Mardin Artuklu University Institutional Repository
Not a member yet
5052 research outputs found
Sort by
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE ARPADA BAŞAKLANMA İLE VERİM ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BELİRLENMESİ
Bu çalışma, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde farklı lokasyonlarda yetiştirilen arpa genotiplerinde başaklanma tarihlerinin verim üzerindeki etkisini belirlemek üzere Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada 3 adet lokasyonda başaklanma süresi ile tane verimi arasındaki etkileşimler incelenmiştir. Araştırmada Kızıltepe lokasyonu erkenci, Diyarbakır lokasyonu orta erkenci, Hazro lokasyonu ise orta geçci lokasyon olarak tanımlanmıştır. Varyans analiz sonuçlarına hem başaklanma tarihi hem de tane verimi bakımından lokasyon, genotip ve interaksiyon % 1 düzeyinde önemli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca başaklanma tarihi ile verim arasındaki ilişkiler görsel olarak biplot analiz tekniği kullanılarak tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre çeşitlerin başaklanma süreleri 109 – 120 gün, tane verimi 477-665 kg/da arasında değişim göstermiştir. Ayrıca GT biplot tekniği ile başaklanma ile verim arasındaki ilişki araştırılmış uygun çeşitler belirlenmiştir. GT biplot tekniğinde PC1 varyasyonun %67.76, PC2 ise %32.24 ve toplamda varyasyonun % 100’ünü oluşturmuştur. Biplot tekniğine göre geçci çeşitler başaklanmanın olduğu sektörde yer almış verimi yüksek olanlar ise verimin olduğu sektörde yer aldıkları ve erkencilik geççilik ile verim arasında bir ilişki olduğu tespit edilmiş. GT biplot tekniği ile genotipler başaklanma tarihi ile verim bakımından görsel olarak kolayca değerlendirilmiştir. Biplot analiz tekniği ile elde edilen sonuçlara göre özellikle 22 ve 23 nolu genotip ile Aday 2’in orta erkenci ve yüksek verimli, çok erkenci(Samyeli) ve Şahin 91(çok geçci) çeşitlerinin ise düşük verimli oldukları tespit edilmiştir. Biplot analiz tekniği ile sonuçların kolay bir şekilde yorumlanabileceği ve önerilerde bulunabileceği teyit edilmiştir
Evaluation of inhibitory effect some bicarbonate carbonate salts against Neoscytalidium dimiatum
Neoscytalidium dimidiatum, a member of the Botryosphaeriaceae family, has emerged as a significant pathogen causing canker and blight diseases in various fruit trees, field crops, park and forest trees, and other hosts. Neoscytalidium dimidiatum is the only recognized species within the genus, with the other two previously recognized species, N. novaehollandiae and N. orchidacearum. There is no suggested chemical control method against Neoscytalidium. In this study, we evaluated the inhibitory effect of some salts on the mycelial growth, germ tube elongation and conidial germination of the N. dimidiatum isolate phylogenetically clustered with the isolates previously recognized as N. novaehollandiae. The antifungal effects of the salts were determined at 0.125, 0.25, 0.5, 1.0 and 2.0% (w/v) concentrations of salts in vitro conditions. Statistically, differences were observed between the inhibitory effects of six salts on the parameters at P ≤ 0.05. The 0.25% and higher concentrations of the ammonium bicarbonate and ammonium carbonate salts completely inhibited mycelial growth, germ tube elongation and conidial germination. Potassium and sodium bicarbonate salts in the highest concentration (2.0%) were able to decrease the mycelial growth, germ tube elongation and conidial germination with the rates of 95.58%-95.58%, 95.05%-95.76% and 77.44%-82.91%, respectively. In addition, potassium and sodium carbonate were able to completely inhibit investigated factors of the pathogen at 2.0% and 1.0% concentrations, respectively. The minimum inhibition concentration values of the ammonium bicarbonate, potassium carbonate and sodium carbonate varied between 0.25% and 2.0%. The minimum fungicidal concentration values of the ammonium carbonate and bicarbonate also ranged between 0.25% and 1.0%. As a result, this study showed that salts of carbonate and bicarbonate could be recommended to manage diseases caused by N. dimidiatum
Kemal Haşim Karpat'ın Sosyolojik Fikirleri
Her toplumsal olayın belli bir tarihte gerçekleşmesi ve her tarihsel olayın da aynı zamanda
toplumsal olması sosyoloji ile tarih ilişkisini zorunlu kılmıştır. Tarihin aynı zamanda
sosyolojiye geniş malzeme sunan bir laboratuvar olduğu kabul edilmektedir. Toplumu
anlamak için geçmiş, şimdi ve gelecek önemsenmelidir. Şimdiyi geçmişle, geçmişi şimdiyle ve
geleceği onlarla birlikte anlamak gerekmektedir. Tarih ve sosyoloji birbirini tamamlayan iki
disiplindir. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Bu görüşü savunan ve doğrultuda çalışmalar
yapan gerek dünyada gerekse ülkemizde tanınan, önemli çalışmalara imza atan isimlerden
biri Kemal Haşim Karpat’tır.
Tarihçi olarak bilinen Karpat’ın çalışmaları incelendiğinde ve fikirleri değerlendirildiğinde
onun sosyolojik yönünün de ağır bastığını görmek mümkündür. O, Osmanlı, Türkiye, Orta
Asya tarihi vb. tarihsel konularda kapsamlı çalışmalar yaptığı gibi göç, kimlik, demokrasi, din
gibi sosyal konularda da çalışarak sosyal gerçekliği tarihsel çerçevede değerlendirerek
kendine özgü bir bakış açısı sunmuştur. Bu çalışmada da Karpat’ın kimlik, demokrasi, göç,
din ve laiklik gibi sosyolojik konulara dair görüşleri değerlendirilerek sosyolojik yönüne
dikkat çekilmiştir
Toplumsal olaylar değerlendirilirken, tarihsel olaylarında değişim ve dönüşümleri göz
önünde bulundurulmalıdır. Sosyolojide önde gelen Marx, Durkheim, Weber, Mills gibi isimler
sosyal gerçekliği tarihsel gerçeklikten bağımsız değerlendirilmeyeceğini vurgulamışlardır.
Tarih biliminin önemli isimlerinden olan Karpat’da benzer bir biçimde sosyolojinin tarih için
önemli olduğunu ve tarihsel olayların toplumsal bir parspektifte değerlendirilmesi gerektiğini
savunmuştur. Tarihçi olan Karpat’ın yapmış olduğun sosyolojik çalışmalarında önemli
olduğunu savunmak mümkündür.
Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kapsamında doküman inceleme tekniği kullanılmıştır.
Geniş çaplı literatür taraması yapıldıktan sonra elde edilen bilgiler sunulmuştur. Bu bilgiler
sonucunda tarihçi olarak bilinen Karpat’ın çalışmalarının sosyolojik yönünün olduğu ve
sosyoloji bilimine dahil edilecek çalışmalarının olduğunu savunmak mümkündür
ENDOKRİN ACİLLER
Endokrinoloji, günümüzde tıbbın karşı karşıya olduğu en yaygın durumlarından olan ciddi acil
sağlık sorunlarından bazılarını kapsar. Endokrin sistem, hormonların haberci sistemi olarak önemli bir
rol oynar ve vücuttaki metabolik işleyişi kontrol eder. Bir endokrin bezin akut veya kronik yetmezliği
hastalıklara ve hatta ölüme neden olabilir. Pankreas, tiroid, paratiroid ve sürrenal bezlerin bozuklukları
gibi endokrin hastalıkların komplikasyonları klinik olarak sinsidir ve hayati önemdedir. Bu hastalıklar
toplam nüfusun %10'undan fazladır. Bilinen endokrin organ hastalıklarının yanı sıra bu hastalıkların
acil durumlarının değerlendirilmesi ve yönetimi kritik önemdedir. Endokrin acil durumlar genellikle
travma, cerrahi, yeni hastalık veya enfeksiyon gibi akut bir olayla tetiklenir. Normal işleyişteki
aksamalar yaşamı tehdit eden acil durumlar yaratabilir ve acil müdahale gerektirebilir. Bu nedenle,
endokrin acil durumları tanımak ve uygun şekilde yönetmek önemlidir. Semptomları belirsiz
olabileceğinden ve diğer durumları taklit edebildiğinden, endokrin acil durumları başlangıçta tespit
etmek zor olabilir. Endokrin acil durumlar, acil servislerde klinik iş yükünün büyük bir bölümünü
oluşturur.
Bu kitabın amacı, güncel endokrin acil durumları değerlendirmeyi ve kritik hasta yönetiminin
endokrin yönlerini kapsamaktır. Endokrin Aciller kitabı, uzman hekimlere, acil tıp başta olmak üzere
diğer tıp asistanlarına, pratisyen hekimlere ve tıp öğrencilerine faydalı olabilecek referans bir
çalışmadır. Kitap, klinisyenin karşılaşabileceği yüksek riskli endokrin acil olguların yönetimine katkı
sağlayacaktır. Her bölümde acil duruma genel bakış, semptomlar, tanı ve tedaviyle ilgili bölümler
bulunur.
Kitabımızın hazırlanma aşamasında gösterdikleri özverili çalışmalarından dolayı bölüm
yazarlarımıza ve Akademisyen yayınevi çalışanlarına teşekkür ederim.
Kitabımızın Acil Tıp ve diğer tüm klinik alanda çalışan hekimlerimize, öğrencilerimize ve
hastalarımıza faydalı olması en büyük arzumuzdur
Animal Remains From Çakırbeyli-Küçüktepe Höyük Excavations, Western Anatolia
Çakırbeyli Küçüktepe Höyük is a mound site in
western Anatolia, located 1.5 km north of
Çakırbeyli village, Koçarlı district of Aydın
province, Türkiye. This paper presents the first
zooarchaeological report of the animal remains
unearthed from the 2014-2016 excavations at
Çakırbeyli-Küçüktepe Höyük. The aim was to
record, identify and find animal-based subsistence
at the site. Faunal assemblages from Early Bronze
Age to Byzantine occupations of the site represents
a total of 875 specimens were examined. The
remains were identified by classifying them
according to their genus and species. At first
observation, representing 8 animal families, a total
of 13 different species of mammals, reptiles and
birds were identified. It appeared that Çakırbeyli-
Küçüktepe people were both hunters and herders
for their common subsistence. Although there were
red deer, horses and cattle, sheep and goats
(Ovicaprid) were found to be the most consumed
species, comprising 89.60% of total identified
specimens. Based on a few equid specimens, it
appeared that horses were used at the site for
transportation. The distribution of skeletal parts
suggests on-site butchering practice. Heavy burn
marks, especially around the edge, on a large
number of bones suggest open fire or direct heat
food processing. Overall, the identified species
illustrate a mosaic of ecology and habitat
exploitation as well as multiple aspects of humananimal
relationships at Çakırbeyli-Küçüktepe
Höyük
LONG-TERM ENERGY CONSUMPTION FORECAST OF TURKEY WITH SWARM INTELLIGENCE-BASED ALGORITHMS
Enerji, ülkelerin en önemli uygarlık araçlarından biridir. Dünya genelinde artan nüfus, refah seviyesi ve gelişen teknoloji enerji tüketimini ciddi manada arttıran faktörlerdendir. Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde enerji üretiminin ve tüketiminin gerçekleştirilmesi günümüzün hiç şüphesiz en önemli hedeflerinden birisidir. Tercih edilen enerji türünün tükenebilir enerji kaynağı olması, bu enerji kaynaklarında dışa bağımlı olması ve çevresel durumlardan dolayı Türkiye’de gelecek yıllarda ne kadarlık enerjiye ihtiyaç duyulabileceğinin tahmin edilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu önemli öngörüyü elde edebilmek için çalışmada, sürü zekâsı tabanlı meta-sezgisel algoritmalardan Balina Optimizasyon Algoritması (BOA) ve Yapay Arı Kolonisi Algoritması (YAK) tercih edilmiştir. Enerji tüketimini en çok etkileyen nüfus, gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYH), ithalat ve ihracat gibi bağımsız değişkenlerin 1990-2009 yılları arasındaki veriler eğitim, 2009-2019 yılları arasındaki veriler ise test için kullanılmıştır. Elde edilen en iyi model sonuçlarına göre ise muhtemel dört senaryoda 2040 yılına kadar Türkiye’nin ihtiyaç duyabileceği enerji miktarı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu hesaplamalara göre YAK modelinin test verileri için %86 R^2ve %8,74 MAPE (Ortalama Mutlak Yüzdesel Hata) değerleri ile BOA modeline göre daha iyi sonuç verdiği gözlenmiştir
ARPA GENOTİPLERİNDE AMMI ANALİZ YÖNTEMİ KULLANILARAK FARKLI ÇEVRELERE AİT PROTEİN ORANLARININ DEĞERLENDİRİ
Bu çalışma, 2011-2012 yetiştirme sezonunda ve üç farklı lokasyonda 20 adet arpa hattı ve 5 adet standart çeşit ile Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada genotiplere ait protein oranının lokasyonlara göre değişimi AMMI (Ana etkiler ve çarpımsal interaksiyonlar) analiz modeli ile değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen protein oranının varyans analizine tabi tutulmuş genotip, çevre, interaksiyon, PC1 ve PC2 (p<0.01, p<0.05) istatistiki açıdan önemli bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre genotiplerin protein oranı Diyarbakır lokasyonunda %12.4-16.5, Kızıltepe lokasyonunda %11.3-14.9, Hazro lokasyonunda %12.5-15.8, her üç lokasyon ortalamasında ise %12.3-15.4 arasında değişim göstermiştir. Lokasyonlar değerlendirildiğinde Hazro lokasyonu ortalama %14.3 ile diğer lokasyonlardan daha yüksek protein oranına ulaşırken Diyarbakır lokasyonu ile aynı grupta yer almıştır. Araştırmada yer alan 3 nolu hat denemede standart olarak kullanılan çeşitlere göre yüksek performans sergilemiştir. AMMI tekniğinde PC1 varyasyonun %72.5, PC2 ise %27.4 oluşturmuştur. AMMI analiz tekniği ile elde edilen sonuçlara göre her üç lokasyonun ortalamasında 3 nolu hat en yüksek protein oranına sahip iken, 2, 8, 9, 4, 1, 12, 21, 19 ile Samyeli ve Şahin 91 çeşitleri de ortalama(dikey) eğrinin üzerinde yer alan diğer hat ve çeşitler olduğu tespit edilmiştir. Genotipler içerisinde 2, 9, 12 ve 1 nolu genotipler protein oranı bakımından en stabil, 4 ve 19 nolu genotipler ise stabilite(yatay) eğrisinden uzak olduğu belirlenmiştir. Araştırmada yer alan standartlardan Aday 2, Vamıkhoca ve Altıkat çeşitleri ile 22, 17, 16, 14, 24, 18, 23, 7, 11, 6 ve 13 ortalamanın altında kalmıştır. Lokasyonlardan Hazro ve Diyarbakır lokasyonları ortalama eğrinin üzerinde Kızıltepe lokasyonu ise ortalama eğrinin altında yer almışlardır. Bu analizde Hazro lokasyonundan elde edilen protein oranının diğer lokasyonlara göre daha yüksek olduğu ve 3 nolu hattın diğer genotiplere göre üstünlük sergilediği, 2, 9, 12 ve 1 nolu genotiplerin oldukça stabil oldukları görsel olarak ortaya konulmuştur. AMMI analiz tekniği ile genotipler protein oranı bakımından kendi aralarında ve lokasyonlara göre ayrıca lokasyonlar da kendi aralarında kıyaslanmış ve en iyi genotipler ve en uygun lokasyon belirlenmiş ve çiftçilere önerilmektedir
Evaluation of Yield and Quality Performance of Winter-Type Advanced Bread Wheat Genotypes under Diyarbakır Conditions
Küresel iklim değişikliğiyle birlikte ortalama sıcaklıkların sürekli yükseliyor olması serin iklim
bitkisi olan buğdayın gelişimini farklı şekillerde etkileyecektir. Bu çalışmada kışlık karakterli
ekmeklik buğday genotiplerinin Diyarbakır koşullarına uyumunun belirlenmesi amaçlanmıştır.
Tane verimi ve kalite özelliklerini test etmek amacıyla 26 ileri ekmeklik buğday hattı 6 kontrol
çeşidiyle kıyaslanarak, tesadüf blokları deneme desenine göre 2021-2022 buğday yetiştirme
sezonunda yetiştirilmiştir. Kurak sezonda yetiştirilen buğday genotiplerinde tane verimi 194.8
ile 45.2 kg/da arasında değişim göstermiştir. Kalite özellikleri yönünden genotipler arasında
istatistiksel olarak farklılıklar oluşmamıştır. Araştırmada incelenen altı ileri kademe hattın
standart çeşitlerle benzer veya daha yüksek tane verimine sahip olduğu belirlenmiştir. Elde
edilen sonuçlara göre tane verimi ile kalite arasında ters ilişki olduğu belirlenmiştir. Cluster
analizinde genotipler 7 farklı grupta toplanmıştır.. Tane verim, protein ve glüten özellikleri
bakımından genel ortalamanın üzerinde 2 (9812 ve 9817) genotip hem verim hem de kalite
bakımından Diyarbakır koşullarına uyum sağlayabileceği görülmüştür
Investigation of Yield and Quality Performance of Bread Wheat Genotypes in Dry Conditions
Küresel gıda güvenliği tehdidi ile karşı karşıya kaldığımız günümüz koşullarında ani değişen
iklim koşullarına ve yüksek sıcaklıklara uyum sağlayabilecek genotiplerin geliştirilmesi ve
çeşitlerin belirlenmesi gereklilik halini almıştır. Bu husustan ötürü çalışmada kurak geçen bir
buğday yetiştirme sezonunda 127 adet ekmeklik buğday hattının verim ve kalite yönünden
performanslarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma 2021-2022 yetiştirme sezonunda
Diyarbakır koşullarında yürütülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre ortalama tane verimi dekara
130,72 kg olarak bulunmuştur. Kullanılan genotiplerin 62 tanesinde tane verimi ortalama tane
veriminin üzerinde olup Empire kontrol çeşidi (132,00 kg/da) bu genotipler arasında yer
almıştır. Tüm genotiplerde protein oranı %13.28-17,93, nişasta oranı %80,15-84,77 ve yağ
oranı %1,71-2,31 arasında değişen değerler almıştır. Çiçeklenme sonrası dönemin daha kurak
ve sıcak geçmesi tane ağırlığının azalmasına, protein oranının ise artmasını etkilemiş ve kalite
değerlerinin yüksek çıkmasına neden olmuştur. Protein, nişasta ve yağ içeriği yönünden
genotipler normal frekans dağılımı gösterirken, tane verimi yönünden normal dağılım
gözlenmemiştir. Bu durum kuraklık etkisi ve genotip farklılıklarından kaynaklanmıştır. Protein
içeriği, tane verimiyle negatif yönlü fakat çok önemli olmayan, nişasta içeriğiyle negatif yönlü
ve çok önemli bir korelasyon ilişkisi gözlenmiştir. Cluster analizine göre genotipler 12 grup ve
özellikler 2 grup altında toplanmıştır. Bu gruplamada birbirinden en uzak genotipler 1251 ile
1098 olmuştur. Bu analizde birbirine yakın olmayan hatların seçilmesi uygun genotipleri
belirlemede önem arz etmektedir. Sonuç olarak bu çalışmada ön plana çıkan ekmeklik buğday
genotiplerinin kuraklıkçalışmalarında yer verilmesi kanaatine varılmıştır
Is atrial fibrillation a risk factor for hearing loss?
Abstract. – OBJECTIVE: In the present
study, we sought to evaluate the results of hearing loss in AF patients.
PATIENTS AND METHODS: This study involved 50 patients with AF, as determined by
means of electrocardiogram, and 50 patients
without AF. The pure-tone audiometry (PTA)
threshold values were measured at low, medium
and high frequencies for both ears. The signalto-noise ratio (SNR) DPOAEs and TEOAEs were
also analyzed for both ears separately.
RESULTS: Both the airway and bone conduction PTA thresholds at 3, 4 and 6 kHz (kilohertz) were significantly lower in the AF group
than in the control group (p<0.05). The AF patients exhibited worse hearing and worse TEOAE results at 1, 2, 3 and 4 kHz. In fact, the TEOAE amplitudes of the AF group were significantly lower in both the right and left ears at 2, 3 and
4 kHz when compared with the control group
(p<0.05). Moreover, the DPOAE amplitudes in
the AF group were statistically significantly lower at 3.4 kHz in both ears when compared with
the control group (p<0.05).
CONCLUSIONS: In light of these findings, we
believe that AF is a risk factor for hearing