Çukurova University Institutional Repository
Not a member yet
    37292 research outputs found

    Sağlık kuruluşlarında halkla ilişkilerin etkinliğini ölçme: Özel ve kamu sağlık kuruluşlarının karşılaştırılması

    No full text
    Kuruluşlar için halkla ilişkiler biriminin değeri hedef kitlelerle sürdürülen ilişkilerin kalitesine dayanmaktadır. Sağlık kuruluşlarına karşı duyulan memnuniyet, güven ve bağlılık duygusunun ise psikolojik ve sosyal gerçeklikleri vardır. Bu yüzden sağlık hizmeti alıcılarının sağlık kuruluşları tercihlerini anlamak ve olumlu ilişkisel sonuçlara ulaşabilmek için yeni ve farklı stratejiler gerekebilir. Bu stratejiler içinde ise halkla ilişkilerin ve etkili iletişim tekniklerinin rolünü araştırmak gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı sağlık kuruluşlarında halkla ilişkiler çalışmalarının etkisini ölçmek ve hedef kitlelerin duygusal ve davranışsal tutumları üzerindeki etkisini belirlemektir. Araştırma özel ve kamu sağlık kuruluşlarından düzenli olarak en az 3 ay hizmet alan 249 sağlık hizmeti alıcısı üzerinde uygulanmıştır ve sonuçların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma sonucuna göre halkla ilişkilerde ilişkisel sonuçların hem özel sağlık kuruluşlarında hem de kamu sağlık kuruluşlarında sağlık hizmeti alıcılarının duygusal ve davranışsal tutumları üzerine olumlu etkisinin olduğu ortaya çıkartılmıştır. Hem kamu hem de özel sağlık kuruluşlarında en önemli boyutlar güven ve memnuniyet olarak ölçülmüştür. Her iki sağlık kuruluşu sektöründe de ilişkisel sonuçlar arasında anlamlı bir korelasyon vardır ve olumlu sonuçlar benzerlik göstermektedir. Sonuç olarak, sağlık kuruluşlarının halkla ilişkiler algılamalarını güçlendirmenin aynı zamanda sağlık kuruluşlarına olan olumlu toplumsal algıyı ve kurumsal itibar algısını güçlendirmek anlamına gelebileceği bulgusuna ulaşılmıştır

    Public relations in public institutions: A research on the effectiveness of communication process

    No full text
    Public relations practitioners can assume many different roles in public institutions. The common goal of these different roles is to try to influence the attitudes, beliefs and behaviors of the target groups through effective communication strategies. Thus, support from the public is considered. In this study, it is aimed to find out the effective strategies to improve the quality of the relations with the target groups of public institutions. For this purpose, the relationship between the communicative process established by public institutions with their target groups and relational results were examined. The research conducted on 251 people revealed that perceived communicative skills of local public institutions had positive effects on public relations perceptions (trust, commitment, satisfaction). The most important dimension is satisfaction. On the other hand, a weak relationship was found between the communicative process and control mutuality. This finding indicates that public relations department is not effective in the decision making process in public institutions. The results of the research are proposed to improve the relational results between public institutions and target groups

    Investigation of 2- Aminoethoxydiphenyl borate (2-APB)’s effects on aminoglycoside nephrotoxicity.

    No full text
    TEZ12783Tez (Uzmanlık) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 88-104) var.XIV, 106 s . :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Aminoglikozidler, Gram (-) enfeksiyonların önlenmesinde etkili olan antibiyotikler olarak uzun zamandır bilinmekte ve kullanılmaktadır. Ancak, hızlı ve yüksek antibakteriyel etkinlik, düşük direnç gelişme potansiyeli, Beta laktam antibiyotiklerle sinerjistik etki ve düşük maliyet gibi avantajlarına rağmen, yan etkileri ve özellikle yüksek nefrotoksisite insidansı nedeniyle klinik kullanımları sınırlanmaktadır. Literatürde aminoglikozid nefrotoksisitesinin iyileştirilmesi için birçok farklı ajanın kullanıldığı çalışmalar bulunmasına rağmen 2- APB’nin kullanıldığı bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu deneysel çalışmada aminoglikozid nefrotoksisitesindeki mekanizmalardan olan ROS ve kalsiyum bağımlı apopitotik ve inflamatuar süreçler temel alınarak gentamisin nefrotoksisitesi üzerine TRP kanal modülatörü 2-APB’nin koruyucu etkisinin araştırılması ve elde edilen sonuçların ışık mikroskobik, elektron mikroskobik ve immünohistokimyasal olarak değerlendirilerek gösterilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla yapılan deneysel çalışmada 40 adet Wistar sıçan 5 gruba ayrıldı: Grup 1: Kontrol grubu (n=8): Herhangi bir işlem uygulanmadı. Grup 2: DMSO grubu (n=8): 10 gün boyunca günde 1 kez %10 DMSO intraperitoneal (i.p.) uygulandı. Grup 3: 2-APB grubu (n=8): 10 gün boyunca 2 mg/kg i.p. 2-Aminoethyl diphenylborinate (2-APB) %10 DMSO içinde çözündürülerek uygulandı. Grup 4: Gentamisin (G) grubu (n=8): 10 gün boyunca 100 mg/kg intramusküler (i.m.) Gentamisin uygulandı. Grup 5: Gentamisin + 2-APB (GA) grubu (n=8): 10 gün boyunca 100 mg/kg dozunda i.m. Gentamisin ve Gentamisinden 30 dakika önce 2 mg/kg i.p. 2-APB uygulandı. Sakrifikasyon işlemi sonrası ratlardan, biyokimyasal değerlendirme için kan numuneleri, ışık, elektron mikroskobik ve immunohistokimyasal değerlendirmeler için böbrek doku örnekleri alındı. Gentamisin verilen sıçanların böbrek dokusunda ışık mikroskobik olarak; glomerüler dejenerasyon, tübüler genişleme, hücre vakuolizasyonu, tübül lümenine hücre deskuamasyonu ve hyalin kast birikimi, lökositik infiltrasyon şeklinde; elektron mikroskobik olarak glomerül bazal membranında yer yer kalınlaşma, tübül hücrelerinde mikrovillus yapısında düzensizleşme, apikal sitoplazmada blebleşme, lipid birikimi, miyeloid cisimcik oluşumu, lizozomlarda sayıca artış, mitokondrionda şişme ve krista yapısının bozulması, apopitotik değişimler ve hücreler arası mesafenin genişlemesi şeklinde değişimlerin olduğu görüldü. İmmünohistokimyasal olarak Tümör nekrozis faktör-alfa (TNF-?), Interlökin 6 (IL-6) ve kaspaz 3 ekspresyonunun arttığı tespit edildi. Böbrek fonksiyonlarını değerlendirilmesinde kulllanılan kan üre azotu (BUN), kreatinin değerlerinin arttığı, lipid peroksidasyon göstergesi Malondialdehit (MDA)’in arttığı, antioksidan olan Süperoksit dismutaz (SOD)’ın azaldığı dikkati çekti. Gentamisin+ 2-APB tedavisi ile dejenerasyon varlığını sürdürse de şiddeti ve kapladığı alanın azaldığı, glomerül ve tübül yapılarının genel olarak korunduğu görüldü. 2-APB tedavisi ile gentamisin grubuna göre TNF-?, IL-6, kaspaz 3 immünoreaktivitesinin ve BUN, kreatinin, MDA değerlerinin belirgin olarak azaldığı, SOD’un arttığı görüldü. Sonuç olarak, 2-APB’nin; Gentamisinin oluşuracağı böbrek hasarını önlemede, antioksidan, antiapopitotik, antiinflamatuar etki göstererek hasarın önüne geçebileceği kanısına varıldı.Aminoglycosides are antibiotics that are effective on preventing Gram (-) infections and have been known and used for a long time. Despite of their advantages such as rapid and high antibacterial efficacy, low resistance development potential, synergistic effect with beta lactam antibiotics, and their low cost, clinical use of them is limited due to their side effects and especially because of high nephrotoxicity incidence. Although there are studies in the literature which used many different agents to improve aminoglycoside nephrotoxicity, there have been no study using 2- APB. This experimental study aims to investigate the protective effect of TRP channel modulator 2-APB on Gentamicin nephrotoxicity caused by ROS and calcium-induced apopitosis and inflammation which are the mechanisms in aminoglycoside nephrotoxicity. We aimed to evaluate the results by using light and electron microscopic, biochemical and immunohistochemical techniques. Fourty Wistar rats were divided in 5 groups: Group 1 : Control group (n=8): They did not receive anything. Group 2: DMSO group (n=8): %10 DMSO injected intraperitoneally (i.p.) once a day for 10 days . Group 3: 2- APB group (n=8): 2 mg/kg 2-APB dissolved in %10 DMSO injected intraperitoneally for 10 days. Group 4: Gentamicin group (n=8): 100 mg/kg Gentamicin injected intramuscularly for 10 days. Group 5: Gentamicin+ 2-APB group (n=8): 100 mg/kg Gentamicin injected intramuscularly for 10 days. 30 minutes before gentamicin injection, 2 mg/kg 2- APB applied intraperitoneally. After sacrification, blood samples collected for biochemical investigation, kidney tissue samples collected for light and electron microscopic and immunohistochemical investigation. Glomerular degeneration, tubular dilatation, vacuolization, desquamation of tubular cells and hyalin cast formation in luminal space and leukocyte infiltration were seen in kidneys of the rats in Gentamicin group under light microscopic examination. In electron microscopic observation; occasional glomerular basement membrane thickening, disorganization of microvillus of tubular cells, apical cytoplasmic blebbing, lipid accumulation, miyeloid body formation, an increase in the amount of lysosome, mitochondrial swelling and disorganization of cristae structure, apoptotic changes and widening of intercellular space were found. It was observed that Tumour Necrosis Factor alpha (TNF-?), IL-6 (İnterleukin 6) and caspase 3 expressions were increased in kidney tissues of gentamicin group. It was remarkable that there was an increasing in BUN and creatinin levels which are used for evaluating kidney functions. Also it was determined that there were an incresing in MDA levels as an indicator of lipid peroxidation and decreasing in levels of SOD which is an antioxidant. Even though degeneration still continues in Gentamicin+2ABP treatment group, it was observed that the severity and the area it occupied decreased and the glomerular and tubule structures were generally preserved. In Gentamicin+ 2-APB treatment group TNF-?, IL-6, caspase 3 immunoreactivity and BUN, creatinin, MDA levels reduced and SOD levels increased markedly when compared with Gentamicin group. In conclusion, it has been considered that 2-APB can prevent Gentamicin mediated nephrotoxicity with its anti-oxidant, anti-apoptotic and antiinflammatory effects.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: TTU-2018-10971

    Comparison of the efficacy of lidocaine and bupivacaine in lumbar interlaminar epidural steroid administration.

    No full text
    TEZ13157Tez (Uzmanlık) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 48-54) var.VIII, 61 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Amaç: Çalışmanın amacı lomber radikülopatisi olan hastalara uygulananan interlaminar epidural steroid enjeksiyonunda (ESE) steroid ile beraber kullanılan lokal anesteziklerden lidokain ve bupivakainin etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya lomber MR’da L3-S1 seviyelerinin herhangi birinde veya fazlasında lomber disk hernisi bulunan lomber radikülopatili 48 hasta alındı. Hastaların dosyaları taranarak işlem öncesi düz bacak kaldırma testi(DBKT), Sayısal Derecelendirme Ölçeği(NRS), Oswestry Disabilte İndexi (ODİ) sonuçları kaydedildi. İnterlaminar epidural enjeksiyon uygulanan hastalardan 8 mg deksametazon +2 cc %0.5 bupivakain+ 4 cc serum fizyolojik (SF) enjekte edilen hastalarla, 8 mg deksametazon+ 2 cc %2 lidokain+2 cc SF’ten oluşan toplam 8 ml’lik ilaç karışımı enjekte edilen hastaların işlem sonrası 1. ve 3. ayda DBKT ve ODİ, 1.saat, 1.ay ve 3.ayda NRS sonuçlarına tekrar bakıldı. Bulgular: Çalışmada her iki grupta da girişim öncesi bakılanlara göre 1. ve 3. ayda değerlendirilen DBKT, NRS ve ODİ sonuçlarında anlamlı azalma görüldü (p<0,001). Her iki grup birbirleriyle karşılaştırıldığında, iki grubun DBKT sonuçları arasında 1. ay (p=0.864) ve 3. ay (p=0,584) değerlendirmelerinde anlamlı fark yoktu. Gruplar arası NRS sonuçları arasında, 1. saat (p=0,931), 1. ay NRS (p=0,496) ve 3. ay (p=0,428) değerlendirmelerinde anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arasında bakılan ODI sonuçları arasında, 1. ay (p=0,649) ve 3. ay (p=0,559) anlamlı fark izlenmedi. Sonuç: ESE, lomber disk hernisine bağlı radikülopati tedavisinde etkin bir tedavi yöntemidir. İnterlaminar epidural enjeksiyonlarda, deksametazonla beraber lidokain yada bupivakain uygulamasının hastaların ağrılarını etkin bir şekilde azaltıp hayat kalitesini iyileştirdiği, ancak bu iki ilacın etkinlikleri açısından aralarında fark olmadığı görülmektedir.Objectives: Aim of the study is to compare the efficacy of lidocaine and bupivacaine used with corticosteroids in interlaminar epidural steroid injection (ESE) administered to patients with lumbar radiculopathy. Material and Method: 48 patients with lumbar radiculopathy secondary to lumbar disc hernia detected between L3-S1 levels in lumbar MRI were included in the study. Patient files were scanned and straight leg lift test (SLRT) , numerical rating scale (NRS), Oswestry Disability Index (ODI) of patients were recorded before the procedure. Patients whom a total of 8 ml drug mixture consisting of 8 mg dexamethasone +2 cc 0.5% bupivacaine + 4 cc serum physiological (SF) was administered and a total of 8 ml drug mixture consisting of 8 mg dexamethasone + 2 cc 2% lidocaine + 2 cc SF was administered were included study group. Both groups were evaluated for SLR and ODI scores in 1st hour and 1st month, and evaluated for NRS results in 1st hour, 1st month and 3rd month. Results: In the study, there was a significant decrease in the results of DBKT, NRS and ODI results evaluated at the 1st and 3rd months compared to those examined before the intervention in both groups (p <0.001). When the two groups were compared with each other, there was no significant difference in the 1st month (p = 0.864) and 3rd month (p = 0.584) evaluations between SLRT results of two groups. There was no significant difference between the NRS results between the groups in the 1st hour (p = 0,931), 1st month NRS (p = 0,496) and 3rd month (p = 0,428). No significant difference was observed between the 1 month (p = 0,649) and 3 month (p = 0,559) in the ODI results evaluated between the groups. Conclusion: ESE is an effective method in the treatment of radiculopathy due to lumbar disc hernia. Together with dexamethasone, administration of lidocaine or bupivacaine effectively reduces patients' pain and improves the quality of life in interlaminar injections, however, there is no difference in terms of the effectiveness between these two local anesthetic drugs

    An integrated approach to dynamic delivery date assignment, job and AGV dispatching problems.

    No full text
    TEZ13162Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 97-117) var.XIX, 124 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Gecikmesiz bir teslimat için uygun bir teslim tarihinin atanması ve siparişlerin akış süresinin doğru tahmin edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı esnek üretim sistemi kapsamında üretim yapan bir atölyede, malzeme taşıma sistemi yönlendirme ve makine öncelik kuralları gözönüne alınarak siparişlere teslim tarihi atanması için uygun bir politikanın belirlenmesidir. Çalışmada 6 farklı problem (Teslim tarihi atama, Makine önü iş sıralama, AGV görev belirleme, AGV dağıtım noktası seçme, AGV alım noktası seçme ve AGV yük seçme problemi) için kullanılan kurallara bağlı olarak 4032 simülasyon modeli oluşturulmuş ve 5 farklı performans ölçütüne göre değerlendirilmiştir. Teslim tarihi atama problemi için bulunan en iyi kural olan CON kuralı kullanılan diğer kurallara göre sırasıyla çıktı sayısında ortalama %0,054, akış süresinde %1,81, gecikme süresinde %3,85 ve sapma süresinde %2,35 oranında üstünlüğe sahiptir. Ortalama erken çıkma performans ölçütüne göre ise JIQ kuralı diğer kurallara göre %11,58 oranında üstünlüğe sahiptir.For a non-delayed delivery, a suitable due date must be determined and the flow time of the orders must be accurately estimated. The main purpose of this study is to determine a suitable policy for assigning a due date to the orders by considering the material handling system dispatching and machine priority rules in a workshop within the scope of flexible production system. In the study, 4032 simulation models are designed based on the rules used for 6 different problems (Due date assignment, Machine work ordering, AGV task determination, AGV delivery point selection, AGV pickup point selection and AGV load selection) and evaluated according to 5 different performance criteria. The CON rule, is found to be the best rule for the due date assignment problem. With compare to other rules the CON rule has an average of 0.054% superiority in the number of outputs, 1.81% in the flow time, 3.85% in the lateness and 2.35% in the deviation time, respectively. In the average of earliness, JIQ rule has 11.58% superiority compared to other rules

    Bademde yüksek yoğunlukta genetik haritanın oluşturulması ve QTL analizi.

    No full text
    TEZ12911Tez (Doktora) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 133-140) var.XXXIII, 141 s. :_tablo ;_29 cm.Badem (Prunus dulcis (Mill) D.A. Webb), Rosaceae familyasındaki tek sert kabuklu meyve türüdür ve Türkiye için önemli sert kabuklu meyvelerinden biridir. Badem çeşit ıslah çalışmaları gençlik kısırlığı sebebiyle uzun zaman almaktadır. Bu nedenle, bu gibi sorunların üstesinden gelebilmek için moleküler çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Genetik bağlantı haritaları ve kantitatif özellik lokus analizleri, ekonomik öneme sahip ve ıslah verimliliğini artıran fenotipik karakterlerle ilişkili markör geliştirmek için oldukça önemli araçlardır. Bu çalışmanın amacı 1) bademde yüksek yoğunlukta genetik haritalar oluşturmak ve 2) ekonomik olarak önemli fenotipik karakterlerle ilgili QTL bölgelerini belirlemektir. Genetik haritalama ve QTL analizlerinde ‘Gülcan-2 x Lauranne’ ve ‘Guara x Nurlu’ populasyonları kullanılmıştır. QTL analizlerinde 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait 21 adet fenotipik karakterden elde edilen veriler kullanılmıştır. SSR, DArT ve SNP markörleri yoğun genetik haritalar oluşturmak için kullanılmıştır. ‘Gülcan-2 x Lauranne’ populasyonunda; Gülcan-2 ana genetik haritası toplam 3,338 marköre, 469.92 cM harita uzunluğuna ve 7.1 markör yoğunluğuna sahip olurken, Lauranne baba haritası ise 3,442 marköre, 6.23 markör yoğunluğuna ve 572.27 cM harita uzunluğuna sahip olmuştur. ‘Guara x Nurlu’ populasyonunda; Guara ana haritasında 2,563 markör, 443.92 cM toplam harita uzunluğuna ve 5.79 markör yoğunluğuna sahip olurken, Lauranne baba haritası ise 3,135 markör ile 6.14 yoğunluğa ve toplam 516.02 cM harita uzunluğuna sahip olmuştur. QTL analizlerinde sonucunda Gülcan-2, Lauranne, Guara ve Nurlu genetic haritalarında sırasıyla 12, 11, 23 ve 22 fenotipik karakterler ile ilişkili QTL bölgeleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma kapsamında elde edilen veriler bademde gelecekte yapılacak olan ıslah ve genetik çalışmalar için oldukça yararlı olacaktır.Almond (Prunus dulcis (Mill) D.A. Webb) is the only nut tree species in Rosaceae family and it is one of the most important nut crops in Turkey. Cultivar breeding programs in almond take a long time due to its long juvenile period. So, it is necessary to use molecular approach to overcome such problems. Construction of genetic linkage maps and quantitative trait locus (QTLs) analysis are important tools to develop markers linked to economically important phenotypic characters, which can significantly shorten the breeding efficiency. Therefore, in this study, we aimed (1) to construct a high-density genetic linkage map and (2) to detect QTLs associated with economically important phenotypic characters in almond. ‘Gülcan-2 x Lauranne’ and ‘Guara x Nurlu’ F1 populations were used in genetic linkage mapping and QTL analysis. The phenotypic data obtained from 2015, 2016, 2017 and 2018 growing seasons and from 21 characters were used. SSR, DArT and SNP markers were used for high-density genetic linkage map construction. In ‘Gülcan-2 x Lauranne’ population, the Gülcan-2 maternal linkage map included 3,338 markers, and the total map length was 469.86 cM with 7.1 marker density (marker/cM), whereas the Lauranne male genetic map contained 3,442 markers, and the total map length was 572.27 cM with 6.23 marker density. In ‘Guara x Nurlu’ population, the Guara maternal linkage map included 2,563 markers, and total map length was 443.92 cM with 5.79 marker density (marker/cM), whereas the Nurlu male genetic map contained 3,135 markers, and the total map length was 516.02 cM with 6.14 marker density. QTL analysis was conducted using genetic linkage maps and phenotypic data analysis. As a result, a total of 12, 11, 23 and 22 major QTLs were detected in Gülcan-2, Lauranne, Guara and Nurlu maps, respectively. The data produced in this study will be very useful for breeding and genetic studies in the future for almond.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: FDK-2018-10486

    The effect of different nitrogen doses on yield and yield components of some feed barley varieties in cukurova condition.

    No full text
    TEZ12760Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 73-82) var.XIX, 83 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Bu çalışma; Çukurova koşularında arpanın azot ihtiyacını belirlemek amacıyla 2018-2019 yetiştirme sezonunda 6 farklı azot dozu ve 4 arpa çeşidi ile Adana’da Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünde yürütülmüştür. Deneme; tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Denemede, ana parsele 6 farklı azot dozu (0-5-10-15-20-25 kg N/da) ve alt parsele 4 farklı arpa çeşitleri (Akhisar-98, Dolunay, Güldeste ve Vamıkhoca-98) yerleştirilmiştir. Azot dozlarının 1/3’ü ekimle birlikte ve geriye kalan 2/3’lük kısmı ise kardeşlenme döneminde üre (%46 N) formunda verilmiştir. Bu çalışma kapsamında; birim alandaki bitki, sap ve başak sayıları (adet/m2), başaklanma ve başaklanma-erme süreleri (gün), bitki boyu ve başak uzunluğu (cm), bindane (g) ve hektolitre (kg/hl) ağırlıkları, başakta başakcık ve dane sayıları (adet) ile başakta dane ağırlığı (g/başak) ayrıca dane verimi (kg/da) değerleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; azot dozu x çeşit interaksiyonu istatistiki olarak önemli çıkmış olup, en fazla dane verimi 648,28 kg/da ile Akhisar-98 çeşidinden 15 kg/da azot dozunda elde edilmiştir. Birim alandaki başak ile sap sayıları arasında pozitif ilişki (r=0,769**) tespit edilirken, başaklanma ve başaklanma-erme süreleri arasında negatif ilişki (r=-0,652*) bulunmuştur.This study was carried out in the Eastern Mediterranean Agricultural Research Institute in Adana during 2018-2019 growing season with six different nitrogen doses and four barley varieties to determine the nitrogen requirement of barley crop in Çukurova region. Trial was arranged according to the split parcels in randomized blocks design with 4 replications. Six different nitrogen doses (0-50-100-150-200-250 kg N/ha) were allocated to the main parcel where four different barley varieties (Akhisar-98, Dolunay, Gulden and Vamikhoca-98) were allocated to the sub-parcels in the trial. 1/3 of the nitrogen was applied at sowing and the remaining 2/3 was applied during the tillering period in urea form (46% N). Number of plants, stalks and spikes per unit area (pcs/m2); spiking time and spiking-maturity time (days); plant height and spike length (cm); thousand grain (g) and hectolitre (kg/hl) weights; spikelets and spikes per grain; grain weight per spike (g/spike) and grain yield (kg/ha) values were examined in the study. According to the results obtained; nitrogen dose x variety interactions were statistically significant where the highest grain yield of 6482.8 kg/ha was obtained from Akhisar-98 cultivar with application of 150 kg/ha nitrogen dose. While a positive relationship (r = 0,769 **) was determined between the number of spike per unit area and the number of stems; a negative relationship (r = -0,652 *) was found between spiking time and spiking-maturity time

    Impact of budget institutions on the fiscal discipline: an empirical study on European Union Countries .

    No full text
    TEZ12667Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 159-173) var.XII, 174 s. :_res., tablo ;_29 cm.Kamu borçlarının ve kamu açıklarının sürdürülemez bir duruma gelmesi kamu mali yönetiminde disiplinsizliğin bulunduğuna işaret etmektedir. Ancak kamu borçlarının ve kamu açıklarının varlığı disiplinsizliğin temelindeki nedenleri göstermemektedir. Mali disiplinsizlik sorununa ilişkin yaklaşımlardan biri olan bütçe kurumları yaklaşımına göre bir bütçenin hazırlanması, onaylanması, uygulanması ve denetlenmesi aşamalarında yer alan her bir kural ve düzenlemenin yapısal özellikleri mali çıktıların niteliğini belirleyerek mali disiplini etkilemektedir. Toplumun genelinden toplanan kamu gelirlerinin yürütme ve yasama erklerinin kararları neticesinde harcanıyor olması kamu mali yönetiminin üzerinde önemle durulan özelliklerinden biridir. Bir temsiliyet sorunu olarak yorumlanabilecek bu durumun çözümüne yönelik olarak, bütçe sürecinin her bir aşamasına dahil olacak merkezileşme eğilimleri dikkat çekmektedir. Bu sayede ortak havuz sorunu ile asil-vekil ilişkisinin neden olduğu sorunların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Mali kurumsalcı bir yaklaşıma sahip olan bu çalışmada, bütçe sürecinde merkezileşmeyi arttırmanın mali disipline olan katkıları ve merkezileşmenin kurumsal yapılanmasının mali yönetişim kriterleriyle ilişkisi ortaya koyulmaktadır. Çalışma kapsamında mali kural, orta vadeli bütçesel çerçeve ve bağımsız mali otoritelerden oluşan mali yönetişim unsurlarının etkinliği Avrupa Birliği üyesi olan ülke deneyimleri bağlamında incelenmektedir. Çalışmanın uygulama aşamasında 1995-2016 yılları için AB ülkelerinden oluşan panel eşbütünleşme analizi kapsamında sayısal mali kurallar ile kamu borcu arasında anlamlı bir ilişki saptanamamış ancak sayısal mali kuralların kamu açıklarını azalttığı saptanmıştır. Çalışmada ayrıca Türkiye’deki mali yönetişim uygulamaları tartışılmış ve Sayıştay’ın hukuki statüsü ile kendisine verilmiş görevler göz önüne alındığında maliye politikalarının oluşturulmasında ve değerlendirilmesinde bir rolü bulunmadığı, bir yüksek denetleme kurumu olmaktan öteye geçmediği ve bağımsız mali otorite olma niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.The fact that public debt and public deficit become unsustainable indicates that there is indisciplined public fiscal management. However, this don’t show the underlying causes of indisciplined. According to the budget institutions approach, which is one of the approaches regarding the problem of fiscal indisciplinary, the structural characteristics of each rule and regulation which are used in the preparation, approval, implementation and audit of a budget affect the fiscal discipline by determining the features of the fiscal outputs. One of the important features of public fiscal management is that public revenues collected from the general public are allocated based on the decisions of executive and legislative powers. In order to solve this situation which can be interpreted as a representation problem, the centralization tendencies to be followed at each stage of the budget process are emphasizes. In this way, it is aimed to eliminate the problems caused by the common pool problem and the agent-principal relationship. In this study, which has a fiscal institutionalist approach, the contribution of increasing centralization to the fiscal discipline in the budget process and the relationship of the institutionalization of centralization with the fiscal governance criteria are investigated. The effectiveness of the fiscal governance elements which consists of fiscal rule, the medium-term budgetary framework and the independent fiscal authorities was examined in the context of the experiences of the European Union member countries. The results of the study show that there is no significant relationship was found between numerical fiscal rules and public debt within the scope of panel cointegration analysis of EU countries during the dates 1995-2016. However it was found that numerical fiscal rules reduce public deficits. This study also examined the fiscal governance practices in Turkey. The findings inticate that considering the legal status of Sayıştay and its mission, this institution doesn’t have any role in the formulation and evaluation of fiscal policy. In addition, the results reveale that Sayıştay doesn’t go beyond being a high audit institution and it shouldn’t be considered as an independent fiscal authority.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no:

    The effects of organic and inorganic fertilizer applications on atmosphere carbon release and soil organic carbon fractions.

    No full text
    TEZ12884Tez (Yüksek Lisans) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 103-112) var.XVII, 113 s. :_tablo ;_29 cm.Çukurova Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği’nde 1996 yılında 3 tekerrürlü ve 5 uygulamalı (organik ve mineral gübreleme) olarak tesadüf blokları deneme desenine göre kurulan denemede organik ve mineral gübrelemelerin atmosfere karbon salınımı ve toprakta organik karbon fraksiyonları üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Organik gübre uygulamaları yapılan parsellerde toplam ve organik karbon konsantrasyonları ile karbon fraksiyonları içeriği en yüksek ölçülürken inorganik gübreleme yapılan parsellerde ve kontrol parsellerinde en düşük ölçülmüştür. Bununla birlikte karbondioksit salınımı, organik gübre uygulaması yapılan parsellerde inorganik gübre uygulaması yapılan parsellere göre daha yüksek olmasına karşın yapılan karbon bütçesi hesaplamalarında organik gübreleme uygulanam alanlarda inorganik gübreleme yapılan alanlara göre atmosferden toprağa daha fazla karbon bağlandığı saptanmıştır. Bu durum uzun yıllar boyunca, özellikle hayvan gübresi ile gübrelenen alanlarda toprakta karbonun daha uzun sürelerde ve daha fazla miktarda tutulduğunu göstermektedir.The effects of organic and mineral fertilizers on carbon release and organic carbon fractions in the soil were investigated in the experiement of Çukurova University Research and Application Farm in 1996 with 3 repetitions and 5 applications (organic and mineral fertilization). While the total and organic carbon concentrations and content of carbon fractions were measured highly in the plots where organic fertilizer applications were made, especially in animal manure and compost plots, the lowest in the inorganic fertilized plots and control plots. However, although carbon dioxide emission is higher in the plots where organic fertilizer application is applied compared to the plots applied inorganic fertilizer application, it was determined that more carbon is fixated to the soil from the atmosphere than inorganic fertilization areas in the areas where organic fertilization is applied. This revealed that carbon is kept in the soil for longer periods and in larger amounts, especially in the areas fertilized with animal manure.Bu Çalışma Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje no: FYL-2018-10226

    Evaluation of the patients diagnosed with portal hypertension in childhood by long-term observation in the view of etiology, clinical, laboratory and prognosis.

    No full text
    TEZ13243Tez (Uzmanlık) -- Çukurova Üniversitesi, Adana, 2020.Kaynakça (s. 64-74) var.IX, 79 s. :_res. (bzs. rnk.), tablo ;_29 cm.Amaç: Portal hipertansiyon; portal basıncın 10 mmHg üzerine çıkması veya portal ven ve hepatik ven basınç gradientinin 5 mmHg üzerine çıkmasıdır. Portal hipertansiyon morbidite ve mortalite oranı yüksek komplikasyonlara neden olmaktadır. Bu çalışmada çocuklarda PH’nin etiyolojisi, klinik bulguları, laboratuvar ve endoskopik bulguları, tedavi yaklaşımları ile prognozlarının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 2012-2019 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı’nda takipli, portal hipertansiyon tanısı alan hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelenmiştir. Çalışmaya 43 hasta alınmış, hastaların demografik verileri, başvuru yakınmaları, fizik muayene bulguları, laboratuvar bulguları, radyolojik ve endoskopik bulguları, tedavi ve prognozlarına ait veriler kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların % 72,1’i erkek, % 27,9’u kız idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaşları ortanca 108 ay (5 ay ile 210 ay) iken tanı yaşları ortanca 60 ay (5 ay ile 204 ay) idi. Portal hipertansiyon olgularının % 76’sı sirotik olmayan, % 23,3’ü sirotik, anatomik olarak ise % 55’i prehepatik, % 41,8’i intrahepatik idi. İntrahepatik Portal hipertansiyon olgularının % 13,9’u presinüzoidal, % 27,9’u sinüzoidal idi. Sirotik nedenler; kriptojenik karaciğer sirozu, caroli hastalığı, Budd Chiari sendromu, konjenital hepatik fibrosis iken, sirotik olmayan gurubun yarısından fazlasını PVT oluşturmaktaydı. Hastaların başvuru yakınması en sık karın şişliği idi. En sık fizik muayene bulgusu olarak splenomegali saptandı. Sirotik hastalarda GGT, BUN, IgG, IgA daha yüksek saptandı (p<0,05). Sirotik olmayan grupta portal kavernöz transformasyon ve PVT daha sık saptandı (p<0,05). Endoskopik bulgular değerlendirildiğinde özofagus varisleri ve portal hipertansif gastropati oranı sirotik ve sirotik olmayan grupta benzerdi. Portal hipertansif duodenopati sirotik hastalarda daha yüksek saptandı (p<0,05). Hepatorenal sendrom, hepatopulmoner sendrom, hepatik ensefalopati gibi mortalite ve morbidite oranı yüksek komplikasyonlar sirotik hastalarda % 10 oranında görülür iken sirotik olmayan hastalarda gözlenmedi. Sonuç: Portal hipertansiyon, mortalite ve morbiditenin önemli bir nedenidir. Karaciğer hastalığı bulgularını gösteren ve splenomegali saptanan her çocuk portal hipertansiyon açısından araştırılmalıdır. Bu çalışmada PH’li hastaların klinik, laboratuvar, tedavi ve komplikasyonları incelenmiş, sirotik hastalarda sirotik olmayan gruba göre GGT, BUN, IgG, IgA, bilirubin değerleri, fundik varis ve portal hipertansif duodenopati görülme sıklığı sirotik olmayan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. [N. var]Objective: Portal hypertension is defined as portal pressure over 10 mmHg or pressure gradient over 5 mmHg at portal vein and hepatik vein. Due to complications with high morbidity and mortality rate, this thesis aimed to investigate the etiology clinical findings, laboratory and endoscopic findings, treatment approaches and prognosis of PH in children. Methods and Materials: Files of patients who diagnosed with portal hypertension between 2012-2019 in Cukurova University Medical Faculty Hospital, Department of Pediatric Gastroenterology were retrospectively analyzed. Demographic data, complaints, physical examination findings, laboratory findings, radiological and endoscopic findings, treatment and prognosis of 43 patients were examined. Results: 72.1% of the patients were boys and 27,9% were girls.The average age of the patients included in the study was 108 months (5 months and 210 months), while the average age of diagnosis was 60 months (5 months and 204 months). 76% of the cases were non-cirrhotic and 23,3% were cirrhotic. Anatomically, 55% were prehepatic and 41,8% intrahepatic. 13,9% of the intrahepatic PH cases were presinusoidal and 27,9% were sinusoidal. While cryptogenic liver cirrhosis, caroli disease, budd chiari syndrome, congenital hepatic fibrosis bring about cirrhotic reasons, more than half of the non-cirrhotic group was consisted of PVT. The most common complaint of patients was abdominal swelling. The most common physical examination finding was splenomegaly. In the cirrhotic chamber, GGT, BUN, IgG and IgA were higher (p <0,05). Portal cavernous transformation and PVT were found more frequently in the non-cirrhotic group (p <0,05). When the endoscopic findings were evaluated, the rate of esophageal varices and portal hypertensive gastropathy were similar in the cirrhotic and non-cirrhotic groups. Portal hypertensive duodenopathy was higher in cirrhotic patients (p<0,05). Complications with high mortality and morbidity rates such as hepatorenal syndrome, hepatopulmonary syndrome, and hepatic encephalopathy occurred in 10% of cirrhotic patients, but did not occur in non-cirrhotic patients. Conclusion: Portal hypertension is a significant cause of mortality and morbidity in long-term. Any child with signs of liver disease and splenomegaly should be investigated for portal hypertension. In this study, clinical, laboratory, treatment and complications of patients with PH were examined, and the incidence of GGT, BUN, IgG, IgA, bilirubin levels, incidence of fundic varicose veins and portal hypertensive duodenopathy were significantly higher in cirrhotic patients compared to non-cirrhotic patients

    0

    full texts

    37,292

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Çukurova University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇