Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
    6557 research outputs found

    İçme Suyu Şebekelerinde Oluşan Su Kayıp Ve Kaçaklarının Scada Sistemi Yardımıyla Analiz Edilmesi: Yozgat İli Örneği

    No full text
    Su insan hayatı için çok önemlidir. Suyun insanlara temiz ve sağlıklı olarak ulaştırılabilmesi için insanların kullanımına sunulmadan önce depolandığı tankların da güvenilir ve temiz olması gerekmektedir. Su yoluyla bulaşıcı hastalıkların taşınma riskini engellemek için su depolama tanklarında tutulan sulara arıtma ve dezenfekte işlemleri yapılır. SCADA sistemleri ile içme suyu dağıtımında merkezi bir kontrol ve izleme sağlanarak suyun akışı uzaktan takip edilir. Toplanan veriler sayesinde depolama tanklarında meydana gelebilecek olumsuz durumlar otomatik olarak algılanabilir ve gerektiğinde sistem üzerinden müdahale edilerek su dağıtımı yönetilebilir. Ayrıca su kaçakları tespit edilerek şebekeye verilen suyun tamamının kullanıcıya ulaştırılması sağlanabilir. Bu çalışmada Yozgat ilinde bulunan 4 adet terfi merkezi ve 13 adet su depolama tankındaki veriler incelenerek su kaynağından su depolama tanklarına ve suyun insanların kullanımına sunulmasına kadar olan tüm süreçlerin SCADA sistemi ile uzaktan kontrol edilmesi sağlanmıştır. Tortu oluşumundan kaynaklanan su seviyesi, basınç, pH ve sıcaklık değişimleri analiz edilerek şebekede meydana gelen su kaçakları tespit edilmiş ve suyun kalitesi hakkında veriler elde edilmiştir. İstasyonlardan sürekli olarak alınan veriler sonucunda bir yılda su şebekesine basılan su miktarının %60’ının kayıp- kaçak olduğu tespit edilmiştir. Geçmiş yıldaki verilere nazaran SCADA sisteminin kullanımıyla alınan önlemler sonucunda sorunların %51 oranında azaldığı rapor edilmiştir. Sistem sayesinde tespit edilen tortu oluşumları kısa sürede önlenerek suyun temiz ve sağlıklı bir şekilde kullanıcıya ulaştırılması sağlanmıştır

    BT tarama görüntülerinden gama düzeltme ve xgboost ilegeliştirilmiş CNN kullanılarak çok düzeyli covıd-19enfeksiyonunun ölçümü ve tespiti

    No full text
    Radyasyon teşhisi alanı, yapay zekâ (AI), bilgisayarlı görüş ve gelişmiş tıbbi görüntüleme teknikleri gibi yenilikçi teknolojilerin desteklediği hızlı ilerlemelerden geçmektedir. Bu dinamik ortamda bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleme, özellikle hem COVID-19 hem de akciğer tümörleriyle ilişkili klinik değişikliklerin tanımlanmasında öne çıkan bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Göğüs röntgeni, çeşitli tıbbi görüntüleme teknikleri ve BT taramalarının kullanımı, COVID-19'un hızlı ve doğru tanısı için pratik ve etkili bir araç olarak önerilmiştir. Özellikle BT taramaları, aşırı koşullar altında yanlış negatif sonuçların ortaya çıkabileceği durumlarda bile, COVID-19'un varlığını tespit etmede yüksek hassasiyet göstermiştir. Ancak COVİD-19 pozitifliğini belirlemek için röntgen ve BT görüntülerinin uzmanlar tarafından analiz edilmesi zaman alıcı ve zorlu bir süreçtir. Bu çalışma, zorlukların üstesinden gelmek ve teşhis sürecini iyileştirmek için evrişimli sinir ağlarının (CNN'ler) uygulanmasını ele alıyor. Bu CNN'ler, transfer öğrenimi yoluyla elde edilen bir başarı olan ilgisiz öğeleri filtrelerken görüntüleri doğru bir şekilde kategorize etmede çok önemli bir rol oynuyor. Transfer öğreniminde önceden var olan yöntemler, ImageNet gibi kapsamlı veri kümelerinden temel özellikleri toplayarak bunları yeni görevlere etkili bir şekilde uygular. Makine öğrenimi tekniklerindeki ilerlemelere rağmen, CNN'lerin etkinliği hala CT görüntülerinden ilgili niteliklerin çıkarılmasına bağlıdır. Bu nedenle çalışma, göğüs BT taramaları ve X-ışını görüntülerinin kullanımının, COVID-19'u tespit etmek için önemli bir potansiyele sahip olduğunu ve bu potansiyelin, DenseNet, ResNet ve VGG-16 gibi önceden eğitilmiş CNN'ler kullanılarak daha da artırılabileceğini öne sürüyor. İki farklı veri kümesinden (Covid Veri 1 ve Covid Veri 2) elde edilen sonuçlar ile CNN net ve XGBoost sınıflandırıcısını içeren çeşitli modellerin sonuçları karşılaştırıldı ve analiz edildi. Her iki veri kümesinde de XGBoost, görüntü boyutu ve eğitim ayarlarından bağımsız olarak doğruluk açısından sürekli olarak CNN ağını geride bırakıyor. Covid Veri 1, test edilen tüm modellerde ve ayarlarda genellikle Covid Veri 2'ye kıyasla daha yüksek doğruluk sergiliyor. Özellikle XGBoost, GC (?=1.5) ile eğitildiğinde ve 128x128 ve 256x256 piksel görüntü boyutlarını kullandığında, Covid Veri 1 için %97.94'e ve Covid Veri 2 için %97.76'ya ulaşarak en yüksek doğruluğu elde ediyor. Öte yandan CNN ağı, hem GC'siz hem de 256x256 piksel görüntü boyutlarını kullanarak, en yüksek oranlar Covid Veri 1 için %79.54 ve Covid Veri 2 için %79.74 olmak üzere daha düşük doğruluk oranları elde ediyor. Bu nedenle, sağlanan sonuçlara göre XGBoost sınıflandırıcı, sınıflandırma görevleri için üstün bir seçim gibi görünüyor; modeller ve ayarlar genelinde tutarlı olarak daha yüksek doğruluk oranı nedeniyle tercih edilen veri seti ise Covid Veri 1'dir. Çalışma, bu modelin tanı amaçlı terapötik uygulamasına yönelik önemli ilerlemeler kaydederken, potansiyelini tam olarak gerçekleştirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu da kabul ediyor. Gelecekteki araştırmaların gama düzeltme ve ön işleme araçlarını kullanan ek tasarımları keşfetmesi bekleniyor. Daha karmaşık platformları eğitmek için daha büyük bir GPU bellek sınırına izin veren model eğitim seçeneklerine ilişkin hususlar önerilmektedir. Bu, gelişmiş yetenekler için başlangıç modüllerinin ve birden fazla yoğun katmanın dahil edilmesini içerebilir. Çalışmada özetlenen bir sonraki araştırma alanı, belirli mimari tarzların belirli rahatsızlıkların tedavisinde daha etkili olup olmadığını belirlemeyi amaçlayan çeşitli rahatsızlıkların sınıflandırılmasına odaklanmaktadır. Farklı hastalıklarla ilgili performans farklılıklarını araştırmak, altta yatan nedenlere dair içgörü sağlayabilir. Ek olarak, analiz sürecini geliştirmek ve model performansının daha kapsamlı ve sağlam bir şekilde değerlendirilmesini sağlamak için k-fold veri bölme gibi alternatif veri bölme yöntemleri önerilmektedir.The field of radiation diagnosis is undergoing rapid advancements, propelled by innovative technologies such as artificial intelligence (AI), computer vision, and sophisticated medical imaging techniques. In this dynamic landscape, computed tomography (CT) imaging has emerged as a prominent method, especially in the identification of clinical changes associated with both COVID-19 and lung tumors. The utilization of chest X-rays, various medical imaging techniques, and CT scans has been proposed as a practical and efficient means for the rapid and accurate diagnosis of COVID-19. Notably, CT scans have demonstrated high sensitivity in detecting the presence of COVID-19, even in cases where false negatives may occur under extreme circumstances. However, the analysis of X-rays and CT images by specialists to determine COVID-19 positivity is a time-consuming and challenging process. To address these challenges and improve the diagnostic process, the study addresses the application of convolutional neural networks (CNNs). These CNNs play a crucial role in accurately categorizing images while filtering out irrelevant elements, a feat achieved through transfer learning. In transfer learning, pre-existing methods gather essential characteristics from extensive datasets like ImageNet, effectively applying them to new tasks. Despite the advancements in machine learning techniques, the efficacy of CNNs still hinges on the extraction of relevant attributes from CT images. Therefore, the study suggests that the use of chest CT scans and X-ray images holds significant potential for detecting COVID-19, and this potential can be further enhanced by employing pre-trained CNNs such as DenseNet, ResNet, and VGG-16. The results from two distinct datasets, namely Covid Data 1 and Covid Data 2, along with various models including CNN net and XGBoost classifier, have been compared and analyzed. Across both datasets, XGBoost consistently outperforms the CNN net in terms of accuracy, regardless of the image size and training settings. Covid Data 1 generally exhibits higher accuracies compared to Covid Data 2 across all models and settings tested. Specifically, XGBoost achieves the highest accuracy, reaching up to 97.94% for Covid Data 1 and 97.76% for Covid Data 2, when trained with GC (?=1.5) and using image sizes of 128x128 and 256x256 pixels. On the other hand, the CNN net achieves lower accuracies, with the highest being 79.54% for Covid Data 1 and 79.74% for Covid Data 2, both without GC and using image sizes of 256x256 pixels. Therefore, based on the provided results, the XGBoost classifier appears to be the superior choice for classification tasks, with Covid Data 1 being the preferred dataset due to its consistently higher accuracies across models and settings. While the study makes significant strides toward the therapeutic application of this model for diagnostic purposes, it acknowledges the need for further research to fully realize its potential. Future investigations are expected to explore additional designs utilizing gamma correction and pre-processing tools. To train more complex platforms, considerations for model training options that allow for a larger GPU memory limit are suggested. This could involve incorporating inception modules and multiple dense layers for enhanced capabilities. The next area of research outlined in the study focuses on the classification of various ailments, aiming to determine whether specific architectural styles are more effective in treating certain conditions. Exploring performance differences related to different illnesses could provide insights into the underlying causes. Additionally, alternative data splitting methods, such as k-fold data splitting, are suggested to enhance the analysis process, providing a more comprehensive and robust evaluation of the model's performance

    Amınoethoxyvınılglycıne (Avg) Ve Gibberellik Asit (Ga3) Uygulamalarının Hakko Armut Çeşidinde Hasat Önü Meyve Döküm Miktarına Ve Meyve Kalitesine Etkilerinin Belirlenmesi

    Full text link
    Bu çalışma hasat öncesi Aminoethoxyvinilgylcine (AVG) ve Gibberellik asit (GA3) uygulamalarının BA29 anacı üzerine aşılı ‘Hakko’ armut (Pyrus pyrifolia) çeşidinde hasat önü meyve döküm miktarına ve meyve kalitesine etkilerinin belirlenmesi amacıyla 2021-2022 yıllarında Ankara İli Bala ilçesinde yer alan özel bir üreticiye ait meyve bahçesinde yürütülmüştür. Tahmini hasat tarihinden 4 hafta önce 50-100-150 mg/l AVG ile 25-50-75 mg/l GA3 uygulanmıştır. Meyveler tam olgunluk tarihinde hasat edilerek; kümülatif döküm yüzdesi, verim, meyve ağırlığı, meyve eni ve boyu, meyve sapı eni ve uzunluğu, meyve eti sertliği, meyve rengi gibi pomolojik özellikler ile suda çözünür kuru madde (SÇKM), pH ve titre edilebilir asitlik (TA) gibi kimyasal özellikler değerlendirilmiştir. Hasat döneminde tüm AVG ve GA3 dozlarının kontrol uygulamasına (% 6.78) göre kümülatif döküm oranını azalttığı görülmüştür. Genel anlamda GA3 uygulamalarında ağaç başına verim yüksek bulunmuştur. Gerek AVG gerekse GA3 uygulamalarında meyve ağırlığı, meyve eni ve boyu, meyve eti sertliği, SÇKM ve pH üzerine etkisi istatistiki olarak çok önemli bulunmuştur. Hem AVG hem de GA3 uygulamalarında hasat önü meyve döküm miktarının düştüğü ve meyve kalite özelliklerinin kontrole göre daha iyi olduğu görülmüştür

    Early Physical Activity And Its Effects On Functional Capacity And Quality Of Lıfe In Post-Surgery Cardiac Patients

    Full text link
    The heart and blood arteries make up the cardiovascular system. Heart and blood vessel problems together referred to as cardiovascular diseases (CVD) include congenital heart disease, cerebrovascular illness, and coronary heart disease. It is expected that CVD will remain the leading cause of death and disability in the world going forward. Medication therapy, exercise, a balanced diet, and heart surgery are the main treatments for CVD. Cardiovascular surgery has decreased CVD mortality and tended to become less invasive with the rapid development in CVD treatment. After cardiac surgery, exercise helps people heal, but not enough exercise can make recovery more difficult. Physical activity following heart surgery is crucial for minimizing unfavorable outcomes, although postoperative patient participation in physical activity has typically been insufficient. The purpose of this research is to assess the impact of early physical activity on patients undergoing heart surgery's quality of life and functional ability. This study was carried out for heart surgery at the Ibin AL-Bitar Hospital in Baghdad, Iraq. In all, 100 individuals between the ages of 18 and 65 who had cardiac surgery (52 men and 48 women) willingly took part in the study. From the first postoperative day (POD) to the seventh POD, all patients took part in the early physical activity program in the surgical wards and intensive care unit (ICU). This program comprised the following: In the ICU, on the first or second POD, shoulder and neck movements, breathing exercises, and postural drainage are performed. Breathing exercises, postural drainage, and supervised walking in increments of 2.5 minutes, as tolerated, up to 10 minutes in the morning, afternoon, and evening, as well as at night, are recommended for patients in the surgery ward from 3 to 7 POD. The six-minute walk test (6MWT), the short form-36 quality of life (SF-36), and the short form-international physical activity questionnaire (SF-IPAQ) were utilized as outcome measures. On the seventh postoperative day, every patient finished examinations and questionnaires. According to statistical analysis, there was a statistically significant correlation between the SF-IPAQ score and the 6MWT and SF-36. The results of this study showed that patients who engaged in an early physical exercise program following heart surgery had improved functional capacity and overall quality of life. 26 February 2024, 86 Page

    Sonlu Boyutlu Lie Cebirleri ile İlişkili Olan Kombinatoryal Yapılar Üzerinde İşlemler

    Full text link
    Tezin amacı sonlu boyutlu Lie cebirleri ile ili ̧skili olan ve olmayan kombinatoryal yapıları belirleyip bu kombinatoryal yapılar ve üzerlerinde yapılan işlemlerin sonuçlarının araştırılmasıdır. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, grafların tarihçesine ve tezin içeriğine yer verilmiştir. İkinci bölümde, Lie cebirleri ile ilgili temel tanım ve teoremler verilmiştir. Üçüncü bölümde, graf teorisi için gerekli olan tanım, teorem ve şekillere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde, Lie cebirlerinin kombinatoryal yapılarla ilişkisi incelenip Lie cebirleriyle ilişkili olan ve olmayan konfigürasyonlar araştırılmıştır. Son olarak beşinci bölümde, daha önce incelemiş olduğumuz kombinatoryal yapıların üzerinde yapılan değişiklikler incelenmiştir

    Sepsis Modeli Oluşturulan Sıçanlarda Karaciğer Hasarı Üzerine Borik Asitin Koruyucu Etkisi

    No full text
    Endotoksik şok hipotansiyonu, zayıf doku perfüzyonu, çoklu organ yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlarla karakterize edilir ve hastalarda ölüme neden olabilir. Endotoksinlerin başlıca nedenlerinden biri olan lipopolisakkarit (LPS) ile oluşturulan endotoksemi, yoğun bakım üniteleri için hala büyük bir sorundur. Patofizyolojik mekanizmaları anlamak ve tedavi etmek için birçok strateji geliştirilmesine rağmen, bu durum hala önemini korumaktadır. Bu araştırma, son zamanlarda antibakteriyel, antiinflamatuar ve antitümöral etkileri araştırılan borik asitin sıçanlarda deneysel endotoksemi oluşturarak karaciğeri koruma etkinliğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma için 32 adet Wistar albino türü yetişkin dişi sıçan 4 gruba ayrılmıştır. Borik asit ve borik asit+LPS grubuna 14 gün boyunca 20mg/kg (IP) borik asit uygulanmıştır. 15. günde LPS ve Borik asit+LPS grubuna 7,5mg/kg LPS (IP) uygulanmıştır. Deneyin 15.gününde bütün gruplara intraperitoneal ketamin hidroklorid 60 mg/kg + 10 mg/kg ksilazin HCl (%2 ksilazine hydrochloride) ile anestezi sağlandıktan sonra orta hat kesisi ile laparotomi yapılmıştır. Deri altı bağ dokusu ve abdominal kaslar açılarak organlar diseke edilmiş, organlar formaldehit içine alınarak histopatolojik ve immunohistokimyasal değerlendirmeler için kullanılmıştır. Alınan dokularda yapılan histopatolojik değerlendirmeler sonucunda LPS uygulanan gruplarda kontrol grubuna göre karaciğer normal histolojik yapısının bozulduğu, kordonlar ve sinüzoidal yapıda düzensizlikler gözlenmiştir. Hepatositlerde vakuolizasyon vena sentralislere açılan sinüzoidlerde dilatasyon, damarlarda hiperemi olmak üzere ciddi doku hasarı izlenmiştir. Vena centralis etrafında fibrozis gözlenmiştir. Borik asitin koruyucu amaçlı önce verildiği gruplarda bu hasarların azaldığı görülmüştür. Yine yapılan immünohistokimyasal değerlendirmelerde apoptotik bir protein olan caspas 3 ekspresyonunun tedavi grubunda azaldığı görülmüştür. Bu çalışmanın sonuçları LPS ile oluşturulan endotoksemi sonucunda karaciğer de oluşan hasara karşı borik asitin karaciğer dokusu üzerine histopatolojik olarak ve antiapoptotik özelliği ile koruyucu rolünün olduğunu göstermiştir

    Comparison of early mobilisation exercises and traditional physiotherapy following cardiac surgery on older patients

    Full text link
    Kardiyovasküler sistem, diğer adıyla dolaşım sistemi kalp ve kan damarlarından oluşur. Bu sistem vasıtasıyla kan tüm vücuda yayılır, oksijen ve besin maddeleri tüm doku ve organlara iletilir. Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalıklar ve konjenital kalp hastalığı gibi bir grup hastalığın genel tanımıdır. KVH'nin etiyolojisi ve patogenezi büyük ölçüde yaşam tarzına bağlıdır. KVH'lerin davranışsal, biyolojik ve sosyal düzeyde yatkınlıkları ve risk faktörleri vardır. Bunlar yaş, cinsiyet, genetik faktörler, diabetes mellitus, hiperlipidemi, obezite, hipertansiyon, sağlıksız beslenme, sigara kullanımı, fiziksel hareketsizlik ve stresli yaşam tarzıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kan basıncı, kolesterol, obezite ve sigara içiminin kontrolü ile KVH'lerin görülme sıklığının yarıya indirilebileceğini bildirmektedir. Günümüzde yıldan yıla artan KVH'ler mortalite ve morbiditenin başlıca sebeplerindendir. WHO'ya göre, KVH her yıl yaklaşık 17,9 milyon kişinin ölümüne sebebiyet vermekte ve dünyada ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır. KVH nedeniyle gerçekleşen beş ölümünün dördü kalp krizi ve serebrovasküler olaylardan kaynaklanmakta ve bu ölümlerin üçte biri 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşmektedir. Post-operatif dönemde aktif olan hastaların hastanede kalma sürelerinin daha kısa olduğu ve post-operatif komplikasyonlara daha az maruz kaldıkları bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, tekrarlayan kardiyovasküler olayların %75'i önlenebilmekte ve ikincil koruma bu yükü hafifletebilmektedir. Kardiyak rehabilitasyon (KR), mortaliteyi azaltan ve KVH'li hastaların yaşam kalitesine olumlu etki eden, etkili bir ikincil korunma için tüm klavuz önerileri sunan kapsamlı bir bakım modelidir. Kardiyak rehabilitasyon programları ile KVH'li hastaların, değiştirilebilir risk faktörlerini önleyerek veya ortadan kaldırarak, hastalık öncesi durumlarını yeniden kazanmaları hedeflenmektedir. Kardiyak rehabilitasyon, hastanın değerlendirilmesi, diyet, kilo verilmesi, egzersiz eğitimi, kronik hastalıkların tedavisi, psikososyal destek, fiziksel aktivite danışmanlığı ve sigaranın bıraktırılması olmak üzere on bileşenden meydana gelmektedir. Kalp ameliyatı geçirmiş yaşlı bireylerde de fiziksel aktivitenin hastanede yatış süresini ve komplikasyon görülme sıklığını azalttığı bildirilmektedir. Bu çalışmanın amacı kalp cerrahisi ameliyatı geçirmiş yaşlı bireylerde erken mobilizasyon ve fonksiyonel egzersizin fiziksel aktivite, fonksiyonel durum ve denge üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu tez çalışması Irak-Bağdat Ibn Al-Bitar Kalp Cerrahisi Hastanesi'nde yapılmıştır. Çalışmaya kardiyak cerrahi geçirmiş 100 hasta (69 erkek, 31 kadın) dahil edilmiştir. Katılımcıların tümü 65 yaş ve üzeri bireylerdir. Katılımcılar, her grupta ellişer hasta olmak üzere Grup A ve Grup B olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Grup A müdahale grubu, Grup B kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Her iki gruba da konvansiyonel kardiyak fizyoterapi uygulanırken, Grup A'ya ek olarak erken mobilizasyon ve fonksiyonel egzersiz programı (postoperatif ilk 2 gün, yoğun bakım ünitesinde, günde üç kez: glenohumeral ve servikal mobilizasyon, baş kontrolü, el kavrama egzersizleri, oturma pozisyonunda denge egzersizleri, spirometre ile solunum egzersizleri, postüral drenaj, torakal perküzyon ve vibrasyon uygulanmıştır. Postoperatif üçüncü ve yedinci günler arasında ise, günde üç kez: solunum egzersizleri, inspiratuar kas güçlendirme, postüral drenaj, sandalyede oturma kalkma-öne ve geriye yürüme- duvara yaslanıp oturma kalkma gibi fonksiyonel egzersizler, tolerasyona göre 2-10 dakikalık yürüme egzersizleri) uygulanmıştır. Hastaların demografik ve klinik bilgileri postoperatif ilk gün kaydedilmiştir. Değerlendirme ölçümleri ise postoperatif ilk gün ve yedinci gün yapılmıştır. Değerlendirme ölçeği olarak: Kısa-Form Fiziksel Aktivite anketi (SF-IPAQ) fiziksel aktivitenin değerlendirilmesinde, Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (TUG) dengenin değerlendirilmesinde, İki Dakika Yürüme Testi (2MWT) ve Kısa Fiziksel Performans Ölçeği (SPPB) fonksiyonel kapasitenin ölçülmesinde kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen istatistiksel sonuçlara göre: A grubundaki bireylerin yoğun bakımda kalma sürelerinin B grubuna böre daha az olduğu tespit edilmiş, A grubundaki bireylerin 2MWT sürelerinin B grubuna böre daha fazla olduğu tespit edilmiş, A grubundaki bireylerin SF-IPAQ değerlerinin B grubuna böre daha fazla olduğu tespit edilmiş, A grubundaki bireylerin TUG sürelerinin B grubuna böre daha az olduğu tespit edilmiş ve A grubundaki bireylerin SPPB değerlerinin B grubuna böre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Korelasyon analizine göre A grubundaki bireylerde 2MWT ile SF-IPAQ, TUG ve SPPB arasında pozitif korelasyon TUG ile 2MWT ve SF-IPAQ arasında ise negatif korelasyon tepit edilmiş, diğer parametrelerde ise pozitif korelasyon tespit edilmiştir. B grubunda ise 2MWT ile SF-IPAQ ve SPPB arasında pozitif, SPPB ile SF-IPAQ arasında pozitif, TUG ile SPPB arasında ise negatif korelasyon tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre kalp cerrahisi geçirmiş yaşlı bireylerde erken mobilizasyon ve fonksiyonel egzersiz, fiziksel aktivite ve fonksiyonellik üzerine iyileştirici etki göstermiştir. Ayrıca erken mobilizasyon ve fonksiyonel egzersizin kalp cerrahisi geçiren geriatrik bireylerde dengeyi de geliştirdiği gözlenmiştir. Çalışmamızda postoperatif ilk yedi günlük veriler değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu konu ile ilgili yapılacak daha uzun takip süreli araştırmalar elde edilen çıkarımları güçlendirecektir.The cardiovascular system generally consists of the heart and vessels. Heart and blood vessel problems together referred to as cardiovascular diseases (CVD) include congenital heart disease, cerebrovascular illness, and coronary heart disease. It is expected that CVD will remain the leading cause of death and disability in the world moving forward. Numerous issues can affect the cardiovascular system, such as defects in the conduction system, rheumatic heart disease, and endocarditis. CVD is mostly treated with medication, exercise, a balanced diet, and heart surgery. Following heart surgery, patients who are active in the postoperative phase stay in the hospital for shorter periods of time and experience fewer complications. After cardiac surgery, exercise helps people improve, but insufficient physical activity can make recovery more difficult. When compared to other alternative therapies, early mobilization following a cardiac surgery improves physical function better. However, recent studies suggest that early patient mobility can facilitate oxygen transport and functional recovery, as well as lower postoperative complications and shorter hospital stays. After cardiac surgery, older adults who exercise during the recovery period experience fewer difficulties and hospitalizations. The purpose of this study is to assess the impact of early mobilization and functional exercise on geriatric patients' post-cardiac surgery physical activity, functional status, and balance. A total of 100 elderly patients—69 men and 31 women—who had undergone cardiac surgery and were up to 65 years old—voluntarily took part in the study. There were fifty patients in each of the two groups that the participants were divided into: the early mobilization group (Group A) and the control group (Group B). While the patients in the control group did not get the therapeutic regimen used in the early mobilization group, the patients in the early mobilization group received early mobilization and a functional exercise program. This study was conducted at the Ibn Al-Bitar Hospital in Baghdad, Iraq. A program of early mobilization and functional exercises, in which fifty patients participated part, included: within the first two days after surgery in the intensive care unit, the following exercises are performed: head control, good hand grasp, balance while sitting, breathing exercises using spirometry, and postural drainage using cupping vibration massage three times a day. Between the three and seven days after surgery, the following exercises performed: breathing exercises, postural drainage, inspiratory muscle strength, functional exercise (standing and sitting on a chair, walking inward, backward side line, stepping inside the patch, squatting leaning against wall) for four times a day and repeating fifteen times; and supervised walking in increments of two minutes, as tolerated, up to ten minutes in the morning, afternoon, and evening. Every patient's demographic data was recorded on the seventh postoperative day. In the intensive care unit, the following exercises were performed one to two days after the operation: postural drainage with cupping vibration massage three times a day, head control, good hand grasp, balance while sitting, and movement of the shoulder and neck. Within the first three to seven days following surgery, the following exercises performed: breathing exercises, postural drainage, inspiratory muscle strength, functional exercises (standing and sitting on a chair, walking inward, backward side line, stepping inside the patch, squatting leaning against wall) for four times a day and repeating fifteen times; and supervised walking in increments of two minutes, as tolerated, up to ten minutes in the morning, afternoon, and evening. On the seventh day following heart surgery, all patients assessed with examinations and questionnaires. To measure physical activity Short-Form International Physical Activity Questionnaire (SF-IPAQ), to assessment balance Time Up and Go (TUG), to assessment functional capacity the 2-minute walking test (2MWT) and the short physical performance battery (SPPB) used. The purpose of this study is to assess the impact of early mobilization and functional exercise on geriatric patients' who undergone cardiac surgery. Our study's findings indicate that early mobilization and functional exercises have a positive impact on older cardiac patients'. Older patients undergoing cardiac surgery also experienced improved balance as a result of early mobilization and functional exercises

    Lokal Genelleştirilmiş Morrey Uzaylarında Schrödınger Tipli Operatörlere Karşılık Gelen Yüksek Mertebeden Riesz Dönüşümleri Ve Onların Komütatörleri

    Full text link
    Bu doktora tezinde, Schrödinger tipli operatörlere karşılık gelen bazı Morrey tipli uzaylarda Schrödinger tipli operatörlere karşılık gelen kesirli maksimal operatör, yüksek mertebeden Riesz dönüşümleri ve onların komütatörlerinin sınırlılığı araştırılmış ve orijinal sonuçlar elde edilmiştir. ̇İlk bölümde, araştırmanın önemi, kapsamı ve amacı ifade edilmiş, çalışmamızın bilime sağladığı katkılar hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, çalışmamız ile ilgili bazı temel tanımlara ve ana sonuçlarımızın ispatında kullanılan araçlara yer verilmiş- tir. Üçüncü bölümde, tez konusu ile ilgili materyal ve metotlar hakkında kısa bilgi verilmiştir. Dördüncü bölüm iki kesimden oluşmaktadır. Birinci kesimde Schrödinger operatörüne kar ̧sı- lık gelen genelleştirilmiş Morrey uzayları ve sıfırlanan genelle ̧stirilmiş Morrey uzaylarında Schrödinger operatörüne karşılık gelen kesirli maksimal operatörün ve onun komütatörlerinin sınırlılığı ispat edilmiştir. ̇Ikinci kesimde, Schrödinger operatörüne karşılık gelen yüksek mertebeden Riesz dönüşümleri ve onların komütatör operatörlerinin Schrödinger operatörüne karşılık gelen sırasıyla, lokal genelleştirilmiş Morrey uzayları, genelleştirilmiş Morrey uzayları ve sıfırlanan genelleştirilmiş Morrey uzaylarındaki sınırlılığı ispat edilmiştir. Bu bölümde elde ettiğimiz sonuçlar orijinaldir. Son bölümde tez konusunun araştırılmasındaki amaç ve hedefler hakkında kısa bilgi verilmiştir

    Ortaöğretim Öğrencilerinin Psikolojik Sağlamlık Ve Mutluluk Düzeylerinin İncelenmesi (Kırşehir İli Örneği)

    Full text link
    Bu çalışmanın amacı; lise öğrencilerinin psikolojik sağlamlık ve mutluluk düzeylerini: cinsiyet, spor yapma ve yapmama, haftalık antrenman sıklığı değişkenleri açısından incelemektir. Araştırmaya 2023-2024 eğitim-öğretim yılında, Kırşehir ili merkez liselerinde öğrenim gören 417 erkek, 124 kız olmak üzere toplam 541 lise öğrencisi katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, ‘’Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği’’ ve ‘’ Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu ‘’ kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar için t-test, tek yönlü varyans analizi ve paerson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; spor yapmanın öğrencilerin; psikolojik sağlamlık üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı, mutluluk düzeylerinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu, psikolojik sağlamlık ve mutluluk düzeylerinin cinsiyetten bağımsız olduğunu, lisanslı spor yapan gençlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin lisanssız spor yapan gençlere göre daha yüksek olduğunu, spor yapan gençlerin mutluluk düzeylerinin spor yapma amaçlarına (lisanslı veya lisanssız) bağlı olarak değişmediği bulgularına ulaşılmıştır

    Öğretmen Adaylarının Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutumları: Ölçek Geliştirme Çalışması

    Full text link
    Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarını tespit etmek için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Araştırmada nicel araşatırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin Fen Bilgisi Eğitimi, Türkçe Eğitimi, Sosyal Bilgiler Eğitimi, Matematik Eğitimi, Sınıf Eğitimi, Okul Öncesi Eğitimi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık anabilim dallarının 1, 2, 3 ve 4. sınıflarında öğrenim gören toplam 425 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Ölçme aracının geliştirilmesi süreci sırasıyla; kapsam geçerliliği için uzman görüşü alma, açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizini içerecek şekilde üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Ölçeğin faktör yapısını ortaya çıkarmak için verilerin analizinde SPSS ve AMOS paket programından yararlanılmıştır. Geliştirilen ölçek iki faktörlü olup 5’li likert tipindedir. Bu faktörler “öğretmen özelliği” ve “sevgi ve değer” olarak isimlendirilmiştir. AMOS programı yardımıyla doğrulayıcı faktör analizi yapılmış ve iyilik uyum endeksleri 2 faktörlü ve 28 maddeden oluşan yapıyı doğrulamıştır. Ölçeğin güvenirlik katsayısı Cronbach Alpha 0.925’dir

    3,945

    full texts

    6,557

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇