Siirt University Institutional Repository
Not a member yet
1590 research outputs found
Sort by
Siirt Arapçası’ndaki deyimler ve mesellerin filolojik özellikleri
Atasözleri bir milletin tarih boyunca edindiği tecrübelerini, kimliğini yansıtan değerleri ve kültürünü süzgeçten geçirerek yeni nesillere aktardığı eşsiz bir hazinedir. Aynı zamanda bir milletin yaşantısı, duyguları, geçmişine ışık tuttuğu gibi, dilinin yapısı hakkında bilgi sahibi olmanın şifreleridir.
Bütün toplumlarda olduğu gibi, Anadolu’da yaşayan çeşitli din, dil ve kültüre mensup vatandaşların da kendine özgü deyim ve atasözleri vardır. Bunlardan birisi Siirt’te yaşayan Arapların oldukça zengin birikimini yansıtan ve kendine has Arap lehçesiyle söylenmiş deyim ve atasözleridir.
Bu makale Siirt Arap atasözlerinin anlam boyutunun yanında morfolojik, sentaks ve fonetik yönünden incelenmesi ile Fasih/standart Arapçayla karşılaştırma yapılarak, benzer ve farklı yönlerinin ortaya konulması amacıyla hazırlanmıştır
TÜRKİYE’DE ALTERNATİF PARA POLİTİKASI KURALI OLARAK PARASAL DURUM ENDEKSİNİN (MCI) SVAR ANALİZİ İLE SINANMASI
Klasik iktisatçılara göre para politikası nötr olup reel sektörü etkilememektedir.
Ekonomi, genel olarak herhangi bir müdahale olmadan kendi doğal
dengesine gelmektedir. Friedman önderliğindeki Monetarist ekole göreyse,
para politikası araçları ile iktisadi hedefler açıklanmaya başlanmaktadır. 1929
bunalımı sonrası özellikle petrol krizi başta olmak üzere dünyada yaşanan ekonomik
sorunlar, artan işsizlik ve enflasyon oranları, makroekonomik göstergelerde
istikrarı ve dengeyi sağlamak adına hükümetleri ekonomiye müdahaleye
itmiştir. Bu müdahale enstrümanlarından özellikle para politikasının tercih
edilmesinin başlıca iki sebebi vardır. İlki, özellikle serbest döviz kurunun da
etkisi ile 1980’li yıllarda başlayan küreselleşme akımının para ve sermaye piyasalarında
gerçekleşmeye başlamasıdır. İkincisi ise sermaye hareketleri, para
hareketleri ve döviz kurlarının da etkisi ile hükümetlerin ülke ekonomisi üzerindeki
hâkimiyetlerinin azalmaya başlamasıdır
SYNTHESIS ZTO NANOPARTICLES AND STUDY OF THEIR PHOTOCATALYTIC PROPERTIES
Nanosized zinc tin oxide (ZTO, Zn2SnO4) photocatalysts were prepared with a hydrothermal technique and their structural and optical properties were characterized by performing powder x-ray diffraction (XRD), ultraviolet-visible (UV-Vis) and photoluminescence (PL) spectroscopies, respectively. The XRD results indicated that the ZTO nanoparticles have a face-centered cubic spinel structure and the average crystallite size was calculated as 18.75 nm by using the Debye–Scherrer equation. The band gap of ZTO nanoparticles was determined as 3.87 eV which is higher than that of bulk ZTO (3.6 eV). The effect of some parameters (amount of dye, amount of catalyst and temperature) were studied on the photocatalytic activity of ZTO nanoparticles. The obtained all results revealed that ZTO nanoparticles can be used as promising photocatalysts for degradation methyl-blue (MB) (dye). Moreover, it was determined that photocatalytic degradation kinetics of dye at all temperatures are better matched to the first order kinetic model
424 Numaralı (H. 1286-1288/M. 1870-1871) Siirt Şer‘İyye Sicili, Transkripsiyon ve Değerlendirme
Şer'iyye sicilleri Osmanlı Dönemi mahkemelerinin verdiği kararların kaydedildiği defterlerdir. Bu defterlere kadı sicili, kadı defterleri de denilmektedir. Mahkemelere her türlü konu, dava olarak gelmekteydi. Sicil içerisinde i'lam, hüccet, tereke gibi kadı kararı içeren belgelerin yanında merkezden gönderilen ve kadı tarafından bir örneği mahkeme defterinde de kaydedilen emirname türü belgelerde mevcuttur. Bu yüzden mahkeme kayıtları yazıldıkları dönemin sosyal, hukuki, idari ve ekonomik yapısı hakkında bize değerli bilgiler sunmaktadır. Şer'iyye sicilleri bu denli kapsamlı konuları içermesinden dolayı sadece tarihçilerin işlerine yarayan bir kaynak değil aynı zamanda hukuk, iktisat, sosyoloji, askeri gibi alanlarda da birinci elden kaynaklar olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızın konusunu oluşturan 424 Numaralı Siirt Şer’iyye Sicili 1870 ve 1871 (H. 1286/1287/1288) yıllarını kapsamaktadır. Bu defterin içerisinde otuzdan fazla konu başlığı bulunmaktadır. Alacak, borç, mülk satışları, boşanma, yaralama, gasp, zarar, müdahale, tereke ve hırsızlık gibi davalar sicil içerisinde geçen konulardan bazılarıdır. Yaygın olarak geçen bu davalar çalışmamızda ayrı başlıklar altında ele alınmıştır. Sicillere kaydedilen bu davalardan önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu bilgiler ışığında değerlendirmeler yapılmış ve Siirt'in 1870 ve 1871 yıllarına ait sosyal, ekonomik ve idari yapısı hakkında önemli sonuçlara ulaşılmıştır
Tuz stresinin sümbülde (hyacinthus orientalis “fondant”) çiçeklenme kriterlerine etkisi
Bu çalışmada su kültüründe uygulanan farklı tuz konsantrasyonlarının bir süs bitkisi olan sümbülün (Hyacinthus orientalis 'Fondant') çiçeklenme kriterleri üzerine etkileri belirlenmiştir. Su kültüründe 1/2 oranında seyreltilmiş Hoagland besin çözeltisi kullanılmıştır. Sümbül soğanları, ilk önce içlerinde 1:1 oranlarında torf:perlit karışımı bulunan saksılara dikilmiştir. Yapraklar çıktıktan sonra su kültürüne alınan sümbüllere çiçeklenme aşamasında tuz uygulanmıştır. Tuz uygulamaları kontrol (T0), 500 mgkg-1 (T1), 1000 mgkg-1 (T2), 2000 mgkg-1 (T3) ve 4000 mgkg-1 (T4) NaCl olacak şekilde yapılmıştır. Çalışmanın sonunda ilk çiçek zamanı, tam çiçek zamanı, hasat zamanı, bitki boyu, çiçek boyu, sap kalınlığı için en düşük ve en yüksek ortalama değerler sırasıyla 71.916-74.833 gün (T2-T0), 74.416-76.333 gün (T2-T1), 76.166-78.166 gün (T2-T4), 117.293-245.140 mm (T4-T1), 41.981-71.640 mm (T4-T1), 5.687-8.005 mm (T2-T4) olarak belirlenmiştir. Farklı uygulamalarda elde edilen ortalamalar arasındaki fark bitki boyu (p<0.001), sap kalınlığı (p<0.05) ve çiçek boyu (p<0.01) için önemli bulunmuştur. Uygulamaların çiçeklenme süreleri üzerine etkileri ise istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Sonuç olarak 4000 mgkg-1 tuz uygulamasının çiçek, yaprak ve soğan gelişimi üzerine olumsuz etki yaptığı belirlenmiştir
Reproducing kernel Hilbert space method for the solutions of generalized Kuramoto–Sivashinsky equation
x
Afrika kıtasının yeni dini hareketi: Godianizm
Tarihsel süreçte bazı dini hareketler bulundukları coğrafyadaki inanca tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dini hareketler, taraftar bulduğunda zamanla kendi başlarına bir inanç sistemine dönüşürler. Godianizm, Afrika kıtasında sömürgecilerin baskılarına karşı ortaya çıkan böyle bir dini harekettir. O, yıllarca İngiltere sömürgesi altında kalan Nijerya’da bir protesto hareketi olarak filizlenir. Bu hareketin ortaya çıkmasını sağlayan birçok neden vardır. İngiltere’nin yıllarca Nijerya’nın yeraltı kaynaklarını ve gıda ürünlerini sömürmesi bu nedenlerden biridir. İngiltere’nin ülke insanını uzun süre sömürmesi ve özellikle işçileri düşük ücretlerle fabrikalarda çalıştırması yerli halkı usandırır. İgbolar, kendi öz vatanlarında sefil bir halde köle muamelesi görmeyi kabullenemezler. Bu durum yerli halkta yabancılara karşı milli bir bilinç oluşturur. Sömürgecilerin etnik ayrımcılık yapması bu hareketin ortaya çıkmasını hazırlayan diğer bir sebeptir. Beyazların, siyahilerin ülkesinde ayrıcalıklı olduklarını düşünmeleri yerli halkta milli bir öfke geliştirir. Nijerya yerli halkı, İngilizlerin kendilerini sömürmesini ve aşağılamasını gurur incitici bir davranış olarak görürler. Düşük işçi ücretleri protesto edildiğinde reddedilmeleri ve öldürülmeleri bu ayrımcılığın ne dereceye geldiğinin göstergesidir. Nijerya yerli halkı İgbolar, yalnızca ekonomik ve etnik sebeplerle ayrımcılığa uğramaz. Dini sebepler de söz konusudur. Nitekim Hıristiyan oldukları halde İgboların cenaze töreninin kilisede yapılmasına izin verilmemesi inanç yönünden de dışlandıklarını gösterir. Hıristiyan misyonerleri aracılığıyla Nijerya’da kilise kuran ve yerli halkı da Hıristiyanlaştıran İngiltere, kendisine karşı yapılan protestoları bahane ederek ekonomik, etnik ve dini sebeplerle yerli halkı kurumlarından kolaylıkla aforoz edebilmiştir. Esasında Nijeryalı yerliler, Afrika geleneksel inançlarına bağlı bir halktır. Yoksulluk ve açlık onların Hıristiyanlığa yönelmesine neden olmuştur. Onların Hıristiyan oluşları bir anlamda zorunluluktur. Hıristiyan olmak, fakir yerli halk için ekmek kapısı demektir. Bu çerçevede İgboların Hıristiyanlığı isteyerek benimsediği söylenemez. Kendi ülkelerinin ve inançlarının bilinçli olarak sömürülmesi onlar için bir süre katlanılır gibi görünse de daha sonra durum dayanılmaz bir hale gelir. Onlar yüzlerce yıl bağlı oldukları geleneksel inançlarının Hıristiyan misyonerlerce dışlanmasını kabullenemezler. İşçilerin öldürülmesi, onların cenazeleri için kiliselerde dini tören yapılmasına izin verilmemesi ve kiliseden dışlanma Nijeryalılarda milli ve dini bir refleks oluşturur. Böylece dini liderleri Onyioha öncülüğünde Afrika geleneksel inançları ile Hıristiyanlığın yeni bir yorumundan oluşan Nijerya Ulusal Kilisesi hareketi doğar. Sonra adı Godianizm olan bu dini hareket, milli bir bilinçle Afrika’nın birçok yerinde yayılır. Taraftarlarının artması bu hareketin dünyaya açılmasını sağlar. Böylece o, kendine özgü kurum ve kurallarıyla evrensel bir inanç sistemi olma iddiasında bulunur. Godianizm din kurucusu, kutsal kitabı, mabedi, öğretisi, ibadetleri, ritüelleri, festivalleri ve kendine özgü ahlaki değerleriyle Afrika kıtasında önemli sayıda taraftar bulan senkretik bir inanç hareketi haline gelir. Senkretik olmasının sebebi bu hareketin Hıristiyanlık, Afrika geleneksel inançları ve Hint dinlerinden etkilenerek yeni bir sentez oluşturmasıdır. Hıristiyanlığın bir mezhebi olup olmadığı tartışması bile onun ne ölçüde diğer dinlerden etkilendiğinin göstergesidir. Bu hareket açısından böyle bir yakıştırmanın olması normaldir. Çünkü o, Batı sömürgeciliğine ve Batı’nın Hıristiyanlık anlayışına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Yılarca Hıristiyanlaştırılan Afrika İgbolarının bu yeni inancı oluştururken Hıristiyanlıktan etkilenmeleri doğaldır. Mabet anlayışı, mabette yapılan komünyon, evlilik, cenaze gibi törenler, kilise ve din adamları yapılanması Godianizm’in Hıristiyanlıktan devraldığı mirastır. Mesih karakterli olmaya vurgu ve hareketin kendini Afrika’nın yeni kurtarıcısı ve Mesih’i görmesi Hıristiyanlıktan etkilendiklerinin göstergesidir. Godianizm, Afrika gibi çok tanrıcılığın görüldüğü bir kıtada Hıristiyanlığın etkisiyle tek tanrı inancını savunan bir hareket olmuştur. Yüce ve yarat ıcı tanrı anlayışı Godian veya Chineke isimleriyle kimlik kazanmıştır. Bu inanç sisteminin ölüm sonrası hayat anlayışı, Hint dinlerinin tenasüh ve karma anlayışından etkilendiklerini gösterir. Bunun yanında Afrika geleneksel inançlarının öğretileri, pratikleri ve festivalleri bu harekete rengini veren diğer unsurlardır. Afrika’nın kendine özgü yerel motifleri Godianizm tarafından bazen olduğu gibi alınmış bazen de dönüştürülerek kendisine mal edilmiştir. Nijerya yerli halkı İgboların yerel kültürel ögeleri genellikle Hıristiyanlık formuna sokularak yeni bir yorumla hayata geçirilmiştir. Kilisede yapılan ayinlerin içeriğine ve biçimine bakıldığında bu sentez net olarak görülür. Dolayısıyla bir bütün olarak ele alındığında Godianizm’in farklı dinsel, kültürel ve ahlaki ögelerin mezcedildiği dini bir hareket veya inanç sistemi olduğu söylenebilir. Bu hareket senkretik olmasının yanında milli karakterlidir. Afrikalı kimliğiyle övünen Godian hareketi, sadece Afrika kıtasının değil dünyanın bütün siyahilerinin aynı çatı altında toplanmasını arzulamaktadır. Godianizm’e ait kurum ve kuruluşların dünyanın farklı yerlerinde diaspora hayatı yaşayan Afrikalıları yerli halkla buluşturma gayreti bu hareketin birleştirici olma yönündeki adımlarıdır. Bu hareket milliyetçi ve bölgesel motifler taşımasına rağmen bugün evrensel bir inanç sistemi olma iddiasıyla giderek yayılmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın amacı bugün Afrika’da milyonlarca taraftara ulaşan Godianizm hareketinin tarihsel sürecini, çıkış sebeplerini, öğretisini, ibadetlerini, festivallerini ve ahlaki değerlerini ortaya koymaktır. Bu inanç sistemini etraflıca bilmek hem Afrika kıtasındaki hem de diğer kıtalardaki yeni dini hareketleri anlamamıza katkı sağlayacaktır. Bu dini hareket ile ilgili dinler tarihi disiplini çerçevesinde ülkemizde henüz yapılmış bir çalışma yoktur. Dolayısıyla hedefimiz var olan kaynaklar ışığında bu yeni senkretik inanç sistemini bilimsel olarak detaylı bir şekilde ele almaktır
Do the learner-centered approaches increase academic performance? Effect of the layered curriculum on students’ academic achievement in English lesson
This study was conducted to demonstrate the effect of the layered curriculum on the academic achievement of the 9th grade students in English lesson. Based on quantitative research method, pretest-posttest matched with control group pattern, one of the quasi-experimental designs, was used in the study. The study group consisted of 67 ninth grade students in Atatürk Anatolian High School, in the city center of Siirt, during 2016-2017 academic year. The applications to be conducted within the scope of the layered curriculum were prepared according to the unit- Seven Wonders. After the unit, in which the activities of the layered currciulum were going to be carried out, was determined, an academic achievement test based on the learning outcomes of the unit was formed. After carrying out the reliability and validity procedures, the academic achievement test was conducted to the experimental and control groups as pretest and posttest. Following the pretest, the students in the experimental group did the activities having been prepared according to the layered curriculum for 6 weeks. The students in the control group, on the other hand, did the activities in their textbooks. At the end of the experimental process, both the experimental and the control group were required to take the academic achievement test as posttest
Molla Halîl es-Si‘irdî’nin insan tasavvuru
İslâm Felsefesinde ruh – beden düalizmi hemen hemen Müslüman filozofların tümü tarafından kabul gören bir ayırımdır. Filozofların insan psikolojisi üzerinde fikir beyan etmeleri ruh – beden ilişkisiyle bağlantılı olarak yapılmaktadır. İnsan psikolojisi hakkında konuşabilmek insan fizyolojisinin iyi bir şekilde analiz edilmesi ve anatomisinin bütünüyle bilinmesine bağlıdır. İnsan anatomisinin bilinmesi, her azasının meydana gelmesi ve işlevinin ne olduğu konusu önem arz ederken, ruhun beden üzerindeki hakimiyeti daha fazla bir ehemmiyeti haizdir. İslâm düşünürleri ruh ve bedeni tanıyarak insan psikolojisini böylece çözme yoluna gitmişlerdir. İşte bu önemli alanda çok önemli bilgiler veren düşünürlerimizden biri de Seydaların seydası Molla Halîl es-Siʻirdî’dir.
Seyda Molla Halîl es-Siʻirdî her ne kadar eserlerini ağırlıklı olarak Arap Dili-Edebiyatı, Tefsir, Hadis, Kelam-Mantık ve Tasavvuf gibi alanlara hasretmişse de İslâm felsefesinin önemli alanlarından birini teşkil eden insanın anatomik, fizyolojik, biyolojik, psikolojik yapısını adeta bir tabib-filozof edasıyla inceleyerek bu bağlamda eserlerinde insan tasavvurunu ele almıştır. Seyda Molla Halîl, insanın doğumundan ölümüne kadar geçirdiği evreleri, azalarının teşekkülü, işlevleri hakkında çok detaylı ve aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Tebliğimizin amacı Seyda Molla Halîl es-Siʻirdî’nin eserlerinden hareketle “insan tasavvuru”nu bütün açıklığıyla ortaya koymaktır