Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
Yaşam ve Ölümün Varoluşsal Sınırında Kierkegaard’da Ölüm Kavramı
Ölüm her bir insanın sadece bir kez karşılaşacağı tekil bir varoluşa karşılık gelen ve tüm insanları eşitleyen bir gerçekliktir. Bu bağlamda ölüm düşüncede var olan kavramsal bir gerçekliği aşan bir hakikat olarak doğrudan yaşamdan çıkandır. Yaşam ve ölüm, bu bağlamda, iç içe olan ve aralarında keskin bir sınırın olmadığı bir paradoksu ifade eder. Bu paradoks aşılmak için değil yaşanmak için vardır
ve insan bunu yaşayarak gerçek anlamda tekil bir birey olduğunu kavrar. Bu doğrultuda varoluşçu felsefenin bu konuya en çok yaklaşan ve
bu konuyu derinlemesine anlamaya çalışan bir bakış açısına sahip
olduğunu belirtmek gerekir. Bu bakış açısının oluşmasına öncülük
eden ise Kierkegaard olmuştur. Onun felsefesinde ‘seçme’ bir hakikat
olarak insanın gerçek varoluşunu ortaya koymasına rağmen ölümün
seçilmemesi gerektiği iddiası çarpıcıdır. Çünkü insan ölümü seçerek,
aslında, gelecekteki tüm olasılıkları ortadan kaldıran bir günaha bulaşmış olur. Öyleyse yaşamın kendisini ortadan kaldıran intihar aslında ölümü de aşan varoluşsal bir kriz olarak karşımıza çıkmaktadı
EVALUATION OF PRODUCTIVITY STATUS OF DRY FARMING SOILS IN MARDIN PLAIN USING GEOGRAPHICAL INFORMATION SYSTEM ANALYSES
Soil fertility is among the most basic criteria for obtaining quality and
abundant products in agricultural production. The physical and
chemical properties of soils, the scarcity or abundance of plant nutrients
are important factors affecting the yield and quality of agricultural
products, and the nutrient concentrations in soils can be determined by
soil analysis. In addition, depending on the physical and chemical
properties of the soil, knowing the relationships between these
properties and the nutrients in the soil is important in terms of providing
the highest benefit of fertilisation for the plants to be grown according
to the land conditions (Taban et al., 2004; Başaran and Okant, 2005;
Tümsavaş and Aksoy, 2008). The product yield and quality of the
grown plants are closely related to the nutrient content of the soils to
meet the needs of the plants (Zengin et al., 2003; Belliturk et al., 2019).
The formation of agricultural lands is the only resource that takes
thousands of years, and cannot be produced or renewed. The
sustainability of soils, though, is possible by examining and monitoring
soil resources as adequately as possible and defining the characteristics
of agricultural areas better..
II. Ürün Mısır Çeşitlerinde Organik ve İnorganik Gübre Uygulamasının Verim ve Kaliteye Etkisi ile Ekonomik Analizi
Bu araştırma 2015 ve 2016 yıllarında II. ürün olarak Mardin ili Göllü köyünde Tesadüf Bloklarında Bölünmüş Parseller’ deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışmada materyal olarak farklı iki mısır çeşidi (Dekalp-5401 ve LG 30.597) kullanılmıştır. Uygulama olarak; gübresiz kontrol parseli (G0), standart ticari gübre 8 kg da-1 P2O5, 20 kg da-1 N (G1), tavuk gübresi 1000 kg da-1 (G2), çiftlik gübresi 1500 kg da-1 (G3) ve solucan gübresi 1200 kg da-1 (G4) olacak şekilde kullanılmıştır. Araştırmanın iki yıllık ortalama sonuçlarına göre, en yüksek tane verimi 1219.2 kg da-1 ile Ç1 (Dekalb 5401) çeşidinin G1 (ticari gübre) verilen parsellerinde elde edilmiştir. Organik gübre ortalama değeri ise 1124.4 kg da-1 ile Ç2 (LG 30.597) çeşidinin G2 (tavuk gübresi) uygulamasında elde edilmiştir. Kalite parametreleri bakımından çeşit ve gübre uygulamalarının hektolitre, yağ oranı ve protein oranına etkisi önemsiz bulunurken, incelenen diğer parametrelere etkisi ise önemli bulunmuştur. Ekonomik karlılık bakımından kullanılan her iki çeşitte de konvansiyonel gübre uygulamalarının daha avantajlı olduğu tespit edilmiştir. Çeşitler arasında konvansiyonel gübre uygulamaları bakımından Ç1 çeşidinin (Dekalb 5401) kârlılık düzeyi daha yüksek olmuştur. Organik gübre uygulamaları bakımında yapılan değerlendirmede Ç2 çeşidinin (LG 30.597) daha kârlı olduğu ortaya çıkmıştır. Ticari gübre uygulamaların diğer gübre uygulamalarına göre maliyeti düşük ve elde edilen verim miktarının daha yüksek olmuştur. Bölgemizde yeterli düzeyde organik mısır piyasasının oluşmaması nedeniyle ticari gübrelerin ekonomik olarak daha avantajlı olduğu sonucuna varılmıştır
TÜRKİYE’NİN DÜZEY 2 BÖLGELERİNDE KADIN İSTİHDAMI VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİNİN EKONOMETRİK ANALİZİ (TR81, TR82, TR83, TR90, TRC1, TRC2 VE TRC3 ÖRNEĞİ)
Kadınların işgücüne katılımı ve istihdamı sürdürülebilir büyüme ve kalkınmanın vazgeçilmez unsurlarından biridir. Bu çalışmada, Türkiye‟de TR81, TR82, TR83, TR90, TRC1, TRC2 ve TRC3 Düzey 2 bölgeleri kapsamında 2004-2017 döneminde kadın istihdamı ile kişi başına düşen milli gelir arasında ilişki olup olmadığı analiz edilmiştir. Analiz için panel veri modelleri kullanılmıştır. Çalışmanın ampirik bulguları, TR81, TR82 ve TRC1 bölgelerinde kadın istihdamı ile kişi başına düşen milli gelir arasında anlamlı ve pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. TR83 ve TRC 90 bölgelerinde anlamlı ve negatif ilişkiler tespit edilmiştir. TRC2ve TRC3 bölgelerinde ise kadın istihdamı ile kişi başına düşen milli gelir arasında herhangi bir ilişki tespit edilememiştir
UZMANLAR VE UZMANLIKLAR
Modern toplumun geleneksel okul kurgusu statik, standart ve uzun erimli bir sosyal olgu tanımı üzerine kurulmuştur. Geleneksel okul, örgütlenmesinden insan kaynağına, içeriğinden yöntemine, finansmanından yönetimine modern zamanların beklentilerini, sanayi toplumunun ve ulus-devletin ölçütlerine göre karşılamak üzere kurgulanmıştır.
Bugün geleneksel okul, kendini var eden şartların tamamen değiştiği bir dönemde var olmaya uğraşmaktadır. Geleneksel okulu besleyen sosyal ilişki ve yapılar yeni bir biçim almış, okulun çıktılarına muhtaç olan üretim süreçleri ve beklentileri dönüşmüş, otorite, güç ve meşruiyet anlam değiştirmiştir.
Eğitim kurumları işletmeciliği kavramsallaştırması, eğitim ve okul hakkında üretilen yeni bilginin ve bu bilgi ile yapılan analizlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir bakış açısıdır. Bu bakış açısıyla eğitim kurumları bağlam, yapı, içerik, insan, ortam, kültür, çevre, denetim ve girişimcilik olmak üzere dokuz boyutta ele alınmış ve toplam yirmi bölümden oluşan bu eser ortaya çıkmıştır.
Eğitim Kurumları İşletmeciliği isimli bu eser; eğitimi ve okulu günümüz dünyasında anlamak için yeni pencereler açmayı, açılan pencerelerden yeni detaylar görmeyi önermektedir
Determination of some foodborne pathogens and residual nitrateand nitrite in traditional fermented sausages in Turkey
The present work was performed to examine the traditionally fermented sausages in terms of food safety by investigating the presence of Listeria monocytogenes, Salmonella spp., Escherichia coli O157, and Staphylococcus aureus, as well as the residual nitrate and nitrite content. For this purpose, a total of 45 fermented sausage samples, 32 of which were produced and sold in butcher shops and 13 by different industrial companies, were analysed. Listeria monocytogenes, Salmonella spp., and E. coli O157 were not detected in any of the samples, whereas S. aureus was detected in 5 (11.1%) samples. The amount of residual nitrate was found between 4.30 and 62.59 mg/kg in 39 (86.66%) of the analysed samples, and the amount of residual nitrite was found between 8.94 and 55.95 mg/kg in 8 (17.77%) of the samples. Detection of S. aureus, which is an important pathogen for food poisoning, and presence of residual nitrate and nitrite in fermented sausages should be taken into consideration due to possible public health risks that it may cause. Therefore, raising the awareness of the manufacturers about the control of production processes and the effectiveness and continuity of the controls by the competent authorities are of significant importance
Bir Modernleşme Güzergahı: Tamir-Tadilat’tan Onarım-Restorasyon’a
ÖZET Mimari koruma, disipliner bir pratik haline geldiği yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren, hem bilgisi hem de uygulamadaki üretim metodolojisi bakımından önemli ölçüde farklılaşmıştır. Türkiye’de disipliner anlamda koruma bilgisinin inşa edilmesi sürecinde, restorasyon, konservasyon, restitüsyon, renovasyon gibi kavramlar, koruma bilgisinin üretildiği yabancı dildeki metinlerin Türkçeye çevirileri yoluyla koruma literatürünün temel kavramları haline gelmişlerdir. Linguistik çevirinin kuramsal tartışmaları ile birlikte Türkiye’de koruma literatürünün oluşmasında etkisi olan uluslararası tüzükler, yasal düzenlemeler ve akademik faaliyetler konu edilmiştir
DİYARBAKIR’I ZİYARETEDEN KÜLTÜR TURİSTLERİNİN SEYAHAT MOTİVASYONLARININ BELİRLENMESİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA
Diyarbakır’a gelen yerli turistlerin demografik özelliklerinin, seyahat alışkanlıklarının ve motivasyonlarının
kültür turizmi bağlamında incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, Diyarbakır'a gelen yerli turistler üzerinde
verilerin anket formu aracılığıyla toplandığı tarama tipinde bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. 470 turistin
katıldığı araştırmadan elde edilen verilerin analiz sonucuna göre; Diyarbakır’a gelen yerli turistlerin yarısından
fazlasının kadın olduğu ve çoğunluğunun Diyarbakır’ı daha önce ziyaret etmedikleri görülmektedir. Turistlerin
Diyarbakır da konaklama sayıları 1 gecedir. Bu araştırmada, Diyarbakır’a gelen yerli turistlerin seyahat
motivasyonlarının; diğer kültürleri tanıma/ Bilgi ve deneyim, rahatlama ve dinlenme, prestij/ statü, destinasyona
olan merak duygusu/ ilgi, sosyalleşme/bireyler arası ilişki kurma isteği ve akraba ve arkadaşları ziyaret etme
başlıkları altında değerlendirilebileceği saptanmıştır
An Existentialist Approach to Jean-Paul Sartre’s "No Exit"
Existentialism that began to be active in the 20th century is the approach to define the human being not only as the thinking being but also as the acting and feeling human individual. This study aims to analyse Jean-Paul Sartre’s "No Exit" (1944) in terms of existentialist approach, namely human’s existence of freedom which depends on the on-going relationships between the aspects of ‘being as a subject’ and ‘being as an object’. The play No Exit depicts the afterlife in which Joseph Garcin, Ines Serrano and Estelle Rigault are brought to the same room in hell. The ‘being as a subject’ of the three characters is judged by people on the earth and is reduced to the state of ‘being as an object’ which gets the unchangeable state by the judgment of others. Joseph will be remembered as a coward and Estelle as a pretty blonde who is the murderer of her child and crazy about money and males while nobody will remember Inez at all. They become the prisoners of each other in hell where the time is stable and where they are completely deprived of the freedom of existence of ‘being as a subject’ because they no longer have the opportunity to act and to change the thoughts about themselves. This imprisonment fixes them in the state of ‘being as an object’. The victim changes every time and there are two tortures against it. Therefore, they are both the torturers and the victims: Hell is other people