Gazi University Dspace
Not a member yet
26981 research outputs found
Sort by
Experımental Investıgatıon Of The Stress Deformatıon Dıstrıbutıon Between The Angled Anchored Cfrp Strıps And The Concrete Surface
Karbon takviyeli elyaf kumaşlar (CFRP) deprem performansı yetersiz yapıların onarım ve
güçlendirilmesinde son 20 yıldır yaygın olarak kullanılmaktadır. CFRP kullanılarak
geliştirilen güçlendirme ve onarım detaylarında en önemli tasarım kriterlerinden biri CFRP
şerit veya levhaların yüzeyden soyulmalarını geciktirmek ve CFRP güçlendirme
elemanlarının tüm performanslarından yararlanmaktır. Bu nedenle CFRP kullanılarak
geliştirilen güçlendirme detaylarında ankraj kullanımı ve bu konudaki araştırmalar giderek
artmıştır. Literatürde güçlendirme detaylarında kullanılan fan tipi CFRP ankrajlar ve ankrajlı
CFRP şeritler için geliştirilen kayma gerilmesi-kayma deplasman modelleri ile ilgili
araştırmalar ankrajsız şeritlere göre sınırlı sayıda olsa da yer almıştır. Ancak bu konudaki
çalışmalarda ankrajlar CFRP şeritlere uygulanan eksenel çekme kuvvetine 90o açı ile
yerleştirilmektedir. Eksenel çekme kuvvetine göre açısı değişim gösteren ankrajlı CFRP
şeritlerin eksenel kuvvet taşıma gücü ve kayma gerilmesi-kayma deplasman modelleri ile
ilgili bir araştırmaya literatürde rastlanmamıştır. Bu nedenle deneysel bir çalışma
düzenlenmiş, beton yüzeye yapıştırılan 28 adet açılı ankrajlı CFRP şerit deney elemanı, tez
çalışması için özel olarak geliştirilen bir deney düzeneği ile eksenel çekme kuvveti etkisinde
test edilmiştir. Deneysel çalışmada incelenen değişkenler beton basınç dayanımı, CFRP şerit
genişliği ve CFRP şerit üzerine yerleştirilen fan tipi CFRP ankraj açısı ve ankraj sayısıdır.
Deneysel çalışma sonucunda açılı ankrajlı CFRP şeritlerin taşıma gücü değerlerinin
hesaplanması için bir eşitlik önerilmiş ve kayma gerilmesi-kayma deplasman davranışı
hakkında yeni bir öneri geliştirilmiştir.Carbon fiber reinforced polymers (CFRP) have been widely used for the last 20 years for
repairing and strengthening of inadequate earthquake performance of the structures. One of
the most important developed design criteria in the retrofit and strengthening details are
using CFRP to delay the debonding of the CFRP strips or plates from the surface and to take
full advantage of the CFRP reinforcement elements. For this reason, the uses of anchors in
the reinforcement details developed by using CFRP and also researches on this subject have
increased substantially. In the literature, research on bond-slip models developed for fan type
CFRP anchors and anchored CFRP strips used in reinforcement details are limited in
comparison to non-anchored strips. However, in studies on this subject, anchors are placed
at 90o to the axial tensile force applied to the CFRP strips. Axial force-bearing strength and
bond-slip models of CFRP strips with the different anchored angle under axial tensile
strengths have not been found in the literature. For this reason, an experimental study was
carried out and 28 specimens of angled anchored CFRP strip test specimen, which was
bonded to the concrete surface, was tested under the influence of axial tensile force with an
experimental setup. The variables studied in the experimental study are the concrete
compressive strength, the CFRP strip width, the number of the fan type CFRP anchor and
angle placed on the CFRP strip. As a result of the experimental study, an equation was
proposed for calculating the bearing strength values of angled anchored CFRP strips and a
new proposal for the bond-slip model was develope
Development Of Indıgenous Human Surrogate For Measurement Of Leg Forces Resultıng From Mıne Blast In Armored Mılıtary Vehıcles
Askeri araç tasarımlarının mayın patlamalarına karşı araç personelini hedeflenen tehdit seviyelerinde koruyabildiğinin bilgisayar simülasyonları ve mayın testleri ile doğrulanması gerekmektedir. Testler sırasında araç koltukları üzerinde konumlandırılan temsili insan maketlerinin yüksek maliyetlerinden dolayı testler sırasında tüm koltuklarda test mankeni kullanmak mümkün olamamakta, bu durum da yeterli test verisi alınamamasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada, tam ölçekli temsili insan maketi kullanılamayan koltuklar üzerinde konumlandırılmak üzere, mayın patlaması sonucunda araç personelinin en fazla zarar gören bölgesi olan alt bacak kuvvetlerini, ayrıca personele etki eden dikey yöndeki ivmeyi ölçebilen, basitleştirilmiş ve düşük maliyetli bir temsili insan maketi geliştirilmiştir. Tasarlanan temsili insan maketinde bulunan temsili alt bacağın performansını ölçebilmek için konu ile ilgili daha önce yapılmış çalışmalarda kullanılan test düzenekleri ile aynı koşulları sağlayabilen bir test düzeneği tasarlanmıştır. Tasarlanan test düzeneği yine daha önce yapılmış çalışmalarda kullanılan temsili alt bacaklar kullanılarak doğrulanmış, test koşullarının uygunluğundan emin olunduktan sonra tasarlanan temsili alt bacağın testlerine başlanmıştır. Yapılan test sonuçlarına göre temsili alt bacak tasarımında iyileştirmeler yapılarak insan davranışına benzer davranış sergileyecek hale getirilmiştir. Alt bacak tasarımı tamamlandıktan sonra üst vücut komplesi tasarımı tamamlanmış ve araç koltukları üzerinde konumlandırılabilen bir temsili insan maketi elde edilmiştir.It is necessary to verify that military vehicle designs can protect vehicle personnel against mine explosions at targeted threat levels with computer simulations and mine tests. Due to the high cost of representative human surrogates placed on the seats, it is often not possible to use surrogates on all seats, which results in insufficient test data. In this study, a simplified and low-cost representative human surrogate, which can measure the lower leg forces as well as the vertical acceleration affecting the personnel, was developed to be positioned on the seats where the full scale surrogates cannot be used. In order to measure the performance of the representative lower leg of the designed human surrogate, a test setup that can provide the same conditions as the test setups used in previous studies was designed. The test setup was verified using the representative lower legs used in previous studies. After the suitability of the test conditions was assured, tests of the designed representative lower leg were started
According to the test results, improvements were made on the lower leg design to make sure its performance is similar to the human behavior. After finalizing the lower leg design, the upper body was designed and a representative human surrogate, which can be positioned on the vehicle seats, was obtained
Opınıons Of Teachers, Students And Admınıstrators Students On Language Teachıng In Prımary Schools Equıpped Wıth Foreıgn Language Teachıng Materıals
Bu araştırmanın amacı; Yabancı dil öğretim materyalleri ile donatılmış ilkokullardaki dil öğretimine ilişkin öğretmen, öğrenci ve yönetici görüşlerini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Ankara ilinde yabancı dil öğretim materyalleri ile donatılmış özel sınıfı olan devlete bağlı ilkokullarda (ölçütlere uyan 4 okul) çalışan İngilizce öğretmenleri (7), bu okullardaki yöneticiler (8) ve her biri 120 kişiden oluşan 2., 3. ve 4. sınıf öğrencileri (360) oluşturmuştur. Öğrencilerden 203’ü kız, 157’si erkek’tir. Öğrenciler maksimum çeşitlilik oluşturacak şekilde farklı kademelerden eşit sayıda seçilmiştir. Araştırma betimsel tarama modelinde yapılmış ve karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri için oluşturulan anket uzman görüşü alınarak araştırmacının kendisi tarafından geliştirilmiştir. Araştırmanın nitel verileri için; uzman görüşleri doğrultusunda yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Görüşmeler, öğrenciler, öğretmenler ve yöneticilerle birebir araştırmacı tarafından yapılmıştır. Araştırmanın nicel verileri için betimsel istatistik yöntemleri kullanılmıştır. Nitel veriler için ise içerik analizi yapılmıştır. Sonuçlar özetle şöyledir: İlkokul öğrencilerinin, öğretmen ve yöneticilerin yabancı dil öğretim materyalleri ile donatılmış ilkokullardaki dil öğretimine ilişkin genel görüşleri incelendiğinde, öğrencilerin çoğunluğu İngilizce sınıfın duvarlarına kaplanmış görsel materyallerin İngilizce öğrenmelerine katkısı olduğunu belirtmişlerdir. İngilizce şarkılar ve videolar öğrencilerin İngilizce öğrenmelerini ve hatırlamalarını kolaylaştırmıştır. Sınıftaki kümelenmiş ve U oturma düzeni, öğrencilerin öğretmen ve arkadaşlarıyla etkileşimi artırmış ve derse katılımlarını kolaylaştırmıştır. Öğrenciler ve
vi
öğretmenler derste maske, giysi, peruk, vb. 2-3 boyutlu materyaller kullanarak İngilizce diyaloglar oluşturmanın öğrencilerin İngilizce öğrenmelerini kolaylaştırdığını ve yaparak yaşayarak öğrenmeye yardımcı olduğunu düşünmektedir. Kart, eşleştirme ve dijital oyunlar oynamanın öğrencilerce sevildiği araştırmanın diğer sonuçlarındandır. Katılımcılar, derste çoklu ortam kullanılmasının yanında okulun merdivenlerinin ve İngilizce sınıfının, görsel öğretim materyalleri ile donatılmış olmasının ders saattinin daha etkin ve verimli kullanılmasına fırsat sağladığını belirtmişlerdir. Ek olarak, öğretmen ve yöneticiler, İngilizce ders saatinin artırılmasının ve öğretme-öğrenme ortamlarının yabancı dil öğretim materyalleri ile donatılmasının kalıcı ve verimli öğrenmeye olan önemine dikkat çekmişlerdir.The aim of this research is to analyze the opinions of teachers, students and administartors on language teaching in elemantary schools equipped with foreign language teaching materials. The study group of the research consists of English teachers (7) and administrators (8) working at state-affiliated elemantary schools (4 schools meet the criteria) that have language classes equipped with foreign language teaching materials and students (360) in these schools. The students were selected on an equal number of different levels to create maximum diversity. The research was made in descriptive survey model and composite pattern was used. The survey for the quantitative data of the study was developed by the researcher by taking the expert opinions. For the qualitative data of the research; semi-structured interview form was prepared in accordance with the expert opinions. Interviews were conducted to students, teachers and administrators one-to-one by the researcher. Descriptive statistical methods were used for the quantitative data of the study. Content analysis will be conducted for qualitative data. As a result of the analyzes, it is observed that 120 students from each the 2nd and 3rd and 4th grades participated in the study and the when the demographic characteristics of the students included in the research were examined, it was observed that 196 of them are female and 154 of them are male. The results are summarized as follows: When general opinions of students, teachers and administrators on language teaching at primary schools equipped with foreign language teaching materials are analyzed, the majority of the students stated that visual materials covered on the walls of the
viii
English class contribute to learning English. English songs and videos make it easy for students to learn and remember English. Clustered and U seating arrangement in the classroom increased the interaction of the students with teachers and friends and facilitate their participation in the class. Students and teachers believe that creating English dialogues with using mask, clothes, wigs, using 2-3 dimensional materials etc. in the course make it easier for students to learn English and help them to learn by doing. Cards, matching and playing digital games are among the other results of the study. Participants stated that besides the use of multimedia in the course, the school’s stairs and English class equipped with visual teaching materials provide an opportunity to use the lesson time more effectively and efficiently. In addition, teachers and administrators highlighted the importance of increasing English lesson time and equipping learning-teaching environments with foreign language teaching materials for permanent and efficient learning
Response Evaluation Of Radiosurgically Treated Intracranial Metastases With T1 Perfusion Mri
İntrakranial metastazlı hastalarda radyocerrahi önemli bir lokal tedavi seçeneğidir. İntrakranial metastazlı hastalarda kısa süreli yaşam beklentisi nedeniyle tedavi yanıtının erken belirlenmesi önemlidir. Morfolojik değerlendirme, birtakım kısıtlılıklara sahip olup her zaman tedavi yanıtını doğru olarak belirleyememektedir. Bu çalışmanın amacı, intrakranial metastazlı hastalarda radyocerrahi sonrası erken dönemde tedavi yanıtını öngörmede DKP MR parametrelerinin önemini değerlendirmektir. Çalışmamızda, intrakranial metastaza sahip 12 hastaya ait 17 lezyona radyocerrahi öncesi ve radyocerrahi sonrası 4-8. haftalarda MR incelemesi gerçekleştirilmiştir. Bu hastalarda morfolojik görüntülemeye ek olarak DKP MR sekansları alınmıştır. Elde olunan verilerden iş istasyonundaki özel yazılım programları kullanılarak perfüzyon parametreleri hesaplanmıştır. Morfolojik değerlendirmede tedavi yanıtı radyolojik yanıt kriterlerine göre değerlendirilmiş olup radyolojik yanıt ile perfüzyon parametre değişimleri karşılaştırılmıştır. Radyocerrahi öncesi ve sonrasında perfüzyon parametreleri karşılaştırıldığında Ktrans, Kep, iAUC ve IG parametrelerinde tedavi sonrasında, tedavi öncesine kıyasla istatiksel olarak anlamlı azalma saptanmıştır. Tedaviye yanıt veren ve vermeyen gruplarda perfüzyon parametreleri karşılaştırıldığında; tedaviye yanıt veren grupta Ktrans parametresindeki azalma daha belirgin olarak izlenmiş olup bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Yapılan korelasyon testine göre tedavi yanıtı ile Ktrans parametresi arasındaki korelasyon anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, DKP MR, stereotaktik radyocerrahi sonrası fonksiyonel değişiklikleri erken dönemde gösterebilmekte ve morfolojik değişikliklerin yorumlanmasını kolaylaştırmaktadır. DKP MR incelemesinin tedavi yanıtının öngörülmesindeki değeri açısından spesifik hasta gruplarında ve daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: DKP MR, İntrakranial metastaz, Stereotaktik radyocerrahi, Onkoloji, Tedavi yanıtıRadiosurgery is an important local treatment option in patients with intracranial metastasis. Early detection of treatment response is important in patients with intracranial metastasis due to short-term life expectancy. Morphological evaluation has limitations and low sensivity in the determination of the early treatment response. The aim of this study was to evaluate the importance of Dynamic Contrast Enhanced (DCE) MRI parameters in evaluating early treatment response after radiosurgery in patients with intracranial metastasis. Seventeen lesions of twelve patients with intracranial metastasis were evaluated before and in the 4th and 8th week after radiosurgery. In addition to conventional imaging, DCE MRI sequences were obtained in these patients. Perfusion parameters were calculated from the obtained data by means of a dedicated software. In the morphological evaluation, the treatment response was evaluated according to the radiological response criteria and then were compared to the changes in the perfusion parameters. Among the evaluated perfusion parameters only Ktrans, Kep, AUC and IG showed statistically significant decrease compared to that before treatment. The decrease in Ktrans was found to be more prominent and statistically significant in the treatment response group when compared to that without treatment response. The correlation between Ktrans and treatment response was found to be statistically significant. In conclusion, Dynamic Contrast Enhanced (DCE) MR can show the functional changes in early posttreatment period and facilitate the interpretation of morphological changes. More studies are needed to be performed in spesific patient groups and larger sample groups in terms of the value of the DCE MR examination in predicting treatment response. Keywords: DCE MR, Intracranial metastasis, Stereotactic radiosurgery, Oncology, Treatment respons
Adaptıve Frequency Domaın Equalızer Desıgn For Sc-Fde
Haberleşme teknolojilerinde gerçekleşen gelişmeler sonucunda, günümüzde kullanmakta olduğumuz haberleşme hızları çok yüksek seviyelere ulaşmış, kullanıcı başına Gb/s mertebesine ulaşmıştır. Bu denli yüksek hızlara ulaşılması ile beraber, haberleşmenin güvenilirliğinde ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri olan, semboller arası girişim etkisi daha şiddetli hale gelmekte ve sistem performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sorunu çözmek için geleneksel olarak, zaman bölgesinde çalışan denkleştiriciler kullanılmaktadır. Ancak, zaman bölgesinde çalışan denkleştiricilerin en önemli dezavantajı, haberleşme hızının artması ile işlemsel karmaşıklığın doğru orantılı olarak artmasıdır. Bu sorunun çözümü için, denkleştirme işlemi zaman bölgesi yerine frekans bölgesinde yapılmaktadır. İşlemci teknolojisinde yaşanan gelişmeler ve hızlı Fourier dönüşüm algoritmaları sayesinde, denkleştirme işleminin karmaşıklık seviyesi önemli ölçüde azalmaktadır. Ayrıca, denkleştirme işleminin frekans bölgesinde gerçekleştirilmesi, zaman bölgesine göre performansı önemli ölçüde arttırmaktadır. Bu çalışmada, yüksek hızlı haberleşme sistemleri için yeni uyarlanabilir frekans bölgesi denkleştirici yapıları geliştirilmiştir. Denkleştirme işlemi için hem doğrusal, hem de karar geri besleme yapıları göz önüne alınmıştır. Söz konusu denkleştiricilerin geliştirilmesinde komşu frekans noktalarındaki ilintisellik kullanılmıştır. Geliştirilen algoritmaların zamanla hızlı değişim gösteren Rayleigh sönümlü kanallarda, geçmişte önerilen diğer uyarlanabilir frekans bölgesi denkleştiricilere göre daha başarılı olduğu, yapılan bilgisayar benzetim çalışmaları ve teorik çalışmalar ile gösterilmiştir. Son olarak, yeni bir frekans bölgesi karar geri besleme algoritması geliştirilmiştir. Bu algoritmanın, literatürde önerilmiş olan frekans bölgesi uyarlanabilir karar geri besleme algoritmasına göre 5dB’lik, doğrusal denkleştiricilere göre ise 9dB’lik bir kazanç sağladığı yapılan çalışmalar sonucu görülmüştür. Tez kapsamında önerilen algoritmaların işlemsel karmaşıklık seviyesinin geleneksel olarak kullanılan algoritmalardan bir miktar yüksek olduğu, ancak elde edilen semboller arası girişim etkisini giderme performansında görülen artış göz önüne alındığında, geliştirilen algoritmaların, geniş bant kablosuz haberleşme sistemleri için kullanılabilecek bir seçenek olduğu değerlendirilmektedirThanks to the development of communication technologies, today’s communication systems reached high levels of speed, as such they are able to deliver Gb/s connection speed per user. However, by reaching such a high level of speed, intersymbol interference, which is one of the most important problems affecting the reliability of communication becomes more serious. This intersymbol interference adversely affects system performance. Traditionally, time domain equalizers are used to solve this problem. However, one of the most serious disadvantages of time domain equalizers is tremendous increase in the computation of equalizer coefficients with the increase of communication speed. Equalization could be performed in frequency domain instead of time domain to solve this complexity problem. As a result of improvement in processor technology and thanks to the fast Fourier transform method, the complexity level of equalization is decreased remarkably. Besides, implementing equalization in frequency domain has the effect of performance increase compared to time domain. In this work, new frequency domain adaptive equalizer structures are developed. Both, linear and decision feedback equalizer structures are considered. In developing these structures, correlation between neighbor frequency points are utilized and due to this correlation it is shown that, developed equalizer’s performance are greatly enhanced compared to other proposed algorithms in past. As a last thing, a new frequency domain decision feedback algorithm is proposed. This algorithm has 5dB signal to noise improvement compared to newly proposed counterpart. Also, it has 9dB improvement over linear equalizer structures as a a result of research activities. Proposed algorithms are shown to have some complexity level rise compared to traditional ones but this level is affordable, considering performance benefits. When comparing complexity level of newly proposed frequency domain decision feedback equalizer, our proposed algorithm has similar complexity. That is why, it is believed that proposed algorithms are possible options that could be used in broadband wireless communication systems
The Investıgatıon Of Technologıcal Pedagogıcal Content Knowledge And The Self Confıdence Level Of Technologıcal Pedagogıcal Content Knowledge Of Scıence Teachers In Terms Of Demographıc Propertıes
Bu çalışmanın amacı; Şanlıurfa ilinde görev yapan fen bilimleri öğretmenlerinin
Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi ve Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi Öz Güven
düzeylerinin belirlenmesi ve bu düzeylerin çeşitli demografik özelliklere (cinsiyet, yaş
aralığı, meslekteki görev süresi,eğitim durumu, okullarda akıllı tahta mevcutluk
durumu)göre bir farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda
yürütülen çalışmaya 2018-2019 eğitim öğretim yılında Şanlıurfa ilinde görev yapan 120
fen bilimleri öğretmeni katılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak “Kişisel Bilgi
Formu”, “Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi Ölçeği” ve “Teknolojik Pedagojik Alan
Bilgisi Öz Güven Ölçeği” kullanılmıştır. Veriler SPSS 22 paket programı ile analiz
edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, fen bilimleri öğretmenlerinin Teknolojik Pedagojik
Alan Bilgisi (TPAB) ölçeğinin Teknolojik Bilgi (TB) alt boyutunda “orta düzey” diğer
bütün alt boyutlarında “iyi düzey” de oldukları belirlenmiştir. Teknolojik Pedagojik Alan
vii
Bilgisi Öz Güven ölçeğinde ise; fen bilimleri öğretmenlerinin Teknolojik Pedagojik Alan
Bilgisi öz güven düzeylerinin alt boyutların Teknolojik Pedagojik Bilgi (TPB) alt
boyutunda “iyi düzey” de diğer alt boyutlarda ise “orta düzey” de olduğu sonucuna
ulaşılmıştır. TPAB düzeylerini demografik özelliklere göre incelediğimizde cinsiyet
bakımından, okullarda akıllı tahta mevcutluk bakımından ve eğitim durumu bakımında
anlamlı bir farklılık olmadığı, yaş aralığı bakımından (20-25 yaş aralığı lehine) ve görev
süresi bakımından (TB alt boyutunda 11-15 görev süresi lehine) anlamlı bir fark olduğu
gözlemlenmiştir. TPAB öz güven düzeylerinin demografik özelliklere göre
incelediğimizde ise cinsiyet bakımından (TAB alt boyutunda erkek öğretmenler lehine)
anlamlı bir farklılık varken diğer değişkenler bakımından anlamlı bir farklılık
görülememiştir.The purpose of the study was to determine technological pedagogical content knowledge and
the self-confidence level of technological pedagogical content knowledge of science teachers
teaching in Sanlıurfa and to investigate in terms of some demographic properties (gender, age,
tenure for the profession, educational status and availability of smartboard at schools). 120
scienceteachers serving in Sanlıurfa during 2018-2019 participated in the
study."Personal Information Form", “Technological Pedagogical Content
Knowledge Scale" and Technological Pedagogical Content Knowledge Self Confidence
Scale” were used as data collection tools. The collected data were analyzed by the package
program SPSS 22. As a result of the study, it was concluded that science teachers had an
“intermediate level” in the Technological Knowledge (TK) subdimension of the
ix
Technological Pedagogical Content Knowledge (TPCK) Scale while They had “good level”
in all other subdimensions. The teachers had a "good level" in Technological
Pedagogical Knowledge (TPK) subdimension of Technological Pedagogical Content
Knowledge Self Confidence (TPCKSC) Scale though had "intermediate level" in
all other subdimensions. When technological pedagogical content knowledge level was
investigated in terms of demographic properties, no significant difference was found
according to gender, educational status, and availability of smartboard at schools but a
significant difference was found according to age (in favor of 20-25) and tenure for the
profession (in favor 11-15 years for profession). As the level of self-confidence technological
pedagogical content knowledge was investigated in terms of demographic properties, no
significant difference was found except for gender (in favor of male teachers in TCK
subdimension)
Buıldıng Materıal Usage Crıterıa In The Context Of Bıomımetıc Approaches
Çevresel sorunlar, ekonomik ve sosyal gereklilikler günümüzde mühendislik ve yapı
tasarımı alanlarını etkilemekte, yapı malzemelerinden mekanik dayanım, termofiziksel ve
optik özelliklerden daha fazlasının talep edilmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda çok
işlevli, fiziksel ve kimyasal dayanımı yüksek, uyaranlara duyarlı malzeme özelliklerine
sahip olmak, birçok uygulama için önemli bir konu haline gelmiştir. Bu gereksinimleri
yerine getirmek için yenilikçi çözüm yolları araştırılmaktadır. Bu yenilikçi yaklaşımlardan
biri, insan ve yapılı çevre sorunlarına çözüm üretmek için doğadan ilham alan biyomimetik
tasarım yaklaşımıdır. Yapı malzemeleri için sürekli artan gereksinimlerin çoğu, doğanın
malzemeleri tarafından karşılanabilmektedir ve doğa farklı fonksiyonlara sahip, gelişmiş
performans gösteren yeni yapı malzemeleri için yararlanılabilecek potansiyeller
sunmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın temel amacı, biyomimetik tasarım yaklaşımının; yapı
malzemesinin tasarım ve üretim süreçlerinde izlenmesiyle, biyomimetik yapı
malzemelerinin, yapı malzemesi kullanım ölçütleri kapsamında çevresel girdi çıktılarından,
bina ömrüne, tasarıma sağladığı esneklikten, kullanıcı konforuna kadar yaptığı etkileri ve
yaygın olarak kullanılan yapı malzemeleri için biyomimetik yaklaşımların çözüm olma
potansiyellerini araştırmaktır. Bu amaçla; biyomimetik yapı malzemeleri için ele alınan
problemler ve fırsatlar ana hatlarıyla ortaya konulmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır.
Uygulanmış ve kavramsal düzeyde kalmış olan biyomimetik yapı malzemesi örnekleri;
malzemelerden beklenen temel ve yenilikçi özellikler ve yaygın kullanılan yapı
malzemelerinde görülen olumsuzluklar kapsamında irdelenmiş ve tartışılmıştır. Yapılan
değerlendirmeler sonucunda geçmişten günümüze yaygın olarak kullanılan malzemelere
göre biyomimetik malzemelerin spesifik durumlara daha fazla cevap verebildiği görülmüş
ve biyomimetik tasarım yaklaşımının yapı malzemelerinin teknik performanslarını arttırdığı,
enerji ve kaynak verimliliği sağladığı, kullanıcı konforuna ve binaların çevresel etkilerini
azaltmada katkı sunduğu, uygulanabilecek potansiyeller barındırdığı sonucuna varılmıştırEnvironmental problems, economic and social requirements affect the fields of engineering
and building design today, causing demands for more than mechanical strength,
thermophysical and optical properties from building materials. In this regard, it has become
an important issue for many applications to have multi-functional, high physical and
chemical resistance, stimulus-sensitive material properties. Nowadays, researches are
performed for innovative solutions to fulfill these requirements. One of them is the natureinspired
biomimetic design approach.Many of the ever-increasing requirements for building
materials can be met by natural materials, and nature offers the potential to be exploited for
newmaterials with different functions and improved performance. The main aimof the study
is to monitor the biomimetic design approach in the design and production processes of
building materials, the effects of biomimetic building materials from environmental outputs
to material usage criteria, from the flexibility to comfort, and to explore their potential of the
solution of biomimetic approaches for common materials. For this purpose, the problems
and opportunities addressed for biomimetic building materials are explained. Examples of
applied biomimetic building materials, remained at the conceptual level, were discussed in
basic and innovative properties expected from materials and the negativities seen in common
materials. In conclusion, it has been seen that biomimetic materials can respond more to
specific situations than widely used materials, and it has been concluded that the biomimetic
design approach increases the technical performance of building materials, provides energy
and resource efficiency, contributes to comfort and reducing the environmental impact of
buildings
The Effects Of Argumentatıon-Based Mathematıcs Teachıng On 6th Grade Students 'Academıc Achıevement, Dıscussıon Effıcıency, Knowledge Transfer And Self-Effıcıency For Mathematıcal Process Skılls
Bu araştırmanın amacı, “6. sınıf geometrik cisimler ve hacim ölçme ile sıvılarda ölçme konularının argümantasyon temelli matematik öğretim yöntemi ile işlenmesinin öğrencilerin akademik başarıları, matematiksel süreç becerilerine yönelik öz yeterlikleri, bilgi transferleri ve tartışma istekliklerine etkisini” ortaya koymaktır. Araştırmanın modeli ön ve son test kontrol gruplu yarı deneysel desendir. Araştırmanın çalışma grubu, Ankara ili Yenimahalle ilçesinde MEB’e bağlı bir ortaokulda 2017-2018 öğretim yılı ikinci yarıyıl döneminde biri deney grubu, diğeri kontrol grubu iki 6. sınıf öğrencisinden oluşmuştur. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak; 1. Matematiksel süreç becerileri öz yeterlik ölçeği, 2. Geometrik cisimler ve hacim ile sıvılarda ölçme başarı testi, 3. Geometrik cisimler ve hacim ile sıvılarda ölçme bilgi transferi testi, 4. Tartışmacı anketi, 5. Yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu araçlardan akademik başarı testi, öz yeterlik ölçeği, bilgi transferi testi ve görüşme formu, araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Uygulama haftada ortalama 5 ders saati olmak üzere 9 hafta sürmüştür. Toplamda 40 ders saati uygulamaya ayrılmıştır. Uygulamanın bitmesini izleyen hafta içerisinde sadece deney grubundan rastgele yöntemle seçilen 3 öğrenci ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nicel verilerin analizinde, bağımsız gruplar T testi, Shapiro-Wilks testi ve Mann Whitney U testi kullanılmış olup nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; son test akademik başarı puan ortalamaları arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Deney grubunun tartışma istekliliği son test puanları, ön test puanlarından yüksek çıkmış olup istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Son test öz yeterlik puan ortalamaları açısından, deney grubunda daha
vii
yüksek ortalama puanlar elde edilmesine karşın, kontrol grubu ortalamaları ile kıyaslandığında aralarında anlamlı farklılık belirlenmemiştir. Deney grubunun transfer puanları akademik başarı ön test puanlarından yüksek çıkmış olup istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Deney grubunun transfer puanları akademik başarı son test puanlarından yüksek çıkmış olup istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda öğrencilerin argümantasyon temelli matematik öğretim yöntemine ilişkin olumlu görüşlere sahip oldukları görülmüştürThe purpose of this study is to reveal the effect of “6th grade geometric objects and volume measurement and measurement in liquids with argumentation-based mathematics learning method on students' academic achievement, self-efficacy towards mathematical process skills, knowledge transfer and discussion willingness”. The model of the research is quasi-experimental design with pretest and posttest control groups. The study group of the study consisted of two 6th grade students, one in the experimental group and the other in the control group, in the second semester of 2017-2018 academic year at a secondary school affiliated to the MEB in Yenimahalle district of Ankara province. As data collection tools in this study; 1.Mathematical process skills self-efficacy scale, 2.Geometric objects and measurement success test in volumes and liquids, 3.Geometric objects and measurement knowledge transfer test in volume and liquids, 4. Discussion questionnaire, 5.Semi-structured interview form. Among these tools, the academic achievement test, self-efficacy scale, knowledge transfer test and interview form were developed by the researcher. The application lasted 9 weeks, with an average of 5 lesson hours per week. 40 lesson hours in total are allocated for practice. In the week following the end of the application, only 3 students randomly selected from the experimental group were interviewed. In the analysis of quantitative data, independent groups t test, shapiro-wilks test and mann whitney u test were used, and content analysis method was used in the analysis of qualitative data. According to the research results; A statistically significant difference was found in favor
ix
of the experimental group between the two groups of the post-test academic achievement score averages. The post-test scores of the experimental group's willingness to discuss were higher than the pre-test scores, and a statistically significant difference was found. In terms of post-test self-efficacy mean scores, although higher average scores were obtained in the experimental group, no significant difference was found between them when compared to the control group averages. The transfer scores of the experimental group were higher than the academic achievement pretest scores, and a statistically significant difference was found. The transfer scores of the experimental group were higher than the academic achievement posttest scores, and no statistically significant difference was found. As a result of the interviews, it was observed that the students had positive opinions about the argumentation-based mathematics learning method
Route Optımızatıon For Unmanned Aerıal Vehıicles In Flıght Restrıcted Areas
İnsansız hava araçlarının (İHA), özellikle de dronların gerek askeri gerekse sivil alanlarda
her geçen gün daha da yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. İHA’ların görev planlaması
söz konusu olduğunda ilk anlaşılan hareket-rota planlamasıdır. Bu çalışmada uçuş kısıtlı
bölgelerde İHA’ların başlangıç noktasından bitiş noktasına uçuşu için en uygun rotanın
belirlenmesi konusu araştırılmıştır. Uçuş kısıtlı bölgeler dikdörtgen veya daire ile
değiştirilmiş ve problem, matematiksel olarak verilmiş doğru parçaları ile dikdörtgenin veya
dairenin kesişimi ile tanımlanmıştır. Problemin çözümü için mevcut yaklaşımlardan farklı
olarak dışbükey dörtgenin özelliklerine göre bir matematiksel model geliştirilmiş ve bu
modeli kullanılarak optimuma yakın mesafeyi hesaplayabilen bir yazılım geliştirilmiştir.
Bunun için Karınca Kolonisi Algoritması uygulanmıştır. Klasik Karınca Kolonisi
Algoritmasından farklı olarak her bir karıncanın hücreye girişinin serbest veya yasak
olduğunu belirten özel bir “tabulist” matrisi dahil edilmiştir. “Tabulist” matrisinin dahil
edilmesi karıncanın bir sonraki hücreyi seçme olasılığı da dikkate alındığı için engellere
girip girmediğini kontrol etmeye gerek kalmaz. İterasyon sonunun sağlanması için
karıncaların olduğu hücre ile başlangıç ve son noktayı birleştiren kırık çizgiye kadar olan en
kısa mesafenin tersi – “karıncanın hedefe ulaşma” parametresi dahil edilmiştir. Her iki
algoritma için yazılım geliştirilmiş ve hesaplama deneyleri yapılmıştır. Yapılan hesaplama
deneylerine göre birinci algoritma ile ikinci algoritma arasındaki fark 4 birim olmuştur. Bu
fark engellerin geometrisine, boyutuna, hizasına ve sayısına bağlı olarak artabilir veya
azalabilirIt is seen that Unmanned Aerial Vehicles (UAVs), especially drones, are being used more
and more every day in both military and civilian areas. Route planning is the first goal when
it comes to the task planning of UAVs. In this study, it has been investigated determining
the most suitable route for the flight of UAVs from the starting point to the endpoint in flight
restricted areas. The restricted areas of flight are changed by rectangles or circles and the
problem is defined by the intersection of the mathematically given line segments and
rectangles or circles. For this problem, as distinct from the present condition, a mathematical
model was developed according to the properties of the convex quadrilateral and by using
this model a software has been developed that can calculate the optimum distance. For this,
the Ant Colony Algorithm has been applied. Unlike the Classical Ant Colony Algorithm, a
special “Tabulist” matrix has been included, indicating that each ant's entry into the cell is
free or prohibited. The inclusion of the tabulist matrix also takes into account the possibility
of the ant choosing the next cell, there is no need to check whether or not it is entering into
obstacles to ensure the end of the iteration, “Ant’s reaching the target” parameter was
included by connecting the ants’ cell to the start and the endpoint till the broken line to the
inverse of the shortest distance. A software has been developed and calculation experiments
have been done for both algorithms. According to the calculation experiments, the difference
between the first algorithm and the second algorithm was 4 units. This difference may
increase or decrease depending on the geometry, size, alignment and number of obstacle
Applıcatıon Of Reusabılıty Methods Wıthın The Scope Of Software Product Lıne Archıtecture For “Task Plannıng” Software In Radar And Electronıc Warfare Projects
Çalışma kapsamında Elektronik Harp Sistemleri Görev Planlama yazılımının, ürün hattı ile geliştirilmesinde kullanılmak üzere yetenek hattı oluşturulmuştur. Görev Planlama yazılımlarının kullanıcıya sunduğu yetenekler, farklı platformlardaki farklı sistemlerin ihtiyacına göre değişiklik göstermektedir. Bir veya birden çok EH sistemi için ortak kullanılacak Görev Planlama yazılımının hangi yeteneklere sahip olacağı Sistem Tasarım Tanımlama Dokümanı (STTD) dokümanı ve Yazılım Gereksinim Özellikleri (YGÖ) dokümanında yer almaktadır. Bu kapsamda yapılmış olan çalışmada yetenek setlerinin çıkarılması YGÖ dokümanlarından otomatik olarak yapılmıştır. Bu dokümanların çalışmada kullanılabilmesi için Türkçe doğal dil işleme kütüphanesi olan Zemberek kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan kelime havuzu, uzman görüşü ve sezgisel yöntemlerle yapılan anket sonucu elde edilen ve yetenekleri tanımlayan kelime ve kelime gruplarından oluşmaktadır. Dokümanlardan ayrıştırılan ifadeler, kelime havuzunda aranmış ve eşleşenler tespit edilmiştir. Havuzdaki kelimelerin hangi yeteneği temsil ettiği önceden belirtilmiş olduğu için eşleşen kelimelerden yetenek tespiti yapılabilmiştir. Böylece STTD dokümanında yer alan isteklerin, Görev Planlama yazılımındaki hangi yeteneğe karşılık geldiği tespit edilebilmiştir. Algoritma sonucu elde edilen yetenekler gerçek projedeki yeteneklerle %80-90 arasında uyumluluk göstermektedir. Yeteneklerin otomatik tespit edilme süreci manuel tespite göre kısalmış ve %50 civarında zamandan kazanç sağlamıştır. YGÖ dokümanları ile başarı oranı arttırılan çalışma sonrasında elde edilen ana ve alt yeteneklerle Görev Planlama yazılımına ait ürün hattı oluşturulmuştur.Within the scope of this study, a talent line was created within the scope of the software product line to be used in the development processes of the Mission Planning projects, one of the Electronic Warfare Software, in the Defense Industry Institution. The capabilities offered by Task Planning projects to the user vary according to the needs of different systems on different platforms. The capabilities of the Task Planning project to be used in a system are included in the System Design Described Document (STTD) document and the Software Requirement Features document. In the study conducted within the scope of this study, the extraction of talent sets was made automatically from YGO documents. Zemberek is Turkish natural language processing library. It was used to use these documents in this study. Word pool is the word and word groups that are created as a result of a survey conducted by expert opinion and intuitive methods and define skills. The statements separated from the documents were searched in the word pool and the matching ones were identified. Ability detection can be made from matching words, because the words in the pool represent what skill it has been previously specified. Thus, it was possible to determine which requests in the system document correspond to the capability in the Task Planning project