Almanca final sınavında güçlü bir korelasyon yakalayamamıştır. ? Deney grubunun Türkçe 1 ve Türkçe 2 testlerinin bağımlı gruplar için uygulanan t-Test sonuçları ele alındığında, iki dilli iGlenen dersin Türkçe okuduğunu anlama başarısına olumlu bir katkı sağladığı sonucuna varılmıştır ( p-değeri (sig.2) 0.001 (p<0.05)). ? Kontrol grubunun Türkçe 1 ve Türkçe 2 testlerinin bağımlı gruplar için uygulanan t-Test sonuçları ele alındığında ise, tek dilli işlenen dersin Türkçe okuduğunu anlama başarısına ne olumlu ne de olumsuz herhangi bir katkı sağlamadığı ortaya çıkmıştır. (p-değeri (sig.2) 0.028 (p<0.05) ve df-değeri < 30). ? Son olarak bağımsız iki grup arasında (kontrol- ve deney grubu) uygulanan ve dönem sonunda ki Almanca okuduğunu anlama dersinde uygulanan final sınavının t-Testi sonucunu inceleyecek olursak her iki grup arasında anlamlı bir fark çıkmıştır (p-değeri (sig.2) 0.010 (p<0.05)). Buna binaen anadile dayalı öğrenme yönteminin uygulandığı bu deneysel araştırmanın sonucunda, anadilin yabancı dil dersini olumlu yönde etkilediğini söyleyebiliriz. Anket çalışması aracılığı ile elde ettiğimiz sonuçlara kısaca değinirsek gruplar arası bir takım farklılıklar olduğu saptanmıştır. şöyle ki kontrol grubu tek dille işlenen derste kendisini huzursuz ve istediği zaman kendisini özgürce ifade edemediği, derse ve tartışmalara istediği kadar katılamadığı için bu durumdan rahatsızken, öte yandan Almanca konuşmak zorunda olduğu için bunun kendisine sözlü iletişim dersi açısından birçok katkı sağladığını düşünmektedir. Sonuçları deney grubu açısından ele alırsak ders esnasında stressiz, korkusuz, yüksek motivasyona sahip, yapılması gerekenleri anlayan ve derse istediği gibi katılabilme özgürlüğüne sahip öğrenciler görebiliyoruz, ancak deney grubunun öğrencileri de vicdanen pek rahat olmadıklarını dersten memnun olduklarını ama Almanca konuşma konusunda bir takım sıkıntılar çektiklerini dile getirmişlerdir.Fremdsprachenkenntnisse fungieren in unserem interkulturellen Zeitalter als ein grundlegendes Element, mit dem das Individuum grenzüberschreitend kommunizieren kann. Es ist im Allgemeinen bekannt, dass die Schüler in unserem Land Schwierigkeiten haben eine Fremdsprache zu lernen, deshalb versucht man Ausführungen, mit denen man die Vermittlung der strittigen Fremdsprachen im türkischen Bildungssystem erfolgreich durchzusetzen. Diese zeigen jedoch leider keinen Erfolg. Unsere Fremdsprachenkenntnisse weisen im Vergleich zu führenden Nationen erhebliche Schwächen auf, wie die durch weltweit renommierte Untersuchungen wie beispielsweise der PISA Studie öfters bestätigt wurde. Darüber hinaus haben kürzlich durchgeführte PISA-Studien gezeigt, dass türkische Schüler in fast allen Bereichen weit zurückbleiben und insbesondere Schwierigkeiten haben in ihrer eigenen Muttersprache das Gelesene zu verstehen. Ziel dieser Arbeit ist es, die Beziehung zwischen Muttersprachenerwerb und Fremdsprachenerwerb zu bestimmen und wissenschaftlich nachzuweisen, dass wir diese bestehende Beziehung zugunsten des Schülers im Fremdsprachenunterricht einsetzen können. Außerdem ist es Ziel, die Studenten, die bereits in ihrer Muttersprache hinsichtlich des Leseverständnisses ein bestimmtes Niveau haben und die in der Lage sind sich Gedanken über ein bestimmtes Thema zu machen, mit den Studenten, die in ihrer eigenen Muttersprache noch Defizite aufweisen und Mängel beim Ausdrücken ihrer Gedanken zeigen, zu vergleichen. Wenn wir dieses Thema im Hinblick auf die persönliche Entwicklung betrachten, wirkt sich der Erfolg in der Muttersprache positiv auf den Erfolg der zweiten oder dritten Fremdsprache aus. Tatsächlich ist eine der besten Ausreden, in die Studenten Zuflucht suchen, "Ich könnte das auch nicht mal auf Türkisch sagen!" Wenn wir uns mit diesen Worten institutionell auseinandersetzen, geht ihre Basis auf die "Interdepedenzhypothese" zurück. Es gibt zwei Hypothesen, die dies wissenschaftlich erklären: Die eine ist die Interdepedenzhypothese und die andere die Schwellenniveau-Hypothese. Nach der Annahme der Interdependenzhypothese lautet es: je größer der Erfolg in der ersten Sprache, desto größer der Erfolg in der zweiten Sprache. Solange es genug Interaktion und Verlangen in der zweiten Sprache gibt (vgl. Cummins, 1981). Gemäß der Schwellenhypothese können die Lernenden, die in ihrer Muttersprache eine bestimmte Niveauschwelle nicht erreicht haben, kognitive Schwierigkeiten in der zweiten Sprache haben (Cummins, 1982). Kurz gesagt, kann man beim Sprachenlernen nach einem bestimmten Alter sagen: „Wie viel Muttersprache so viel Fremdsprache“ (Torlak 2010). Damit wir überhaupt einen Satz in einer beliebigen Sprache formulieren können, müssen wir die Grammatik dieser Sprache kennen. Wenn wir klassifizieren können, ob die uns bekannten Wörter Verben, Adjektive oder Adverbien sind, können wir festlegen, wo und wie das Wort im Satz verwendet wird. Abgesehen davon ist Entwicklung eines umfangreichen Wortschatzes in der Fremdsprache nur dann möglich, wenn dieses in der eigenen Muttersprache weitreichend und extensiv ist. Es ist uns unmöglich, einen Begriff in der Fremdsprache zu lernen, der in unserer Muttersprache kein Äquivalent hat. Was Sie in einer Fremdsprache tun können, beschränkt In gewissem Sinne begrenzt sich das, was sie in der Fremdsprache machen können auf das, was sie in Ihrer Muttersprache schon tun können. In dieser Studie, in der die muttersprachliche Lernmethode angewendet wird, wurde die bewusste und systematische Einbeziehung der Muttersprache in den Fremdsprachenunterricht während des Lern- und Lehrprozesses für das Fach Textarbeit in einem theoretischen und experimentellen Kontext untersucht. In dieser Hinsicht wurde zur Datenerfassung ein türkischer Test als Vortest und die deutsche institutionelle Finalprüfung als Nachtest verwendet. Darüber hinaus wurde mit dem zweiten türkischen Test geprüft, ob der Experimentalgruppe, die bewusst durch die Integration der Muttersprache im Fach Textarbeit unterrichtet wurde, einen positiven Beitrag am Ende des Semesters leistete. Zusätzlich wurde am Ende des Semesters ein Fragebogen an die Studierenden gegeben, in dem sie ihre Meinung zum Unterrichtverlauf äußern konnten. Die oben genannten Tests und Fragebögen wurden sowohl der Experimentalgruppe als auch der Kontrollgruppe angewendet, aber der Unterrichtsverlauf der Kontrollgruppe wurde im Gegensatz zu der Experimentalgruppe als ein möglichst einsprachiger Unterricht in der Zielsprache realisiert, wie es grundsätzlich verlangt wird. Die Ergebnisse zwischen den beiden homogenen Gruppen sind wie folgt: ? Bei der Experimentalgruppe weisen die Ergebnisse zwischen dem ersten türkischen Test (T1) und der deutschen Finalprüfung (D) eine mittel starke Korrelation auf (r= ,630; p= .01; N=25). Es kann also gesagt werden, dass die Ergebnisse des ersten türkischen Tests die Ergebnisse der deutschen Finalprüfung positiv beeinflusst haben. ? Unter Berücksichtigung der statistischen Ergebnisse können wir annehmen, dass die Ergebnisse der Kontrollgruppe zwischen dem ersten türkischen Test (T1) und der deutschen Finalprüfung (D) miteinander korrelieren. Die Korrelation nach Pearson zeigt einen mittelmäßigen positiven Zusammenhang auf (r= ,478; p= .05; N=25). Es kann also gesagt werden, dass die Ergebnisse des ersten türkischen Einstufungstests (T1) die Ergebnisse der deutschen Finalprüfung (D) nur schwach positiv beeinflusst haben. ? Die Mittelwerte der Faktoren zeigen eine signifikante Differenz zwischen dem ersten und zweiten türkischen Test der Experimentalgruppe. Der p-Wert (sig.2) beträgt 0.001 (p<0.05). Nach den erhaltenen Faktorenwerten vom Messinstrument kann also schlussgefolgert werden, dass der zweisprachige Fremdsprachenunterricht im Fach Textarbeit dazu beigetragen hat, die Lesekompetenz in der Muttersprache zu verbessern. ? Die Mittelwerte der Faktoren zeigen keine signifikante Differenz zwischen dem ersten und zweiten türkischen Test der Kontrollgruppe. Der p-Wert (sig.2) beträgt 0.028 (p<0.05) und der df-Wert < 30. Nach den erhaltenen Faktorenwerten vom Messinstrument kann also schlussgefolgert werden, dass der zweisprachige Fremdsprachenunterricht im Fach Textarbeit dazu beigetragen hat, die Lesekompetenz in der Muttersprache weder zu verbessern noch zu verschlechtern. ? Unter Berücksichtigung der statistischen Ergebnisse, kann präzisiert werden, dass ein signifikanter Unterschied zwischen beiden Gruppen zu sehen ist. Der p-Wert (sig.2) beträgt 0.010 (p<0.05). Für uns wird daraus ersichtlich, dass die zweisprachig unterrichtete Experimentalgruppe am Ende des Semesters erfolgreicher im Fach Textarbeit abgeschnitten hat, als die Kontrollgruppe. Auf dieser Grundlage können wir als Ergebnis dieser experimentellen Forschung, bei der die muttersprachliche Lernmethode angewendet wird, sagen, dass die Muttersprache den Fremdsprachenunterricht positiv beeinflusst hat. Wenn wir kurz auf die Ergebnisse der Umfrage eingehen, wurde festgestellt, dass es einige Unterschiede zwischen den Gruppen gibt. Die Studenten der Kontrollgruppe vertreten die Ansicht, dass sich der einsprachige Unterricht auf ihre mündliche Kommunikation positiv beigetragen hat, aber sie sich während des Unterrichts unwohl gefühlt haben, sich leider nicht immer dementsprechend ausdrücken konnten und somit nicht an den Diskussionen im Unterricht teilgenommen haben, so wie sie es wollten. Wenn wir die Ergebnisse in Bezug auf die Experimentallgruppe betrachten, können wir stressfreie, angstlose, hochmotivierte Studenten sehen, die verstehen, was im Unterricht zu tun ist, und die Freiheit haben, an den Diskussionen nach Belieben teilzunehmen ohne Beschränkung ihrer Muttersprache. Die Studenten äußerten jedoch auch, dass sie ein schlechtes Gewissen haben im Fremdsprachenunterricht türkisch zu sprechen und gaben an, dass sie aufgrund dessen Schwierigkeiten haben sich mündlich auf Deutsch auszudrücken
Markov analysis of the fuzzy states and its economic application.
TEZ12810Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 89-94) var.XIV, 95 s. :_tablo ;_29 cm.Belirsizliğin hakim olduğu ortamlarda dinamik bir sistemin matematiksel olarak modellenmesi, analiz edilerek gelecekte belirmesi muhtemel durumlarının öngörülmesi ve mevcut anda strateji belirleme kararının verilmesi oldukça zorlu ve riskli bir süreci kapsamaktadır. Markov analizi dinamik sistemlerin modellenmesinde yaygın olarak kullanılan çok önemli bir modeldir fakat belirli durumları kapsamaktadır. Zadeh’ in 1965’ te temellerini attığı, belirsizliğin matematiksel olarak ifade edilebilmesini sağlayan bulanık mantığa dayanan bulanık küme teorisi bu tür sistemlerin modellenmesinde son zamanlarda karar bilimine önemli derecede katkı sağlamıştır. Finansal yatırım araçları belirsizliğin hakim olduğu dinamik bir sistem olan borsada işlem gören ve yüksek risk içeren araçlardır. Bu çalışmada, Amerikan Dolar Endeksi, Avro Endeksi, Japon Yeni/Dolar Paritesi ve altın gibi değerli emtia aracına ait gelecek tahmini aylık verilerden yararlanılarak bulanık durumların Markov zinciri analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bunun için yeterince uzun bir dönem belirlenerek önerilen yatırım araçlarına ait geçmiş verilerden yararlanılmıştır. Elde edilen verilerdeki aylık değişim oranları bulanık durumlara ayrılarak bulanık sınıflandırma yapılmıştır. Daha sonra durumların tanımlandığı bulanık kümelerden yararlanılarak bulanık durumların olasılık geçiş matrisleri oluşturulmuştur. Son olarak rassal olarak belirlenen verilerden ve klasik Markov sürecinde olduğu gibi olasılık geçiş matrisinden yararlanılarak sistemde bir sonraki adımda meydana gelebilecek durum tahmini yapılacak ve elde edilen sonuçlar gerçekte meydana gelen durum ile karşılaştırılarak oluşturulan modelin güvenilirliği test edilmiştir. Bununla birlikte tahmini yapılacak olan finansal araçların denge durumları da incelenmiştir. Bu yatırım araçlarının birbirleri ile ilişkili olup olmadıkları da ayrıca analiz edilmiştir. Ele alacağımız örnekler, Markov zincirlerine ve Bulanık durumlu Markov zincirlerine göre değerlendirilmiş ve sonrasında bu iki sürece dayanarak optimal politikalar belirlenerek bu iki modelin farklılıkları ve benzerlikleri tartışılmıştır.Mathematical modeling of a dynamic system in environments characterized by uncertainty, analyzing the possible situations that could occur in the future, determining a strategy and making good decisions in a timely manner is a very challenging and risky process. Markov analysis is a very important model widely used in the modeling of dynamic systems, but is based on exact situations. Fuzzy set theory, which allows the mathematical expression of uncertainty based on fuzzy logic was originally defined by Zadeh in 1965 and has recently contributed significantly to the science of decisionmaking. Financial investment instruments are instruments that carry high-risk when traded on the stock exchange, which is a dynamic system of uncertainty. In this study, the fuzzy states of the Markov chain analysis method has been applied for analyzing and estimating the future of valuable commodity instruments such as the American Dollar Index, Euro Index, Japanese Yen / Dollar Parity and gold price by using their monthly data. To achieve this, a sufficiently long period was determined and historical data of the proposed investment instruments were used. The monthly change rates in the data obtained were divided into fuzzy situations and fuzzy classification was made. Then, the probability transition matrices of fuzzy states was obtained. Finally, using the randomly determined data and probability transition matrix as in the classical Markov process, the situation that will occur in the next step has been estimated and the reliability of the model has been tested by comparing the results with the actual situation. Furthermore, the stable status of the probability transition matrix of the financial instruments has been obtained and examined. The relation of these investment instruments has also been analyzed. The results of the classical Markov chain and the fuzzy states of the Markov chain have been obtained and evaluated in order to obtain the best strategy of the applications and the differences and similarities of these two models have been discussed
Investigation of occupational and organizational commitment levels of paid classroom teachers.
TEZ12778Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 84-105) var.XVI, 111 s. :_res., tablo ;_29 cm.Bu araştırma; ücretli sınıf öğretmenlerinin örgütsel ve mesleki bağlılıklarının hangi düzeyde olduğunu; demografik özelliklere göre örgütsel ve mesleki bağlılıklarının değişip değişmediğini ve örgütsel bağlılıkları ile mesleki bağlılıkları arasında bir ilişkinin olup olmadığını ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmada, Mardin ilinde çalışan ücretli sınıf öğretmenleri çalışma evreni olarak belirlenmiş ve örneklem olarak 251 ücretli sınıf öğretmeni seçilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA), t testi, ANOVA’da farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını belirlemek içinse LSD testinden yararlanılmıştır. Örgütsel bağlılık ve mesleki bağlılık arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması amacıyla da Pearson korelâsyon analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında ücretli sınıf öğretmenlerinin örgütsel bağlılıklarının; duygusal bağlılık, devam bağlılığı ve normatif bağlılık alt boyutlarının orta düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır. Öğretmenlerin mesleki bağlılıkları orta düzeyde çıkmıştır. Öğretmenlerin örgütsel bağlılıklarının duygusal bağlılık alt boyutu; medeni durum, yaş, eğitim durumu ve sınıf mevcuduna göre anlamlı bir şekilde farklılaşmakta; devam bağlılıkları seminer durumu, eğitim durumu, yaş, çalışma süresi ve sınıf mevcutlarına göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Normatif bağlılık alt boyutu ise eğitim durumuna göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Öğretmenlerin mesleki bağlılıkları; cinsiyete, yaşa, medeni duruma ve eğitim durumuna göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Ücretli sınıf öğretmenlerinin mesleki bağlılıkları ile örgütsel bağlılığın duygusal bağlılık alt boyutu arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Buna karşın ücretli sınıf öğretmenlerinin mesleki bağlılıkları ile örgütsel bağlılığın devam bağlılığı ve normatif bağlılık alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Araştırmada sonuç ve tartışma çerçevesine bağlı olarak ücretli sınıf öğretmenlerinin örgütsel ve mesleki bağlılığını arttırıcı çalışmaların yapılması önerilmiştir.This research; the level of organizational and occupational commitment of paid classroom teachers; It was conducted to reveal whether organizational and occupational commitment have changed according to demographic characteristics and whether there is a relationship between organizational commitment and occupational commitment. The research is a descriptive study in the correlational survey model. As the universe, paid classroom teachers working in Mardin province were determined. 251 paid classroom teachers were selected as samples. One-way analysis of variance (ANOVA), t test was used to analyze the data obtained in the research, and LSD test was used to determine which group the difference originated in ANOVA. Pearson correlation analysis was conducted to reveal the relationships between organizational commitment and occupational commitment. As a result of the research, affective, contiunance and normative commitment of paid classroom teachers is at a medium level. Classroom teachers' occupational commitment is at the medium level.Affective commitment was changed by teachers; age groups, graduation, marial status and class size. Continuance commitment was changed by teachers; seminar status, graudation, age groups, seniority and class size. However normative commitment didn't changed by teachers discused variables. Teachers occupational commitment was changed by; gender, age groups, marital status, graudation. There is a positively low level of meaningful relationship between the occupational commitment and affective commitment of paid classroom teachers. However there isn’t significant relationship between occupational commitment and continuance commitment and normative commitment. In the research, it is suggested to conduct studies to increase the organizational and occupational commitment of paid classroom teachers depending on the outcome and discussion framework
The expression levels of genes related to anthocyanine synthesis in some pomegranate genotypes.
TEZ12819Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 57-65) var.XV, 67 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Nar (Punica granatum L.), barındırdığı değerli sekonder metabolitlerden dolayı antioksidan içeriği zengin, antitümör ve antikanser aktiviteleri yüksek bir meyvedir. Birçok farklı alanda kullanılıyor olması nar meyvesine olan talebi arttırmış ve bu durum üretime olumlu yansımıştır. Bu çalışmada, besin kompozisyonuna etki eden antosiyanin sentezi ile ilişkili bazı genlerin ekspresyon düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Nar Genetik Koleksiyonunda yer alan “33N53”, “İzmir-1479” ve “19/147” genotiplerine ait yaprak, tohum ve meyve kabuğu dokuları kullanılarak qRT-PCR reaksiyonları gerçekleştirilmiş ve dokulara ait gen ekspresyon düzeyi belirlenmiştir. Analizlerde CHS, CHI, F3H ve PAL genlerinin ekspresyon düzeyi belirlenmiştir. Analizler sonucunda CHS ve CHI genlerine ait ekspresyon düzeyi üç genotipe ait yaprak, dane ve kabuk dokusunda yüksek çıkmıştır. Fakat F3H ve PAL genlerine ait ekspresyon düzeyi yalnızca 19/147 genotiplerine ait dokularda yüksek çıkmıştır. Kabuk ve dane rengi bakımından koyu kırmızı renge sahip olan 19/147 genotipinin antosiyanin içeriği ve gen ekspresyon düzeylerinin uyumlu olduğu tespit edilmiştir.Pomegranate (Punica granatum L.) is a fruit with high antioxidant content and high antitumor and anticancer activities due to its valuable secondary metabolites. The fact that it is used in many different fields has increased the demand for pomegranate fruit and this has positively reflected on the production. In this study, it was aimed to determine the expression levels of some genes related to anthocyanin synthesis affecting the nutritional composition. For this purpose, qRT-PCR reactions were performed using leaf, seed and fruit peel tissues belonging to "33N53", "İzmir-1479" and "19/147" varieties in the Pomegranate Genetics Collection of Cukurova University Faculty of Agriculture, Department of Horticulture and gene expression of tissues. level has been determined. In the analysis, the expression level of CHS, CHI, F3H and PAL genes was determined. As a result of the analysis, the expression level of CHS and CHI genes was high in leaf, grain and shell tissue of three varieties. However, the expression level of F3H and PAL genes was high only in tissues of 19/147 variety. The varieties of 19/147, which have a dark red color in terms of shell and grain color, were found to be compatible with the anthocyanin content and gene expression levels.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: FYL-2019-11669
Coating thickness-corrosion relation in cut-edge areas of galvanized steel.
TEZ12949Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 47-49) var.XIII, 51 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Galvanizleme, çeliği korozyondan korumak için en çok uygulanan yöntemlerden biridir. Sıcak daldırma galvaniz yöntemi malzeme şekillendirildikten sonra uygulanır. Sürekli galvaniz yöntemi ise önce malzemeye uygulanır, sonra şekillendirilir. Şekillendirilirken uygulanan kesme, delme gibi işlemler kaplamanın kesintiye uğramasına neden olur. Bu bölgelerde çinko kaplama ve çelik atmosfere maruz kalır. Kesim bölgeleri katodik koruma ile korozyondan korunmuş olur. Yapılan çalışmada elektrokimyasal analizler sonucu kaplama kalınlığı arttıkça korozyon potansiyelinde düşüş gözlenmiştir. Görsel çalışmalar da elektrokimyasal analiz sonuçlarını desteklemiş; galvaniz kaplama kalınlığı arttıkça kırmızı pas oranı azalmıştır.Galvanizing is one of the most common methods for protecting steel from corrosion. Hot dip galvanizing method is applied after the material is formed. Continuous galvanizing method is applied to the material first, then shaped. The processes such as cutting, punching and forming during the shaping cause the coating to be interrupted. In these areas, zinc plating and steel are exposed to the atmosphere. The cut-egde areas are protected from corrosion by cathodic protection. In this study, the relationship between coating thickness and corrosion was investigated. As a result of electrochemical analysis, as the coating thickness increased, the corrosion potential decreased. Visual studies also supported the results of electrochemical analysis; Red rust rate decreased as galvanized coating thickness increased
Experimental design and determination by the moora method: the case of textile management.
TEZ12803Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 75-79) var.XIII, 88 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Tekstilde en sık kullanılan iplik eğirme yöntemlerinden biri Konvansiyel Ring iplik eğirme sistemleridir. Ancak bu sistemin maliyet ve üretim miktarı gibi diğer sistemlere göre dezavantajları bulunmaktadır. Bu dezavantajlar üretici firmaları farklı iplik eğirme yöntemlerine yöneltmiştir. Ring iplik eğirme sistemine alternatif olarak geliştirilen bazı sistemler bulunmaktadır. Bunlar; kompakt ring ipliği , Sirospun ring ipliği ve Duo spun, açık uç-rotor, friksiyon eğirme ve hava jetli eğirme iplik eğirme sistemleridir. Ele alınan çalışmada maliyetlerinin düşük olması ve üretim hızının yüksek olması ve iplikteki yüzey tüylülüğünün mevcut eğirme teknolojilerine göre düşük olması nedeniyle Vortex iplik eğirme makineleri tercih edilmiştir. Bu sistemin avantajlarının yanında çeşitli dezavantajları da bulunmaktadır. Sistemin en büyük dezavantajı ise mukavemet ve tuşedir. Konu ile ilgili önceki çalışmalar incelendiğinde; tekstilde kalite parametrelerinin uygun kombinasyonlarının belirlenmesinde en çok tercih edilen yöntemlerden biri de TAGUCHI yöntemidir. Bu yöntem diğer yöntemlerin aksine çok daha az deneme ile ürünlerin kalitesini arttırarak, kaliteyi geliştirmede üretici firmalara yol göstermektedir. Bu yöntem ile elde edilen veriler varyans analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Uygulanan TAGUCHI metodunda anlamsız faktör tespit edildiği için, ilgili faktör ile ilgili faktör seviyesi değişikliği yapılarak ÇKKV yöntemlerinden biri olan MOORA yöntemi ile de problem çözülmüştür. Bu çalışmada, SANKO Gaziantep iplik üretim işletmelerinden alınan veriler kullanılarak en uygun makine parametre kombinasyonu seçilmiştir. 30/1 inceliğindeki %100 viskon iplikler için en uygun makine parametre hızı; her iki yöntemle de, 1.2 mm spindle, eco noozle ve 450 m/dk makine hızı olarak seçilmiştir.One of the most commonly used yarn spinning methods in textiles is Convential Ring spinning systems. However, this system has disadvantages compared to other systems such as cost and quantity of production.These disadvantages have led manufacturers to different spinning methods.There are some systems developed as alternatives to the Ring spinning system. These; compact ring yarn, Sirospun ring yarn and Duo spun, open end-rotor, friction spinning and air-jet spinning. In this study, Vortex spinning machines have been preferred because of their low cost and high production speed and low surface hairiness in yarn compared to existing spinning technologies. In addition to the advantages of this system, there are several disadvantages. The biggest disadvantage of the system is strength and touch. The TAGUCHI method is one of the most preferred methods for optimising quality parameters in textiles. This method, unlike other methods, increases the quality of the products with less trials and guides the manufacturer companies in improving the quality. The data obtained with this method were evaluated with the variance analysis method. Since the meaningless factor was detected in the applied TAGUCHI method, the problem level was solved with the MOORA method, which is one of the Multi-Criteria Decision Making Methods, by changing the factor level related to the related factor. In this study, the most suitable machine parameter combination was selected by using the data obtained from SANKO Gaziantep yarn production enterprises. The optimum machine parameter speed for 30/1 thin 100% viscose yarns; Both methods were chosen as 1.2 mm spindle, eco noozle and 450 m / min machine speed
Investigation of the relationship between time perspective, work engagement and organizational trust: a research in Adana Organized Industrial Zone.
TEZ13173Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 81-95) var.XVIII, 104 s. :_tablo ;_29 cm.Günümüz işletmelerinin karşı karşıya kaldığı rekabet ortamında başarılı olmak ve fark yaratabilmek için, çalışanların yadsınamaz bir önemi bulunmaktadır. Çalışanların zamanla ilgili algılarının, pek çok örgütsel çıktıyı etkilediği dikkate alındığında, bu örgütsel çıktılardan, iş performansı, finansal sonuçlar ve müşteri memnuniyeti ile ilişkili görülen işe adanmışlık kavramı ve örgütsel bağlılık, uzun vadeli karlılık ve verimlilik gibi faktörlerle ilişkili görülen örgütsel güven kavramı araştırma kapsamında incelenmiştir. Bu doğrultuda, bir kişilik özelliği olarak da değerlendirilen zaman perspektiflerini araştırmak ve zaman perspektiflerinin çalışanların işe adanmışlıkları üzerindeki etkisini ve hissedilen örgütsel güvenin bu ilişkideki aracılık rolünü incelemek bu çalışmanın ana amacıdır. Zaman perspektifinin demografik değişkenlerle ilişkisini incelemek ise araştırmanın bir diğer amacıdır. Ülke ekonomisine önemli katkılarından dolayı, çalışmamızın evreni Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi’nde (AOSB) üretim yapan işletmeler olarak belirlenmiştir. Bu bölgede çalışmakta olan toplam 238 kişiye anket uygulanmıştır. Anket sonucunda toplanan veriler, uygun analiz yöntemleri ile analiz edilmiş, henüz Türkçe uyarlaması yapılmamış olan zaman perspektifinin olumsuz ve olumlu gelecek alt boyutlarının uyarlaması yapılmıştır. Zaman perspektifinin değişkenler üzerindeki etkisini ve aracılık etkisini araştırmak için regresyon analizleri ve zaman perspektifinin demografik değişkenlere göre farklılaşma durumunu araştırmak için ise t testi ve anova analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, zaman perspektifi alt boyutlarından dördünün (olumsuz geçmiş, şimdide hazcı, olumsuz gelecek, olumlu gelecek) işe adanmışlığı etkilediği ve örgütsel güvenin bu ilişkiye aracılık ettiği bulunmuştur. Demografik değişkenlerle ilgili yapılan analiz sonuçlarına göre olumsuz geçmiş zaman perspektifinin, eğitim, unvan, cinsiyet ve departmana göre farklılaştığı; şimdide hazcı zaman perspektifinin eğitim ve cinsiyete göre farklılaştığı; olumsuz gelecek zaman perspektifinin eğitim seviyesine, unvana ve departmana göre ve olumlu gelecek zaman perspektifinin ise yaşa göre farklılaştığı bulunmuştur. Çalışanların algılarının, bilişsel ve duygusal durumlarının iş sonuçlarına katkısı da göz önüne alındığında, çalışanların pozitif sonuçlar doğuran dengeli zaman perspektifine sahip olabilmeleri için, koçluk ve benzer uygulamalarla desteklenmeleri, bilinçli farkındalık egzersizleri veya eğitimlerine dahil edilmeleri, hem çalışanların hem de örgütlerin faydasına görülmektedir.Employees has an undeniable importance for succeeding and outperforming in this competitive environment that todays organizations face with. Considering that time perspective has an impact on many organizational outcomes, work engagement – an organizational outcome that is known to have an impact on business performance, financial results and customer satisfaction, and organizational trust – an organizational outcome that is known to have an impact on organizational commitment, long term profitability and productivity, is investigated in the scope of this research. Thus, main purpose of this research is to investigate time perspective which is also considered a personality trait, and investigate the effect of time perspective on work engagement and mediating role of organizational trust on this effect. Another purpose of this study is bringing into light the relationship between time perspective and demographic variables. Because of important contributions to country economy, universe of our study is determined as manifacturing companies in Adana Organized Industrial Zone. A survey is run on 238 employees in this area. Data obtained from survey is analysed by appropriate analysis methods, and Turkish adaptation of negatif future and positive future sub dimensions of time perspective inventory is done. For investigating the effect of time perspective on other research variables, and mediation effect, regression analysis is done and for investigating differentiation in time perspectives according to demographic variables, t-test and anova analysis is done. According to research results, four sub dimensions of time perspective (past negative, present hedonistic, future negative and future positive) has an effect on work engagement and organizational trust has a mediating effect on this relationship. Accoring to analysis results on demographic variables; past negative time perspective is differentiated according to level of education, title in the workplace, gender and department; present hedonistic time perspective is differentiated according to level of education and gender; future negative time perspective is differentiated according to level of education, title and department and finally future positive time perspective is differentiated according to age. Considering the contributions of employee perceptions, cognitive and emotional states to business results, it is for the sake of both the employees and organizations to support employees to gain a balanced time perspective through coaching and similar practices, mindfulness exercises and trainings
1st.International World Women Conference: The Book of Full Text
Early marriage is a universal problem related to a variety of social consequences for teenage girls such as gender inequality, tradition, poverty, social behavior of families, and insecurity. Forced early marriage is a life-changing reality for many of the world’s girls. Some as young as 8 or 9 are forced to trade their childhoods for a life that can be defined by isolation, violence and illness. This phenomena ends a girl’s childhood, curtails her education, minimizes her economic opportunities, increases her risk of domestic violence, and puts her at risk for early, frequent, and very high-risk pregnancies. The aim of the paper is to show the close relation of early marriage with customs, traditions, and social behavior of families in the capital city of Erbil/ Kurdistan Region/ North of Iraq. It also highlights the causes and effects of early marriage (Child marriage) in the selected society. The method of the investigation is done through a study of the 2018 Multiple Indicator Cluster Survey MICS6 prepared by UNICEF and a number of interviews to show the causes and effects of early marriage. One of the conclusions arrived at is related to the traditions of the region, for example, young girls should get married at this early age in order to keep her honor and the honor of the family