Gazi University Dspace
Not a member yet
26981 research outputs found
Sort by
Fıxed Poınt Theorems In Modular Metrıc Spaces And Theır Applıcatıons
Modular metrik uzay kavramı klasik metrik uzayın genelleştirilmiş bir halidir. Bu uzayda tanımlanan yakınsaklık gibi kavramlar klasik metrik uzaylardan daha zayıf olduğu için bu uzayda elde edilen sonuçlar daha geniş kapsamlıdır. Modular metrik uzayların verilme amacı daha zayıf topolojik yapı üzerinde daha genel sonuçlar elde etmek olmuştur. Bu tezde modular metrik uzay yapısı üzerinde durulmuştur. Modular metrik uzayın temel özellikleri hatırlatılarak metrik uzaylarla ilişkisi ifade edilmiştir. Modular metrik uzaylarda verilen temel sabit nokta teoremleri esas alınarak bu uzaylarda sabit noktaya sahip olması beklenen dönüşümlerin yapısı ele alınmıştır. Çoğul değerli dönüşümler için önemli yeri olan Caristi tipi, Feng – Liu tipi ve �, � tipi dönüşümlerin bu uzaylarda sabit noktalarının varlığı gösterilmiştir. Son olarak Caristi tipi dönüşümlerin fonksiyonel denklemler ve Feng – Liu tipi dönüşümlerin diferansiyel denklemler için birer uygulaması verilmiştir.The concept of modular metric space is a generalized form of classical metric space. Since concepts such as convergence defined in this space are weaker than classical metric spaces, the results obtained in this space are more comprehensive. The purpose of modular metric spaces has been to obtain more general results on a weaker topological structure. In this thesis, modular metric space structure is focused on. The basic properties of modular metric space are reminded and its relation with metric spaces is expressed. Based on the basic fixed point theorems given in modular metric spaces, the structure of the mappings expected to have fixed points in these spaces is discussed. The existence of fixed points of Carist type, Feng- Liu type and , type mappings, which have an important place for multivalued mappings, in these spaces are shown. Finally, an application of Caristi type mappings for functional equations and Feng- Liu type mappings for differential equations are give
Multıfunctıonal Cementıtıous Composıtes Capable Of Self-Sensıng And Self-Healıng Of Damages
Tasarlanmış çimento bağlayıcılı kompozitlere (ECC) nano (karbon nano tüp [KNT]) ve mikro (karbon fiber lif [KF]) ölçekte karbon esaslı malzeme ilavesi ile kendiliğinden iyileşme ve kendini algılama özelliklerinin birlikte değerlendirildiği çok fonksiyonlu akıllı çimento esaslı kompozitlerin geliştirilmesi tez çalışmasının temel amacıdır. Geliştirilen kompozitlerin kendiliğinden iyileşme ve kendini algılama özelliklerinin gerçekçi ortam koşullarında ve uzun dönemlerde sürdürülebilirliğinin incelenmesi adına sürekli su ve ıslanma kuruma kürünün kısa ve uzun dönemdeki etkileri tez çalışması kapsamında incelenmiştir. Ayrıca karbon esaslı malzeme kullanılarak oluşturulan kompozitlerde yüksek ve düşük kızdırma kaybına sahip uçucu küllerin farklı oranlarda (uçucu kül / portland çimentosu: 1,2; 2,2) ikamesinin karışımların kendiliğinden iyileşme ve kendini algılama özelliklerine etkisi değerlendirilmiştir. Karbon esaslı malzeme içeren karışımlarla karşılaştırma yapmak amacıyla karbon esaslı malzeme içermeyen kontrol karışımları da hazırlanmıştır. Kendiliğinden iyileşme testleri hasarsız (sağlam) ve çatlaklı (ön yüklenmiş) numuneler üzerinde hızlı klor iyonu geçirimlilik testi, elektriksel direnç testleri ile gerçekleştirilmiştir. Karbon esaslı kompozitlerin mekanik özellikleri, basınç ve eğilme testleri ile değerlendirilmiş, ön yükleme yapılarak çatlatılmış ve belirtilen kür koşullarında iyileştirilmiş numunelerle mukayese edilmiştir. Numunelere ait çatlaklar video mikroskop aracılığıyla takip edilerek her bir karışıma ait çatlak kapanma performansları analiz edilmiştir. Bunun yanında kendiliğinden iyileşme/algılama yeteneğine sahip numunelerin mikro yapılarını irdelemek adına SEM/EDX, TGA ve XRD testleri yapılarak her bir karışım ayrı ayrı karakterize edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre genel olarak, karbon esaslı malzeme içeren numunelerin basınç ve eğilme dayanımlarında yer yer kontrol numunelerine kıyasla düşüşler yaşanmış, ancak elektriksel direnç testlerinde hasar karşısında kendini algılama performansı (özellikle KNT) üst seviyede bulunmuştur. Bunun yanında genel olarak ön yüklenmiş numunelerde, karışım ve kür koşullarından bağımsız olarak çatlaklarda iyileşmenin belirgin olduğu görülmüştürThe main purpose of the thesis is the development of multi-functional smart cement-based composites, in which self-healing and self-sensing properties are evaluated together with the addition of nano (carbon nano tube [CNT]) and micro-scale (carbon fiber [CF]) carbon-based materials to Engineered Cementitious Composites (ECC). In order to examine the self-healing and self-sensing properties of the developed composites under realistic environmental conditions and long-term sustainability, the short and long term effects of continuous water and wetting drying cure were examined within the scope of the thesis study. In addition, the effect of substitution of fly ashes with high and low ignition loss at different rates (fly ash / portland cement: 1,2; 2,2) in composites formed using carbon-based materials on the self-healing and self-sensing properties of the mixtures was evaluated. Control mixes without carbon based material were also prepared for comparison with mixtures containing carbon-based material. Self-healing tests were performed on undamaged (sound) and cracked (pre-loaded) samples by Rapid Chloride Permeability Test and electrical resistance tests. The mechanical properties of carbon-based composites were evaluated by compression and flexural tests, and compared with samples that were cracked by preloading and improved under specified curing conditions. Cracks belonging to the samples were followed by video microscope and the crack closing performances of each mixture were analyzed. In addition, SEM / EDX, TGA and XRD tests were performed in order to examine the microstructure of samples with self-healing / sensing capabilities, and each mixture was characterized separately. According to the results of the study, in general, the compressive and flexural strength of the samples containing carbon-based material sometimes decreased compared to the control samples, but the self-sensing performance (especially CNT) was found at a high level in electrical resistance tests. In addition, it was observed that the improvement in the cracks was pronounced in the preloaded samples, regardless of the mixing and curing condition
An Analysıs Of The Relatıonshıp Between Bıcycle Accessıbılıty And Cyclıst Behavıor Wıthın An Urban Polıcy Context: Case Study Of Ankara
Sürdürülebilir hareketlilik ve ulaşım günümüzde hem insanların sağlığı, hem de gezegenin tüketim sınırlarının aşılmaması için kent planlamasında öne çıkan kavramlardandır. Bu hedefle kentsel ulaşımın özellikle çevre dostu motorsuz ve mobilitesi yüksek araçlarla sağlanması; verilen hizmet ve ulaşım altyapısı kurulması çok önemlidir. Bu çalışma, sürdürülebilir hareketlilik kapsamında motorsuz ve mobilitesi yüksek ulaşım araçlarından olan bisikletin gerekli altyapı yeterlilikleri açısından kullanıcı davranışı ve memnuniyetini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece, motorsuz taşıt kullanımının arttırılması konusunda gerekli kentsel altyapı yatırımlarının kullanıcı odaklı ve hedefe yönelik olarak tasarlanması sağlanabilecektir. Bu doğrultuda çalışma alanı olarak Ankara seçilmiştir. Ankara kentinin çalışma alanı olarak seçilmesinin nedeni, Ankara’da özellikle son yıllarda bisiklet kullanımını arttırmaya yönelik altyapı sağlanması ve bisiklet kullanımının yaşayanlar arasında özendirilmesi yönünde yerel yönetimler tarafından çeşitli çalışmalar yapılıyor olmasıdır. Çalışma kapsamında bisiklet kullanıcı profilini, rekreasyon dışında ulaşım amaçlı araç kullanım tercihlerini (iş-okul), bisikleti rekreatif alanlar dışında kullanma ya da kullanmama nedenlerini saptamak ve bisiklet altyapı sorunlarını (bisiklet yolu, bisiklet parkı, diğer ulaşım modları ile bisikletin transferi vb.), güven sorunlarını (sürüş güvenliği, fiziksel güvenlik vb.) ve konfor beklentilerini ortaya çıkarmak amacıyla, Ankara’daki bisiklet kullanıcıları örneklem grubunu oluşturacak biçimde anket uygulaması ile veri toplanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında Ankara’daki bisiklet kullanıcılarının ulaşım davranışları, memnuniyet seviyesi, kentsel altyapı ve olanaklarından beklentileri ile kullanıcı olarak önerileri kapsamında değerlendirme yapılmıştır. Daha sonra bu çalışma bulguları, mevcut ulaşım modeline motorsuz ulaşım modlarından biri olarak bisikletin adapte edilmesi, mevcut hareketlilik kalıplarının ve aktivitelerinin analizi, adaptasyona engel olan bariyerlerin belirlenmesi ve kullanıcı beklentilerine paralel önerilerin geliştirilmesi için Ankara kenti özelinde sürdürülebilir hareketlilik ilkeleri kapsamında bisiklet altyapı önerileri ile ilişkilendirilmiştir. Araştırma bulguları ile bisiklet kullanıcılarının profili ve eğilimleri saptanarak kentsel altyapının bisiklete binme davranışını nasıl etkilediği Ankara çalışma alanı üzerinden açıklanmaktadır. Böylece, kentsel altyapının motorsuz taşıtların kullanımını arttırmada etkili olduğu kentsel strateji ve politikalarının nasıl oluşturulabileceği tartışılarak Ankara özelindeki altyapı ve planlama çalışmaları ile bütünleşmiş bir sürdürülebilir hareketlilik yaklaşımının ilkeleri ortaya konulmuş olacaktır.Sustainable mobility and transportation is one of the concepts that comes to the forefront in urban planning both for human health and for not getting beyond the consumption limits of the globe. By this point, providing urban transportation by non-motorized vehicles with high mobility has become highly significant; moreover, it is very important to establish a citywide service and transportation infrastructure. This study aims to present bicycle user behavior and satisfaction within the scope of the sustainable mobility. Thus, the essential urban infrastructure enhancing use of bicycle users will be provided by the user-centered and target-specific analyses. In this direction, Ankara is selected as the local government is in the process of setting up bicycle infrastructure and encouraging bicycle use. Within the scope of the study, determining the bicycle user profile, preferences for transportation purposes other than recreation (work-school), reasons for using or not using the bicycle outside recreational areas and bicycle infrastructure problems (bicycle path, bicycle park, other transport modes and bicycle transfer, etc.) and in order to reveal the trust problems (driving safety, physical security, etc.) and comfort expectations, the data was collected through a questionnaire to form the sample group of bicycle users in Ankara. In the light of the findings obtained, the transportation behavior of the bicycle users in Ankara, their satisfaction level, their expectations from the urban infrastructure and facilities, and their suggestions as a user are evaluated. Later, the findings of this study were associated with bicycle infrastructure suggestions within the scope of sustainable mobility principles in the city of Ankara in order to adapt the bicycle as one of the non-motorized transportation modes to the current transportation model, to analyze the existing mobility patterns and activities, to identify barriers that prevent adaptation, and to develop suggestions in line with user expectations. With the research findings, the profile and tendencies of bicycle users are determined and the the question that how urban infrastructure affects cycling behavior is explained through the Ankara study area. Thus, the principles of a sustainable mobility approach integrated with the infrastructure and planning studies specific to Ankara will be discussed by discussing how urban strategies and policies can be created, in which the urban infrastructure is effective in increasing the use of motorless vehicles
Latent Class And Transıtıon Models For Modelıng Qualıtatıve Indıvıdual Dıfferences: An Applıcatıon On Longıtudınal Resılıence Data
Boylamsal çalışmaların, eğitim bilimleri ve sosyal bilimler gibi, merkezinde “değişim” kavramının olduğu alanlarda popülerliği gittikçe artmaktadır. Değişim kavramı, niteliksel veya niceliksel olarak ele alınabilmektedir: niceliksel değişim bir derece veya miktardaki değişimi (örn., test puanlarındaki artış/azalış) ifade ederken niteliksel değişim bir form veya türdeki değişimi (örn., problem çözme stratejilerindeki değişim) ifade etmektedir. Sürekli değişkenlerdeki değişimin değerlendirilmesiyle ilgili yöntemler ve uygulamalar daha yaygın olsa da kategorik değişkenlerdeki değişimin modellenmesinde kullanabilecek istatistiksel tekniklerle ilgili tanıtıcı bilgi ve uygulama örnekleri sunan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Değişken türü fark etmeksizin, boylamsal çalışmaların teorik, yöntemsel ve analitik konular ile bunların uyumunu hedefleyen bir yaklaşımla tasarlanması oldukça önemlidir. Bu konuları dikkate alarak tasarlanan bu çalışmada, kategorik örtük değişkenlerin zaman içindeki değişimini modelleme amaçlı geliştirilmiş olan, örtük sınıf analizinin boylamsal veri için uzantısı olan örtük geçiş analizi modellerinin, ölçme ve değerlendirme alanında izleme amaçlı yapılan uygulamalarda daha yaygın kullanımına katkı sağlayabilecek bir yöntem ve uygulama örneği sunulmuştur. Çalışmada, ölçmeye konu olan örtük özellik
ve göstergeleri olarak alınan gözlenen değişkenler arasındaki ilişkilerin örtük sınıf modelleri ile nasıl tanımlanacağı, alternatif geçiş modellerinin nasıl kurulacağı ve hesaplanacağı, elde edilen bulguların nasıl yorumlanacağı konularını içeren bir yöntem oluşturma süreci yer almaktadır. Madde ve birey düzeyi kesitsel ve boylamsal çıkarımların elde edilmesi için tasarlanmış olan bu süreç beş aşamada tamamlanmıştır. Bu aşamalar ve uygulamaları, üniversite öğrencilerinin yaşadıkları zorluklar ve psikolojik dayanıklılık düzeyleriyle ilgili beş maddenin bulunduğu bir ölçme aracı kullanılarak tekrarlı ölçümlerin alındığı bir çalışmadan alınan veri seti ile çalışılmıştır. Veri, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören ve çalışmanın çevrimiçi uygulamasına katılmaya gönüllü olan öğrencilerden (n=360) zaman noktaları arası eşit olacak şekilde (dört hafta arayla) üç zaman noktasında aynı ölçme araçları kullanılarak toplanmıştır. Analiz sürecinin ön adımı, betimleyici istatistiklerin hesaplandığı Adım-0’ın tamamlanmasının ardından, Adım-1’de, her bir zaman noktası için, psikolojik dayanıklılık örtük özelliği için bir sınıflı modelden beş sınıflı modele kadar olmak üzere farklı sınıf sayılarına sahip örtük sınıf model alternatifleri test edilmiştir. Model uyum indeksleri ve çalışmada yararlanılan ve psikolojik dayanıklılığının dört alt kategorisi olabileceğini öneren teorik model ile bir arada değerlendirildiğinde, üç zaman noktası için de beklendiği gibi dört dayanıklılık sınıfının ortaya çıktığı görülmüştür. Bu sınıflar, zorluk ve dayanıklılık düzeyine göre, Dayanıklılık, Yeterlik, Uyumsuzluk ve Savunmasızlık olarak adlandırılmıştır. Adım-2’de, bireyler her bir zaman noktası için, en yüksek olasılığa sahip oldukları sınıflara atanarak bu sınıflardaki bireylerin oranlarının t zamanından t+1 zamanına olacak şekilde çapraz tabloları oluşturulmuştur ve sonuçlar göstermiştir ki, zaman noktaları arası gözlenen geçiş örüntüleri çeşitlilik göstermektedir. Adım-3’te, boylamsal ölçme değişmezliği, tam değişmezlik ve değişebilirlik modelleri ile test edilmiş ve sınıfların anlamlarının (özelliklerinin) zaman noktaları arası aynı kaldığı bulunmuştur. Adım-4’te, dört alternatif örtük geçiş modeli kurulmuş ve test edilmiştir: (1) yalnızca birinci-düzey etkileri içeren model, (2) durağan geçişleri içeren model, (3) birinci ve ikinci düzey etkileri içeren model ve (4) değişen ve kalan olmak üzere iki sınıflı ikinci düzey bir örtük sınıf değişkeni içeren model. Bu modellerden veriye en iyi uyum sağlayan, durağan geçişlerin tanımlandığı Model-2 olmuştur. Bu modelin kestirimleri, düşük zorluk düzeyine sahip sınıflardaki bireylerin (yani Yeterlik ve Savunmasızlık) aynı sınıflarda kalma eğiliminde olduğunu ve yüksek zorluk düzeyine sahip sınıflardaki bireylerin (yani Dayanıklılık ve Uyumsuzluk) düşük zorluk düzeyindeki sınıflara doğru geçme eğiliminde olduğu bulgularını sunmuştur. Bu çalışmanın odağında kategorik değişkenlerdeki değişimin incelenmesinde kullanılan örtük geçiş analizi hakkında kapsamlı bir yöntem ve uygulama çalışması yapmak olsa da elde edilen bulgular öğretmen adaylarının dayanıklılık sınıflarındaki değişim örüntüleri hakkında önemli ipuçları barındırmaktadır. Bu çalışmada, psikolojik dayanıklılık örtük özelliğini ölçmek için toplanan tekrarlı verilere uygulanmış olan yöntem uygulaması ve içerdiği istatistiksel analizler, bağımlı değişkenin kategorik olarak alındığı ve zamana bağlı birey-içi değişimlerin beklendiği eğitim ve psikolojide yapılan ölçme ve değerlendirme araştırmalarında kullanılabilir niteliktedir. Hedeflenen yapı ve teorik çerçevesi dikkate alınarak, alternatif modeller ve uzantıları (yardımcı değişkenlerin modele eklenmesi, çok gruplu analizler vb.) yönteme eklemeler yapılarak çalışılabilir.Longitudinal studies are becoming increasingly popular because “change” is of central interest in many areas like educational, and social sciences. The notion of change can be regarded as quantitative or qualitative, the former referring to that which is observed as a degree or an amount (e.g., increase/decrease in test scores) while the latter referring to that which is observed as a form or a kind (e.g., change in problem solving strategies). While the methodology and the applications for tracking change for continuous variables of interest are relatively familiar to researchers, there still remains a need for research studies providing methodological guidance for making use of longitudinal statistical techniques when measuring and modeling categorical variables. This study takes on the challenge and focuses on the use of latent transition analysis, a longitudinal extension of latent class analysis, from a measurement perspective. An overview and an application were provided addressing some of the potential issues when using the latent transition analysis. The study presents a model building strategy for the purpose of integrating a latent transition analysis into the study of repeated assessment data. An illustration is provided where a longitudinal measurement model is formulated into a latent transition model to estimate the relationships between a latent and several observed variables over time. The presented strategy encompasses model
ix
building and analysis processes and is presented in five steps: Step-0) studying descriptive statistics, Step-1) testing latent class model alternatives for each time point, Step-2) exploring transitions based on cross-sectional results, Step-3) examining longitudinal measurement invariance across time points, and Step-4) testing latent transition model alternatives and exploring transitions. Application data were collected from the same 360 volunteered college students at three equally – spaced (four weeks apart) time points using an on-line measure consisting of five items asking about students’ adversity exposure and resilience levels. After the completion of preliminary Step-0, several latent class model alternatives were considered for the data collected at each of the three time points. In Step-1, 1-class to 5-class models were tested for each time point. The results suggested a better fit for a four-class model for all time points. In accordance with the literature, these classes are labeled with respect to the adversity and resilience levels, namely Resilience, Competence, Maladaptation, and Vulnerability. In Step-2, individuals were assigned to their most likely class for each time point, and cross-tabulations of these class memberships were constructed from Time t to Time t+1. It was found that there are various movement paths between classes across time points. In Step-3, measurement invariance (full- and non-invariance) of those classes was tested and the results indicated that the meaning (characteristics) of latent classes remained constant over all time points. In Step-4, four latent transition model alternatives were tested: (1) model including only first order effect, (2) model with stationary transition probabilities, (3) model including first and second order effects, and (4) model with a higher-order latent class variable involving two classes as mover and stayer. The model with stationary transition probabilities (Model-2) was the best fitting model and the results showed that the individuals who are in the classes with low adversity (i.e., competence and vulnerability) tend to remain within the same class whereas the members of the classes with high adversity (i.e., resilience and maladaptation) tend to move to the classes with less adversity. While the focus of the current study was to provide an overview and an application on latent transition analysis which examines qualitative changes, the provided application also presents significant findings regarding the change patterns in resilience classes of the pre-service teachers. It should be noted that although an illustrative example using resilience data was presented here to show how to conduct latent class and transition analyses, these statistical models can be easily applied to other research topics as well as various extensions of these models (such as adding auxiliary variables, multi-group analysis) might be studied
/ Fixed points of rotative nonexpansive mappings
Genel olarak genişlemeyen dönüşümler için sabit noktaların varlığını sağlamak için hipotezlere uzayın geometrisiyle ilgili bazı varsayımlar eklenir.Ancak 1981'de K.Goebel ve M.Koter,bir Banach uzayının boş olmayan kapalı konveks bir alt kümesi üzerinde herhangi bir kompaktlık varsayımının ve Banach uzayında özel geometrik şartların gerekli olmadığına dair bir sonuç elde etmiştir.Bu sonuçtan yola çıkarak oluşturulan bu çalışmada, Banach uzaylarında rotasyonlu genişlemeyen dönüşümlerin sabit noktaları üzerine bazı sonuçlar verilmiştir.Banach uzaylarında rotasyonluluk şartının,zayıf kompaktlık veya başka bir özel geometrik yapı olmasa bile genişlemeyen dönüşümlerin sabit noktalarının varlığını garanti ettiğine dair temel bir ispat sunulmuştur.Bu ispat, araştırma konusu olan dönüşümün sabit noktasına yakınsayan bir dizi oluşturmaya dayanıIn general,some assumptions about the geometry of space are added to the hypotheses to ensure the existence of fixed points for nonexpansive mappings.However,in 1981 K.Goebel and M.Koter obtained the conclusion that no assumptions of compactness ın a closed convex subset of a Banach space and special geometric conditions are not required in the Banach space. In this study, which is created based on this result,some results are given on the fixed points of the rotational nonexpansive mappings in Banach spaces. A fundamental proof is presented that the requirement of rotation in Banach spaces guarantees the existence of fixed points of nonexpansive mappings,even if there is no weak compactness or other special geometrical structure.This proof is based on constructing a sequence that converges to the fixed point of the mapping that is the subject of research
Effect Of Intake Geometry On The Velocıty Dıstrıbutıon Upstream Of Intakes
Rezervuar ve denizler gibi durgun su ortamlarından veya nehirler ve kanallar gibi akım ortamlarından su almak için kullanılan yapılara su alma yapıları denilmektedir. Küçük ölçekli su alma yapıları genellikle dairesel en kesite sahip boru tipindedir. Su alma yapılarının tasarımında dikkate alınması gereken iki önemli konu vardır. Bunlar, su alma ağızlarının üzerinde su yüzeyinde meydana gelen hava çekirdekli çevrintiler yoluyla ağza hava girişi ve ağızlara taban veya askıdaki sedimentin sürüklenmesidir. Her iki olay da su alma yapılarının verimli çalışmasını engellemektedir. Bu olguları araştırmak için su alma yapılarının yakınlarındaki hız dağılımlarını bilmek gerekir. Bu çalışmada, ağız geometrisinin ölü-son duvarına sahip bir kanaldan su alan ağızların membasındaki hız dağılımları üzerindeki etkisi hem teorik hem de sayısal olarak incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Teorik analizde, su alma yapılarının yakınlarındaki hız dağılımını bulmak için önceki çalışmalarda da kullanılan potansiyel akım çözümü kullanılmıştır. Sayısal araştırma için, hesaplamalı akışkanlar dinamiği modeli önce dairesel kesitli su alma ağzına ait mevcut deneysel verilerle kalibre edilmiş ve daha sonra gerek akım sınırlarının etkisi olmadığı gerekse kanal tabanı ve yan duvarı etkilerinin olduğu durumlara ait analizler farklı ağız geometrileri (enin yüksekliğe oranı 4, 2, 1/4, 1/2 olan dikdörtgenler, kare, 45⁰ döndürülmüş kare, eşkenar üçgen, 180⁰ döndürülmüş eşkenar üçgen, eşkenar dörtgen ile 90⁰ döndürülmüş eşkenar dörtgen) için gerçekleştirilmiştir. Teorik ve sayısal sonuçlar, ağız geometrisinin ağızların çevresindeki hız dağılımı üzerindeki etkisinin büyük olduğunu, ancak ağızdan olan mesafe arttıkça bu etkinin ortadan kalktığını göstermiştir. Büyük en/yükseklik oranlarına sahip dikdörtgensel ağızlar için, eş-hız eğrileri dairesel ağzın sonuçlarından farklı hale gelirken, kare, eşkenar dörtgen ve üçgen ağızların davranışları dairesel ağza benzemiştir. Ayrıca, akım sınırı etkilerinin eş-hız eğrilerinin şeklini bozduğu ve sınır etkisi olmayan duruma kıyasla sınırlardan uzak bölgede daha büyük hızlar oluşturduğu da gösterilmiştir. Ayrıca, sayısal ve teorik sonuçlar arasındaki uyum tatmin edici bulunmuşturStructures used to receive water from stagnant water environments such as reservoirs and seas, or the flow environments such as rivers and canals are called intake structures. Small-scale intake structures are generally pipes having a circular cross-section. There are two important issues to be considered in the design of intake structures. These are air entrainment to the intake through free surface air-core vortices occurring above the intakes, and entrainment of bed or suspended sediment to intakes. Both events prevent the efficient operation of the intake structures. To investigate these phenomena, it is necessary to know the velocity distributions near the intake structures. In this study, the effect of intake geometry on the velocity distributions upstream of intakes receiving water from a dead-end channel was compared both theoretically and numerically. In theoretical analysis, the available potential flow solution was used to find the velocity distribution in the vicinity of the intake structures. For numerical investigation, the computational fluid dynamics model was first calibrated with available experimental data related to circular cross-section pipe intake, and then the analyses of various intake types (rectangles with a width to height ratio of 4, 2, 1/4, 1/2, square, 45⁰ rotated square, equilateral triangle, 180⁰ rotated equilateral triangle, rhombus and 90⁰ rotated rhombus) were performed with and without flow boundary effects due to channel bottom and sidewalls. Theoretical and CFD results showed that the effect of the intake geometry on the velocity distribution in the vicinity of the intakes is large, but this effect disappears as the distance from the intake increases. For rectangular intakes with high width/height ratios, iso-velocity contours became different than that of the pipe intake while the behaviors of the square, rhombus, and triangular intakes were similar to the pipe intake. It was also shown that the flow boundary effects spoil the shape of the iso-velocity contours and generate larger velocities in the region away from the boundaries compared to the case with no boundary effects. Moreover, the agreement between numerical and theoretical results was found to be satisfactor
Applıcatıon Of Mathematıcal Transformatıon And Deep Learnıng Methods As A New Approach To Classıfıcatıon Of Underwater Objects
Sound Navigation and Ranging (Sonar), ses dalgalarını kullanarak nesnelere ait boyut, uzaklık, yön ve diğer bilgilerin tespit edilmesi için kullanılan bir sistemdir. Denizaltı petrol aramalarında, deniz tabanı haritalamalarında, balık sürülerinin takibinde, batıkların ve enkazların tespitlerinde ve en önemlisi mayınların, mayınlara şekil ve yapı olarak çok benzeyen kayalar gibi diğer nesnelerin tespitlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Sonar sinyallerinin tanımlanması ve sınıflandırılması için kullanılması gereken öznitelik çıkarımı, en uygun algoritmaların seçimi ve bu algoritmaların hiperparametre optimizasyonu çalışmaları üzerinde uzun yıllardan beri çalışılan bilimsel problemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, klasik makine öğrenimi algoritmaları ve öznitelik çıkarma süreçleri yerine, yenilikçi bir yaklaşımla Gramian Açısal Alan (GAA, GATA, GAFA), Markov Geçiş Alanı (MGA) ve Tekrarlanma Grafiği (TG) olmak üzere üç farklı matematiksel dönüşüm yönteminin kullanılması ile tek boyutlu sonar verisinin görüntü formatında temsili önerilmiştir. Verinin görüntü formatında temsil edilmesi sayesinde klasik makine öğrenme algoritmaları yerine Evrişimli Sinir Ağı (ESA) Algoritmaları kullanılmasına imkân sağlanmıştır. Önerilen yenilikçi yöntem kapsamında, matematiksel dönüşümler kullanılarak elde edilen iki boyutlu görüntülerin oluşturduğu yeni veri seti ile başarım artırma teknikleri ve farklı evrişimli sinir ağı mimarileri kullanılarak oluşturulan dört farklı modelin başarımı test edilmiştir. Başarım artırımı için verilerde; Tekil Değer Ayrışımı (TDA) ile veriye ait en dikkat çekici özelliklerin bulunması ve Görüntü Birleştirme yöntemleri ile üç farklı dönüşüm yönteminden elde edilen görüntülerin tek bir görüntünün üç kanalına (KYM) verilmesi ile daha fazla özelliğe sahip yeni verilerin elde edilmesi sağlanmıştır. Üretilen modellerin performans sonuçları, literatürde incelenen aynı veri seti ile yapılan diğer çalışmalar ve bu çalışmada verinin temsilinin değiştirilmesinden önce çalışılan klasik algoritmalar ile elde edilen sonuçlar bilinen metrikler kullanılarak karşılaştırılmıştır. Bu sonuçlar ışığında, önerilen yenilikçi yaklaşımın, literatürde incelenen aynı veri seti ile yapılmış çalışmalar arasında tespit edilen en iyi sonuçları verdiği belirlenmiştiSound Navigation and Ranging (Sonar) is a system used to detect size, distance, direction and other information about objects using sound waves. It is widely used in submarine oil exploration, seafloor mapping, tracking fish shoals, detecting shipwrecks and debris, and most importantly detecting mines and other objects such as rocks that are very similar in shape and structure to mines. Feature extraction, which should be used for the identification and classification of sonar signals, the selection of the most appropriate algorithms, and the hyperparameter optimization of these algorithms are scientific problems that have been studied for many years. In this study, instead of classical machine learning algorithms and feature extraction processes, with an innovative approach; The representation of one-dimensional sonar data in image format is proposed by using three different mathematical transformation methods: Gramian Angular Field (GAA, GATA, GAFA), Markov Transition Field (MGA) and Repetition Graph (TG). Thanks to the representation of the data in image format, it is possible to use Convolutional Neural Network (ESA) Algorithms instead of classical machine learning algorithms. Within the scope of the proposed innovative method, the performance of four different models created by using the new data set created by 2D images obtained by using mathematical transformations, performance enhancement techniques and different convolutional neural network architectures were tested. In the data for performance increase; It has been ensured that the most remarkable features of the data are found with Single Value Decomposition (TDA), and new data with more features are obtained by transferring the images obtained from three different transformation methods with Image Merging methods to three channels (RGB) of a single image. The performance results of the models produced, other studies with the same data set examined in the literature, and the results obtained with the classical algorithms studied before changing the representation of the data in this study were compared using well-known metrics. In the light of these results, it was determined that the proposed innovative approach provided the best results among the studies conducted with the same data set examined in the literature
The Relatıonshıp Between Teachers’ Perceptıons Of Skıll Teachıng Competency And Assessment And Evaluatıon Competency
Bu araştırmada öğretmenlerin beceri öğretimi yeterlik algılarıyla ölçme ve değerlendirme yeterlik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi bağlamında öğretmenlerinin beceri öğretimi yeterlik algısı ölçeğinin geliştirilmesi neticesinde, öğretmenlerin ölçme ve değerlendirme genel yeterlik algısı ölçeği ile uygulanması ve bu ikisi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Alanyazında ele alındığı haliyle beceri, 21. yüzyıl becerileri, beceri öğretimi, öğretmen yeterlikleri, öğretmenlerin beceri öğretimi ve ölçme ve değerlendirme yeterlikleri incelenmiştir. Araştırma betimsel tarama yönteminde tasarlanmıştır. Bu bağlamda araştırmada nicel veriler toplanmıştır. Öğretmenlerin beceri öğretimi algılarıyla ölçme ve değerlendirme algılarına yönelik görüşleri toplanan veriler incelenerek ele alınmıştır. Bu verilere ulaşmak için öğretmenlerin beceri öğretimi yeterlik algısı ve ölçme değerlendirme genel yeterlik algıları ölçekleri uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre geliştirilen öğretmenlerin beceri öğretimi yeterlik algısı ölçeği, iletişim, eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcı düşünme ve iş birliği olmak üzere beş alt boyuttan oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde, Kırıkkale ili ve ilçelerinde farklı branşlardan, ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 340 öğretmene ölçekler yüz yüze uygulanmıştır. Bu öğretmenlerden, 53 tanesi ilkokul, 71 tanesi ortaokul ve 216 tanesi lise düzeyi okullarda görev yapmaktadır. Bunun yanında söz konusu 340 öğretmenin 180’i kadın, 160 tanesi erkek öğretmendir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre öğretmenlerin beceri öğretimi yeterlik algıları yüksektir. Benzer şekilde öğretmenlerin ölçme ve
vi i
değerlendirme genel yeterlik algıları da yüksektir. Öğretmenlerin beceri öğretimi yeterlik algıları ile ölçme değerlendirme genel yeterlik algıları arasında orta düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır. Buna göre öğretmenlerin beceri öğretimi yeterlik algıları yükseldikçe, ölçme ve değerlendirme genel yeterlik algıları da yükselmektedir. Araştırmada cinsiyet, kıdem ve görev yapılan kademenin gerek beceri öğretimi algısı gerekse ölçme ve değerlendirme yeterlik algısının bazı boyutlarında farklılık yaratan birer değişken olduğu bulgulanmıştır. Fakat her iki ölçeğin tüm alt boyutlarında da farklılık yaratan birer değişken görevi üstlenememişlerdir. Sonuç olarak bu araştırmada hem ölçme ve değerlendirme yeterlik algısının hem de beceri öğretimi yeterlik algısının öğretmenlerde çok düşük düzeyde olmadığı, birbirleriyle ilişkili oldukları, cinsiyet ve görev yapılan kademe gibi bazı değişkenlere göre farklılıklar gösterebileceği bulgulandı. Ancak ölçeklerin her ikisinin de algı düzeyinde veri sağladığı unutulmamalıdır. Gerçekte bu özellikler gerçek sınıf atmosferi ve doğal ortamında öğretmenin görev başı performansı olarak belirlenebilecek özelliklerdir. Bireylerin gerçekteki davranışları ile algıları arasında farklılıkların olması muhtemeldir. Araştırma bulguları bu sınırlılığı da dikkate alarak yorumlanmalıdır.In this study, within the context of investigating the relationship between teachers’ perceptions of skill teaching competency and those of assessment and evaluation competency, it was aimed to develop the scale of teachers’ perceptions of skill teaching competency, then apply it with teachers’ perceptions of assessment and evaluation general competency scale and determine the relationship between them. As referred in the literature, skill, 21 century skills, skill teaching, teacher competencies, teachers’ skill teaching and assessment and evaluation competencies were investigated. The study was designed as a descriptive survey model. In this context, quantitative data were collected in the study. Teachers opinions on skill teaching perceptions and assessment and evaluation perceptions were held via investigating the data collected. In order to gain the data, teachers’ perceptions of skill teaching competency scale and assessment and evaluation general competency scale were applied. The teachers’ perceptions of skill teaching competency scale, which was developed during the process of the study, was determined to compose of five sub-dimensions: communication, critical thinking, problem solving, creative thinking, and collaboration. During data collection process, in Kırıkkale Province and its districts, from different branches, data were collected from 340 teachers working at primary school, secondary school and high school levels via face to face application. Of these teachers, 53 worked at primary schools, 71 worked at secondary schools and 216 ones worked at high schools. Besides, of these teachers, 180 were female and 160 were
ix
male. All required permissions were taken for the study and volunteering was essential. According to the results, teachers’ perception of skill teaching competency is high. Similarly, teachers’ assessment and evaluation general competency perception is also high. According to the results, there is a significant relationship at a medium level between teachers’ perception of skill teaching competency and assessment and evaluation general competency perception. Accordingly, while teachers’ perception of skill teaching competency arises, so does teachers’ assessment and evaluation general competency perception. In the study, gender, length of service, educational stage served were determined to be significantly different for both skill teaching and assessment and evaluation competency perceptions’ some sub-dimensions. Yet, they were not significant for all of the sub-dimensions of both scales. Consequently, in this study it was determined that teachers’ perceptions of assessment and evaluation competency and skill teaching competency were not at a low level, that they were in relationship with each other and showed difference according to some variables such as gender, length of service and educational stage served. Yet it should not be forgotten that both of the scales were at perception level. In reality, these characteristics will be determined more efficiently as ongoing teacher performances in the class atmosphere and in a natural environment. Study’s findings are to be interpreted according to these limitations
Plasmorobotıc: Plasmonıc Engıneerıng Wıth Soft Robotıc Systems
Yüzey-Güçlendirilmiş Raman Spektroskopisi (SERS) düşük konsantrasyonlu analitlerin oldukça hassas yapısal tespitine izin veren güçlü bir analitik araçtır. Raman spektroskopisinde güçlendirme temellerinden biri elektromanyetik alan güçlendirmesidir. Elektromanyetik alanın en güçlü olduğu ve dolayısıyla Raman sinyalinin yüksek olduğu bölgeye “sıcak nokta” adı verilmektedir. Raman sinyal şiddetinin üst seviyelere çıktığı plazmonik sıcak noktaların kontrol edilmesi ve manipülasyonu büyük ölçekli üretimlerde yüksek maliyetleri nedeniyle önemli bir sorundur. Bu tez çalışmasında bu sorunlara bir çözüm bulmak ve SERS alanına yeni bir bakış açısı getirmek için polimerik malzemelerin kendi kendine katlanmasına dayanan çok yönlü bir strateji önerilmektedir. Nanoyapılar arası mesafe ışığa duyarlı yumuşak robotik sistemler ile kontrol edilmiş ve sıcak nokta oluşumunun manipüle edildiği SERS uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Kontrollü polimer katlama yoluyla sıcak nokta oluşumlarının manipülasyonu, metilen mavisi prob molekülü için 70 kata kadar bir Raman sinyal güçlendirmesini mümkün kılmıştır. SERS çalışmalarına ilave olarak robotik hareketini manyetik alan yardımıyla yapabilen yumuşak robotik sistemler ile numune toplama ve analizi başarıyla uygulanmıştır. Elde ettiğimiz sonuçlar ile yumuşak robotik sistemlere bir uygulama alanı daha kazandırılmış ve yumuşak robotik platformların analiz uygulamalarında öngörülemeyen olasılıklara sahip olduğunu açıkça gösterilmiştir.Surface-Enhanced Raman Spectroscopy (SERS) is a powerful analytical tool that allows highly accurate structural detection at ultralow concentration. The enhancement mechanism in SERS is mainly originated from the electrical field magnification through the excitation of localized surface plasmon resonances. These regions of highly intense local electric fields are called as “Hot-spots/Controlling and manipulating the plasmonic hot-spots is a challenging issue especially for the large scale production. In this thesis, a simple but versatile strategy based on the self-folding of polymeric materials is proposed to overcome these problems and bring a new perspective to the SERS field. The distance between plasmonic nanostructures was controlled by a light sensitive soft robotic system. Manipulation of hot-spot formations result in a Raman signal enhancement up to 70 folds for the probe methylene blue molecule. In addition to SERS studies, sample collection and analysis with soft robotic systems with the help of a magnetic field have been successfully implemented. Our results clearly demonstrated that soft robotic platforms offer unforeseen possibilities in the field of SER
The Investıgatıon Of The Effects Of Usıng Cng On Engıne Performance Emıssıons And Combustıon In An Hccı Engıne
Bu çalışmada, tek silindirli dört zamanlı direkt püskürtmeli bir dizel motorunun kısmi HCCI yanma moduna dönüşümü ve ön karışımlı CNG yakıtı kullanımı motor performansı, emisyonlar ve yanma karakteristikleri bakımından incelenmiştir. Kısmi HCCI yanma moduna dönüşüm için, harici bir emme manifoldu üzerine yerleştirilen CNG yakıt sistemi ve emme havası ısıtma düzeneği kullanılmıştır. Deneyler, 2200 dev/dak motor hızında ve 16 Nm, 12 Nm, 8 Nm ve 4 Nm olmak üzere dört farklı motor yükünde yapılmıştır. Ön ısıtmasız, 40 ºC ve 60 ºC olmak üzere 3 farklı emme havası giriş sıcaklığında yapılan deneylerde, tork değişim oranına bağlı olarak motorun performans, emisyon ve yanma karakteristikleri incelenmiştir. %0-90 tork değişim oranında, dört farklı motor yükünde ve farklı ön ısıtma sıcaklıklarında, özgül yakıt tüketimi, termik verim, egzoz gaz sıcaklığı, CO, HC, NO ve is emisyonları ile silindir içi basınç, ısı yayılım oranı, basınç artış oranı, COVimep ve kümülatif ısı dağılımları incelenmiş, motorun kararlı çalışma aralığı belirlenmiştir. Minimum özgül yakıt tüketimi 3/4 yükte D90+CNG10 yakıtı ile 240,84 g/kWh olarak elde edilmiştir. Maksimum termik verim 3/4 motor yükünde D90+CNG10 yakıtı ile %34,43 olarak elde edilmiştir. CO emisyonlarında tam yükte tork değişim oranına bağlı olarak azalmış ve %93,12’ye varan iyileşme sağlanmıştır. HC emisyonları tam yükte D60+CNG40 tork değişim oranına kadar %2,59 oranında azalmış, bu tork değişim oranından sonra artış eğilimi göstermiştir. Minimum NO emisyonları 1/4 yükte elde edilmiştir. Tam yükte dizel çalışma şartları ile karşılaştırıldığında, D10+CNG90 yakıtı ile duman emisyonunda %97,96 azalma sağlanmıştır. Maksimum silindir içi basınç değeri tam yükte D50+CNG50 tork değişim oranında 60,98 bar olarak elde edilmiştir. Ön ısıtma sıcaklığındaki artış ile yanma başlangıcının ön ısıtmasız deneylere göre bir miktar avansa kaydığı görülmektedir. Bütün motor yüklerinde ve ısıtma sıcaklıklarında basınç artış oranı değerlerinin vuruntu sınırının altında kaldığı görülmektedir. COVimep değerleri incelendiğinde ön ısıtmasız deneylerde D50+CNG50 tork değişim oranına kadar motorun kararlı çalışma aralığında kaldığı, ön ısıtma ile bu oranın D40+CNG60 oranına kadar genişlediği görülmektedirIn this study, the conversion of a single-cylinder four-stroke direct injection diesel engine to partial HCCI combustion mode and the use of premixed CNG fuel were investigated in terms of engine performance, emissions and combustion characteristics. A CNG fuel system placed on the intake manifold and an intake air heating system were used for the conversion to partial HCCI combustion mode. The experiments were carried out at 2200 rpm and at four different engine loads of 16 Nm, 12 Nm, 8 Nm and 4 Nm. In the experiments, the performance, emission and combustion characteristics of the engine were investigated depending on the torque change rate at 3 different intake air inlet temperatures, 40 ºC and 60 ºC and without preheating. Specific fuel consumption, thermal efficiency, exhaust gas temperature, CO, HC, NO and soot emissions, in-cylinder pressure, heat release rate, pressure increase rate, COVimep and cumulative heat release rate were investigated at 0-90% torque change rate, four different engine loads and different preheat preheating temperatures, and the stable operating range of the engine was determined. Minimum specific fuel consumption was obtained as 240.84 g/kWh with D90+CNG10 fuel at 3/4 load. Maximum thermal efficiency was obtained as 34,43% with D90+CNG10 torque change rate at 3/4 engine load. CO emissions decreased depending on the torque change rate at full load and an improvement of up to 93.12% was achieved. HC emissions decreased by 2.59% at full load up to the D60+CNG40 torque change rate and an increasing trend was obtained after this torque change rate. Minimum NO emissions were obtained at 1/4 load. At full load, a 97.96% reduction at smoke emissions was achieved compared to diesel operating conditions with D10+CNG90 fuel. Maximum in-cylinder pressure was obtained as 60.98 bar at full load and D50+CNG50 torque change ratio. The start of combustion shifted somewhat ahead of the experiments without preheating with the increase in the preheating temperature. The cylinder pressure rise rate values were below the knock limit at all engine loads and heating temperatures. According to the COVimep values, the engine remained in the stable operating range up to the D50+CNG50 torque change rate in the experiments without preheating, and this rate expands to the D40+CNG60 with preheatin