Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
    6557 research outputs found

    Investigation of third molar tooth agenesis with radiological methods in medieval skeletons of Van Castle Mound 2010-2012

    No full text
    Giriş: Antropoloji genel anlamda insan ve toplumlar arasındaki başkalaşımları ve yakınlık derecelerini inceler. Antropoloji bilimi Biyolojik antropoloji ve Sosyal/Kültürel antropoloji ana dallarına ayrılmakta olup bu ana dallar da kendi içinde alt dallara ayrılmaktadır (Şahin,2016). Dental Antropoloji Biyolojik Antropolojinin alt dallarından biridir. Dental Antropoloji dişlerden insanın yaşam koşullarını, demografik özelliklerini, akrabalık bağlamında biyolojik ilişkilerini, beslenme eğilimleri, diş sağlığı ve kültürel adaptasyonları hakkında bilgiler edinilmesini sağlar. (Alt ve ark.,1998). Diş agenezisi: Süt dişlerinde 20'den, kalıcı dişlerde 32'den az diş sürmesine verilen isimdir. Diş eksikliğinin başlıca nedenleri; diş embriyolarının bir travma nedeniyle bozulması, çenedeki kronik iltihaplar, gelişme ve beslenme bozuklukları, iç salgı bezlerinin hastalıkları ve genetik etkilerdir. (Küçüküçerler, 1978; Alt 1998). Antropoloji bilimi birçok bilim disipliniyle birlikte çalışmaktadır. Radyoloji bilimi de bu disiplinler arasında yer almaktadır. (Spoor. vd. 2000, Dadalı 2016). Amaç: Van İli sınırları içerisinde yer alan Van Kalesi Höyüğü kazılarından 2010-2012 yıllarında çıkarılan ve Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü Paleoantropoloji Laboratuvarında bulunan bireylerde mandibula ve maksillanın morfolojik ve radyolojik incelemesi yapılarak üçüncü molar diş (M3) agenezisinin tespiti amaçlanmaktadır. Yöntem: İskelet laboratuvarında bulunan 377 bireyden, morfolojik ve radyolojik olarak incelemeye uygun olan mandibula ve maksillanın en az bir kısmı mevcut olan 125 bireyin iskeletlerde Üçüncü molar diş agenezisi araştırılmıştır. Bulgular: Çalışılan iskeletlerin %39.2'si (n=49) kadın iskeleti, %44.8'i (n=56) erkek iskeleti, %15.2'si (n=19) cinsiyeti tanımlanmamış çocuk iskeleti ve %0.8'i (n=1) cinsiyeti tanımlanamamış yetişkin iskeletine aittir. Çalışılan tüm iskeletlerde herhangi bir üçüncü molar diş agenezis oranı %20.8 (n=26) olarak bulunmuştur. Erkeklerde agenezis oranı %28.6'dır. Kadınlarda agenezis oranı %16.3'tür. Mandibula bulgusu mevcut olan 118 iskeletin %23.2'sinde (n=29) üçüncü molar diş agenezisi mevcuttur. %64.8'inde (n= 81) üçüncü molar diş mevcuttur. %6.4'ünde (n=8) sağ veya sol mandibula tanımlanamayacak durumdadır. Maksilla bulgusu mevcut olan iskeletlerin %12'sinde (n=15) üçüncü molar diş agenezisi mevcuttur. %60.8'inde (n= 76) üçüncü molar diş mevcuttur. %0.8'inde (n=1) sağ veya sol maksilla tanımlanamayacak durumdadır. Sonuç: Erkek iskeletlerinde bulunan agenezis oranı kadın iskeletlerinden daha fazladır. Erkeklerde agenezis oranı %28.6'dır. Kadınlarda agenezis oranı %16.3'tür. Mandibulada agenezis oranı cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Maksilla agenezis oranı cinsiyete göre erkeklerde kadınlara göre daha fazla olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Agenezis, Anadonti, Diş eksikliği, Hipodonti, RadyografiIntroduction: Anthropology examines the metamorphoses and degrees of closeness between human beings and societies in general terms. Anthropology science is divided into the main branches of Biological Anthropology and Social / Cultural Anthropology and these main branches are divided into sub-branches within themselves (Şahin, 2016). Dental Anthropology is one of the sub-branches of Biological Anthropology. Dental Anthropology provides information about human living conditions, demographic characteristics, biological relationships in the context of kinship, nutritional tendencies, dental health, and cultural adaptations (Alt et al., 1998). Tooth agenesis is the name given to the eruption of less than 20 teeth in deciduous teeth and less than 32 teeth in permanent teeth. The main causes of tooth deficiency are; disruption of tooth embryos due to a trauma, chronic inflammations in the jaw, developmental and nutritional disorders, diseases of internal secretion glands and genetic effects (Küçüküçerler, 1978; Alt 1998). Anthropological science works together with many scientific disciplines. Radiological science is also among these disciplines (Spoor. et al. 2000, Dadalı 2016). Aim: The aim of this study was to determine the agenesis of the third molar tooth (M3) by performing morphological and radiological examination of the mandible and maxilla in the individuals excavated from the excavations of Van Castle Mound in Van Province in 2010-2012 and found in the Palaeoanthropology Laboratory of the Department of Anthropology, Faculty of Arts and Sciences, Kırşehir Ahi Evran University. Method: Third molar agenesis was investigated in the skeletons of 125 individuals from 377 individuals in the skeletal laboratory, who had at least one part of the mandible and maxilla morphologically and radiologically suitable for examination. Results: Of the skeletons studied, 39.2% (n=49) were female skeletons, 44.8% (n=56) were male skeletons, 15.2% (n=19) were child skeletons of unknown sex and 0.8% (n=1) were adult skeletons of unknown sex. The rate of agenesis of any third molar tooth was found to be 20.8% (n=26) in all skeletons studied. The rate of agenesis in males was 28.6%. The rate of agenesis in females was 16.3%. Of the 118 skeletons with mandibular findings, 23.2% (n=29) had agenesis of the third molar tooth. 64.8% (n=81) had third molar teeth. 6.4% (n=8) had unidentifiable right or left mandible. In 12% (n=15) of the skeletons with maxilla findings, third molar tooth agenesis was present. 60.8% (n= 76) third molar teeth were present. 0.8% (n=1) right or left maxilla was unidentifiable. Conclusion: The rate of agenesis found in male skeletons is higher than in female skeletons. The rate of agenesis in males is 28.6%. The rate of agenesis in females is 16.3%. The rate of mandibular agenesis does not show a significant difference according to gender. Although the rate of maxillary agenesis is higher in males than females, there is no statistically significant difference. Key words: Agenesis, Anodontia, Hypodontia, Radiography, Tooth deficienc

    In the context of minority rights freedom of belief and the case of politics on İslam in Austria

    Get PDF
    Avusturya, her ne kadar Osmanlı ordusu ile Viyana kapılarında savaşırken Müslümanlarla karşılaşsa da ülkenin Müslümanlarla birlikte yaşama tecrübesi 1878 yılındaki Berlin Konferansı'ndan aldığı cesaretle Bosna-Hersek'i işgal etmesi ile başlamıştır. Bosna-Hersek'in işgali sonrasında Avusturya en az 600 binlik bir Müslüman nüfusa sahip olmuştur. Bu kadar büyük orandaki bir nüfusun mensup olduğu İslam dini ise Avusturya'da resmen ancak 1912 yılında çıkarılan özel bir kanunla tanınmıştır. Bu kanuna 1912 İslam Kanunu (Islamgesetz 1912) denilmiştir. 1912 İslam Kanunu ile Müslümanlar, beldeleri önce işgal sonra ilhak edildikten sonra hukuken de Avusturya'ya entegre edilmişlerdir. Bu politikaların yerleşmesini ve Müslümanların güvenin kazanmak amacıyla, Avusturya-Macaristan Kayzeri Franz Joseph, Viyana'da inşa edilmesi için bir cami projesine 250 bin altın Kron dahi bağışlamıştır. Buna karşılık 2015 yılında ve 2015 yılı sonrasında 2021 yılında Avusturya'da Müslümanlar ve İslam yalnıza güvenlik sorunu olarak ele alınmaya başlanmıştır. Müslümanlar, İslam haricindeki dinlere mensup olanlardan ayrı muamele görür olmuştur. 2015 İslam Kanunu sonrasında ise ile Müslümanların hem dinî hem de kurumsal özerkliklerine karışılmış olmuştur. Bu kanun daha sonra 2021yılında değiştirilmiştir. 2021 yılında değiştirilen kanuna dayanarak, dinî bir cemaatin nasıl çalışacağının düzenlenmesinin ötesinde, İslam Kanunu "terörizmle mücadele" yasası kapsamında ele alınarak değişiklik yapılmıştır. Müslümanlar, kişisel olarak değil tüm bir kitle olarak "sanık" sandalyesine oturtulmuştur. Bunun yanı sıra, Avusturya yönetimi, "siyasal İslam" kavramını öne çıkarmış, Müslümanların kurum ve öncü şahıslarını bu tanımlama ile kamusal alanın dışına itme gayretine girmiştir. Dolayısıyla Avusturya "siyasal İslam" tanımlamasını bir nevi araçsallaştırmıştır. Böylece de Müslümanların bazı yasal haklarını kullanmalarının önüne geçilmiştir. Bu araştırmamızda özellikle 2015 ve 2021 İslam Kanunu çerçevesinde Avusturya'nın son 10 yıldaki İslam politikalarının ana noktalarının değerlendirmesini yapacağız. Tezimizin hazırlanmasında samimi önerilerini esirgemeyen danışman hocam Doç. Dr. Erman Akıllı'ya hürmetlerimi ve teşekkürlerimi sunmayı bir borç sayıyorum. Ayrıca, bu süreçte bana katlana eşim ve aileme de minnettarım.Although Austria encountered Muslims while fighting the Ottoman army at the gates of Vienna, the country's experience of living together with Muslims began with the occupation of Bosnia-Herzegovina. The occupation was couraged by the Berlin Conference in 1878. After the occupation of Bosnia-Herzegovina, Austria had a Muslim population of at least 600 thousand. The religion of Islam, to which such a large population belonged, was officially recognized in Austria with a special law enacted in 1912. This law was called the Islamic Law of 1912 (Islamgesetz 1912). With the 1912 Islamic Law, Muslims were legally integrated into Austria. In fact in order to appease Muslims, Kaiser Franz Joseph of Austria-Hungary even donated 250,000 gold crowns to a mosque project to be built in Vienna. By 2015, and then again in 2021, Islam in Austria was considered only as a security issue. Muslims were treated differently from people of other religions and their religious autonomy was interfered with by the amendment of 2015 Islamic Law. This law was later amended again in 2021, and rather than regulating the functioning of a religious community, the law was evaluated within the scope of the "anti-terrorism" law, putting Muslims in the dock altogether. In addition, the term of "political Islam" has been instrumentalized as a generic term used by Austrian governments to define Muslims and to revoke the rights of Muslims. In this research, we will evaluate the main points of Austria's Islam policies in the last 10 years, especially within the framework of the 2015 and 2021 Islamic Law. I would like to express my respect and thanks to my advisor Assoc. Prof. Dr. Erman Akıllı for his sincere suggestions in the preparation of this thesis. I am also grateful to my wife and family for putting up with me during this process

    Investigation of the relationship between upper extremity sensory and motor impaired with quality of li?fe, activity of daily living and depression in stroke patient

    No full text
    Bu çalışmada, inmeli hastalarda üst ekstremite duyu ve motor problemleri ile yaşam kalitesi, depresyon ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmaya Filistin Ahliye Üniversitesi (P.A.Ü) Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi gören inme tanısı almış, üst ekstremite duyu ve motor problemleri olan 33 gönüllü hasta alındı. Hastaların sosyodemografik bilgileri kaydedildi. Ayrıca, hastaların kas tonusunun değerlendirilmek için Modifiye Ashworth Ölçeği (MAÖ), üst ekstremite duyusu için Nottingham Duyusal Değerlendirme (NDD) ölçeği, üst ekstremite motor fonksiyonlari için Fugl-Meyer Üst Ekstremite Ölçeği (FMUE), temel günlük yaşam aktiviteleri için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ,yaşam kalitesi için SF-36 Sağlık Araştırması (SF 36), depresyon için Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. İnme hastalarında üst ekstremite duyu ve motor problemleri grubunda, üst ekstremite motor problemleri ve depresyon (p= <0,001), yaşam kalitesi (p= <0,001) ve günlük yaşam aktiviteleri (p= <0,001) arasında anlamlı ilişki bulundu. Öte yandan üst ekstremite duyu problemleri ve yaşam kalitesi (p= 0,210), depresyon (p= 0,197) ve günlük yaşam aktiviteleri (p= 0,142) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Üst ekstremite motor problemlerle ile depresyon, yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktiviteleri arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca üst ekstremite duyu sorunları ile yaşam kalitesi, depresyon ve günlük yaşam aktiviteleri arasında zayıf bir korelasyon olduğunu göstermektedir.In this study, it is aimed to determine the effects of upper extremity sensory and motor problems and quality of life, depression and activities of daily living in stroke patients. 33 volunteer patients with upper extremity sensory and motor problems in stroke patients who were diagnosed with CVA and treated at Palestine Ahliye University (P.A.U) Physical Therapy and Rehabilitation Center were included in this study. Modified Ashworth Scale (MAS) for assessment of patients' muscle tone, Nottingham Sensory Assessment (NSA) scale for upper extremity sensation, Fugl-Meyer Upper Extremity Scale (FMUE) for upper extremity motor functions, Functional Independence Scale (FIM) for basic activities of daily living SF-36 Health Survey (SF 36) was used for quality of life and Beck Depression Scale (BDS) was used for depression. In the upper extremity sensory and motor problems group in stroke patients, a significant correlation was found between upper extremity motor problems and depression (p= <0,001), quality of life (p= <0,001), and activities of daily living (p= <0,001). On the other hand, no statistically significant difference was found between upper extremity sensory problems and quality of life (p=0,210), depression (p= 0,197) and activities of daily living (p=0,142). It shows that there is a strong relationship between upper extremity motor problems and depression, quality of life and activities of daily living. It also shows that there is a weak correlation between upper extremity sensory problems and quality of life, depression and activities of daily living

    DC-DC converter based on maximum power point tracking techniques in standalone photovoltaic system

    No full text
    Bilindiği gibi, bir fotovoltaik sistemin bariz dezavantajlarından biri, değişen çevresel koşullar nedeniyle güneş radyasyonunun zayıf güç çıkışıdır. Güneş panelinin maksimum güç noktasının izlenmesi, güneş enerjisini dönüştürmek için uygun maliyetli ve verimli bir yaklaşımdır. Çalışma, fotovoltaik sistem bozulmasına dayalı olarak en yüksek güç noktasını belirleme yöntemlerini araştırıyor. Yaklaşımların avantajlarını ve dezavantajlarını vurgulayarak karşılaştırmalı bir analizi yapılacaktır. Sistemin matematiksel modeli ve prosedürleri analiz edilecek ve sonuçlar raporlanacaktır. Örnek olarak, histerezis tipi bir DC voltaj dönüştürücü için bir analog kontrol sistemi oluşturulmuştur. Bir güneş pilinin kısmi gölge altında çalışması, maksimum güç noktasının izlenmesi için bir zorluk olarak görülüyor ve bu soruna çözümler araştırılıyor. Çalışma, MPPT'yi izlemek için üç tipik stratejiye odaklanacaktır: Perturb ve Observe P&O; Artımlı İletkenlik IC; ve Bulanık Mantık. Hızlı şarjı kolaylaştırmak ve pilin ömrünü uzatmak için DC-DC dönüştürücüye bir PI denetleyici takılır ve bağlanır. Bu sistem MATLAB/Simulink kullanılarak analiz edilmiş ve oluşturulmuştur.As is known, one of the obvious disadvantages of a photovoltaic system is the poor power output of solar radiation due to changing environmental conditions. Monitoring the maximum power point of the solar panel is a cost-effective and efficient approach to converting solar energy. The study explores methods of determining peak power point based on photovoltaic system disturbance. A comparative analysis will be made, highlighting the advantages and disadvantages of the approaches. The mathematical model and procedures of the system will be analyzed and the results will be reported. As an example, an analog control system is built for a hysteresis type DC voltage converter. The operation of a solar cell in partial shade is seen as a challenge for monitoring the maximum power point, and solutions to this problem are being explored. The study will focus on three typical strategies for monitoring MPPT: Perturb and Observe P&O; Incremental Conductivity IC; and Fuzzy Logic. A PI controller is attached and connected to the DC-DC converter to facilitate fast charging and extend the life of the battery. This system was analyzed and built using MATLAB/Simulink

    The role of occupational instability and installed belief in high school students' career concerns

    No full text
    Lise öğrencilerinin kariyer kaygılarının incelendiği bu çalışmada mesleki kararsızlık, akılcı olmayan inançlar, cinsiyet ve okul türü değişkenlerinin kariyer kaygısını yordama güçlerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim öğretim yılı içerisinde İstanbul ili Ataşehir, Kadıköy, Maltepe, Pendik, Sultanbeyli ve Tuzla ilçelerindeki 11 farklı ortaöğretim kurumunda öğrenim gören 563 (316 kız, 247 erkek) lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılara ait kişisel bilgileri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", kariyer kaygısını belirlemek amacıyla Çetin-Gündüz ve Nalbantoğlu-Yılmaz (2016) tarafından geliştirilen "Kariyer Kaygısı Ölçeği", mesleki kararsızlık düzeylerini belirlemek amacıyla Çakır (2004) tarafından geliştirilen "Mesleki Karar Envanteri" ve akılcı olmayan inanç düzeylerini belirlemek amacıyla Yılmaz-Erdem ve Bilge (2008) tarafından geliştirilen "Meslek Seçimine İlişkin Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin istatiksel analizi için SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Lise öğrencilerinin kariyer kaygılarının cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğini belirlemek için t testi; kariyer kaygısı düzeylerinin, okul türü değişkenine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Araştırmanın diğer bağımsız değişkenleri olan mesleki kararsızlık ve akılcı olmayan inançların kariyer kaygısının yordayıp yordamadığını ortaya koymak amacıyla çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Ayrıca cinsiyet ve okul türü değişkenleri de Dummy (kukla) değişken olarak regresyon analizinin içine dahil edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda lise öğrencilerinin kariyer kaygılarında cinsiyet ve okul türü değişkenleri açısından anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca yapılan çoklu regresyon analizine göre mesleki kararsızlık, akılcı olmayan inançlar, cinsiyet ve okul türü değişkenlerinin kariyer kaygısını anlamlı olarak yordadığı görülmüştür.In this study, which examines the career anxieties of high school students, it is aimed to reveal the predictive power of career indecision, irrational beliefs, gender and school type variables. The study group of the research consists of 563 (316 girls, 247 boys) high school students studying in 11 different secondary education institutions in the provinces of Ataşehir, Kadıköy, Maltepe, Pendik, Sultanbeyli and Tuzla in the 2021-2022 academic year. In the study, "Personal Information Form" prepared by the researcher to collect personal information of the participants, "Career Anxiety Scale" developed by Çetin-Gündüz and Nalbantoğlu-Yılmaz (2016) to determine career anxiety, "Professional Decision Inventory" developed by Çakır (2004) to determine occupational indecision levels and "Relationship Irrational Decision Inventory" developed by Yılmaz-Erdem and Bilge (2008) Irrational Beliefs were used. SPSS 25 package program was used for the statistical analysis of the data obtained within the scope of the research. To determine whether the career anxieties of high school students differ significantly by gender, t-test; Analysis of variance (ANOVA) was conducted to determine whether career anxiety levels differ significantly according to the school type variable. Multiple regression analysis was conducted to reveal whether career indecision and irrational beliefs, which are the other independent variables of the study, were predictive of career anxiety. In addition, gender and school type variables were also included in the regression analysis as dummy variables. As a result of the analysis, it was concluded that there was a significant difference in the career anxiety of high school students in terms of gender and school type variables. In addition, according to the multiple regression analysis, it was seen that career indecision, irrational beliefs, gender and school type variables predicted career anxiety significantly

    The impact of organizational democracy on the organizational cynicism analysis: The case of government educational organizations in Afghanistan

    No full text
    Bu çalışmada, Afganistan'daki devlet eğitim kurumlarında örgütsel demokrasinin örgütsel sinizme etkisi Bamyan İli örneğinde analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bamyan İlinin çalışma için örnek olarak seçilmesinde ildeki eğitim kurumları ile olan iletişim kolaylığı ve veri akışının sağlanabilir olması etkili olmuştur. Bu amaç doğrultusunda çalışmada Afganistan'ın Bamyan İlindeki devlet eğitim kurumlarında 2023 yılı bahar döneminde görev yapan öğretmenler çalışmanın evrenini oluşturmuştur. Evren içinde rastgele seçilen 500 katılımcıya anketler dağıtarak çalışmanın uygulama aşaması gerçekleştirilmiştir. Toplamda 341 öğretmen anketleri doldurmuş, ancak bu dönüşler arasında 41 eksik anket olduğu tespit edilmiştir. Analiz için kullanılan veri seti, eksiksiz ve doğru cevapları içeren 300 öğretmenin verilerini içermektedir. Bu örneklemin, nicel bir araştırma deseni temelinde çalışmanın analiz aşamasında kullanıldığı belirtilmektedir. Elde edilen veriler, SPSS 28.00 ve AMOS 26.00 paket programı bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon ve yapısal eşitlik modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, Bamyan İl'indeki öğretmenlerin örgütsel demokrasi algıları ile demografik değişkenler arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Cinsiyete göre yapılan t-test analizi sonuçları, duyuşsal ve bilişsel sinizm boyutları arasında anlamlı bir fark olmadığını gösterirken, davranışsal sinizm boyutunda ise erkekler ile kadınlar arasında anlamlı bir fark saptanmıştır P (0.038). Medeni duruma göre ölçek alt boyutları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. "Duyuşsal Sinizm" boyutundaki tek yönlü varyans analizi sonuçlarına göre, yaş gruplarına göre anlamlı farklar tespit edilmiştir. Özellikle 20-25 yaş ile 26-30 yaş, 31-35 yaş ve 36 yaş üstü yaş grupları arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Gelir seviyelerine göre ise sadece belirli gruplar arasında anlamlı farklar bulunmuştur. "1000-5000 AFN" gelir grubu ile "6000-10000 AFN" ve "11000-15000 AFN" gelir grupları arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Diğer gelir grupları arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Yapılan yapısal eşitlik analizi sonuçları, örgütsel demokrasinin özellikle "Şeffaflık" ve "Adalet" alt boyutlarının davranışsal, bilişsel ve duyuşsal sinizm üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğunu göstermektedir. "Şeffaflık" alt boyutunun davranışsal sinizm üzerindeki etkisi için P (0.029), bilişsel sinizm için P (0.027) ve duyuşsal sinizm için P (0.021) olarak hesaplanmıştır. "Adalet" alt boyutunun davranışsal sinizm üzerindeki etkisi için P (0.027), bilişsel sinizm için P (0.030) ve duyuşsal sinizm için P (0.033) olarak belirlenmiştir. Bu bulgular, örgüt içi sinizmle mücadelede "Şeffaflık" ve "Adalet" alt boyutlarının güçlendirilmesinin etkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Bamyan, Eğitim kurumları, Örgütsel demokrasi, Örgütsel sinizmIn this study, the impact of organizational democracy on organizational cynicism in government educational institutions in Afghanistan was analyzed, using the example of Bamiyan Province. The selection of Bamiyan Province as the study area was influenced by the ease of communication with educational institutions in the province and the feasibility of data collection. The study focused on teachers working in state educational institutions in Bamiyan Province as the target population in the spring semester of 2023. A total of 500 participants were randomly selected from this population and surveys were distributed to them for the implementation of the study. In total, 341 teachers completed the surveys, but 41 incomplete surveys were identified among the responses. The dataset used for analysis comprised data from 300 teachers with complete and accurate responses. This sample was utilized in the analysis phase of the study, based on a quantitative research design. The collected data were analyzed using SPSS 28.00 and AMOS 26.00 software, employing independent t-tests, one-way ANOVA, correlation analysis, and structural equation modeling. The research findings indicated that there was no significant relationship between teachers' perceptions of organizational democracy and demographic variables in Bamiyan Province. The t-test analysis by gender showed no significant difference between affective and cognitive cynicism dimensions, while a significant difference was found in the behavioral cynicism dimension between males and females (P = 0.038). No significant differences were found among sub-dimensions based on marital status. One-way ANOVA results for the "Affective Cynicism" dimension revealed significant differences among age groups, particularly between the 20-25, 26-30, 31-35, and above 36 age groups. Regarding income levels, significant differences were observed only between specific groups: the "1000-5000 AFN" income group and the "6000-10000 AFN" and "11000-15000 AFN" income groups. Structural equation modeling results indicated that organizational democracy, particularly the sub-dimensions of "Transparency" and "Justice," had significant effects on behavioral, cognitive, and affective cynicism. The effect of the "Transparency" sub-dimension on behavioral cynicism was calculated with P = 0.029, for cognitive cynicism with P = 0.027, and for affective cynicism with P = 0.021. The effect of the "Justice" sub-dimension on behavioral cynicism was determined with P = 0.027, for cognitive cynicism with P = 0.030, and for affective cynicism with P = 0.033. These findings indicate that improving the sub-dimensions of "Transparency" and "Justice" can be useful in preventing organizational cynicism. Keywords: Afghanistan, Bamiyan, Educational institutions, Organizational democracy, Organizational cynicis

    Paleoecological features of Sivas Hayranlı- Haliminhanı location

    No full text
    Kazı alanlarından çıkarılan makro ve mikro fosiller paleoekolojik ortamı anlama konusunda birinci dereceden öneme sahiptir. Ülkemiz bulunduğu konum itibarıyla önemli bir fosil yatağı konumundadır. Her canlı dönem dönem farklı anatomik değişikliklere maruz kalmış ve yaşadığı dönemin şartlarına adaptasyon göstermiştir, adapte olamayanların ise zaman içinde nesli tükenmiştir. Araştırmaya konu olan Haliminhanı-Hayranlı lokalitesinde 2002-2009 yılları arasında kazılar gerçekleşmiş olmasına karşın hala bilimsel çalışmaları devam etmektedir. 2002 yılından günümüze kadar Equidae, Rhioncerotidae, Bovidae, Carnivora, Suidae, Proboscidea, Giriffidae ve küçük memeliler gibi birçok familyaya ait fosil parçalar bulunmuştur. Elde edilen fosillerden yola çıkarak lokalitenin yaşı MN11-MN12 olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuç jeolojik devirlerden Miyosen döneme işaret etmektedir. Miyosen dönem yalnızca bu lokalite için değil tüm Anadolu için çok önemlidir. Meydana gelen iklim değişikliği ve doğal afetlerin etkisiyle birlikte hayvan göçlerinin Anadolu hattıyla gerçekleşmesi bu önemi artırır nitelikte olmuştur. Elde edilen fosil yaşlarının saptanmasıyla birlikte paleo-çevre ve paleoekolojik koşullar daha net anlaşılabilmektedir.The macro and micro fossils recovered from the excavation sites are of primary importance in understanding the paleoecological environment. Our country is an important fossil deposit due to its location. Every living creature has been exposed to different changes from time to time and adapted to the conditions of the period in which it lived, and those that could not adapt became extinct. Although excavations were carried out in the Haliminhanı-Hayranlı locality between 2002-2009, scientific studies are still continuing. Since 2002 until today, fossil fragments belonging to many families such as Equidae, Rhioncerotidae, Bovidae, Carnivora, Suidae, Proboscidea, Giriffidae and small mammals have been found. Based on the fossils obtained, the age of the locality was determined as MN11-MN12. The obtained result points to the Miocene period among the geologic periods. The Miocene period is very important not only for this locality but also for the whole Anatolia. The fact that the animal migrations that occurred due to the climate change and natural disasters took place along the Anatolian line has increased this importance. With the determination of the fossil ages obtained, paleoenvironmental and paleoecological conditions can be understood more clearly

    Analysis of occupational accidents applicable to Kırşehir Ahi Evran University Training and Research Hospital Emergency Medicine Clinic

    No full text
    Amaç: İş kazaları bir iş yerinde çalışırken ya da o iş yerine servisle ulaşım esnasında beklenmedik bir kaza ya da yaralanma sonucu oluşan ve çalışan kişinin zararlanmasına yol açan yaralanmalardır. İş kazaları ülkemizde ve dünyada önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Ayrıca bu kazaların tedavi giderleri ve iş gücü kayıpları nedeni ile iş kazalarının ekonomik boyutu da önemlidir. Bu çalışmada Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesine başvuran iş kazası geçirmiş hastaların demografik bilgileri, yaralanma özellikleri, yaralanma türleri, yaralanma tipi, yaralanma şiddeti ve tedavi gereksinimlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmanın verileri, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine iş kazası olarak getirilen ve iş kazası tutanağı tutulan 1868 hastanın dosyası retrospektif olarak incelenerek elde edilmiş olup, hastaların demografik özellikleri ve yaralanma ile ilgili bilgileri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda acil servise iş kazası sebebiyle başvuran toplam 1868 hasta değerlendirilmiştir. Hastaların %91,9'u erkek hastalar olup %8,1'i bayanlardan oluşmaktadır. Hastalar ay olarak en fazla ağustos ayında (p<0,05), gün olarak en fazla pazartesi günü (%17 ve p<0,05) ve saat olarak da en sık sabah saat 10.00-12.00 arasında başvurmuşlardır (p<0,05). Acil servise iş kazası sebebi ile başvuran hastaların çoğunluğunu organize sanayi bölgesinde çalışan işçiler oluşturmaktaydı (p<0,05). Yaralanma tipi olarak en fazla penetran yaralanmalar gözlenmiş olup (p<0,05), en sık olarak da el ve yüz bölgelerinde lokalize penetran yaralanmalar şeklinde meydana gelmiştir (p<0,05). Bu hastaların değerlendirmesinde görüntüleme yöntemi olarak en fazla (%54,76) x-ray kullanılmıştır ve bu hastaların %27.19´u primer onarım ile tedavi görmüşlerdir (p<0,05). Hastaların %87.5 (n=1634)inin tedavisi için konsültasyon ihtiyacı olmamıştır (p<0,05). Hastaların %96,8´inin tedavisi acil serviste tamamlanıp ayaktan taburcu edilmiştir (p<0,05). Hastaların %44,2´sinin kati raporu acil serviste düzenlenmiş olup bunu %31,4 ile ortopedi kliniği takip etmiştir (p<0,05). Sonuç: İş kazaları ülkemizde ve dünyada önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu yapılan çalışmada İş kazalarının en fazla yaz aylarında gözlendiği ay olarak da en fazla ağustos ayında gözlendiği, günlerden ise en fazla pazartesi günü ve sabah saatlerinde meydana geldiği tesbit edilmiştir. Bu çalışmada iş kazaları en fazla lokalize penetran yaralanmalar olarak gözlenmiş olup anatomik olarak da en fazla el ve yüz bölgesinde gözlenmiştir. Bu çalışmaya göre iş kazalarına bağlı ölüm oranı düşük çıkmasına rağmen ülke genelinde iş kazalarına bağlı ölüm maalesef yüksek oranda gözlenmektedir. İş kazaları konusunda alınacak önlemler ve yapılacak eğitimlerin bu ölümleri ve yaralanmaları azaltacağı kanaatindeyiz. Anahtar sözcükler: iş kazası, acil servis, yaralanma, ölüm, iş sağlığı güvenliği.ABSTRACT Purpose: Occupational accidents are injuries that occur as a result of an unexpected accident or injury while working in a workplace or during transportation to that workplace by service and causing harm to the employee. Occupational accidents are an important cause of mortality and morbidity in our country and in the world. In addition, the economic dimension of occupational accidents is also important due to the treatment costs and workforce losses of these accidents. In this study, it was aimed to investigate the demographic information, injury characteristics, injury types, injury type, injury severity and treatment needs of patients who had an occupational accident who applied to Kırşehir Ahi Evran University Training and Research Hospital. Materials and Methods: The data of this study were obtained by retrospectively examining the files of 1868 patients who were brought to the Emergency Service of Kırşehir Ahi Evran University Training and Research Hospital as a work accident and whose work accident report was kept, and the demographic characteristics of the patients and the information about the injury were evaluated statistically. Results: In our study, a total of 1868 patients who applied to the emergency department due to work accident were evaluated. 91.9% of the patients were male patients and 8.1% were females. Patients applied most frequently in August as a month (p<0.05), on Monday (17% and p<0.05) as a day, and most frequently between 10.00-12.00 in the morning (p<0.05). ). Workers working in the organized industrial zone constituted the majority of the patients who applied to the emergency department due to a work accident (p<0.05). Penetrating injuries were the most common type of injury (p<0.05), most commonly localized penetrating injuries to the hand and face (p<0.05). In the evaluation of these patients, x-ray was used the most (54.76%) as the imaging method, and 27.19% of these patients were treated with primary repair (p<0.05). No consultation was required for the treatment of 87.5% (n=1634) of the patients (p<0.05). The treatment of 96.8% of the patients was completed in the emergency department and they were discharged from the outpatient clinic (p<0.05). The final report of 44.2% of the patients was prepared in the emergency department, followed by the orthopedic clinic with 31.4% (p<0.05). Conclusion: Occupational accidents are an important public health problem in our country and in the world. In this study, it was determined that occupational accidents were observed mostly in August as the month in which they were observed the most, and that they occurred mostly on Mondays and in the morning. In this study, occupational accidents were mostly observed as localized penetrating injuries, and anatomically, they were mostly observed in the hand and face region. According to this study, although the death rate due to occupational accidents is low, death due to occupational accidents is unfortunately high throughout the country. We believe that the precautions to be taken and the trainings to be made about occupational accidents will reduce these deaths and injuries. Key words: occupational accident, emergency service, injury, death, occupational health and safety

    Development of a scale to determinate the qualifications of teacher candidates for the application of factor in secondary schools

    No full text
    Kaynaştırma yoluyla öğrenimlerine devam eden özel gereksinimi olan öğrencilerin nitelikli eğitim almaları ve eğitimde eşitlik ve adaleti sağlamak adına zorluk yaşadıkları alanlarda bireysel olarak desteklenmeleri Bu amaçla, öğretmen adaylarının özel gereksinimi olan kaynaştırma öğrencisi için kolaylaştırıcı kişi kullanılmasına yönelik öz yeterliklerini belirleme ölçeği geliştirme bu araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden tarama deseni kullanılarak yürütülmüştür. Ölçme aracının geliştirilmesi süreci sırasıyla; kapsam geçerliliği için uzman görüşü alma, açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizini içerecek şekilde üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Çalışma Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesinde sınıf eğitimi, öğretmen adaylarına uygulanmıştır. Ölçme aracının iç tutarlığı Cronbach Alpha (?=,794) ile hesaplanmış ve bu veri setinden elde edilen sonuçların oldukça yüksek güvenirliğe sahip olduğu görülmüştür. Araştırmanın doğrulayıcı faktör analizi çalışmaları gerçekleştirmiş ve uyum iyiliği indekslerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğretmen adayları; kolaylaştırıcı kişilerin öğretmenlere destek olmak için gerekli olduğunu, özel gereksinim olan öğrencinin akranları ile etkileşim kurmada, sınıfta sorunlar yaşanması durumunda kolaylaştırıcı kişiye danışabileceklerini ve sınıfa iyi daha uyum sağlayacaklarını belirtmişlerdir. Öğretmen adayları, öğretmeni oldukları sınıflarda kaynaştırma öğrencisinin de eğitim almasına karşı olumlu görüş belirtmişler, kolaylaştırıcı kişi varlığında bu oran çok artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kolaylaştırıcı Kişi, Öz Yeterlik Ölçeği, Öğretmen AdaylarıStudents with special needs who continue their education through mainstreaming should receive qualified education and be individually supported in the areas where they have difficulty in order to ensure equality and justice in education. Purpose of the study, developing a selfefficacy scale for teacher candidates to use a facilitator for inclusion students with special needs forms the basis of this research. The study was carried out using the screening design, which is one of the quantitative research methods. The development process of the measurement tool is as follows; For content validity, it was carried out in three stages, including expert opinion, exploratory factor analysis and confirmatory factor analysis. The study was applied to 325 prospective teachers studying in classroom education, science education, social studies education and mathematics education at Ahi Evran University Faculty of Education. Then, the internal consistency of the measurement tool was calculated with Cronbach's Alpha (?=.794), and it was seen that the results obtained from this data set had a very high reliability. Confirmatory factor analysis studies were carried out and it was determined that the goodness of fit indices were at an acceptable level. Teacher candidates; They stated that facilitators are necessary to support teachers, that students with special needs can consult with the facilitator in case of problems in interacting with their peers, and they will adapt to the classroom better. Pre-service teachers expressed a positive opinion against the inclusion student receiving education in the classes they teach, ?This rate increases a lot in the presence of a facilitator. Keywords: Facilitator, Self-Efficacy Scale, Pre-service Teache

    Recovery time variation during sprint interval training impacts amateur soccer players adaptations - a pilot study

    Get PDF
    The objective of the present study was to investigate the selected performance adaptations of amateur soccer players to 2 different running-based sprint interval training (SIT) protocols with different recovery intervals and work-rest ratios (1:5 & 1:1). Twenty-three subjects (age 21.4±1.1 years; height 175.4±4.7 cm; body mass 69±6.4 kg) participated in the study. Before the 6-weeks training period, participants completed 3-weeks of low-intensity training preparation. Subsequently, the pre-tests (anthropometric measurements, repeated sprint test [12×20-m with 30-s recovery intervals], Yo-YoIRT1 & Yo-YoIRT2 and treadmill VO2max test) were conducted. Thereafter, participants were randomly divided into 3 sub-groups (1 - SIT with 150 s recovery intervals [SIT150, n = 8]; 2 - SIT with 30 s recovery intervals [SIT30, n = 7]; and 3 - control group [CG, n = 8]). SIT150 and SIT30 training groups completed sprint interval training (2-days/week; 30-s all-out running, 6-10 repetition with 150 s recovery intervals for SIT150 and 30 s for SIT30 groups, respectively), a soccer match (1-day) and routine soccer training (3-days) per week. The CG attended only routine training sessions and the soccer-match (4-days). The study experiments and the trainings were conducted during off-season. Yo-YoIRT1, Yo-YoIRT2, and VO2max were significantly improved both in SIT30 and SIT150 (p < 0.05) groups. Yo-YoIRT1 and VO2max were also significantly improved in CG (p < 0.05). Both the SIT150 and SIT30 training were shown to improve Yo-YoIRT1, Yo-YoIRT2 and VO2max performance compared to the control group, nevertheless, SIT150 was more efficient in improving the Yo-YoIRT1, Yo-YoIRT2 than SIT30. The authors of this study suggest using SIT150 to induce more effective performance outputs in amateur soccer players. © 2023 Institute of Sport. All rights reserved

    3,945

    full texts

    6,557

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇