Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
    5052 research outputs found

    TARİHİ SİVEREK BÖLGESİNİN GELİŞİMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

    No full text
    Siverek verimli toprakların çokça bulunduğu Mezopotamya bölgesinde yer alması ve uygun iklim koşulları nedeniyle tarihte birçok devlet tarafından elde edilmeye çalışılmıştır. Hakimiyetinde kaldığı devletlerin uyguladığı politikalar Siverek’in fiziksel gelişiminde belirleyici olmuş ve yerleşim farklı dönemlere tarihlenen bir çok esere sahip olmuştur. Siverek Kentinde bilinen ilk yerleşim alanlarına ışık tutan, yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan höyükler ve ören yerleridir. Korunma ihtiyacının gerekliliği ile Siverek Höyük üzerine bir kale inşa edilmiştir. Kalenin içinde gelişimini sürdüren yerleşim, burada hüküm süren devletlerin anıtsal yapılar ve evleri yerleşime kazandırmasıyla büyümesini sürdürmüş, zamanla kale eteklerine kadar genişlemeye devam etmiştir. Günümüz kent merkezinde Siverek höyüğün üzerinde bulunan kaleden sonra bilinen en eski yapı Ulu Cami’dir. Camikebir mahallesinde bulunan Siverek Ulu Cami cami etrafında Müslüman halk yerleşmiş ve Camikebir Mahallesi’nin organik dokusu oluşmaya başlamıştır. 1899 yılı ve öncesinde Siverek kalesine, ibadet alanlarına ve ticari dokuya yakınlık kentleşmenin yönünü belirlemiştir. Siverek Kalesinin batısında bu tarihlerde yoğun yerleşme bulunmamaktadır. Yerleşmenin gelişimi daha çok doğu yönünde ilerlemiştir. Cumhuriyetin ilanı sonrasında Siverek Kalesi çevresinde Hürriyet, Cumhuriyet ve İnönü Caddeleri başta olmak üzere yeni caddeler açılmıştır. Bu caddelerin açılmasıyla birlikte Siverek’te yapılmaya başlanan kamu binaları ve parklar gibi yeni yapılar ve kentsel mekanlar yerleşmeye kamusal alanlar kazandırmıştır. Çalışmanın amacı; ilk kuruluşundan itibaren Siverek’te hüküm sürmüş devletlerin yerleşmenin fiziksel gelişimindeki etkilerini ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın amacı doğrultusunda Siverek’te bulunan höyükler, ören yerleri ile tarihi dokusunun yer seçimi ve gelişimine odaklanılmıştır

    Zeylü Tarihi Dımaşk

    No full text
    Dımaşk ve Bölge tarihine dair anakayn

    Mardin'de Tarım Sektörünün Temel Sorunları ve Potansiyel İşbirliği Alanları

    No full text
    Bilimsel bilginin üretimini sağlayan, bilimin/ilimin gelişmesi, geliştirilebilmesi misyonunu yüklenen ve bu amaçla araştırmayı ilke edinen öğrenciler ve yenilikçi akademisyenler yetiştiren üniversiteler, ürettikleri teorik bilgilerle dünya bilim tarihine yön verirler. Üniversitelerde üretilen teorik bilgilerin ve bilimsel paradigmaların pratikte bir karşılığının olması, bilimsel bilginin yaygın etkisini artırır. Zira sahaya dokunan ve bir ihtiyacı pratik biçimde karşılayan akademik bilgi daha geniş kesimleri etkileme gücüne sahiptir. İşte bu eser de Mardin Artuklu Üniversitesi Kamu Özel ve Karma Sektör İş Birliği Koordinatörlüğü (MAÜKÖK) inisiyatifiyle bu amaçla yola çıkan akademisyenlerin ortaya koyduğu akademik bir çalışmadır. Ağırlıklı olarak Mardin Artuklu Üniversitesi’nden olmakla birlikte Türkiye’nin farklı üniversitelerinde görev yapan akademisyenler tarafından hazırlanan bu çalışmanın odak noktasını Mardin ortak paydası oluşturmaktadır. Bu çerçevede şehrin/bölgenin bazı yapısal sorunları tespit edilerek çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Alanlarında uzman akademisyenler tarafından hazırlanan bu eser, bilimsel bilgilerin ve teorilerin pratikteki karşılıklarını ve uygulanabilirliklerini gösterir bir nitelik arz etmektedir. Dolayısıyla ortaya konan bazı sorunlara yönelik çözüm önerileri, bir saha çalışmasına veya bir ekonometrik analize dayalı olduğundan, doğrudan ilgililerin uygulayabileceği niteliktedir

    Disiplinlerarası Yaklaşımın Temel Dayanakları

    No full text
    Eğitim alanındaki yaklaşımlar, öğrencilere daha etkili ve anlamlı öğrenme deneyimleri sunmak amacıyla sürekli bir gelişim ve değişim süreci içerisindedir. Bu sürecin bir ürünü olarak disiplinlerarası yaklaşım, günümüz eğitiminde önemli bir rol oynamaktadır. Disiplinlerarası yaklaşım, Jean-Jacques Rousseau ve John Dewey gibi öğrenme teorisyenlerinin katkılarıyla beslenmiş bir yaklaşımdır (Sözer, 2002). Temel amacı, öğrencilere daha kapsamlı bir öğrenme deneyimi sunarak, bilgi ve becerilerin sınırlarını aşmalarını sağlamak olan bu yaklaşımın dayandığı temel dayanakları anlamak, disiplinlerarası yaklaşımın eğitim alanında nasıl bir değişim ve dönüşüm oluşturduğunu anlamamıza ve bu yaklaşımdan etkili bir şekilde faydalanmamıza yardımcı olacaktır (Gardner, 2006). Disiplinlerarası yaklaşımın bilişsel ve psikolojik dayanaklarını incelediğimizde, öncelikle bilişsel bilimlerde disiplinlerarasılığın yeri ve önemine eğilmemiz gerekmektedir. Bilişsel bilimler, farklı disiplinlerden gelen içgörüleri ve yöntemleri birleştirmek için başarılı bir çaba göstermekle birlikte bu disiplinlerin algı, hafıza, öğrenme, problem çözme vb. kuralların, kavram, imge ve analojilerin zihinde nasıl işleyebileceğine dair birçok üretken teori sunar (Thagard, 2010). Ayrıca disiplinlerarası etkileşimden yararlanarak, davranış ve düşüncenin zihinsel temsillerle nasıl bütünleştiğini ve karmaşık sonuçlara yol açan süreçlerden nasıl etkilendiğini araştırır. Bu yaklaşım, insan zihninin işleyişini çok yönlü ve derinlemesine anlamada önemli bir temel oluşturur ve farklı disiplinlerin bir araya gelerek zengin bir bakış açısı sunmasını sağlar (Kırklaroğlu, 2018). Bilişsel bilimlerdeki bu disiplinlerarası yaklaşımın eğitim alanında da önemli yankıları bulunmaktadır. Eğitimde disiplinlerarası yaklaşımın, öğrencilere çok yönlü düşünme yetenekleri kazandırma, farklı zekâ türleri arasında ilişkiler kurma ve öğrenilenleri günlük yaşamda etkili bir şekilde kullanma amaçlarına yönelik temel hedefleri bulunmaktadır. Bu hedeflerle birlikte öğrencilerin bilgiyi bütünsel bir şekilde birleştirmeleri ve kendi ihtiyaçlarına uygun şekilde oluşturmaları ele alındığında disiplinlerarası yaklaşımın temel dayanaklarının; bilişselcilik, yapılandırmacılık, beyin temelli öğrenme, çoklu zekâ ve Gestalt kuramı gibi yaklaşımlar çerçevesinde temellendiğini söyleyebiliriz (Doğruluk, 2022). Disiplinlerarası yaklaşımın felsefi dayanaklarını ele aldığımızda ise, ilk olarak pragmatizmin bu yaklaşımda öne çıktığını görmekteyiz. Pragmatizmde, öğrencilerin farklı disiplinlerden gelen bilgi ve becerileri birleştirerek gerçek dünya problemlerini çözmeleri gerektiği vurgulanır. Bu noktada günlük hayatta karşılaştığımız sorunlar ve bu sorunlarla ilgili soruların cevaplanması, birden fazla disiplini kapsayan bir çaba gerektirir hale gelmiştir. Örneğin insan hakları, çevreyi koruma, yoksulluk ve şiddet gibi sosyoekonomik ve politik konular, teknolojik ilerlemelere rağmen hala insanlık için büyük bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, bu sorunların disiplinlerarası bir ortamda bütünsel olarak ele alınması gerekmektedir. Bu disiplinler arasındaki entegrasyon, güncel sorunların çözümüne katkı sağlayacak ve çok yönlü bireylerin gelişimine yardımcı olacak anlamlı bir örüntü oluşturacaktır. Bu sebeple, öğrenme ve öğretme ortamlarında tek disiplinli yaklaşımdan disiplinlerarası yaklaşıma geçmek zorunlu hale gelmiştir (Ulusoy, 2007; Ürey, 2022). Bu doğrultuda, pragmatizm yaklaşımında, eğitim sürekli değişen bir olgu olarak ele alınır ve gerçek dünya problemlerine yönelik disiplinlerarası çözümler üretilmeye çalışılır (Ergün, 2017). Pragmatizm ile birlikte disiplinlerarasılığın felsefi temel dayanaklarından bir diğerinin ilerlemecilik yaklaşımı olduğunu söylemek mümkündür (Doğruluk, 2022). Eğitim alanında oldukça yenilikçi fikirlere sahip olan pragmatizm, eğitimle ilgili fikirlerini “ilerlemecilik” adı altında ortaya koymuştur (Sünney, 2020). İlerlemecilik yaklaşımına göre, eğitimin temel unsuru sürekli olarak yeniden yapılandırılan deneyimlerdir. Geçmişteki deneyimler gelecekteki davranışları etkilediğinden, deneyimler sürekli olarak yeniden yapılandırılır. Pragmatizm'in de etkisiyle ilerlemeciliğe göre eğitim sürekli değişen bir olgu olarak ele alınır ve eğitim, bireyi yaşama hazırlayan bir unsur olmaktan çok yaşamın kendisidir (Ergün, 2017). Bu yönüyle İlerlemeci eğitim anlayışı, toplumun ihtiyaç duyduğu bir anlayış olarak öne çıkar. Sonuç olarak, ilerlemecilik yaklaşımı eğitimde olduğu gibi disiplinlerarası çalışmalarda da temel bir rol oynar. Sürekli deneyimlerin ve bilgilerin yeniden yapılandırılması, farklı alanlardaki ilerlemeyi destekleyen bir dinamizm oluşturur. Bu sayede, toplumsal ihtiyaçlar daha etkili bir şekilde karşılanabilir ve disiplinlerarası ilerleme sağlanabilir

    The effect of body mass index on complications in cardiac implantable electronic device surgery

    No full text
    Background: Cardiac implantable electronic device (CIED) procedures are prone to complications. In our study, we investigated the effect of body mass index (BMI) on CIED-related complications. Methods: 1676 patients who had undergone CIED surgery (de novo implantation, system upgrade, generator change, pocket revision or lead replacement) at two heart centers in Turkey and met the study criteria were included in our study. For analysis of primary and secondary endpoints, patients were classified as non-obese (BMI < 25 kg/m2), overweight (25 ≤ BMI < 30 kg/m2), and obese (BMI ≥ 30 kg/m2). The primary endpoint was accepted as cumulative events, including the composite ofclinically significant hematoma (CSH), pericardial effusion or tamponade, pneumoth- orax, and infection related to the device system. Secondary outcomes included each component of cumulative events. Results: The rate of cumulative events, defined as primary outcome, was higher in the obese patient group, and we found a significant difference between the groups (3.0%, 4.3%, 8.9%, p = .001). CSH and pneumothorax rates were significantly higher in the obese patient group (0.3%, 0.9%, 1.9%, p = .04; 1.0%, 1.4%, 3.3%, p = .04, respectively). According to our multivariate model analysis; gender (OR:1.882, 95%CI:1.156–3.064, p = .01), hypertension (OR:4.768, 95%CI:2.470–9.204, p < .001), BMI (OR:1.069, 95%CI:1.012–1.129, p = .01) were independent predictors of cumulative events rates. Conclusions: Periprocedural complications associated with CIED (especially hematoma and pneumothorax) are more common in the group with high BMI

    Kesme yontu taşından geleneksel yöntemlerle yığma yapılar nasıl yapılır? Bir örnek uygulama. (How to make masonry structures made of cut stone with traditional methods? A sample application)

    No full text
    İnsanlar yaşadıkları yere bağlı olarak bazen mağaralarda, bazen ağaç dallarından, bazen de sazlıklardan barınaklar inşa etmeye başladılar. Ancak zamanla insanların alet yapıp kullanmaya başladıklarında, barınak ihtiyacı için yapı malzemeleri üretmeye başlandılar. Taş kesme ve yontma becerisini geliştirdikten ve taşları bir arada tutacak bağlayıcı maddeler bulduktan sonra, küçük, düzgün kesilmiş taşlardan veya toprak ve benzeri malzemelerden yapılmış tuğlalar kullanarak yığma yapılar inşa ettiler. Bu yığma yapılarda mimari, estetik ve dayanıklılık kriterleri deneme yanılma yoluyla ve nesilden nesile aktarılan deneyimlerle geliştirildi. Anadolu, farklı uygarlıklara ait çok sayıda antik yığma yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Yapıların pek çok ortak noktası olmasına rağmen, her bir unsur ayrı ayrı el işçiliğiyle yapıldığı için her biri benzersizdir. Ancak zaman içinde insan nüfusu arttıkça, her türlü barınma ve diğer amaçlar için kapalı alan ihtiyacını karşılamak için daha hızlı ve daha seri üretim gerekli hale gelmiştir. İnşaat teknolojisinin gelişmesi ve betonun icadı bunu mümkün kılarken, kâgir yapıların üretimi ve bunları inşa eden zanaatkârlar yavaş yavaş kayboldu. Ancak günümüzün mühendislik bilgisi ve inşaat teknolojisiyle, yığma bir bina inşa etmenin yolları nelerdir? Bu çalışma bu soruyu bir örnek üzerinden tartışmaktadır. Çalışmada Malatya'nın Akçadağ ilçesinde inşaatı devam eden bir villanın ön etütleri, zemin etüdü, mimari ve statik projeleri ile 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depreminden etkilenip etkilenmediği ve inşaatın nasıl devam edeceği değerlendiriliyor. Geleneksel yöntemlerle yığma bir yapının ve yapı elemanlarının (duvar, kemer, tonoz, lento vb.) yapım teknikleri anlatılırken, günümüzde yaşam alanlarının vazgeçilmezi olan temiz su temini, kanalizasyon sistemi, aydınlatma ve ısıtma sistemlerinin nasıl entegre edildiği hakkında bilgi verilecek. Çalışma, tarihi yığma yapıların restorasyonuna ışık tutarken, günümüz mühendislik ve mimarlık bilgileri ile bu tür yapıların nasıl inşa edileceği konusunda da bilgi verecek

    Toplumsal Hafızada Mardin Direnişi ve Onur Günü’ne Dönüşüm Süreci

    Get PDF
    Mardin direnişi, Millî Mücadele yıllarında İngiliz ve Fransız işgal kuvvetlerinin şehri ele geçirmek istemesi üzerine Mardin yerel eşrafı ile askerî kadronun, bölgeyi teslim etmemek için vermiş olduğu üstün gayreti ifade etmektedir. Bu direniş, Millî Mücadele içerisinde ve tarih yazımında özel bir yere sahiptir. Antep, Maraş ve Urfa şehirlerinde yaşanan işgal girişimleri ile Mardin direnişinde, işgallerin engellenmesine yönelik verilen çabalar, birbirinden farklı kategorilerde değerlendirilmesi gereken konulardır. 1919-1920 tarihleri arasında gerçekleşen Mardin direnişi, 1949 yılından itibaren törensel olarak kutlanmaya başlanmıştır. 1950’lerin ilk yıllarından itibaren, yerelde resmî bir nitelik elde eden 21 Kasım Kutlamaları, o dönemin yazın dünyasında, “Kurtuluş Günü”, “Kurtuluş Bayramı”, “Kurtuluş Düğünü”, “Mardin’in Kurtuluş Günü”, “Mardin’in Kurtuluş Yıldönümü”, “Mardin’in İşgal Teşebbüsünden Kurtuluş Yıldönümü”, “Mardin’in Şeref ve Kurtuluş Günü”, “Şeref Günü” gibi farklı şekillerde tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar içerisinde “kurtuluş” kavramı yaygın bir şekilde kullanılmasına rağmen Antep, Maraş ve Urfa’nın “kurtuluş” günleri ile Mardin’de yaşananların benzerliğinden yola çıkarak tercih edildiği düşünülmemelidir. Çünkü “kurtuluş” kavramının başlık olarak tercih edildiği yazıların içeriği incelendiğinde, Mardin’deki direnişin, çevre illerde meydana gelen işgallerin sonuçlarından dersler çıkarılarak, işgallerin önlenme biçiminden övgüyle söz edildiği görülmektedir. 1950’ler kuşağının, içerik konusunda tarihsel bilgi ve bulgulara uygun olarak göstermiş olduğu bu özenli tavrın, uzun süre devam etmediği anlaşılmaktadır. Zamanla bu kutlamaların içeriği değişmiş ve “işgal teşebbüsünden kurtuluş” yerine sadece “kurtuluş yıldönümü” manasına gelen bir anlama dönüşmüştür. Bu çalışmada, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığı’ndaki arşiv belgelerinden, dönemin yerel/ulusal gazeteleri ile tetkik eserlerden faydalanılarak, Mardin direnişinin kendine özgü niteliği ve bu direnişin törensel tarafını ifade eden 21 Kasım Kutlamaları’nın, toplumsal hatırlanma biçimindeki içerik değişimleri ele alınıp incelenmiştir.Mardin resistance refers the superior effort of Mardin local notables and military staff for not to concede the region after British and French occupation forces wanted to invade the city in the national struggle years. This resistance has a special place in the national struggle and history writing. The invasion attempts seen in Antep, Maraş and Urfa cities and the endeavors for preventing invasions in the Mardin resistance are the topics which should be assessed under different categories. Mardin resistance, that took place between 1919 and 1920, was started to be celebrated since 1940. Starting from the first years of 1950s, December 21 Celebrations, which gained a formal nature locally, is defined in the local literature in different was such as the “Day of Independence”, “Independence Bairam”, “Independence Wedding”, Independence Day of Mardin”, “Independency Anniversary of Mardin”, “Anniversary of Liberation of Mardin from Invasion Attempt”, “Mardin Honor and Independency Day”, and “Honor Day”. Even though “Independency” term is used widely in these definitions, it should not be thought that it is preferred starting from the similarities for what were lived in Mardin and the “Independency” days of Antep, Maraş and Urfa cities because assessing the content of the writings in which the definition of “independency” was selected as the title, it is seen that the way for preventing invasions, by learning from the results of the invasions occurred in the neighboring provinces, is mentioned in glowing terms. It is understood that this elaborate attitude of the 1950s generation for the contents according to the historical knowledge and findings, continued for a long time. The content of the celebrations has changed in time and it transformed in to a content meaning only “anniversary of independence”, instead of the “liberation from invasion attempt” meaning. In this study, the specific nature of Mardin resistance and content changes in the way of social remembering of December 21 Celebrations, referring the ceremonial side of this resistance, discussed and evaluated by using the archive documents in the Military History and Strategical Survey (ATASE) Department of General Staff, local/national papers of the period and survey works

    HUASTUANİFT: MANİHAİST UYGURLARIN TÖVBE DUASI

    No full text
    Bu yazıda, Betül Özbay tarafından yayımlanan Manihaist Uygurların Tövbe Duası: Huastuanift başlıklı çalışma tanıtılacak ve çalışmanın amacı, yöntemi, güçlü ve ikinci planda kalan noktaları, literatüre katkısı değerlendirilecektir

    Industry 4.0 and sustainable business models: An intercontinental sample

    No full text
    In the rapidly evolving contemporary business landscape, the Industry 4.0 revolution has emerged as an immense and transformative force, fundamentally reshaping industries and presenting significant challenges to prevailing business models. As technology components continued to evolve in response to this revolution, it became increasingly evident that understanding the multifaceted implications of these changes for organizational sustainability is of paramount importance. The overarching goal of this research was to elucidate the intricate interplay between Industry 4.0 technologies and organizational sustainability. To achieve this objective, we conducted a comprehensive exploration of real-world instances where companies boldly embraced Industry 4.0 technologies, subjecting their specific practices and processes to thorough examination. This methodological approach yielded a wealth of invaluable insights into the practical implications of Industry 4.0 on organizational sustainability, effectively bridging the gap between theory and practice. This research underscores the urgent need to provide businesses and decision-makers with insights of paramount significance. The findings of the study aim to serve as a guiding compass for organizations, offering clarity on potential benefits and challenges associated with Industry 4.0 adoption. Notably, within the scope study, the utilization of semi-structured interview technique added a unique dimension, enabling in-depth insights. Interviews were conducted with individuals from diverse nations across different continents, thoughtfully selected based on predefined criteria, setting this research apart in terms of both the sample's size and the remarkable diversity within the participant profile. This diversity enriched the research findings by encompassing various perspectives and experiences, significantly enhancing the depth and breadth of the study's insights

    The Effect of Gliclazide use on BDNF and NGF Levels in Rats with Diabetes Mellitus

    Get PDF
    Objective: In this study, the effects of gliclazides, a second generation sulfonylurea group, on BDNF and NGF plasma levels, which are considered neurodegeneration biomarkers, will be examined. When designing our study, we assumed that gliazides might have positive neuronal effects. Thus, the possible positive effects of gliclazide will be emphasized in our study. Methods: In the experiment, 21 adult male Wistar-Albino rats were used. Serum BDNF and NGF levels were determined by analyzing with enzyme-linked immunosorbent assay kit in accordance with the recommendations. Results: BDNF levels were significantly lower in gliclazide-treated diabetic rats and nonmedicated diabetic rats compared to the healthy control group (p=0.017, p<0.001, respectively). Although the BDNF level of rats with diabetes given gliclazide was increased compared to rats with and without diabetes, this difference was not significant (p=0.107). Similarly, NGF levels were significantly lower in rats given gliclazide (p=0.009) and diabetic rats not given gliclazide (p=0.001) compared to the healthy control group. When the diabetic groups were compared among themselves, although the NGF level was increased in the gliclazide group, this difference was not statistically significant (p=0.638). The differences between the groups were significant in cyclic AMP regulatory element binding (p<0.001), c-FOS (p<0.001), amyloid precursor protein (p<0.001), B-SECRETASE1 (p=0.004), and doublecortin (p<0.001) levels. Conclusion: As a result, serum BDNF and NGF levels were significantly higher in non-diabetic healthy control group rats than in diabetic rats. While low serum levels of BDNF and NGF neurotrophins, which increase in neurodegeneration, were observed in diabetic rats, this level was observed to be higher in diabetic rats given gliclazide

    1,567

    full texts

    5,052

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mardin Artuklu University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇