Necmettin Erbakan University Institutional Repository
Not a member yet
    18430 research outputs found

    Analysis and modeling of secondary school students' explanations about matter and their interactions

    No full text
    Yüksek Lisans TeziBu çalışmada çizme-yazma tekniği kullanılarak "Maddenin Tanecikli Yapısı" ünitesinin bir alt konusu olan "Madde ve Etkileşimleri" ile ilgili yazılı açıklamaları analiz etmek ve yazılı açıklamaları modellemek amaçlanmıştır. Araştırmanın problem cümlesi "Madde ve Etkileşimleri" hakkındaki yazılı açıklamalarının niteliği ve düzeyi nedir olarak belirlenmiştir. Bu araştırmada Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması kullanılmıştır. 2023-2024 akademik yılı bahar döneminde verilerinin toplandığı bu araştırmanın katılımcı grubunu Konya ilinin Akşehir ve Ilgın ilçelerinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı 2 devlet okulunda öğrenim gören akademik başarı ve sosyo-ekonomik düzey bakımından benzer yaş aralığında olan 61 Kız, 50 Erkek toplam 111 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri çizme-yazma tekniği kullanılarak toplanmıştır. Öğrencilerin çizme-yazma tekniğini öğrenmeleri için çalışma öncesinde Ilgın ve Akşehir'de öğrenim gören öğrencilere pilot uygulama uygulanmıştır. Pilot uygulamada öğrencilere senaryoya dayalı 1 açık uçlu soru, ana uygulamada ise senaryoya dayalı 3 açık uçlu verilmiştir. Öğrenci verileri 1'den 111'e kadar numaralandırılmıştır. Herhangi bir çizim ve yazılı açıklama içermeyen veya tanecikli yapıyla ilişkilendirilmeyen veriler içerik analizine dâhil edilmemiştir. Öğrencilerden hem çizim hem de yazılı açıklama yapmaları istendiği için çizim ve yazılı açıklama verileri birlikte içerik analizi yöntemiyle detaylı olarak analiz edilmiştir. Fen bilimleri alanında uzman akademisyen doğrultusunda Kodlama Tablosu oluşturulmuştur. Kodların birbiriyle bağlantısı ve öğrencilerin çizim ve yazılı açıklama verileri göz önünde bulundurularak veri toplama aracında yer alan 1. soruda öğrencilerin çizim ve açıklama verileri katı-sıvı-gaz olmak üzere 3 kategori, veri toplama aracında yer alan 2. soruda su ve gıda boyası olmak üzere 2 kategori ve veri toplama aracında yer alan 3. soruda demir-toz şeker-su-oksijen 4 kategori olmak üzere toplam 9 kategori elde edilmiştir. Öğrencilerin yazılı açıklamaları yazılı açıklama niteliğine göre Düzey 1, Düzey 2, Düzey 3 ve Düzey 4 olarak modellenmiştir. Düzey 1 grubunda hiç açıklama yapmayan öğrenciler, Düzey 2 grubunda eksik/yanlış /kavram yanılgısı içeren yazılı açıklamalarda bulunan öğrenciler Düzey 3 grubunda Kısmi yazılı açıklamalar yapan öğrenciler yer almaktadır Veri toplama aracında yer alan 3 soru için ayrı ayrı tartışma ve sonuçlar sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin Madde ve Etkileşimleri ile ilgili hatalı /eksik yazılı açıklamalarda bulundukları ve alternatif kavramalara sahip oldukları tespit edilmiştir. Kısmi bilimsel yazılı açıklamalarda bulunan öğrenci frekansının kavram yanılgısı içeren yazılı açıklamalar yapan öğrenci frekansından daha düşük olduğu çıkarımında bulunulmuştur.In this study, it was aimed to analyze written explanations about "Matter and Its Interactions", a subtopic of the "Particulate Structure of Matter" unit, and to model written explanations by using the drawing-writing technique. The problem sentence of the research was determined as "What is the quality and level of written explanations about "Matter and Its Interactions"? A case study, one of the qualitative research methods, was used in this research. The participant group of this research, the data of which were collected in the spring semester of the 2023-2024 academic year, consists of 111 students, 61 girls and 50 boys, who are in a similar age range in terms of academic success and socio-economic level, studying in 2 state schools affiliated to the Ministry of National Education in Akşehir and Ilgın districts of Konya province. The data of the study was collected using the drawing-writing technique. A pilot application was applied to students studying in Ilgın and Akşehir before the study in order for the students to learn the drawing-writing technique. In the pilot application, 1 open-ended question based on the scenario was given to the students, and in the main application, 3 open-ended questions based on the scenario were given. Student data are numbered from 1 to 111. Data that do not contain any drawings or written explanations or are not associated with granular structure are not included in the content analysis. Since students were asked to make both drawings and written explanations, drawing and written explanation data were analyzed in detail together with the content analysis method. A Coding Table was created in line with an academician who is an expert in the field of science. Considering the connection between the codes and the drawing and written explanation data of the students, a total of 9 categories were obtained, including 3 categories of solidliquid-gas in the 1st question of the data collection tool, 2 categories of water and food coloring in the 2nd question of the data collection tool, and 4 categories of iron-granulated sugar-water-oxygen in the 3rd question of the data collection tool. The students' written explanations were modeled as Level 1, Level 2, Level 3 and Level 4 according to the written explanation quality. Level 1 group includes students who did not provide any explanations, Level 2 group includes students who provided incomplete/incorrect/misconception-containing written explanations, Level 3 group includes students who provided partial written explanations. Separate discussions and results are presented for the 3 questions in the data collection tool. As a result of the research, it was determined that the students provided incorrect/incomplete written explanations regarding Matter and Its Interactions and had alternative conceptions. It was concluded that the frequency of students providing partial scientific written explanations was lower than the frequency of students providing written explanations containing misconceptions

    Family mediation in comparative law in the context of protection of marriage union

    No full text
    Yüksek Lisans TeziAile arabuluculuğu, aile içi uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan dünya genelinde kabul görmüş alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Kökleri eski tarihlere dayanan ve her toplumun kendi kültürel ve inançsal yapısına göre şekillenen bu uygulama Türkiye’de henüz hayata geçirilmemiştir. Fakat aile arabuluculuğu kurumunun Türkiye’de de uygulamaya konulması için çalışmalar devam etmektedir. Yapılan çalışmalar ve konuyla alakalı literatür, uygulanması planlanan sistemin genellikle Avrupa standartlarını temel aldığını göstermektedir. Ailede sulhu ve birliğin devamını esas alan uygulamalarıyla aile arabuluculuğu sürecine büyük katkılar sağlama potansiyeli bulunan İslam aile hukukunun zengin birikimden yeterince faydalanılmadığı gözlenmiştir. Türkiye’nin aile kurumuna bakışı ve aileye atfettiği önem Avrupa’dan önemli ölçüde farklıdır. Bu sebeple Türkiye'ye özgü bir aile arabuluculuğu sistemi geliştirilirken, modern arabuluculuk prensipleri toplumun kültürel ve inançsal dinamikleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde evlilik birliği, evlilik birliğinin korunması, aile, arabuluculuk ve aile arabuluculuğu kavramlarının ayrıntılarına yer verilmiştir. İkinci bölümde mukayeseli hukuktaki aile arabuluculuğu uygulamaları Malezya, Fas, Suudi Arabistan ve İngiltere (Müslüman Tahkim Heyeti’nin uygulamaları ile beraber) ile sınırlı olmak üzere incelenmiştir. Bu tercihin temelinde, İslam hukukunun evlilik birliğinin korunmasına verdiği önem ve bu amaca yönelik olarak geliştirdiği kendine özgü mekanizmalar yatmaktadır. İslam hukukunda aile, kutsal bir müessese olarak kabul edilmiş ve evliliğin devamlılığını sağlamak için çeşitli hukuki ve ahlaki düzenlemelere yer verilmiştir. Bu nedenle İslam hukukunun uygulandığı ülkelerdeki aile arabuluculuğu veya benzeri alternatif çözüm yöntemlerinin incelenmesi, evlilik birliğinin korunması amacına yönelik farklı kültürel ve hukuki yaklaşımları anlamak bakımından önemlidir. Üçüncü bölümde ise Türk hukukunda aile arabuluculuğu incelenmiş ve mukayeseli hukuktan değerlendirmeler ve önerilerde bulunulmuştur.Family mediation is a globally accepted alternative dispute resolution method used to resolve domestic conflicts. Although its roots trace back to ancient times, and its practice has been shaped by the cultural and religious structures of each society, it has not yet been implemented in Turkey. However, efforts are underway to introduce family mediation in Turkey. Studies and relevant literature indicate that the planned system primarily adopts European standards. It has been observed that the rich heritage of Islamic family law, which has the potential to significantly contribute to the family mediation process with its emphasis on preserving peace and unity within the family, is not sufficiently utilized. Turkey's perspective on the family institution and the importance it attributes to family differ significantly from Europe's. Therefore, when developing a family mediation system specific to Turkey, modern mediation principles should be evaluated considering the society's cultural and religious dynamics. The study, consisting of three sections, begins by detailing the concepts of marriage, the protection of the marital union, family, mediation, and family mediation. The second section examines family mediation practices in comparative law, limited to Malaysia, Morocco, Saudi Arabia, and the UK (including the practices of the Muslim Arbitration Tribunal). This choice is based on the importance Islamic law places on protecting the marital union and the unique mechanisms it has developed for this purpose. In Islamic law, the family is considered a sacred institution, and various legal and moral regulations have been included to ensure the continuity of marriage. Therefore, examining family mediation or similar alternative dispute resolution methods in countries where Islamic law is applied is crucial for understanding different cultural and legal approaches aimed at preserving the marital union. The third section analyzes family mediation in Turkish law and provides evaluations and recommendations from comparative law

    Evaluation of cardiac functions and cardiac conduction system in children with multisystem inflammatory syndrome in children

    No full text
    Çocuklarda multisistemik inflamatuar sendrom (MIS-C), kardiyovasküler sistem dahil birçok sistemin etkilendiği hiperiflamatuar bir hastalıktır. Hastalığın sistemleri etkileme düzeyleri değişken olup uzun vadeli etkilerinin bilinmemesi hastalığın yönetiminde zorluklara yol açabilir. Bu çalışmada etkilenen bireylerin tanı anı ve kontroldeki kardiyak fonksiyonların ve kalp iletim sisteminin incelenmesi amaçlandı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümüne 21/09/2020 -10/10/2023 tarihleri arasında başvuran ve MIS-C tanısı alan 58 hasta ile MIS-C veya Yeni koronavirüs hastalığı (COVID-19) ilişkili şikayeti olmayan fakat herhangi bir kardiyak semptomla Çocuk Kardiyoloji polikliniğine başvuran, kardiyovasküler hastalık tespit edilmeyen 62 hasta kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edildi. MIS-C tanısı alan hasta grubuna tanı aldıkları esnada ve tanı aldıktan ortalama 6 ay sonra elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi (EKO) ve 24 saatlik ritim Holter değerlendirmesi yapıldı. Çalışmamıza dahil edilen hasta grubunun (n=58) yaş ortalaması 10,53 yıl olup %46,6'sı kız, %54,3'ü erkekti. Kontrol grubunun (n=62) yaş ortalaması 10,25 yıl olarak tespit edilmiş olup %50,0'ı kız, %50,0'ı erkekti ve her iki grup özellikleri istatistiksel olarak benzerdi. Hastaların %29,3'ü hafif, %48,3'ü orta, %22,4'ü ağır kliniğe sahipti. Hastaların tümüne intravenöz immunoglobulin tedavisi, %96.5 ine steroid tedavisi, %94,8'ine asetil salisilik asit, %22,4'üne inotrop destek tedavisi, %69,0'ına düşük molekül ağırlıklı heparin (DMAH), %37,9'una anakinra, %1,7'sine tocilizumab tedavisi verildiği belirlendi. Hastaların %6,9'unun entübe olduğu, %6,9'una mekanik ventilasyon ihtiyacı, %10,3'ünde non-invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı olduğu belirlendi. Hastaların %34,5'inde oksijen ihtiyacı vardı. Hastaların %13,8'inde yoğum bakım ünitesi yatışı vardı. Hastaların toplam yatış süresi ortancası 9, yoğum bakım ünitesi yatışı ortancası 2,5, servis yatış süresi ortancası 9 gündü. ii Hastaların akut dönemde EKG'deki hız değeri ortancası 101,5/dk, kontrol döneminde ise 82/dk idi. Akut dönemdeki hız değeri ve PR mesafesi kontrol dönemindeki hız ve PR mesafesi ile karşılaştırıldığında anlamlı yüksekti. Hastaların EKO'larında akut dönemde ejeksin fraksiyon (EF), fraksiyonel kısalma (FS) değerleri kontrol dönemlerinden anlamlı düşük, sistol sonu sol ventrikül internal çapı (LVIDs) değeri anlamlı yüksekti. Hastaların Holter parametrelerinin akut ve kontrol dönemindeki değerlerinin benzer olduğu saptandı. Hastaların EKG'sinde akut dönemdeki hız, PR mesafasi, maximum P süresi (Pmax), minimum P süresi (Pmin) ve minimum düzeltilmiş QT süresi (QTc min) değerleri kontrol grubuna göre anlamlı yüksek, düzeltilmiş QT dispersiyonu (QTcd) ve QRS süreleri anlamlı düşüktü. Hastaların akut dönemdeki pulmoner velosite değeri dağılım aralığı kontrol grubundan daha dardı. Hastaların kontrol dönemdeki EF değeri kontrol grubundakilerden anlamlı yüksekti. Hastaların akut dönemdeki ortalama kalp hızı kontrol grubundan anlamlı düşük, ardışık normal RR sürelerinin aralarındaki farkların karelerinin ortalamasının karekökü(rMSSD24), ardışık normal RR surelerinden izleyen sürenin 50 ms'den büyük olduğu döngülerin 24 saatteki normal döngülere yüzdesi (pNN50), Spectral Power 24 indeks, uyanıklık uyanıklık tüm normal RR intervallerinin standart deviasyonu(SDNN), uyanıklık rMSSD, uyanıklık pNN50, uyanıklık yüksek frekans (HF) değerlerinin kontrol grubundan anlamlı ve daha yüksek olduğu saptandı. Hastaların kontrol dönemdeki Ortalama kalp hızı, Maqtholter değeri kontrol grubundan anlamlı düşük, Spectral Power 24 indeks, uyku çok düşük frekans (VLF), uyku HF değerlerinin kontrol grubundan anlamlı ve daha yüksek olduğu saptandı. Başvuru anında EF %60'ın altında bulunan hastaların Holter analizindeki parametreleri değerlendirildiği analizde bu hastaların erken dönemde ortalama ve maksimum kalp hızlarının daha düşük olduğu tespit edildi. Hastaların laboratuvar bulguları ve akut dönem EKO bulgularının ilişkisi incelendiğinde B-tipi natriüretik peptit (BNP) ile EF, FS arasında negatif, sistemik pulmoer arter basıncı (SPAB) arasında pozitif yönlü düşük düzeyde ilişki vardı. Toplam yatış süresi ile SPAB arasında pozitif düşük düzeyde ilişki vardı. Sonuç olarak MIS-C'nin kardiyak tutulumunun erken dönemde kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kardiyak fonksiyonlar ve ileti sistemi değişikliklerine sebep olduğu; bununla birlikte hastaların erken ve uzun dönem takiplerinde bu değişikliklerin çoğunlukla düzeldiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: çocuklarda multisistemik inflamatuar sendrom, kalp iletim sistemi, kalp fonksiyonlarıMultisystem inflammatory syndrome in children (MIS-C) is a hyperinflammatory disease affecting multiple organ systems, including the cardiovascular system. The extent to which the disease impacts various systems can vary, and the lack of knowledge regarding its long-term effects poses challenges in disease management. This study aims to evaluate cardiac functions and the cardiac conduction system at the time of diagnosis and during follow-up in affected individuals. A total of 58 patients diagnosed with MIS-C, who were admitted to the Department of Pediatrics at Necmettin Erbakan University Meram Faculty of Medicine between September 21, 2020, and October 10, 2023, were included in the study. Additionally, 62 patients without any complaints related to MIS-C or COVID-19, who presented to the Pediatric Cardiology outpatient clinic with cardiac symptoms but were found to have no cardiovascular disease, were included as the control group. In the MIS-C patient group, electrocardiogram (EKG), echocardiogram (ECHO), and 24-hour Holter monitoring were performed at the time of diagnosis and approximately six months later. The mean age of the patient group (n=58) included in the study was 10.53 years, with 46.6% being female and 54.3% male. The control group (n=62) had a mean age of 10.25 years, with 50.0% female and 50.0% male, and the characteristics of both groups were statistically similar. Among the patients, 29.3% had mild, 48.3% moderate, and 22.4% severe clinical presentations. All patients received intravenous immunoglobulin therapy, 96.5% received steroid treatment, 94.8% were treated with acetylsalicylic acid, 22.4% required inotropic support, 69.0% received low-molecular-weight heparin (LMWH), 37.9% were treated with anakinra, and 1.7% received tocilizumab therapy. It was determined that 6.9% of the patients were intubated, 6.9% required mechanical ventilation, and 10.3% required non- invasive mechanical ventilation. Additionally, 34.5% of the patients required oxygen support, iv and 13.8% were admitted to the intensive care unit (ICU). The median total hospitalization duration was 9 days, the median ICU stay was 2.5 days, and the median ward stay was 9 days. The median heart rate (HR) of the patients during the acute phase was 101.5/min, compared to 82/min during the control phase. Both the heart rate and PR interval in the acute phase were significantly higher than those in the control phase. Echocardiographic evaluations revealed that ejection fraction (EF) and fractional shortening (FS) values were significantly lower during the acute phase compared to the control phase, while the left ventricular internal dimension in systole (LVIDs) was significantly higher. The Holter parameters during the acute and control phases were found to be similar. In the patients' electrocardiograms (ECGs), heart rate, PR interval, Pmax, Pmin, and OTcmin values were significantly higher during the acute phase compared to the control group, while QTcd and QRS durations were significantly lower. The pulmonary velocity range during the acute phase was narrower than that of the control group. The EF during the control phase was significantly higher than in the control group. Mean HR during the acute phase was significantly lower than in the control group, while rMSSD24, pNN50, Spectral Power 24 index, wakefulness SDNN, wakefulness rMSSD, wakefulness pNN50, and wakefulness HF values were significantly higher. During the control phase of the patients' mean HR and maximum Holter HR were significantly lower than in the control group, whereas Spectral Power 24 index, sleep VLF, and sleep HF values were significantly higher. Analysis of Holter parameters in patients with EF below 60% at admission showed lower mean and maximum HRs during the acute phase. When the relationship between laboratory findings and echocardiographic parameters in the acute phase was evaluated, a negative and low-level correlation was found between BNP and EF, FS, and a low-level positive correlation with systolic blood arterial pressure (SBAP). Additionally, there was a low-level positive correlation between total hospitalization duration and SBAP. In conclusion, it was determined that cardiac involvement in MIS-C caused changes in cardiac functions and conduction system in the early period compared to the control group; however, these changes mostly resolved in the early and long-term follow-up of the patients. Keywords: multisystem inflammatory syndrome in children, cardiac conduction system, cardiac functio

    The good life in Senecas's philosophy

    No full text
    Doktora TeziBu tez çalışması, son dönem Stoa felsefesinin önemli temsilcilerinden Seneca’nın iyi yaşam anlayışını incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Felsefe genellikle soyut düşünme faaliyeti olarak bilinmekle birlikte bireyin günlük yaşamına yön verebilecek pratik bir boyuta da sahiptir ve hedeflerimizden biri de bu boyutu ortaya koymaktır. Bu bağlamda ilk bölümde tarihsel yöntem kullanılarak Stoacı iyi yaşam düşüncesi kuramsal olarak temellendirilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümü Seneca’nın iyi yaşam düşüncesinin günümüzde ne ölçüde yaşanabilir ve uygulanabilir olduğunu sorgulamaktadır. Bu çerçevede “Nasıl yaşamalıyım?” “Hangi yaşam şekli doğrudur?” “Yaşamda eylem ve söylemlerde sürekliliği nasıl sağlarım?” gibi birçok soruya cevap aranmakta ve iyi yaşam için yapılması gerekenler tespit edilmeye çalışılmaktadır. Seneca nazarında insandaki en yüksek iyi, akıldır. Yaşamda en yüksek iyi, erdem ve mutluluktur. Erdemli yaşam, iyi yaşamdır. Seneca’ya göre bu yaşamı sağlamak için doğaya uygun yaşam (secundum naturam vivere), amor fati (kaderini sev), memento mori (ölümü hatırla), anın farkında ol ve tranquillitas animi (ruh dinginliği) gibi Stoacı ilkeler ve öğretiler uygulanmalıdır. Bu doğrultuda çalışmamızın temel tezi, Stoacı ana ilkelerin bireysel düzeyde uygulanabilir olduğunu ve iyi yaşamın birey açısından mümkün olduğunu göstermektir. Toplumsal ölçekte ise bu öğretilerin ve ilkelerin yaygınlık kazanmasının bireysel olana göre nispeten zor olduğunu ancak zaman içinde bireylerin dönüşümüyle belki mümkün olabileceğini ortaya koymaktır. Ayrıca doğaya uygun yaşam ilkesi, insanın yalnızca kendi doğasıyla değil, evrensel doğayla da uyum içinde olmasını gerektirir. Bu yönüyle Seneca’nın iyi yaşam anlayışı, günümüz dünyasında çevresel açıdan da önemli katkılar sunabilir. İnsanların tüketim alışkanlıklarını sınırlamaya ve sade bir yaşam sürmeye teşvik etmesi bu katkılardan biridir. Bunun yanında, doğaya zarar vermekten kaçınmayı öğütlemesi de dikkat çekicidir. Böylece birey, ekolojik dengeye saygılı bir tutum geliştirebilir. Bu doğrultuda bugün, özellikle ‘doğaya uygun yaşam’ ilkesi başta olmak üzere, bu Stoacı öğretilerin bireye kazandırılabilmesi için neler yapılabileceği de ele alınacaktır.This thesis has been prepared with the aim of examining the understanding of the good life in the philosophy of Seneca, one of the prominent representatives of the Late Stoic philosophy. Although philosophy is generally known as an activity of abstract thinking, it also possesses a practical dimension that can guide an individual's daily life, and one of our objectives is to reveal this dimension. In this context, the first chapter lays the theoretical foundation of the Stoic conception of the good life by employing a historical method. The second chapter of our study questions to what extent Seneca’s conception of the good life is livable and applicable in the modern day. Within this framework, various questions are addressed such as “How should I live?”, “What kind of life is the right one?”, and “How can I maintain consistency between my actions and speaks in life?” and in an effort to determine what must be done in order to achieve the good life. According to Seneca, the highest good in human beings is reason. In life, the highest good is virtue and happiness. A virtuous life is a good life. According to Seneca, to achieve this way of life, Stoic principles and teachings such as living according to nature (secundum naturam vivere), amor fati (love your fate), memento mori (remember death), awareness of the present moment, and tranquillitas animi (tranquility of the soul) must be applied. In this respect, the central thesis of our study is to demonstrate that the core Stoic principles are applicable at the individual level and that the good life is attainable for the individual. On a social scale, it is argued that the widespread adoption of these teachings and principles is relatively more difficult than at the individual level, but it may become possible over time through the transformation of individuals. Furthermore, the principle of living in accordance with nature requires a person to be in harmony not only with their own nature but also with universal nature. In this respect, Seneca’s understanding of the good life can make important contributions in environmental terms in today’s world. One such contribution is encouraging people to limit their consumption habits and lead a simple life. In addition, his advice to avoid harming nature is noteworthy. In this way, the individual can develop an attitude of respect toward ecological balance. In this context, today we will discuss what can be done to make individuals acquire these Stoic teachings, especially the principle of ‘living in accordance with nature.

    Analyzing the suguls in the maqams of rast, Mâhur, Segâh and Hicaz in terms of lyrics, maqam and ryhtm

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziTarîkatlerde zikir esnasında icrâ edilen formlar arasında “Şuğul” formu yer almaktadır. Türk mûsikîsinde Şuğul formu Türk makam özelliklerine göre bestelenip güfteleri Arapça olan bir formdur. Şuğul 17.yy’da Araplardan Osmanlıya geçmiştir. Şuğul formu çoğunlukla güftelerini Hz. Peygamber başta olmak üzere İslâm âlimleri, mutasavvıf ve şâirlerden alır. Formlar güfte açısından incelendiğinde arûz vezninden daha çok serbest vezinli Arapça duâlardan müteşekkildir. Çalışmamızda Şuğul formunun makam, güfte ve usûl açısından incelenmesi yapılmıştır. Literatür taramasındaki ön incelemelerimizde el yazması mûsikî notalarında makam, güfte ve usûllerinin eksik ya da hatalı olduğu gözlemlenmiştir. Mecmualarda veya bazı mûsikî kaynaklarımızda tekbir, salat gibi farklı formlar da Şuğul adı altında kayıtlara geçmiş olsa da bu çalışmada sadece “Şuğul” formundaki eserler ele alınmıştır. Bu çalışmada Türk mûsikîsi tasnifinde daha çok tekke mûsikîsi formlarından biri olan Şuğul formunun, Rast, Mâhur, Segâh ve Hicaz makamlarındaki eserler üzerinden makam, güfte ve usûl yönünden incelenmesi yapılmıştır. Öncelikle makam analizi yapılarak makamlar tespit edilmiş, güftelerin transkripsiyonu yapılmış, okunabilir bir Arapça metne çevrilmiş ve usûlleri Arapça güftelere göre yeniden ele alınmıştır. Çalışma kapsamında TRT arşivinden elde edilen toplam Rast, Mâhur, Segâh ve Hicaz makâmında 24 eser incelenmiştir. Çalışmamız nitel bir çalışma olup tarama model tabanlıdır. Çalışma neticesinde bazı Şuğullerin makamlarının farklı olduğu tespit edilmiş, eksik olan güfteler farklı kaynakların incelenmesiyle tamamlanıp anlaşılmaz olanları ise okunabilir hale getirilmiştir. Ayrıca mecmualardaki şuğullerin çoğunluğunun usûllerinin 2/4’lük olduğu görülmüş, çalışma sonunda mûsikî cümle yapıları ve güfte açısından analizinde farklı usûller olduğu anlaşılmıştır.Among the forms performed during dhikr in religious orders is the “Shugul” form. In Turkish music, the Shugul form is a form composed according to Turkish makam characteristics and has Arabic lyrics. Shugul passed from the Arabs to the Ottomans in the 17th century. The Shugul form mostly takes its lyrics from Islamic scholars, mystics and poets, especially the Prophet Muhammad. When the forms are examined in terms of lyrics, they consist of Arabic prayers in free verse rather than aruz meter. In our study, the Shugul form was examined in terms of makam, lyrics and usul. In our preliminary examinations in the literature review, it was observed that the makam, lyrics and usul in the manuscript musical notes were missing or incorrect. Although different forms such as tekbir and salat have been recorded under the name of Shugul in journals or some of our musical resources, only the works in the “Shugul” form have been examined in this study. In this study, the Shugul form, which is one of the forms of tekke music in the classification of Turkish music, has been examined in terms of makam, lyrics and usul through works in the Rast, Mahur, Segah and Hicaz makams. First of all, makam analysis was performed and the makams were determined, the lyrics were transcribed, translated into a readable Arabic text and their usuls were reconsidered according to the Arabic lyrics. Within the scope of the study, a total of 24 works in the Rast, Mahur, Segah and Hicaz makams obtained from the TRT archives were examined. Our study is a qualitative study and is based on the scanning model. As a result of the study, it was determined that the makams of some Shuguls were different, the missing lyrics were completed by examining different sources and the incomprehensible ones were made readable. In addition, it was seen that the majority of the şuğuls in the collections were in 2/4 meter, and at the end of the study, it was understood that there were different meters in terms of musical sentence structures and lyrics

    Ibn Hid̲j̲d̲j̲a al-Hamawi and his work "Khizanatu'l-Adab we Ghayatu'l-Ereb

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziBu çalışmada Memlükler dönemi ediplerinden İbn Ḥicce’nin “Ḫizânetü’l-edeb ve ġâyetü’l-ereb” adlı dil, edebiyat, belâgat, tenkit, tarih, teracim, nazım ve nesir gibi pek çok alanda önemli bilgiler ihtiva eden ansiklopedik eseri tahlil edilmiştir. Çalışma, bir giriş ve üç bülümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, problemi, amacı, önemi, sınırlılıkları, yöntemi, konuyla alakalı belli başlı kaynaklar ve araştırmada yararlanılan kaynakların üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde İbn Ḥicce’nin yaşadığı dönemin siyasî, sosyal, ilmî ve kültürel dokusuna dair bilgiler sunulmuş; ardından İbn Ḥicce’nin hayatı, edebi kişiliği ve eserlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde bedî‘ ilminin tarihçesi, bedî‘iyyât kasidelerinin ortaya çıkışı, özellikleri, Arap edebiyatındaki yeri ve ilk bedî‘iyyât kasidelerinden bahsedilecek olup devamında İbn Ḥicce’nin bedî‘iyyesinin mukaddimesi, dili ve muhtevası, içerdiği sanatlar, bedî‘iyyesi ve şerhinde takip ettiği yöntem ve istişhatları ele alınacaktır. Üçüncü ve aynı zamanda son bölümde bedî‘iyyâtkasidesinin ihtiva ettiği sanatlar tek tek ele alınmış, tanımları yapıldıktan sonra yer yer ayet, hadis, şiir ve nesir örnekleriyle konu pekiştirilmiştir. Her sanatın sonunda da İbn Ḥicce’nin beyti verilip gerekli izahlar yapılmıştır.This study analyzes the encyclopedic work K͟ hizânat al-Adab wa Ghâyat al-Arab by Ibn Ḥijja al-Ḥamawî, one of the prominent literary figures of the Mamluk period. The work encompasses significant content in various fields, including language, literature, rhetoric, literary criticism, history, biography, poetry, and prose, and holds an important place in classical Arabic scholarship. The thesis consists of an introduction and three main chapters. The introduction presents the research topic, problem, purpose, significance, limitations, methodology, primary sources relevant to the subject, and the references utilized in the study. The first chapter offers a general overview of the political, social, intellectual, and cultural context of the period in which Ibn Ḥijja lived, followed by a discussion of his life, literary personality, and works. The second chapter examines the historical development of the science of badîʿ, the emergence and characteristics of badîʿiyyât odes, and their place in Arabic literature. It then delves into the preface, language, content, rhetorical devices, and artistic elements found in Ibn Ḥijja’s badîʿiyya, as well as the exegetical approach and references he employed in his commentary. The third and final chapter focuses on the rhetorical devices contained within the badîʿiyya poem. Each device is addressed individually with definitions, and the analysis is supported by selected examples from the Qur’an, ḥadîth, poetry, and prose. At the end of each section, a relevant verse by Ibn Ḥijja is cited and thoroughly explained

    Investigation on the potential of using solid wastes in cement factories as fuels

    Full text link
    Yüksek Lisans TeziAtıktan türetilmiş yakıtlar (ATY), farklı kaynaklardan elde edilen atık malzemelerin belirli işlemlerden geçirilerek enerji üretiminde kullanılabilecek forma dönüştürülmesiyle elde edilen alternatif enerji kaynaklarıdır. Bu tez çalışmasında, çimento üretiminde yaygın olarak kullanılan fosil yakıtların, ATY ile ikame edilme potansiyeli teknik yeterlilik ve çevresel etkiler açısından değerlendirilmiştir. Atık lastikler, atık yağlar, plastik atıklar (PET ve kablo), tekstil atıkları, organik tarımsal atıklar (buğday ve mısır sapı), arıtma çamurları, ambalaj atıkları ve solvent bazlı sıvı atıklar gibi çeşitli atık türleri, alternatif yakıt olarak kullanılabilirlikleri bakımından analiz edilmiştir. Artan enerji maliyetleri ve sıkılaşan çevre politikaları, bu tür atıkların enerji geri kazanımı amacıyla değerlendirilmesini çimento sektörü açısından stratejik bir zorunluluk haline getirmiştir. Çalışma bulgularına göre: atık yağlar, lastikler ve PET türü plastikler, yüksek kalorifik değerleri ile birlikte düşük nem ve klor içerikleri sayesinde çimento fırınlarında doğrudan kullanılabilecek teknik uygunluğa sahiptir. Buna karşın, kablo plastikleri, tekstil atıkları ve organik saplar gibi yüksek klor içeren atıklar, yalnızca harmanlama, ön işlem ya da Cl-bypass sistemleri ile sınırlı oranlarda kullanılabilmektedir. Arıtma çamurları ise yüksek nem ve düşük enerji içeriği nedeniyle ancak kurutma gibi ön hazırlık süreçlerinin ardından değerlendirilebilir hale gelmektedir. İncelemesi yapılan atıklar arasında atık yağ ve ömrünü tamamlamış lastik (ÖTL), alternatif yakıt olarak kullanılabilme potansiyeli açısından öne çıkmaktadır. Ancak arıtma çamuru ve boya çamuru atıkları, yüksek nem içerikleri ve düşük kalorifik değerleri nedeniyle doğrudan alternatif yakıt beslemesine uygun değildir. Sonuç olarak, teknik parametreleri karşılayan atık türlerinin alternatif yakıt olarak çimento üretiminde kullanılması, fosil yakıt tüketiminin azaltılması, sera gazı emisyonlarının düşürülmesi ve atıkların enerjiye dönüştürülmesi bakımından önemli avantajlar sunmaktadır. Bu çalışma, çimento endüstrisinde alternatif yakıt kullanımının teknik uygunluk, çevresel katkı ve uygulama stratejileri açısından kapsamlı bir değerlendirmesini ortaya koymaktadır.Refuse-Derived Fuel (RDF) refers to an alternative energy source obtained by processing various types of waste materials into a form suitable for use in energy production. This thesis investigates the potential of replacing conventional fossil fuels used in cement production with RDF, focusing on both technical feasibility and environmental impacts. Various waste streams, including scrap tires, waste oils, plastic wastes (PET and cable), textile wastes, agricultural residues (such as wheat and corn straw), sewage sludge, packaging wastes, and solvent-based liquid wastes were analyzed in terms of their applicability as alternative fuels. Rising energy costs and tightening environmental regulations have rendered the use of such waste-derived fuels a strategic necessity for the cement industry. The analysis revealed that waste oils, tires, and PET plastics exhibit high calorific values with low moisture and chlorine content, making them technically suitable for direct use in cement kilns. In contrast, cable plastics, textile wastes, and agricultural residues contain high chlorine levels and can only be used in limited proportions with appropriate preprocessing, blending, or within facilities equipped with Cl-bypass systems. Sewage sludge, due to its low energy content and high moisture, requires drying processes before being considered viable as a fuel. Among the wastes examined, waste oil and end-of-life tires (OTL) stand out in terms of their potential to be used as alternative fuel. However, sewage sludge and paint sludge wastes are not suitable for direct alternative fuel feeding due to their high moisture content and low calorific value. In conclusion, the integration of technically compliant RDF into cement production can significantly reduce fossil fuel dependency, lower greenhouse gas emissions, and promote energy recovery from waste. This study provides a comprehensive evaluation of the selection, applicability, and environmental advantages of alternative fuels in the cement sector

    Comparative analysis of environmental taxation against negative externalities in Türkiye and France

    No full text
    Yüksek Lisans TeziÇevresel vergilendirme, Fransa ve Türkiye’deki ekonomik faaliyetlerin yarattığı olumsuz dışsallıklara karşı mücadelede temel bir araç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu karşılaştırmalı çalışma, her iki ülkenin çevresel vergilendirme politikalarının tasarımında ve uygulanmasında önemli farklılıkları vurgulamaktadır. Fransa’da, sağlam bir kurumsal ve hukuki çerçeve, etkili çevresel vergilerin uygulanmasını sağlamıştır. Bu durum sera gazı emisyonlarının azaltılması ile daha sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş gibi önemli sonuçlar elde edilmesine katkıda bulunmuştur. Öte yandan, Türkiye, çevresel vergilendirme konusunda yeterli bir formalizasyon ve şeffaflık eksikliği yaşamaktadır. Bu durum, çevresel vergilendirme uygulamaların etkinliğini ve olumsuz dışsallıklar üzerindeki etkisini sınırlamaktadır. Analiz; çevresel vergilendirme politikalarının, yeşil teknolojilere yönelik sübvansiyonlar, emisyon kotaları ve sıkı düzenlemeler gibi diğer önlemlerle desteklendiği entegre bir yaklaşımın önemini vurgulamaktadır. Fransa, ilerlemeye devam etse de çevresel vergilendirme politikalarını değerlendirme araçlarını geliştirilmesi önem arz etmektedir. Türkiye ise, sürdürülebilirliğe olan taahhüdünü güçlendirmek için çevresel vergilendirme politikalarını hızla yapılandırmalıdır. Olumsuz dışsallıklara karşı etkili bir şekilde mücadele etmek için her iki ülkenin de çevresel vergi mekanizmalarını geliştirmesinin yanı sıra, başarılı bir ekolojik geçişi teşvik etmek için çeşitli araçlar ve teşvikler entegre eden bütünsel bir çevre yönetimi üzerinde çalışmaları gerekmektedir.Environmental taxation emerges as a fundamental tool in combating the negative externalities created by economic activities in both France and Turkiye. This comparative study highlights the significant differences in the design and implementation of environmental taxation policies in these two countries. In France, a solid institutional and legal framework has enabled the effective application of environmental taxes. This has contributed to the important outcomes, such as the reduction of greenhouse gas emissions and the transition to more sustainable energy sources. On the other hand, Turkiye faces lack of sufficient formalization and transparency in environmental taxation, which limits the effectiveness of its policies and their impact on negative externalities. The analysis emphasizes the importance of an integrated approach, where environmental taxation policies are supported by other measures such as subsidies for green technologies, emission caps, and strict regulations. While France continues to make progress, it is crucial to improve tools for evaluating environmental taxation policies. As for Turkiye, it needs to rapidly structure its environmental taxation policies to strengthen its commitment to sustainability. In order to combat effectively negative externalities, both countries must not only develop their environmental tax mechanisms but also work towards a holistic environmental management approach that integrates various tools and incentives to promote a successful ecological transition

    Evaluation of the quality of life of patients undergoing orthognathic surgery

    No full text
    Ağrı, çiğneme, konuşma ve nefes alma gibi fonksiyonel; yüz asimetrisi, çenelerin uyumsuzluğu gibi estetik faktörlerin giderilmesi ile hayat kalitesi artırılması ortognatik cerrahinin en temel hedefleridir. Bu çalışma ortognatik cerrahi ile tedavi edilen hastaların yaşam kalitesindeki değişiklikleri değerlendirmeyi ve sosyopsikolojik ve sosyodemografik faktörlerin bu değişikliklerle ilişkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalında, iskeletsel maloklüzyon ve dentofasiyal deformite nedeniyle ortognatik cerrahi operasyonu uygulanan 71 hasta üzerinde bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Tüm hastalarda Ortognatik Yaşam Kalitesi Anketi (OQLQ) ölçeğinin dört alt boyutu ve genel toplam puanı ile Oral Health Impact Profile-14 (OHIP-14) ölçeğinin yedi alt boyutu ve genel toplam puanı (OHIP-14 SC) arasında, girişim öncesi ve girişim sonrası 6. hafta ile 6. ay değerleri açısından ilişki incelenmiştir. Operasyon öncesi Sosyodemografik Değerlendirme Formu ve Sosyopsikolojik Değerlendirme Ölçeği ile elde edilen veriler ışığında, bu faktörlerin ameliyat sonrası yaşam kalitesi ile ilişkisi incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 71 hastanın %77,5'i çift çene operasyonu geçirmiş, %69'u sınıf III maloklüzyon tanısı almıştır. Ortognatik cerrahinin yaşam kalitesi üzerinde genel olarak anlamlı ve olumlu etkileri gözlenmiştir. OHIP-14 ve OQLQ ölçeklerinden elde edilen verilere göre, 6. ayda her iki ölçeğin tüm alt boyutlarında istetistiksel olarak anlamlı düzeyde iyileşme saptanmıştır. OHIP-14 toplam skoru ortalama 14 puan, OQLQ toplam skoru ise ortalama 37 puan azalmıştır. Bununla birlikte, 6. haftada OHIP-14'ün "psikolojik rahatsızlık" ve "fiziksel yetersizlik"; OQLQ'nun ise "ağız fonksiyonu" alt boyutlarında geçici kötüleşme gözlenmiş ancak 6. ayda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca operasyon öncesi sosyal yaşamda zorluk yaşayan ve konuşma şikâyeti bulunan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yaşam kalitesi artışı gözlenmiştir. Cinsiyete göre yapılan değerlendirmede, kadın hastaların OQLQ'nun "dentofasiyal estetiğin farkındalığı" alt boyutunda daha belirgin iyileşme gösterdiği; erkek hastaların ise OHIP-14'ün "fonksiyonel kısıtlılık" alt boyutunda kadınlara kıyasla daha fazla puan azalması yaşadığı, dolayısıyla fonksiyonel iyileşmenin erkeklerde daha belirgin olduğu saptanmıştır. Sonuç: Ortognatik cerrahi hem fonksiyonel hem de estetik açıdan yaşam kalitesini artırmada etkili bir tedavi seçeneğidir. Cerrahi sonrası 6. ayda yaşam kalitesine ilişkin tüm parametrelerde anlamlı düzeyde iyileşme sağlanmıştır. Geçici erken dönem olumsuzluklara rağmen, uzun vadede operasyonun hastaların psikolojik, sosyal ve fonksiyonel uyumlarına olumlu katkı sunduğu görülmüştür.Introduction: The primary objectives of orthognathic surgery are to enhance quality of life by addressing functional issues such as pain, chewing, speaking, and breathing, as well as aesthetic concerns like facial asymmetry and jaw misalignment. This study aims to evaluate changes in the quality of life of patients treated with orthognathic surgery and to investigate the relationship between these changes and sociopsychological and sociodemographic factors. Materials and Methods: This study was conducted on 71 patients who underwent orthognathic surgery due to skeletal malocclusion and dentofacial deformity at the Department of Oral and Maxillofacial Surgery, Faculty of Dentistry, Necmettin Erbakan University. The study evaluated changes in quality of life by comparing the preoperative and postoperative 6th week and 6th month scores of the Orthognathic Quality of Life Questionnaire (OQLQ), including its four subscales and total score, and the Oral Health Impact Profile-14 (OHIP-14), including its seven subscales and total score (OHIP-14 SC). In addition, data obtained from the preoperative Sociodemographic Evaluation Form and Sociopsychologic Evaluation Scale were used to assess their relationship with postoperative quality of life. Results: Among the 71 patients included in the study, 77.5% underwent double-jaw surgery, and 69% were diagnosed with Class III malocclusion. Orthognathic surgery was generally observed to have significant and positive effects on quality of life. According to data obtained from the OHIP-14 and OQLQ scales, statistically significant improvements were detected in all subdimensions of both scales at the 6-month follow-up. The total OHIP-14 score decreased by an average of 14 points, while the total OQLQ score decreased by an average of 37 points. However, at the 6-week follow-up, temporary deteriorations were observed in the “psychological discomfort” and “physical disability” subdimensions of the OHIP-14 and in the “oral function” subdimension of the OQLQ, which showed statistically significant improvement by the 6-month follow-up. Furthermore, individuals who experienced social difficulties or had complaints related to speech before surgery demonstrated statistically significant improvements in quality of life. In the gender-based analysis, female patients exhibited more pronounced improvements in the “awareness of dentofacial aesthetics” subdimension of the OQLQ, while male patients showed a greater reduction in the “functional limitation” subdimension of the OHIP-14 compared to females, indicating that functional improvement was more evident in males. Conclusion: Orthognathic surgery is an effective treatment option for improving quality of life both functionally and aesthetically in individuals with dentofacial deformities. By the 6th postoperative month, significant improvements were observed in all quality-of-life parameters. Despite temporary negative outcomes in the early postoperative period, the surgery was found to contribute positively to patients’ psychological, social, and functional adjustment in the long term. Additionally, preoperative psychosocial and sociodemographic characteristics were identified as important factors influencing changes in postoperative quality of life

    Orientalism's view on the science of qiraat: A special study of Goldziher's book Schools of Koranic Commentators

    No full text
    Doktora TeziKıraat ilmi, Kur’an-ı Kerim’in doğru okunması, anlaşılması ve yorumlanması açısından büyük bir öneme sahiptir. Kıraat farklılıkları, Kur’an metninin lafzi ve anlam bakımından zenginliğini gösterirken, tefsir, fıkıh ve diğer İslami ilimlere de doğrudan etki etmiştir. Kıraatlerin kabul şartları ve sistematiğinin bilinmesi, Kur’an’ın sahih bir şekilde anlaşılması açısından gereklidir. Bu şartların göz ardı edilmesi veya yanlış yorumlanması, Kur’an’ın anlam dünyasında hatalı çıkarımlara yol açabileceği gibi, oryantalistlerin İslam dünyasında oluşturduğu yanlış algıların temelini de oluşturabilir. Bu çalışma, kıraat ilminin temel dinamiklerini ve tarihsel sürecini ele alarak, oryantalist Ignaz Goldziher’in kıraat konusundaki iddialarını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. İlk bölümde kıraat ilmi genel hatlarıyla ele alınarak, kıraatlerin ortaya çıkışı, Kur’an’ın nüzûlü, yazıya geçirilmesi ve mushafların çoğaltılması gibi konular incelenecektir. Ayrıca kıraatlerin sistematik hale getirilme süreci, yedi harf meselesi, kıraatlerin sınıflandırılması ve metodolojisi üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde, oryantalizm kavramı, tarihçesi ve oryantalist çalışmaların İslam ilimleri üzerindeki etkileri ele alınacaktır. Oryantalistlerin Kur’an’ın tarihsel kaynağı ve kıraatlere yönelik eleştirileri değerlendirilecek, özellikle Goldziher’in hayatı ve metodolojisi tartışılacaktır. Üçüncü bölümde ise Goldziher’in kıraat farklılıklarına dair iddiaları detaylı bir şekilde incelenerek, Kur’an’ın metinleşme süreciyle ilgili yanlış değerlendirmeleri ve metodolojik hataları eleştirilecektir. Goldziher’in kıraatleri metin düzeltme süreci olarak görmesi, sahabe kıraatlerine dair hatalı yorumları ve kıraatlerin güvenilirliğine dair iddiaları analiz edilecektir.The science of Qira’at holds great significance in ensuring the correct recitation, understanding, and interpretation of the Qur’an. Variations in Qira’at not only highlight the linguistic and semantic richness of the Qur’anic text but also directly influence Tafsir, Fiqh, and other Islamic sciences. Understanding the acceptance criteria and systematization of Qira’at is essential for an accurate comprehension of the Qur’an. Neglecting these criteria or misinterpreting them may lead to incorrect conclusions about the Qur’an’s meaning and contribute to the misconceptions about Islam propagated by Orientalist perspectives. This study aims to examine the fundamental dynamics and historical development of Qira’at while critically evaluating the claims of the Orientalist Ignaz Goldziher regarding this subject. The first section provides an overview of the science of Qira’at, discussing its origins, the revelation and transcription of the Qur’an, the recitations during the time of the Prophet and his companions, the reproduction of manuscripts, and the emergence of Qira’at variations. Additionally, it explores the systematization of Qira’at, the issue of the Seven Ahruf, classifications of Qira’at, and their methodology. The second section addresses the concept of Orientalism, its historical development, and the impact of Orientalist studies on Islamic sciences. It examines Orientalist critiques of the Qur’an’s historical origins and Qira’at variations, with a particular focus on Goldziher’s life and methodology. The third section analyzes Goldziher’s claims regarding Qira’at differences in detail, critiquing his misinterpretations of the Qur’an’s textual history and methodological errors. It evaluates his view of Qira’at as a process of textual correction, his flawed interpretations of the companions’ recitations, and his assertions regarding the reliability of Qira’at

    10,205

    full texts

    18,430

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Necmettin Erbakan University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇