Hatay Mustafa Kemal University Institutional Repository
Not a member yet
    2946 research outputs found

    Kadın voleybolcularda stres yönetiminin başa çıkma yaklaşımları açısından incelenmesi

    Get PDF
    Bu çalışma kadın voleybolcuların stresle başa çıkma yaklaşımlarının belirlenerek; yaş, voleybol oynamasüresi ve üst lige yükselme maçlarını bitirme sırasına göre incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma taramaaraştırması deseninde tasarlanmış olup, çalışmaya 76 kadın voleybolcu katılmıştır. Çalışmada veriler StresleBaşa Çıkma Yaklaşımları Ölçeği Türkçe versiyonu kullanılarak 2013-14 sezonu 2. Lige yükselme maçlarındatoplanmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlere ek olarak Tek Yönlü Varyans Analizi ve Tukeyçoklu karşılaştırma testleri kullanılmıştır. Sonuç olarak katılımcılar stresle başa çıkmada en fazla kendinegüvenli yaklaşımı tercih etmektedirler. Ayrıca 6-10 yıldır voleybol oynayanlar 11 yıldan fazladır bu sporlauğraşanlara göre stresle başa çıkmada daha fazla sosyal desteğe başvurmaktadır.The present study aimed to determine the stress coping strategies of female volleyball players and analyze the differences according to age, volleyball experience, and rank at the playoffs. The study was designed as cross-sectional research, and 76 female volleyball players participated. In the study to collect data, the Turkish version of The Stress Coping Strategies Scale was used, and the data were collected in the 2013-14 season 2nd League playoffs. To analyze the data in addition to descriptive statistical methods, ANOVA and Tukey’s Hsd test were used. As a result, it was found that participants mostly chose the self-confidence approach as a strategy to cope with stress. Besides, participants who have been playing volleyball between 6-10 years search for social support more than participants who have been playing for 11 years or more

    Evaluation of the geographical factors in the formation of flashflood and flood in Erzin Ilicalar (Hatay) On September 25, 2014

    Get PDF
    Bu çalışmada, Erzin İlçesi Başlamış Mahallesi sınırları içerisindeki Ilıcalar mevkiinde 25.09.2014 tarihinde meydana gelen sel felaketi incelenmiştir. Çalışmanın amacı; Ilıcalar selinin meydana gelmesinde etkili olan jeomorfolojik, klimatolojik-hidrografik, antropojenik faktörleri ortaya koymak, yanlış arazi kullanımının neden olduğu olumsuz etkileri açıklamak ve yaşanabilecek sel felaketlerine karşı çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaca yönelik olarak, litolojik birimler ile sel felaketi arasındaki ilişki incelenmiş, sahanın yükselti değerlerinden hareketle hipsometrik eğri grafiği oluşturulmuş, hava olaylarını açıklayabilmek için meteorolojik veriler ile NOAA’nın Hysplit modeli kullanılmıştır. Yağışın havza genelindeki durumunu değerlendirebilmek için Schreiber’in aylık yağış hesaplama formülünden yararlanılmış, yağış enterpolasyonu oluşturulmuştur. Hidrolojik analizler kapsamında akarsu yoğunluğu hesaplanmış, bitki örtüsündeki değişimlerin sel felaketi ile olan ilişkilerini değerlendirmek için NDVI analizi uygulanmıştır. Ayrıca, afetzedelere yarı yapılandırılmış görüşmeler uygulanarak sel felaketinin etkileri ortaya konulmuştur. 25.09.2014 tarihinde Erzin’de 4-5 saat süren şiddetli yağışa ek olarak, sahadaki eğimin fazla olması, suyun kısa sürede vadiye yönelmesine neden olmuştur. Ilıcalara yakın noktada oldukça daralan vadinin, moloz, ağaç gövde ve dalları ile dolması, burada doğal bir set oluşturarak göllenme meydana getirmiştir. Biriken suyun basıncı ile bu set yıkılmış, dere yatağında inşa edilmiş yapılar su altında kalmış, 5 kişi hayatını kaybetmiş, 14 konut ve 42 işyeri afetten olumsuz etkilenmiştir. Su baskınının bu olumsuz sonuçları, yerleşmelerin kuruluş yeri seçimlerinde coğrafi şartların iyi bir şekilde analiz edilmesi gerektiğini göstermiştir.This study investigates the flood disaster that occurred on September 25, 2014 in Ilıcalar, located in the borders of Başlamış, a neighborhood of Erzin district. This study aims to reveal the geomorphological, climatological-hydrographic, and anthropological factors that are effective in the Ilıcalar flood occurrence. It also aims to illustrate the adverse effects of inefficient land use and develop solutions for potential flood disasters. Thus, the relationship between lithological units and flood disaster has been investigated. A hypsometric curve graph has been created using the field’s elevation values, and the Hysplit model of NOAA has been used to explain weather events. Schreiber’s monthly precipitation calculation formula has been used, and precipitation interpolation has been created to evaluate the situation of precipitation throughout the basin. Within the scope of hydrological analysis, stream densities have been calculated, and Normalized Difference Vegetation Index analysis has been applied to evaluate the relationship between vegetation and flood disaster changes. Besides, semi-structured interviews have been applied to the disaster victims, and the effects of the flood disaster have been revealed. In addition to the heavy rain that lasted for 4–5 hours in Erzin on September 25, 2014, the field’s high slope values caused the water to divert to the valley in a short time. The valley, which is very narrow at the point close to Erzin, is filled with rubble, tree trunk, and branches created a natural embankment there, creating a pond. The pressure of the accumulated water destroyed this embankment. Thus, the structures built on the streambed were submerged, five people lost their lives, 14 residences, and 42 workplaces were adversely affected by the disaster. These negative results of the flood showed that the geographical conditions should be analyzed well to select the settlements’ establishment places

    An actualized prison project in the Westernization period Ottoman architecture: Siroz (Serez) Prison building

    Get PDF
    Osmanlı Devleti’nde Ceza Hukukunu modernleştirme çabaları Tanzimat’ın ilanına kadar uzanmaktadır. 1840, 1851, 1858 ve 1880 yıllarında çıkartılan kanun ve nizamnameler ile Osmanlı Ceza Hukuku, Batı normları doğrultusunda temel şeklini almıştır. Bu süreç 20. yüzyılın ilk çeyreği içerisinde yeni nizamname ve talimatnamelerle gelişim göstermiştir. Söz konusu ıslahat programları kapsamına hapishanelerin fiziki koşulları da dahil edilmiştir. Bu kapsamda hapishane binalarının da modern hukuk ilkelerine uygun bir şekilde belirli standartlara sahip olması için çalışmalar başlatılmıştır. Avrupa ülkelerinin müdahaleleri ve yönlendirmeleri ile de hız kazanan bu modernizasyon süreci Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiş fakat tam olarak istenilen düzeye ulaşamamıştır. Özellikle II. Abdülhamid ve II. Meşrutiyet dönemlerinde yoğunlaşan hapishane inşası projeleri, genellikle Avrupa kaynaklı projelerden hazırlanmış ve tip proje olarak Osmanlı topraklarında uygulanmıştır. Arşiv belgeleri, söz konusu projeler hakkında araştırmacılara hatırı sayılır düzeyde kaynak sunmaktadır. Genellikle Neo-klasik cephe ve plan düzenlemelerinin tercih edildiği hapishane projelerinde mekânların kullanım amaçları da ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Projelerin yoğunluğuna karşın inşa edildiği tarihten günümüze ulaşabilen Osmanlı hapishanelerinin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu da söz konusu projelerin hangi oranda uygulanabildiği sorusunu akla getirmektedir. Bu çalışmada ele alınan Siroz (Serez) Hapishanesi, uygulanabilmiş olması açısından önem kazanmakta, modern bir Osmanlı hapishanesinin genel hatlarını proje dosyası aracılığıyla bize sunmaktadır. Arşiv belgeleri ışığında Siroz (Serez) Hapishane binasının tarihî ve mimarî özellikleri bu makalenin içeriğini teşkil etmektedir.Efforts to modernize the Penal Law in the Ottoman Empire date back to the proclamation of the Tanzimat. Ottoman Criminal Law took its basic form in line Western norms with the laws and regulations enacted in 1840, 1851, 1858 and 1880. This process developed with new regulations in the first quarter of the 20th century. The physical conditions of the prisons were included in the reform programs. In this context, studies have been initiated to ensure that the prison buildings meet certain standards in accordance with the principles of modern law. This modernization process, which was accelerated with the interventions and instructions of European countries, continued until the Republic period but did not reach the desired level. Prison building projects, concentrated particularly in the reign of Abdulhamid II and Second Constitutional Period were prepared mainly from European projects and applied as typical project in the Empire. These projects with different capacities -75, 130, 150, 250 and 300 prisoners- have different designs with their layout features. Archival documents provide considerable resources to researchers about prison building projects. For instance, the purpose of the use of the space are explained in detail. Neo-classical façade and architectural layout are common in the prison projects. Thus, new data on the architectural terminology of the period and the methods of space identification can be reached. Despite the intensity of the projects, most of the Ottoman prisons haven’t survived to the present day. This raises the question to what extant the projects have been applied. Ishakpasa Murder Prison in Istanbul (present used as a hotel), Sinop Prison and Kastamonu Prison are examples of Ottoman prisons that have survived to the present. Siroz (Serez) Prison building gains importance in that it was implemented and it presents us the outlines of a modern Ottoman prison building through its project document. At this juncture, this article discusses the historical and architectural features of the Siroz (Serres) Prison building in the light of archival documents

    7. sınıf sosyal bilgiler dersindeki “Çevre Sorunları ve Çevreyle İlgili Örgütler” konularının öğretilmesinde eğitici çizgi romanların etkisi: karma bir araştırma

    Get PDF
    Bu çalışmanın amacı, 7. sınıf Sosyal Bilgiler dersinde yer alan çevre sorunları ve çevreyle ilgili örgütler konularının öğretilmesinde eğitici çizgi romanların etkisini ortaya çıkarmaktır. Çalışma, karma araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Çalışma, Türkiye’nin Akdeniz bölgesindeki bir ilde bulunan kamuya ait bir ortaokulda öğrenimlerini sürdüren 83 7. sınıf öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deney grubunda 41, kontrol grubunda ise 42 öğrenci yer almıştır. Araştırma sonucunda, hem eğitici çizgi roman uygulamaları ile öğretim yapılan deney grubundaki hem de kontrol grubundaki öğrencilerin akademik başarı ve çevreye yönelik tutum ön-test ve son-test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak son testler lehine anlamlı farklılık çıkmıştır. Akademik başarı ön-test puanlarının etkisi kontrol edildiğinde,deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin akademik başarı son test puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı ve bu farklılığın deney grubu lehine olduğu bulunmuştur. Çevreye yönelik tutum ön-test puanlarının etkisi kontrol edildiğinde, deney ve kontrol gruplardaki öğrencilerin çevreye yönelik tutum son-test puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı ve bu farklılığın deney grubu lehine olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin eğitici çizgiromanlara yönelik hem bilişsel hem de duyuşsal yönde olumlu bir bakış açısına sahip oldukları belirlenmişti

    Analysis of change in cost factors in canola production : the case of Çanakkale province

    Get PDF
    2018 yılı verilerine göre Çanakkale ili Türkiye kanola üretiminde %7,5’lik pay ile 5. sırada yer almaktadır. Bu çalışmada, araştırma alanı olarak belirlenen Çanakkale ilinde, 2018 yılında kanola üreten ve Tam Sayım Yöntemine göre tespit edilen 83 işletmeden elde edilen veriler yardımıyla, kanola üretiminde kullanılan girdilerin miktar ve parasal değer bakımından işletme büyüklük grupları arasında farklılık olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre; birim alana kullanılan girdilerin bedelleri arasında sadece ilaç girdisinin işletme büyüklük gruplarına göre %5 düzeyinde, birim alana kullanılan girdi miktarı dikkate alındığında sadece makine işgücü isteği değerinin işletme büyüklük grupları arasında %5 düzeyinde istatistiki yönden farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Araştırma bulguları incelenen işletmelerde girdi kullanımı açısından, işletme grupları arasında istatistiki yönden önemli bir fark bulunmadığını, bu durumun da kanola üretim teknolojisindeki benzerlik yanında büyük işletmelerin ölçek ekonomisinin pozitif yönlerinden faydalanamadığını göstermektedir. Bu nedenle orta ve uzun vadede genelde tarımsal üretimde özelde ise kanola üretiminde işletmelerin üretim düzeyleri dikkate alınarak farklı araçlarla ve değişik yöntemlerle desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.According to the data of 2018, Çanakkale City was 5th in Turkey’s total canola production with a proportional share of 7.50%. In this study, differences in input usage amounts and input costs were analysed according to the enterprise size. The data of the study were gathered from 83 canola producers who produced canola in 2018 in the Çanakkale Province by the Complete Inventory Method. According to the research results, there was a statistical difference in pesticide cost at a 5% significance level between small- and large-scale enterprises. In terms of input usage per unit area, there was a statistical difference at a 5% significance level in machinery power usage according to the enterprise size. Furthermore, there wasn’t any statistical difference in input usage between enterprise groups which indicates that large scale enterprises aren’t benefiting from the positive aspects of the scale economy. Therefore, agricultural production in general and canola production in particular should be supported with different tools and different methods in the medium and long terms

    The concept of taskhīr within the context of environmental awareness in the Qurʾān

    Get PDF
    Kur’ân’da teshîr kavramı, genel olarak insanın çevresini oluşturan varlıkların onun hizmetine sunulması manasında kullanılır. Teshîr kavramıyla ilgili âyetlerde Yüce Allah, kâinatta kurduğu makro dengeden mikro dengeye ve bu dengenin insan için ne anlama geldiğine işaret eder. Bu yönüyle teshîr kavramı Kur’ân’da sadece insanların önlerinde hazır olarak buldukları çevreyi ve nimetleri onlara hatırlatmaz aynı zamanda bu çevrenin mevcut duruma nasıl geldiğine işaret ederek hem tarihi sürece hem de fiziksel yasalara da dikkat çeker. Araştırmada öncelikli olarak teshîr kavramının etimolojik yapısı, sözlüklerde geçen anlamları, müfessirlerin Kur’ân’da bu kavrama verdikleri manalar, teshîr edilen varlıklar ve özellikleri, teshîrin gayeleri ve yönleri üzerinde durulmuştur. Araştırma neticesinde ortaya çıkan önemli bulgular arasında teshîrin Kur’ân’da kullanımının meallerde yer alan sadece “insanın hizmetine verme”, “emre âmâde kılma”, “istifadeye verme” ve “râm etme” gibi anlamlarla sınırlı olmadığı görülmüştür. Bu anlamların yanı sıra evrende kurulan nizama işaret ederek bir şeyin güç yoluyla kullanılması, bir şeyi itaat altına alma ve insanların maslahatına uygun hale getirme gibi fiziksel yasaları hatırlatacak nitelikte derin anlamlar taşıdığı tespit edilmiştir. Araştırmada ayrıca Kur’ân’da bu kavramla bir taraftan teshîr edilen varlıklara işaret edilirken bir taraftan da bu varlıkların teshîr yönlerinin araştırılıp üzerinde düşünülmesinin gerekliliği ve fiziksel yasaların keşfedilmesinin zarureti gibi hususlar da incelenmiştir. Bu bağlamda teshîr kavramının, insanın yaşadığı çevresine karşı duyarlı olmasını sağlayan ve ekolojik dengenin kuruluş sürecini ortaya çıkaran, üzerinde uzun uzun tefekkür etmeyi gerekli kılan bir kavram olduğu ortaya çıkmaktadır.The concept of taskhīr in the Qurʾān is generally used in the sense of presenting of the beings that make up the environment of man to his service. In the verses about the concept of taskhīr, Almighty God points out from the macro balance to the micro balance and what this balance means for man. With this aspect, the concept of tashîr not only reminds them of the environment and blessings that people find ready in the Qurʾān, but also points out both the historical process and the physical laws by pointing out how this environment has come to the present state. In the research, primarily the etymological structure of the concept of taskhīr, its meanings in the dictionaries, the meanings given by the commentators to this concept in the Qurʾān, the beings and their properties, the purposes and directions of the taskhīr were emphasized. Among the important findings that emerged as a result of the research, it has been observed that the use of the taskhīr in the Qurʾān is not limited to the meanings such as “giving service to the human”, “making the order”, “giving the benefit” and “giving”. In addition to these meanings, it has been determined that by pointing to the order established in the universe, it has deep meanings that remind physical laws such as using something by force, obeying something and making it suitable for people’s benefits. In the research, while the Qurʾān refers to the beings that were identified with this concept, on the other hand, the issues such as the necessity of investigating and considering the aspects of these beings and the necessity of discovering physical laws were also examined. In this context, it turns out that the concept of taskhīr is a concept that makes it sensitive to the environment in which people live and that reveals the establishment process of the ecological balance and requires long-term contemplation

    Farklı protein kaynaklarının turna, Esox lucius Linneaus 1758, jüvenillerinin proteaz aktivitesi üzerine etkisi

    Get PDF
    The aim of the study is to determine the inhibitory effect of different protein sources on protease activity of Northern pike, E. lucius, during larval ontogeny. For this purpose, Northern pike were fed from yolk sac absorption until 21 days after hatching (DAH). At that point, larvae were sampled on 7, 14 and 21 DAH days and the activity of enzyme was analyzed in vitro. In the study, two different fish meal, chicken meal, krill meal, corn gluten, soybean protein concentrate, soybean meal and dried distillers grains with solubles were tested. Fish meal-I showed the lowest effect (7.53 %) on 7 DAH larvae. Moreover, chicken meal has the highest inhibitory effect on the proteases in the first week (68.27%). In the following period (DAH 14), although the inhibition ratio dramatically increased in all ingredients, fish meal-I has still the lowest effect on proteolytic activity (55.66%). In the same period, the highest effect was obtained from krill (82.28 %) and chicken meals (86.73 %), respectively. Then, there was no statistical difference between fish meal-I, fish meal-II and corn gluten in the 21 DAH and relatively lower than the others (p>0.05). Additionally, chicken meal again has the highest effect on juveniles with the ratio 89.27 %. As a result, the increase of proteolytic activity was notably increased in 7-14-21 DAH, however, it is concluded that feeding larvae and juveniles with live prey is still suggested to get better result for such a carnivorous species culture. Keywords: Northern pike, protease activity, protein sources, inhibition effect Öz: Bu çalışmanın amacı, farklı protein kaynaklarının turna balığının larval gelişimi sırasında sindirim enzimlerinden proteaz enzimlerini inhibe edici etkisinin tespit edilmesidir. Bu amaçla, Turna balığı, E. lucius, larvaları yumurtadan çıkıştan itibaren 21. günün sonuna kadar beslenmişlerdir. Bu noktada, besleme yapılan larvalardan 7, 14 ve 21. günlerde örnekler alınarak in vitro enzim aktiviteleri tespit edilmiştir. Çalışmada, protein kaynağı olarak iki farklı balık unu, tavuk unu, krill unu, mısır glüteni, soya protein konsantresi, soya unu ve damıtılmış tahıl test edilmiştir. Yedinci günde, en düşük etki balık unu-I grubunda tespit edilmiştir (% 7,53). Ayrıca, tavuk unu ilk hafta en yüksek durdurucu etkiyi göstermiştir (% 68,27). Bunu takip eden dönemde (14. gün), tüm hammaddelerin durdurucu etkisi dramatik bir şekilde artmış olsa da, proteolitik aktivite üzerindeki en düşük etki yine balık unu-I grubunda görülmüştür (% 55,66). Aynı dönem içerisinde, en yüksek etki krill ve tavuk ununda tespit edilmiştir (sırasıyla, %82,28 ve 86,73). Ardından, 21. günde ise balık unu-I, balık unu-II ve mısır gluteni arasında herhangi bir istatistiki fark bulunmamıştır (p>0.05). Bunun yanında, tavuk unu bu dönemde de enzim aktivitesini durdurucu en yüksek etkiye sahip olmuştur (% 89,27). Sonuç olarak, 7- 14 ve 21. günlerde proteolitik aktivitenin belirgin artış göstermesi ile birlikte, bu türden karnivor balıkların larva ve juvenil boylarının beslenmesi sırasında canlı yemlerin kullanılmasının daha başarılı gelişim sonuçlarını ortaya koyacağı düşünülmektedir.Bu çalışmanın amacı, farklı protein kaynaklarının turna balığının larval gelişimi sırasında sindirim enzimlerinden proteaz enzimlerini inhibe edici etkisinin tespit edilmesidir. Bu amaçla, Turna balığı, E. lucius, larvaları yumurtadan çıkıştan itibaren 21. günün sonuna kadar beslenmişlerdir. Bu noktada, besleme yapılan larvalardan 7, 14 ve 21. günlerde örnekler alınarak in vitro enzim aktiviteleri tespit edilmiştir. Çalışmada, protein kaynağı olarak iki farklı balık unu, tavuk unu, krill unu, mısır glüteni, soya protein konsantresi, soya unu ve damıtılmış tahıl test edilmiştir. Yedinci günde, en düşük etki balık unu-I grubunda tespit edilmiştir (% 7,53). Ayrıca, tavuk unu ilk hafta en yüksek durdurucu etkiyi göstermiştir (% 68,27). Bunu takip eden dönemde (14. gün), tüm hammaddelerin durdurucu etkisi dramatik bir şekilde artmış olsa da, proteolitik aktivite üzerindeki en düşük etki yine balık unu-I grubunda görülmüştür (% 55,66). Aynı dönem içerisinde, en yüksek etki krill ve tavuk ununda tespit edilmiştir (sırasıyla, %82,28 ve 86,73). Ardından, 21. günde ise balık unu-I, balık unu-II ve mısır gluteni arasında herhangi bir istatistiki fark bulunmamıştır (p>0.05). Bunun yanında, tavuk unu bu dönemde de enzim aktivitesini durdurucu en yüksek etkiye sahip olmuştur (% 89,27). Sonuç olarak, 7- 14 ve 21. günlerde proteolitik aktivitenin belirgin artış göstermesi ile birlikte, bu türden karnivor balıkların larva ve juvenil boylarının beslenmesi sırasında canlı yemlerin kullanılmasının daha başarılı gelişim sonuçlarını ortaya koyacağı düşünülmektedir

    Effectiveness of Egg Parasitoids (Trissolcus spp.) on population of Sunn pest, Eurygaster integriceps Put. (Heteroptera: Scutelleridae) in cereals in different ecosystems of Adıyaman

    Get PDF
    Bu çalışma, Adıyaman ilinde 2007-2009 yıllarında buğday-doğal ağaçlık alan, Buğday- kanola, mercimek, yoncalık ve monokültür buğday ekosistemlerinde yer alan en az 10 da’lık 15 buğday tarlasında yürütülmüştür. Çalışmalarda Kışlamış Süne Ergini (KSE) ve nimf+Yeni Nesil Süne Ergin (YNSE) yoğunlukları ile Süne yumurta parazitlenme oranları 4 farklı ekosistemde karşılaştırılmıştır. Örneklemeler her bir tarlada mart-haziran aylarında haftada bir kez 4 tekerrürlü olarak atrap ve çerçeve (1 4 m-2 ) kullanılarak yapılmıştır. Çalışmalar sonucunda; Buğday-doğal ağaçlık alanda (BDAA) KSE yoğunluklarının 0.6-2.0 KSE 10 atrap-1 ; nimf’lerin ise 3.1-29.9 nimf 10 atrap-1 , Süne yumurtalarında parazitlenme oranlarının ise %32.4 ile %65.5 arasında değişmiştir. Buğday-kanola, buğday mercimek, buğday-yonca ve monokültür buğday tarlalarında ise her üç yılda, KSE yoğunluğunun ortalama 0.7 ve 5.2 (KSE 10 atrap-1 ), nimf+YNSE yoğunluğunun ortalama 17.9 ve 70.0 (nimf+YNSE 10 atrap-1 ) ve yumurta parazitlenme oranlarının ise %0 ile %43.5 arasında belirlenmiştir. KSE ve nimf yoğunlukları ile parazitlenme oranların yıldan yıla ve ekosistemden ekosisteme göre değiştiği, ancak parazitlenme oranlarının BDAA ekosisteminde diğer ekosistemlerden daha yüksek olduğu kaydedilmiştir.This study was conducted at fifteen wheat fields comprising “natural wooded areawheat”, Canola, Lentil, alfalfa and “monocultured wheat fields”, each of which had at least 10 da in Adıyaman province between the years of 2007-2009. In the studies, the density of overwintered adult Sunnpest (OAS), nypmh+new generation adult Sunnpest (NGAS) and parasitism rate of Sunnpest eggs were compared with one another at four different ecosystems. Sampling was made by using net and frame (1 4 m-2 ) once a week in March and June months with four replications at each field. As a result of these studies, at wheat fields near-by the natural woodland, OAS densities had the range of 0.6-2.0 OAS 10 net-1 , nymph densities ranged between 3.1-29.9 nymph+NGAS 10 net-1 and parasitism rates of Sunnpest eggs ranged between 32.4-65.5%. OAS densities ranged between 0.7-5.2 OAS 10 net-1 , parasitism rates of Sunnpest eggs varied between 0.0-43.5% and nymph density ranged between 17.9-70.0 nymph+NGAS 10 net-1 in wheat fields near-by Canola, Lentil, alfalfa fields, and the monocultured fields, respectively. It was concluded that OAS and nymph densities and parasitism rates varied from year to year and from ecosystem to ecosystem; however, parasitism rates were found higher in wheat ecosystem near-by the natural woodland compared with other ecosystems

    Mersin ili erkenci kayısı bahçelerinde Şeftali güvesi, Anarsia lineatella Zeller (Lepidoptera: Gelechiidae)’nin popülasyon yoğunluğu ve bulaşıklık oranının belirlenmesi

    Get PDF
    Aims: Peach twig borer (PTB), Anarsia lineatella Zeller (Lepidoptera: Gelechiidae), is one of the important pests of apricot in Turkey. The study was conducted in 2013-2014 to determine the population density and infestation rates of PTB on early apricot orchards in Anamur district of Mersin province in Turkey. Methods and Results: The study was conducted in five early apricot orchards of the villages Kalınören (Trintina), Ören (Trintina), Cerenler I (Nimfa), Cerenler II (Trintina) and İskele (Trintina) of Anamur district. The peach twig borer of pheromone (E-5 Decenyl acetate 5,0 mg/capsul E5 Decenol 1,0 mg/capsul) was used in Econex polillero trap + DDVP impregnated tablet. Each of sampled orchard contained one pheromone trap. The traps were hanged at South-East direction of the trees about 1.5- 2 m above ground, checked weekly and the caught adults were counted and cleaned.. Randomly chosen 20 trees’ twigs (20/tree) and fruits (50/tree) were checked, apart from the trap hanging trees, in order to determine the infestation rates. After two years of the study, the population density of pest varied between each sampling year. In the first year, a total of 46 PTB adults were caught by five pheromone traps at five early apricot orchards. The first adults were caught on 14 April, and the highest number of catches was on 12 May. The highest number of PTB adults was in May with 67.4%, followed by April with 32.6%. In the second year, a total of 66 PTB adults were caught by five pheromone traps at five early apricot orchards. The first adults were caught on 13 April, and the highest number of catches was on 11 May. The highest number of PTB adults was in May with 68.2%, followed by in April with 31.8%. It was observed that PTB had one generation and the pest did not cause any significant infestation on early apricot varieties. Conclusions: The highest number of the PTB adults were caught by pheromone traps in May, following in April in both years. The pest had one genaration and not cause any significant infestation on early apricot varieties. Significance and Impact of the Study: The pests were recoved by pheromone traps at all early apricot orchards and the highest number of adults caught in May, following in April. The pest had one genaration and not cause any significant infestation on early apricot varieties.Amaç: Şeftali güvesi, Anarsia lineatella (Lepidoptera: Gelechiidae), ülkemizde kayısının en önemli zararlılarından birisidir. Çalışma 2013-2014 yıllarında Mersin ilinin Anamur ilçesinde bulunan erkenci kayısı bahçelerinde şeftali güvesi’nin popülasyon yoğunluğu ve bulaşıklık oranlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem ve Bulgular: Çalışma Anamur’un Kalınören (Trintina), Ören (Trintina), Cerenler I (Nimfa), Cerenler II (Trintina) ve İskele (Trintina) köylerinde bulunan beş erkenci kayısı bahçelerinde yürütülmüştür. Çalışmada şeftali güvesi feromonu (E-5 Decenyl acetate 5,0 mg/kapsül E5 Decenol 1,0 mg/kapsül) ve Econex polillero tuzak + DDVP emdirilmiş tablet kullanılmıştır. Örnekleme yapılan her bahçede bir adet tuzak mevcuttur. Tuzaklar kayısı ağacının güney doğu tarafına yerden yaklaşık 1.5-2m yüksekliğe asılmış, haftalık olarak kontrol edilmiş, yakalanan şeftali güvesi erginleri sayılıp temizlenmiştir. Tuzaklardaki feromonlar her 40 günde bir yenileri ile değiştirilmiştir. Şeftali güvesinin bulaşıklık oranı feromon tuzaklarının kurulduğu kayısı ağacı hariç, rastgele seçilen 20 adet kayısı ağacının sürgün (20/ağaç) ve meyveleri (50/ağaç) kontrol edilerek yapılmıştır. İki yıllık çalışmanın sonrasında, zararlının popülasyon yoğunluğunda farklılıklar gözlenmiştir. Birinci yılda, beş erkenci kayısı bahçesinde yapılan örneklemede beş feromon tuzakları tarafından toplam 46 adet şeftali güvesi ergini yakalanmıştır. Feromon tuzakları tarafından ilk erginler 14 Nisan’da yakalanmış ve en fazla ergin 12 Mayıs tarihinde yakalanmıştır. Ancak örneklenen bahçelerde 26 Mayıs’dan sonraki tarihlerde şeftali güvesi ergini yakalanmamıştır. Feromon tuzakları tarafından en fazla şeftali güvesi ergini %67,4 ile mayıs ayında yakalanmış olup, bunu %32,6 ile nisan ayı takip etmiştir. İkinci yılda, beş erkenci kayısı bahçesinde yapılan örneklemede beş feromon tuzakları tarafından 66 adet şeftali güvesi ergini yakalanmıştır. Feromon tuzakları tarafından ilk erginler 13 Nisan’da ve en fazla ergin 11 Mayıs tarihinde yakalanmıştır. Örneklenen bahçelerde 25 Mayıs’dan itibaren şeftali güvesi erginine rastlanmamıştır. Çalışma süresince feromon tuzakları tarafından en fazla şeftali güvesi ergini %68,2 ile mayıs ayında yakalanmış olup, bunu %31,8 ile nisan ayı takip etmiştir. Çalışmada şeftali güvesi erkenci kayısı bahçelerinde 1 döl verdiği ve zararlının erkenci kayısı çeşitlerinde her hangi bir zarar oluşturmadığı gözlenmiştir. Genel Yorum: Şeftali güvesi feromon tuzakları tarafından bütün erkenci kayısı bahçelerinde tespit edilmiştir. Iki yıl boyunca feromon tuzakları tarafından en fazla sayıda şeftali güvesi ergini Mayıs ve Nisan aylarında yakalanmıştır. Zararlı tek döl vermiş ve erkenci kayısı bahçelerinde herhangi bir zarar oluşturmamıştır. Çalışmanın Önemi ve Etkisi: Şeftali güvesi feromon tuzakları tarafından bütün erkenci kayısı bahçelerinde tespit edilmiştir. Feromon tuzakları tarafından en fazla sayıda şeftali güvesi ergini Mayıs ayında yakalanmış, bunu Nisan ayı takip etmiştir. Zararlı tek döl vermiş ve erkenci kayısı bahçelerinde herhangi bir zarar oluşturmamıştır

    Demographic, clinic, and genetic characteristics in 149 children diagnosed with familial mediterranean fever

    Get PDF
    Familial Mediterranean fever (FMF) is a hereditary disease characterized by recurrent attacks of fever, peritonitis, pleuritis and/or synovitis. In this study, we retrospec-tively evaluated demographic, clinical findings, and genetic features in 149 children (63 male/86 female) with FMF. The mean age of the patients at the time of diagnosis was 6.44 ± 3.21 years. A positive family history for FMF was present in 26%, and 8% of the patients had consanguinity between the parents. The frequency of family history of FMF was found to be higher in patients diagnosed under 10 years of age (p=0.038). Frequencies of the most frequent symptoms observed in cases during ep-isodes were abdominal pain (95%), fever (68%), and arthralgia/arthritis (23%). Genetic analysis revealed that 16% of the patients had homozygous mutations, 32% had heterozygous mutations, and 38% had compound heterozygous mutations, while no mutations were detected in 21 (14%). There were mutant genes in 218 alleles, the most frequently observed were R202Q (48%), M694V (24%), and E148Q (17%). Patients with non-R202Q compound heterozygous mutation had higher frequency of high fever, CRP (C-reactive protein) levels, and fibrinogen levels during the episodes (p=0.006, p=0.001, and p=0.042, respectively). Thus, our study showed that R202Q mutation appeared to have no significant disease-causing and clinical effects, while mutations at exon 10 were associated with increased severity of symptoms as well as elevated levels of acute phase reactants. Further studies with larger FMF populations may shed more light on the role of these mutations in the pathogenesis of FMF

    2,358

    full texts

    2,946

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Hatay Mustafa Kemal University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇