Bayburt University Institutional Repository
Not a member yet
3703 research outputs found
Sort by
II. Meşrutiyet Dönemi Türkçe İslam Tarihi Metinlerine Dair Açıklamalı Bir Bibliyografya Denemesi
II. Meşrutiyet dönemi, matbuat hayatında ortaya çıkan serbestiyetle birlikte fikri hareketlerin ve bunların neticesinde ortaya çıkan metinlerin bir hayli yoğun olarak karşılaşıldığı bir dönemdir. Tarih ilmi -özellikle de İslam tarihi sahası- bilhassa dönemin düşüncesinin meşruiyeti açısından sıkça başvurulan, kullanılan bir alan olmuştur. “Hürriyet”, “Adalet”, “Müsâvat” ve “Uhuvvet” gibi dönemin yaygın sloganları Hz. Peygamber’in hayatında, İslam tarihindeki hadiselerde öne çıkarılmaya çalışılmış ve tarih önemli bir araç olarak görülmeye başlanmıştır. Aynı zamanda farklı tarih telakkilerinin öne çıkması sebebiyle özellikle dönemin aydınları tarafından yeni bir İslam tarihi yazımı ihtiyacı görülmüş ve bu çerçevede girişimlerde bulunulmuştur. Dolayısıyla bu dönemde farklı düşüncelere mensup kalemlerden birçok İslam tarihi metni ortaya koyulmuştur. Bu araştırmada II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) saltanatın kaldırıldığı tarihe kadar (1922) 51 farklı Türkçe İslam tarihi metni tespit edilmiştir. Söz konusu bu 51 metnin, 36 farklı müellif tarafından kaleme alındığı görülmüştür. Metinlerin hitap ettiği okuyucu kitlesine göre farklı yazım tarzları benimsendiği de bu incelemelerimizde anlaşılmaktadır. Eserlerde takip edilen usûl, söz konusu dönemde var olan tarih telakkilerine dair de bir ipucu sunmaktadır. Kronolojik olarak hazırlanan bibliyografyada metinlerin dili ve ele aldığı konular belirtilmiş, metinler içerisinde başvurulan kaynaklar ismen zikredilmiştir. Ayrıca metinlerin önsözünde müellifin, eserini kaleme alma sebebine dair ifadeleri yer alıyorsa bunlar birebir aktarılmaya çalışılmıştır. Bibliyografyada yer verilen metinler hakkında müstakil çalışmalar bulunuyorsa -tespit edilebildiği kadarıyla- bu çalışmalara da atıflarda bulunulmuştur. Kısacası bu çalışmada II. Meşrutiyet döneminde kaleme alınan İslam tarihi metinleri hakkında açıklamalı bir bibliyografya hazırlanmış ve metinlerin dikkat çeken hususları ön plana çıkarılmış ve böylelikle o döneme dair çalışma yapacak olan araştırmacılara küçük bir katkı sunmaya çalışılmıştır
Richard Florida's new urban crisis approach: Examining it in the case of Istanbul
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bilim DalıDünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması, yeni teknolojik gelişmeler ve bu teknolojik gelişmelerin beraberinde getirdiği toplumsal değişimler ile küreselleşme ve kapitalizm doğrultusunda yaşanan kümelenme kentsel yaşamda önemli değişikliklere sebebiyet vermiştir. Richard Florida tarafından ortaya konulan 'Yeni Kentsel Kriz' kavramında gelişmiş ülke kentlerinde küreselleşme ve kapitalizm etkisi ile kent merkezinde yaşanan değişim ve dönüşümün etkileri araştırılmakta; soylulaştırma, eşitsizlik, yoksulluk, küresel kentleşme kavramları, bu kavramlar doğrultusunda kentlerde yaşanan olumlu ve olumsuz değişimler, ortaya çıkan sorunlar ve bu sorunların çözüm yollarının neler olduğu irdelenmektedir. Florida tarafından, kentleşme süreçlerini İstanbul'dan önce yaşamış Amerika kentlerinden hareket edilerek oluşturulan 'Yeni Kentsel Kriz' kavramsallaştırılmasının soylulaştırma ve küreselleşme bağlamında şekillendirilmiş olması; soylulaştırma ve küreselleşme doğrultusunda gelişmesini sürdüren İstanbul açısından değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı Florida tarafından Amerika kentleri bağlamında ortaya konulan 'Yeni Kentsel Kriz' yaklaşımının ne şekilde ele alındığının ve bu yaklaşımın İstanbul açısından geçerliliğinin irdelenmesidir. Çalışmada Florida tarafından yeni kentsel kriz yaklaşımı irdelenmekte ve bu yaklaşım, küresel bir kent haline gelmiş olan İstanbul açısından değerlendirilmektedir. Çalışmada, Florida tarafından Amerika kentleri bağlamında ortaya konulan süreçler ile İstanbul'un kentleşme aşamalarında yaşanan süreçlerin benzeştiği varsayımından hareket edilmiştir. Bu varsayım doğrultusunda yeni kentsel kriz yaklaşımında ifade edilen soylulaştırma ve kentsel dönüşümün beraberinde getirdiği yerinden edilme süreçleri, eşitsizlik ve yoksulluğun benzer olduğu ortaya çıkmıştır.Rapid growth worldwide, new technological developments and the social events brought about by these technological developments, as well as the clustering of globalization and capitalism, are the causes of significant changes in life. In the concept of 'New Urban Crisis' introduced by Richard Florida, the changes experienced in the cities with the influence of globalization and capitalism in the cities of developed countries and the consequences of what is used are investigated; The concepts of gentrification, inequality, poverty, global urbanization, the positive and negative changes experienced in cities within the framework of these concepts, the problems that arise and the solutions to these problems are examined. Gentrification and globalization have shaped the conceptualization of the 'New Urban Crisis' by Florida, by moving urbanization processes from the American cities that existed before Istanbul; Developments in the field of gentrification and globalization have continued and reached a point where it would be appropriate to evaluate it from the perspective of Istanbul. The main purpose of this study is to examine how the 'New Urban Crisis' approach, which emerged with the emergence of American cities by Florida, was handled and the equivalent of this approach in Istanbul. In the study, the emergence of new crises in Florida and the perspective of Istanbul, which has become a global city with this approach, are evaluated. In the study, the urbanization sections of Istanbul were moved from the expanding similar environment with the opportunities created by American cities by Florida. In this region's emerging crisis approach, fragments from areas brought about by gentrification and open space, inequality and vulnerability appear to be similar
Objective Parameters in Attention Deficit Hyperactivity Disorder: Eye and Head Movements
Objective: We aimed to evaluate eye and head movements, which are objective parameters in ADHD. Method: While the children were watching the course video task, which included the relevant (teacher and smart board) and irrelevant (any regions outside the relevant area) areas of interest, their eye movements were evaluated through eye tracking, and video recordings were made simultaneous. Head position estimation was made using through video recordings. The proportion of total fixation duration on areas of interest (PFDAOI) and saccade count, amplitude, velocity for eye movements, number of total head movements and angular change of head movement in x-y-z axes for head movements were compared. Results: Children with ADHD had lower PFDAOI on the relevant area, and had more saccade and head movements The angular change of head movement in the x-axis was higher in the ADHD group.Conclusion: In the assessment of ADHD, the eye and head movements may be particulary useful
Martin Luther’in Yahudiler Hakkındaki Söylemleri Üzerine Bir Değerlendirme
16. yüzyılda meydana gelen reform, Martin Luther’in Katolik Kilisesinin Hıristiyan dünyasındaki otoritesine karşı çıktığını ve Hıristiyan dünyasını yönetim konusunda düzenlemelerin yapılması gerektiğini iddia etmesi üzerine yapılan bir harekettir. Reform hareketi sadece Avrupa’da yaşayan Hıristiyanları değil, dini ve ırkı ne olursa olsun bütün vatandaşları sosyal, ekonomik ve dini yönden etkileyen tarihi bir olaydır. Özellikle Avrupa’da yaşayan Yahudi toplulukları da reform sürecinden etkilenen kesim olmuştur. Yüzyıllar boyunca Katoliklerin Yahudiler üzerinde sürdürdüğü Hıristiyanlaştırma politikası tam anlamıyla başarılı da olamamıştır. Luther de Yahudilerin her zaman Hıristiyan dünyasının gündeminde olan bir konu olduğuna dikkat çekmiştir. Luther’in Yahudiler hakkında düşmanca söylemleri ve tavırları bilinen bir gerçektir. Ancak bununla birlikte 1523 yılında yazdığı eserle Yahudilere karşı hoşgörü politikası sergilemesi, diğer reformcular ve Katolikler tarafından Yahudileri desteklediğine dair eleştirilere maruz kalmasına yol açmıştır. Çünkü Yahudiler, İsa Mesih’in katilleri olarak kabul edilmişlerdir. Ayrıca ritüel cinayetleri, zehirleme, ev sahibine karşı saygısızlık-evleri yakmaları gibi Yahudiler üzerine atılan suçlamalar, onlara karşı düşmanlığı daha da arttırmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken durum, Yahudiler üzerine yapılan düşmanlığın aslında Yahudilerden kaynaklanmış olduğu iddiasıdır. Şöyle ki Yahudilerin, kendilerine ait olan rabbinik literatürlerinde Hıristiyanlığa karşı düşmanlıklarını açıkça ortaya koymaları, onlara karşı olumsuz tavırları ve söylemleri arttırmıştır. Ayrıca ritüellerinde Hıristiyanlardan intikam alma temelli duaların yapılması, Hıristiyanların lanetlenmesi, bu söylemlerin ve kışkırtmaların sadece dualarda değil, şiirlerde ve dua kitaplarında da yazılı bir halde geçmesi, onların Hıristiyan düşmanlığını tanımlayan en hafif kanıtlardır. Luther ise 1523 yılında yazdığı eser ile Yahudilere karşı hoşgörülü davranılması gerektiğini ifade etmiştir. Bu eser ile papalığın ve Hıristiyanların onlar hakkında yalanlar yaydıklarını, onları Hıristiyan kanı akıtmakla suçladıklarını ve onlara insan gibi davranmadıklarını belirtmiştir. Bu yüzden de onların Hıristiyan olmadıklarını ve asla olmayacaklarını söylemiştir. Ayrıca sıradan meslekleri icra etmelerine izin vermedikleri için onları tefeciliğe zorlayanların da Hıristiyanlar olduklarını ifade etmiştir. Yahudiler üzerinde uygulanan bu baskı ve yasaklamaların onların Hıristiyanlığa yaklaşmasının önüne geçtiğini öne sürmüş, günlük yaşamda sosyal ve ekonomik yönden Hıristiyan ve Yahudilerin pozitif ilişkiler içerisinde olmalarının sağlanması ile onların İncil’e yaklaştırılabileceğini önermiştir. Buna karşılık 1543’te Yahudilere karşı düşmanca ve hakaret dolu söylemlerini kaleme aldığı eseri ise onun 1523’teki eserinin tam zıddını oluşturan bir anlam içermektedir. Bu eseriyle Yahudilerin İsa Mesih düşmanı olarak çocukluktan beri yetiştirildiklerini ve Hıristiyanları yok etmeye çalıştıklarını belirtir. Bu eserini de bütün Hıristiyanları bu düşmanlara karşı tetikte olmaları adına uyarmak için yazdığını ifade eder. Bu eserinde Yahudilere karşı hakaret dolu ifadelere yer verir. Yahudilerin kendileri dışındaki insanları, insan olarak görmediklerini; seçilmiş halk zihniyetini hala taşıyarak Hıristiyanlara ve diğer insanlığa karşı tehdit oluşturduklarını açıklar. Luther’in tavırlarındaki bu değişiklik, onun reformunu başarıya ulaştırmak adına uyguladığı politika olarak gösterilmiştir. Düşmanca tavrını onlara karşı hakaret dolu ifadelerle yapmasının, bazı tarihçiler tarafından Yahudilere yönelik şiddet eylemlerinin artmasına zemin oluşturduğu iddia edilir. Bu çalışmada Luther’in, Yahudiler üzerine uyguladığı hoşgörü politikasını ifade eden That Jesus Christ was Born a Jew ve yaşamının son dönemlerinde bu politikanın tam zıttı bir şekilde Yahudi düşmanlığını ifade eden On the Jews and Their Lies adındaki iki önemli eseri ile ne amaçladığı, amacına ulaşıp ulaşmadığı ve bu iki eser hakkında yapılan eleştiriler ve değerlendirmeler üzerine durulmuştur
The Effect of Pre-Applied Titanium Dioxide Nanoparticles on Germination in Carthamus tinctorius L. Varieties
In the present study, to promote sustainable nano-farming, the apparent effects of different concentrations (0, 100, 200, 300, 400, 500 ppm) of titanium dioxide nanoparticle (TiO2NPs) solutions on the germination percentage, index and duration of seeds belonging to Balcı, Dincer, Hasankendi, Koc, Olas, and Zirkon safflower varieties were investigated. Moreover, scanning electron microscopy (SEM) was employed to analyze TiO2NPs in germinated safflower varieties. Germination performance was TiO2NPs concentration and variety depended. It was determined that the seed samples displayed different responses to TiO2NPs concentrations; germination percentages were between 20.0±1.15 and 82.9±0.44%, germination durations were between 2.01±0.021 to 3.82±0.017 days, and germination indices were between 9.97±0.606 and 38.97±0.959. While the highest germination percentage (82.9±0.44%) was obtained from Dincer variety with 100 ppm TiO2NP pre-application, the lowest germination percentage (20.0±1.15% and 20.0±1.92%) was obtained from Balcı and Hasan Kendi varieties with 100 and 300 ppm TiO2NP pre-application. According to this result, although the highest germination percentage based on variety was obtained from the Dincer variety, the Balcı variety with the lowest germination percentage provided the most significant increase in the 200 ppm TiO2NPs application dose compared to the control. According to the germination percentage, it can be said that the most effective TiO2NPs application dose in Safflower varieties is 200 ppm. Further research on nanoparticles is needed to determine both the economical doses of TiO2NP pre-application and its uptake by the plant
Earthquake convexity and some new related inequalities
Unfortunately, eleven of our provinces were severely affected due to two severe earthquakes that occurred in our country, the Republic of Turkey, on February 6, 2023. As a result, thousands of buildings were destroyed and tens of thousands of our citizens lost their lives. From past to present, such disasters have occurred in many parts of our world and will continue to happen. In order to raise awareness for researchers and academicians reading our article, we will give a new definition of convexity in this article, and we will call it earthquake convexity. In this paper, we study some algebraic properties of the earthquake convexity. Then we compare the results obtained with both Holder, Holder-Iscan inequalities and power-mean, improved power-mean integral inequalities and show that the results obtained with Holder-Iscan and improved power-mean inequalities are better than the others. Some applications to special means of real numbers are also given
Artificial Neural Network and Multiple RegresAnalysis Applied to 2D-QSAR Studies: the Caof Imidazolidine-2,4-dione as PTP1B Inhibito
In this investigation, we undertook a comprehensive quantitative structure-activity relationship (QSAR) analysis using both modern artificial neural network (ANN) methods and classical multiple linear regression methods (MLR). Our primary focus was on revealing the intricate connection between antidiabetic activity and the molecular structure of thirty-nine imidazolidine-2,4-dione derivatives. The B3LYP hybrid functional and 6-31G (d) basis set computed electronic properties at the quantum level. Rigorous benchmarking against experimental data validated the reliability of our quantum theory approach. Our statistical model effectively predicted activities closely aligned with experimental antidiabetic activities, quantified by the IC50 values. They also revealed a significant superiority of the ANN architecture (6-4-1) over the MLR method. This study stands as a meaningful contribution to the field, providing valuable insights for designing new antidiabetic drugs, particularly as potential inhibitors of tyrosine phosphate 1B (PTP1B). The explicit articulation of our primary aim and emphasis on the study’s significance underscore its potential impact on advancing drug development within the realm of antidiabetic therapeutics. © 2024, Department of Science and Technology. All rights reserved
Antioxidant activity and phenolic composition of propolis from Marmara region, Turkey
This study investigated various properties of raw propolis samples from Marmara region of Turkey. Total phenolic content (TPF), total flavonoid (TFC) values, condensed tannin content (CTC) and phenolic profiles of ethanolic extracts (70%) were analyzed. Antioxidant activities were tested using the Ferric (III) reduction/antioxidant capacity (FRAP) and 2,2-Diphenyl-1-picrylhydrazyl (DPPH) radical scavenging methods. Phenolic profiles of the samples were analyzed using high performance liquid chromatography (RP-HPLC-UV) method. TPC, TFC and CTC values in the samples ranged from 52.9 to 203.5 mg GAE/g, 13.6 to 43.9 mg QUE/g, and 2.0 and 2.9 mg CTE/g, respectively. Caffeic acid phenyl ester (CAPE), chrysin, pinocembrin, rutin, and t-cinnamic acid were detected as the common phenolic components in all samples. In conclusion, Marmara region propolis is a rich source of bioactive compounds, especially flavonoids with antioxidant properties
Evaluation of Dynamic and Fatigue Behavior of Damaged Steel Beams Strengthened with Different Types of Techniques and a New Strengthening Method Proposal
In recent years, the use of carbon fiber-reinforced polymers to strengthen fatigue-damaged steel beams has increased significantly as an alternative to traditional methods due to their easy application to the damaged area, lightweight, durability, and sustainability. In addition to all these positive contributions, there are some disadvantages, such as debonding damage under loading. These disadvantages encourage researchers to produce new materials or apply materials used for other purposes in other fields for fatigue damage. In this paper, an alternative new strengthening technique is mentioned to improve the dynamic and fatigue behavior of fatigue-damaged steel beams. This technique is a strengthening application made using epoxy-based filler and carbon fiber-reinforced polymer fabric. Numerical and experimental studies are carried out on fatigue-damaged steel beams by applying this new technique and using different carbon fiber-reinforced polymers, such as a single and double layer of fabric and a single plate layer. The most significant improvement in dynamic behavior occurred on the specimen, strengthened with this newly proposed technique. In contrast, the lowest increase occurs on the sample strengthened with a single layer of fabric. While the lowest increase arises on the sample strengthened with a single layer of fabric in terms of fatigue life, the most significant progress in fatigue behavior makes on the sample strengthened with a single plate layer. As a result of comparing the results, it is concluded that this new strengthening technique could be an essential alternative to the currently used strengthening methods.Scientific Research Projects Coordination Unit of Karadeniz Technical University [8074]This work was supported by Scientific Research Projects Coordination Unit of Karadeniz Technical University. Project Number 8074
Sensory analysis and consumer acceptance of legume-based gluten-free bakery products
The replacement of gluten is essential for the development of gluten-free foods. To achieve this, variety of flours (such as corn flour, chestnut flour, and buckwheat flour) have been investigated by food scientists. Legume flours seem preferable to other flours among these gluten-alternative sources due to their nutritional quality. In this chapter, recent developments in legume-based gluten-free bakery products were investigated. Due to their high protein content, legumes have numerous applications in the gluten-free food industry. However, undesirable flavor formation limits their widespread usage. For this reason, the effects of replacing gluten-containing ingredients with legumes on the sensory properties and consumer acceptance were discussed as the main focus of this chapter. © 2025 Apple Academic Press, Inc. All rights reserved