Hatay Mustafa Kemal University Institutional Repository
Not a member yet
2946 research outputs found
Sort by
Nursing students attitudes towards of teamwork, professional values and affecting factors: a descriptive study
Hemşirelik öğrencilerinin ekip çalışmasına yönelik tutumları ve profesyonel değerler düzeyleri bakım kalitesini etkileyen önemli bir etmendir. Bu çalışmanın amacı hemşirelik öğrencilerinin ekip çalışmasına yönelik tutumları, profesyonel değerleri ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışmanın evrenini 2018-2019 yıllarında bir üniversitenin hemşirelik bölümüne devam eden öğrenciler oluşturmuştur (N=460). Çalışmanın evrenini araştırmanın yapıldığı dönemde derslere aktif katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden öğrenciler oluşturdu (n=351). Veriler anket formu ve ekip çalışması tutumları ölçeği ve hemşirelikte profesyonel değerler ölçeği ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 20,65±0,47’dır ve %67,3’ü kadınlardan oluşmaktadır. Büyük çoğunluğu (%93,7) hemşirelik bölümünü isteyerek seçmiş ve mesleğini sevmektedir. Ekip çalışması tutumları ölçeği puan ortalaması 109,65±18,53, Profesyonel Değerler Ölçeği puan ortalaması 99,27±20,34’tür. Sınıf seviyelerine göre her iki ölçek puanı da değişmektedir. Hemşirelik mesleğini isteyerek seçen ve mesleği sevdiğini belirten katılımcıların ölçek puanları diğerlerinden anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Ekip çalışmasında hemşirenin önemli işlevinin olduğunu, ekip çalışanları arasında sürekli ve sağlıklı ilişki olması gerektiğini, ekibin bağlı olduğu bir ortak değer sisteminin olması gerektiğini ve sağlık çalışanlarının ekip ve iş birliği becerilerinin geliştirilmesi gerektiğini düşünen katılımcıların ekip çalışması tutumları ölçek puanı diğer katılımcılardan daha yüksektir (p<0,05). Sonuç olarak, hemşirelik öğrencilerinin profesyonel değerleri orta düzeyde ve ekip çalışmasına yönelik tutumları yüksek seviyede olduğu söylenebilir.Nursing students' attitudes towards teamwork and levels of professional values of levels are important
factors affecting the quality of care. The aim of this study is to determine the attitudes, professionalism
values and effective factors of nursing students towards teamwork. The population of the study
consisted of students attending nursing department of a university in 2018-2019 (N=460). The study was
conducted with students who actively participated in the lessons and agreed to participate in the study
(n=351). The data were collected by a questionnaire, teamwork attitudes scale and nurses' professional
values scale. The mean age of the participants was 20.65 ± 0.47 and 67.3% were women. The majority
(93.7%) of student’s chosed the nursing department willingly and they like their profession. The mean
score of the teamwork attitudes scale was 109.65 ± 18.53 and the mean score of Professional Values Scale was 99.27 ± 20.34. Both scale scores varied according to grade levels. The scale scores of the participants who willingly chose the nursing profession and stated that they liked the profession were significantly higher than the others (p <0.05). The teamwork attitudes scale score of the participants who think that the nurse has an important function in the teamwork, there should be a continuous and healthy relationship between the team members, there should be a common value system to which the team is connected, and the teamwork and collaboration skills of the health workers should be higher than the other participants (p<0.05). As a result, the professional values of nursing students are at an intermediate level and their attitude towards teamwork can be said to be at a high level
Investigation of vector-borne diseases in dogs
In this study, a total of 186 blood samples were collected from kennel dogs consisting of 104 male and 82 female in five provinces (Mersin, Adana, Hatay, Gaziantep and Batman) of Turkey, and evaluated using molecular methods for the presence of canine vector-borne diseases (CVBDs). Overall, 10.8% of the sampled dogs were found to be infected with one or more CVBD pathogens investigated. Ehrlichia canis (17/186; 9.1%) was the most common CVBD pathogen, followed by Babesia canis vogeli (5/186; 2.7%) and Hepatozoon canis (1/186; 0.5%), respectively. Co-infection of E. canis with B. caniswas detected in 3 (1.6%) dogs. Infection with Rickettsia spp., Coxiella burnetii, Borrelia burgdorferi s.l., Francisella tularensis, Bartonella spp., Leishmania spp., Diroflaria immitis, Diroflaria repens, and Acanthocheilonema reconditum were not detected. No sex association with CVBDs was determined (p>0.05). The result of the study indicates the presence of three CVB pathogens, including the first report of B. canis and H. canis in the studied provinces.Bu çalışmada, Türkiye'nin beş farklı ilindeki (Mersin, Adana, Hatay, Gaziantep ve Batman) köpek barınaklarındanalınan 186 (104'ü erkek ve 82'si dişi) kan örneği vektör kaynaklı nakledilen patojenler yönünden moleküler yöntemlerlearaştırıldı. İncelenen örneklerin %10.8'inin en az bir veya birden fazla patojen ile enfekte olduğu tespit edildi. Ehrlichiacanis (17/186; %9.1) en yaygın vektör aracılı nakledilen patojen olup, bunu sırasıyla Babesia canis vogeli (5/186; %2.7) veHepatozoon canis (1/186; %0.5) izledi. E. canis ve B. canis ortak enfeksiyonu 3 (%1.6) köpekte tespit edildi. Rickettsia spp.,Coxiella burnetii, Borrelia burgdorferi s.l., Francisella tularensis, Bartonella spp., Leishmania spp., Diroflaria immitis,Diroflaria repens ve Acanthocheilonema reconditum enfeksiyonu saptanmadı. Vektör aracılı nakledilen patojenler yönündenpozitif bulunan köpeklerde yaş ve cinsiyet yönünden istatistiksel olarak önemli bir fark belirlenmedi (p> 0.05). Çalışılanillerde köpeklerde vektör aracılı nakledilen patojenlerden üçünün varlığı gösterilmiş ve çalışılan illerde ilk kez B. canis ve H.canis varlığı tespit edilmiştir
İlaçlarla etkileşim potansiyeline sahip hayvan sağlığında da kullanılan tıbbi bitkiler
Bitkiler, binlerce yıldır hayvanlarda verimin artırılması, hastalıklardan korunma ve tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Korunma ve tedavide konvansiyonel ilaçlarla eş zamanlı olarak kullanılan bitkiler, sahip oldukları ikincil bileşikler (alkaloidler, glikozitler, reçineler gibi) nedeniyle ilaçlarla aralarında farmakokinetik (Emilim: taşıyıcılar, kompleks oluşumu, gastrointestinal motilite ve pH; Dağılım: plazma proteinlerine bağlanma; Biyotransformasyon: Faz I ve II tepkimeleri; Atılım: idrar pH'sı ve taşıyıcıların modülasyonu) ve farmakodinamik (antagonizma, sinerjizma ve ilave etki) düzeyde etkileşme potansiyeline sahiplerdir. Bazı etkileşimler ilaç etkinliğinin artması veya potansiyel yan etkilerinin azalması şeklinde ortaya çıksa da bitki-ilaç etkileşimleri çoğunlukla istenmeyen etkiler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu istenmeyen etkiler farmakokinetik parametrelerde (Ydoruk, Cdoruk, EAA gibi), ilaç etkinliğinde ve toksisite düzeyinde değişiklikler şeklinde meydana gelebilmektedir. Bu derlemede ilaçlarla beraber kullanıldıklarında istenmeyen etkileşim potansiyellerine sahip hayvan sağlığında da kullanılan tıbbi bitkiler ve etkileşim sonucu meydana gelebilecek değişiklikler hakkında bilgi vermek amaçlanmıştır.Plants have been used for thousands of years to increase production, preventing and treatment of diseases in animals. Plants; used simultaneously with conventional drugs in prevention and treatment have the potential to interact with drugs at a pharmacokinetic (Absorption: transporters, complex formation, gastrointestinal motility and pH; Distribution: binding to plasma proteins; Metabolism: Phases I and II reactions; Excretion: urine pH and modulation of transporters) and pharmacodynamic (antagonism, synergism and additive effects) level due to secondary compounds (alkaloids, glycosides, resins, etc.) they have. Although some interactions occur in the form of increased drug efficacy or reduced potential side effects, plant-drug interactions often occur as unwanted effects. These unwanted effects can occur as changes in pharmacokinetic parameters (Cmax, Tmax, and AUC etc.), drug efficacy and toxicity. In this review, it is aimed to give information about medicinal plants, also used in animal health, which have unwanted interaction potential when used with medicines and changes that may occur as a result of the interaction
Sivil toplum örgütlerinin çocuk işçiliğinde çocuk haklarına yönelik bakış açılarının belirlenmesi
Giriş: Çocuk işçiliği, işveren, aile ve çocukları kapsayan küresel bir sorundur ve multidispliner çözümler içerir.Araştırmanın amacı sivil toplum örgütü
çalışanlarının, çocuk işçiliğine yönelik bakış açılarının, çocuk hakları ile ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif tanımlayıcı tipte yapılan
araştırma, 4 ayda tamamlanmıştır. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) işbirliği ile, 5
ilde 358 sivil toplum çalışanı ile yapılmıştır. Sosyodemografik bilgi formu, çocuk işçiliği anket soruları ve Çocuk Hakları Tutum Ölçeği (ÇHTÖ)
kullanılmıştır. Veri analizi için SPSS programında ki-kare, Kolmogorov-Smirnov, Students’s t-testi, OneWay ANOVA, ileri analizde post-hoc LSD testleri
kullanılmıştır. Bulgular: Yönetici olmak, üniversite düzeyinde eğitim almak, 11 yıl ve üzerinde iş tecrübesine sahip olmak sivil toplum örgütleri
çalışanlarının çocuk işçiliği farkındalık düzeylerini arttırmaktadır. Cinsiyet, iş pozisyonu, iş tecrübesi, yaş, eğitim ve ikamet edilen iller çalışanların çocuk
işçiliğine yönelik bakış açılarını etkilemektedir. Erkek cinsiyet, üniversite düzeyinde eğitim, yönetici olmak, 26-35 yaş aralığı, iller gibi faktörler çocuk
haklarının yaygınlaştırılmasında sorumluluk almayı etkilemektedir. Veriler çocuk haklarıyla ilgili eğitimlere, üniversite düzeyinde eğitim sahibi olanların ve
yöneticilerin daha fazla katıldığını göstermektedir. Bu araştırmada sivil toplum örgütleri çalışanlarının ÇHTÖ puan ortalaması 33.79±10.65, liderlerin puan
ortalaması 36.43±12.25 olarak bulunmuştur. Kadın olmak, 26-35 yaş aralığında olmak, üniversite mezunu olmak, sivil toplum örgütlerinin bölgesel olarak
Adana ili katılımcıların çocuk hakları tutumlarını pozitif yönde etkilemektedir. Sonuç: Çocuk işçiliğinde, sosyodemografik özellikler, bölgesel farklılıklar ve
çalışanların aldıkları eğitimler sivil toplum örgütleri çalışanlarının çocuk hakları tutumlarını etkilemektedir.Introduction: Child labour is a global issue including employers, families and children and involves multidisciplinary solutions. The aim of the study is to
determine the relationship between the children rights and the point of view of non-govermental organization (NGO) workers on child labour. Material and
Method: This prospective descriptive research study is accomplished in 4 months and carried out in 5 cities interviewing with 358 NGO workers
cooperating with the UN International Children's Emergency Fund (UNICEF) and Confederation of Turkish Tradesmen (TESK). Sociodemographic
information form, child labour survey questions and Child Rights Attitude Scale (ÇHTO) were used. Chi-square, Kolmogorov-Smirnov, Students’s t-test,
One Way ANOVA were used for data analysis and post-hoc LSD tests for advanced analysis. Results: Being an administrator, having education at
university level, 11 years and more work experience increase the awareness of the employees of NGO’s on child labour. The perspectives of employees on
child labour were affected depending on gender, job position, work experience, age, education and place of residence. Their responsibility on children's
rights was affected by male gender, university level education, being a manager, 26-35 age range and provinces. The data on the children rights education
reveals that administrators and workers with bachelor degree participates more in to child rights related trainings. The mean ÇHTO score was found to be
33.79 ± 10.65 for the employees of NGO’s and 36.43 ± 12.25 for leaders. Participants’ attitudes on children's rights were affected in positive manner by
being woman, 26-35 years of age, university graduation and residing in Adana province considering regionally. Conclusion: Socio-demographic
characteristics, regional variations and training background of employees affect the NGO’s workers’ child rights attitude on child labour issues
Evaluation of the geographical factors in the formation of flashflood and flood in Erzin Ilicalar (Hatay) On September 25, 2014
Bu çalışmada, Erzin İlçesi Başlamış Mahallesi sınırları içerisindeki Ilıcalar mevkiinde 25.09.2014 tarihinde meydana gelen sel felaketi incelenmiştir. Çalışmanın amacı; Ilıcalar selinin meydana gelmesinde etkili olan jeomorfolojik, klimatolojik-hidrografik, antropojenik faktörleri ortaya koymak, yanlış arazi kullanımının neden olduğu olumsuz etkileri açıklamak ve yaşanabilecek sel felaketlerine karşı çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaca yönelik olarak, litolojik birimler ile sel felaketi arasındaki ilişki incelenmiş, sahanın yükselti değerlerinden hareketle hipsometrik eğri grafiği oluşturulmuş, hava olaylarını açıklayabilmek için meteorolojik veriler ile NOAA’nın Hysplit modeli kullanılmıştır. Yağışın havza genelindeki durumunu değerlendirebilmek için Schreiber’in aylık yağış hesaplama formülünden yararlanılmış, yağış enterpolasyonu oluşturulmuştur. Hidrolojik analizler kapsamında akarsu yoğunluğu hesaplanmış, bitki örtüsündeki değişimlerin sel felaketi ile olan ilişkilerini değerlendirmek için NDVI analizi uygulanmıştır. Ayrıca, afetzedelere yarı yapılandırılmış görüşmeler uygulanarak sel felaketinin etkileri ortaya konulmuştur. 25.09.2014 tarihinde Erzin’de 4-5 saat süren şiddetli yağışa ek olarak, sahadaki eğimin fazla olması, suyun kısa sürede vadiye yönelmesine neden olmuştur. Ilıcalara yakın noktada oldukça daralan vadinin, moloz, ağaç gövde ve dalları ile dolması, burada doğal bir set oluşturarak göllenme meydana getirmiştir. Biriken suyun basıncı ile bu set yıkılmış, dere yatağında inşa edilmiş yapılar su altında kalmış, 5 kişi hayatını kaybetmiş, 14 konut ve 42 işyeri afetten olumsuz etkilenmiştir. Su baskınının bu olumsuz sonuçları, yerleşmelerin kuruluş yeri seçimlerinde coğrafi şartların iyi bir şekilde analiz edilmesi gerektiğini göstermiştir.This study investigates the flood disaster that occurred on September 25, 2014 in Ilıcalar, located in the borders of Başlamış, a neighborhood of Erzin district. This study aims to reveal the geomorphological, climatological-hydrographic, and anthropological factors that are effective in the Ilıcalar flood occurrence. It also aims to illustrate the adverse effects of inefficient land use and develop solutions for potential flood disasters. Thus, the relationship between lithological units and flood disaster has been investigated. A hypsometric curve graph has been created using the field’s elevation values, and the Hysplit model of NOAA has been used to explain weather events. Schreiber’s monthly precipitation calculation formula has been used, and precipitation interpolation has been created to evaluate the situation of precipitation throughout the basin. Within the scope of hydrological analysis, stream densities have been calculated, and Normalized Difference Vegetation Index analysis has been applied to evaluate the relationship between vegetation and flood disaster changes. Besides, semi-structured interviews have been applied to the disaster victims, and the effects of the flood disaster have been revealed. In addition to the heavy rain that lasted for 4–5 hours in Erzin on September 25, 2014, the field’s high slope values caused the water to divert to the valley in a short time. The valley, which is very narrow at the point close to Erzin, is filled with rubble, tree trunk, and branches created a natural embankment there, creating a pond. The pressure of the accumulated water destroyed this embankment. Thus, the structures built on the streambed were submerged, five people lost their lives, 14 residences, and 42 workplaces were adversely affected by the disaster. These negative results of the flood showed that the geographical conditions should be analyzed well to select the settlements’ establishment places
An actualized prison project in the Westernization period Ottoman architecture: Siroz (Serez) Prison building
Osmanlı Devleti’nde Ceza Hukukunu modernleştirme çabaları Tanzimat’ın ilanına kadar uzanmaktadır. 1840, 1851, 1858 ve 1880 yıllarında çıkartılan kanun ve nizamnameler ile Osmanlı Ceza Hukuku, Batı normları doğrultusunda temel şeklini almıştır. Bu süreç 20. yüzyılın ilk çeyreği içerisinde yeni nizamname ve talimatnamelerle gelişim göstermiştir. Söz konusu ıslahat programları kapsamına hapishanelerin fiziki koşulları da dahil edilmiştir. Bu kapsamda hapishane binalarının da modern hukuk ilkelerine uygun bir şekilde belirli standartlara sahip olması için çalışmalar başlatılmıştır. Avrupa ülkelerinin müdahaleleri ve yönlendirmeleri ile de hız kazanan bu modernizasyon süreci Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiş fakat tam olarak istenilen düzeye ulaşamamıştır. Özellikle II. Abdülhamid ve II. Meşrutiyet dönemlerinde yoğunlaşan hapishane inşası projeleri, genellikle Avrupa kaynaklı projelerden hazırlanmış ve tip proje olarak Osmanlı topraklarında uygulanmıştır. Arşiv belgeleri, söz konusu projeler hakkında araştırmacılara hatırı sayılır düzeyde kaynak sunmaktadır. Genellikle Neo-klasik cephe ve plan düzenlemelerinin tercih edildiği hapishane projelerinde mekânların kullanım amaçları da ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Projelerin yoğunluğuna karşın inşa edildiği tarihten günümüze ulaşabilen Osmanlı hapishanelerinin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu da söz konusu projelerin hangi oranda uygulanabildiği sorusunu akla getirmektedir. Bu çalışmada ele alınan Siroz (Serez) Hapishanesi, uygulanabilmiş olması açısından önem kazanmakta, modern bir Osmanlı hapishanesinin genel hatlarını proje dosyası aracılığıyla bize sunmaktadır. Arşiv belgeleri ışığında Siroz (Serez) Hapishane binasının tarihî ve mimarî özellikleri bu makalenin içeriğini teşkil etmektedir.Efforts to modernize the Penal Law in the Ottoman Empire date back to the proclamation of the Tanzimat. Ottoman Criminal Law took its basic form in line Western norms with the laws and regulations enacted in 1840, 1851, 1858 and 1880. This process developed with new regulations in the first quarter of the 20th century. The physical conditions of the prisons were included in the reform programs. In this context, studies have been initiated to ensure that the prison buildings meet certain standards in accordance with the principles of modern law. This modernization process, which was accelerated with the interventions and instructions of European countries, continued until the Republic period but did not reach the desired level. Prison building projects, concentrated particularly in the reign of Abdulhamid II and Second Constitutional Period were prepared mainly from European projects and applied as typical project in the Empire. These projects with different capacities -75, 130, 150, 250 and 300 prisoners- have different designs with their layout features. Archival documents provide considerable resources to researchers about prison building projects. For instance, the purpose of the use of the space are explained in detail. Neo-classical façade and architectural layout are common in the prison projects. Thus, new data on the architectural terminology of the period and the methods of space identification can be reached. Despite the intensity of the projects, most of the Ottoman prisons haven’t survived to the present day. This raises the question to what extant the projects have been applied. Ishakpasa Murder Prison in Istanbul (present used as a hotel), Sinop Prison and Kastamonu Prison are examples of Ottoman prisons that have survived to the present. Siroz (Serez) Prison building gains importance in that it was implemented and it presents us the outlines of a modern Ottoman prison building through its project document. At this juncture, this article discusses the historical and architectural features of the Siroz (Serres) Prison building in the light of archival documents
7. sınıf sosyal bilgiler dersindeki “Çevre Sorunları ve Çevreyle İlgili Örgütler” konularının öğretilmesinde eğitici çizgi romanların etkisi: karma bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, 7. sınıf Sosyal Bilgiler dersinde yer alan çevre sorunları ve çevreyle ilgili örgütler konularının öğretilmesinde eğitici çizgi romanların etkisini ortaya çıkarmaktır. Çalışma, karma araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Çalışma, Türkiye’nin Akdeniz bölgesindeki bir ilde bulunan kamuya ait bir ortaokulda öğrenimlerini sürdüren 83 7. sınıf öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deney grubunda 41, kontrol grubunda ise 42 öğrenci yer almıştır. Araştırma sonucunda, hem eğitici çizgi roman uygulamaları ile öğretim yapılan deney grubundaki hem de kontrol grubundaki öğrencilerin akademik başarı ve çevreye yönelik tutum ön-test ve son-test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak son testler lehine anlamlı farklılık çıkmıştır. Akademik başarı ön-test puanlarının etkisi kontrol edildiğinde,deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin akademik başarı son test puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı ve bu farklılığın deney grubu lehine olduğu bulunmuştur. Çevreye yönelik tutum ön-test puanlarının etkisi kontrol edildiğinde, deney ve kontrol gruplardaki öğrencilerin çevreye yönelik tutum son-test puanlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı ve bu farklılığın deney grubu lehine olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin eğitici çizgiromanlara yönelik hem bilişsel hem de duyuşsal yönde olumlu bir bakış açısına sahip oldukları belirlenmişti
Analysis of change in cost factors in canola production : the case of Çanakkale province
2018 yılı verilerine göre Çanakkale ili Türkiye kanola üretiminde %7,5’lik pay ile 5. sırada yer almaktadır. Bu çalışmada, araştırma alanı olarak belirlenen Çanakkale ilinde, 2018 yılında kanola üreten ve Tam Sayım Yöntemine göre tespit edilen 83 işletmeden elde edilen veriler yardımıyla, kanola üretiminde kullanılan girdilerin miktar ve parasal değer bakımından işletme büyüklük grupları arasında farklılık olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre; birim alana kullanılan girdilerin bedelleri arasında sadece ilaç girdisinin işletme büyüklük gruplarına göre %5 düzeyinde, birim alana kullanılan girdi miktarı dikkate alındığında sadece makine işgücü isteği değerinin işletme büyüklük grupları arasında %5 düzeyinde istatistiki yönden farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Araştırma bulguları incelenen işletmelerde girdi kullanımı açısından, işletme grupları arasında istatistiki yönden önemli bir fark bulunmadığını, bu durumun da kanola üretim teknolojisindeki benzerlik yanında büyük işletmelerin ölçek ekonomisinin pozitif yönlerinden faydalanamadığını göstermektedir. Bu nedenle orta ve uzun vadede genelde tarımsal üretimde özelde ise kanola üretiminde işletmelerin üretim düzeyleri dikkate alınarak farklı araçlarla ve değişik yöntemlerle desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.According to the data of 2018, Çanakkale City was 5th in Turkey’s total canola production with a proportional share of 7.50%. In this study, differences in input usage amounts and input costs were analysed according to the enterprise size. The data of the study were gathered from 83 canola producers who produced canola in 2018 in the Çanakkale Province by the Complete Inventory Method. According to the research results, there was a statistical difference in pesticide cost at a 5% significance level between small- and large-scale enterprises. In terms of input usage per unit area, there was a statistical difference at a 5% significance level in machinery power usage according to the enterprise size. Furthermore, there wasn’t any statistical difference in input usage between enterprise groups which indicates that large scale enterprises aren’t benefiting from the positive aspects of the scale economy. Therefore, agricultural production in general and canola production in particular should be supported with different tools and different methods in the medium and long terms
The concept of taskhīr within the context of environmental awareness in the Qurʾān
Kur’ân’da teshîr kavramı, genel olarak insanın çevresini oluşturan varlıkların onun hizmetine sunulması manasında kullanılır. Teshîr kavramıyla ilgili âyetlerde Yüce Allah, kâinatta kurduğu makro dengeden mikro dengeye ve bu dengenin insan için ne anlama geldiğine işaret eder. Bu yönüyle teshîr kavramı Kur’ân’da sadece insanların önlerinde hazır olarak buldukları çevreyi ve nimetleri onlara hatırlatmaz aynı zamanda bu çevrenin mevcut duruma nasıl geldiğine işaret ederek hem tarihi sürece hem de fiziksel yasalara da dikkat çeker. Araştırmada öncelikli olarak teshîr kavramının etimolojik yapısı, sözlüklerde geçen anlamları, müfessirlerin Kur’ân’da bu kavrama verdikleri manalar, teshîr edilen varlıklar ve özellikleri, teshîrin gayeleri ve yönleri üzerinde durulmuştur. Araştırma neticesinde ortaya çıkan önemli bulgular arasında teshîrin Kur’ân’da kullanımının meallerde yer alan sadece “insanın hizmetine verme”, “emre âmâde kılma”, “istifadeye verme” ve “râm etme” gibi anlamlarla sınırlı olmadığı görülmüştür. Bu anlamların yanı sıra evrende kurulan nizama işaret ederek bir şeyin güç yoluyla kullanılması, bir şeyi itaat altına alma ve insanların maslahatına uygun hale getirme gibi fiziksel yasaları hatırlatacak nitelikte derin anlamlar taşıdığı tespit edilmiştir. Araştırmada ayrıca Kur’ân’da bu kavramla bir taraftan teshîr edilen varlıklara işaret edilirken bir taraftan da bu varlıkların teshîr yönlerinin araştırılıp üzerinde düşünülmesinin gerekliliği ve fiziksel yasaların keşfedilmesinin zarureti gibi hususlar da incelenmiştir. Bu bağlamda teshîr kavramının, insanın yaşadığı çevresine karşı duyarlı olmasını sağlayan ve ekolojik dengenin kuruluş sürecini ortaya çıkaran, üzerinde uzun uzun tefekkür etmeyi gerekli kılan bir kavram olduğu ortaya çıkmaktadır.The concept of taskhīr in the Qurʾān is generally used in the sense of presenting of the beings that make up the environment of man to his service. In the verses about the concept of taskhīr, Almighty God points out from the macro balance to the micro balance and what this balance means for man. With this aspect, the concept of tashîr not only reminds them of the environment and blessings that people find ready in the Qurʾān, but also points out both the historical process and the physical laws by pointing out how this environment has come to the present state. In the research, primarily the etymological structure of the concept of taskhīr, its meanings in the dictionaries, the meanings given by the commentators to this concept in the Qurʾān, the beings and their properties, the purposes and directions of the taskhīr were emphasized. Among the important findings that emerged as a result of the research, it has been observed that the use of the taskhīr in the Qurʾān is not limited to the meanings such as “giving service to the human”, “making the order”, “giving the benefit” and “giving”. In addition to these meanings, it has been determined that by pointing to the order established in the universe, it has deep meanings that remind physical laws such as using something by force, obeying something and making it suitable for people’s benefits. In the research, while the Qurʾān refers to the beings that were identified with this concept, on the other hand, the issues such as the necessity of investigating and considering the aspects of these beings and the necessity of discovering physical laws were also examined. In this context, it turns out that the concept of taskhīr is a concept that makes it sensitive to the environment in which people live and that reveals the establishment process of the ecological balance and requires long-term contemplation
Farklı protein kaynaklarının turna, Esox lucius Linneaus 1758, jüvenillerinin proteaz aktivitesi üzerine etkisi
The aim of the study is to determine the inhibitory effect of different protein sources on protease activity of Northern pike, E. lucius, during larval ontogeny. For this purpose, Northern pike were fed from yolk sac absorption until 21 days after hatching (DAH). At that point, larvae were sampled on 7, 14 and 21 DAH days and the activity of enzyme was analyzed in vitro. In the study, two different fish meal, chicken meal, krill meal, corn gluten, soybean protein concentrate, soybean meal and dried distillers grains with solubles were tested. Fish meal-I showed the lowest effect (7.53 %) on 7 DAH larvae. Moreover, chicken meal has the highest inhibitory effect on the proteases in the first week (68.27%). In the following period (DAH 14), although the inhibition ratio dramatically increased in all ingredients, fish meal-I has still the lowest effect on proteolytic activity (55.66%). In the same period, the highest effect was obtained from krill (82.28 %) and chicken meals (86.73 %), respectively. Then, there was no statistical difference between fish meal-I, fish meal-II and corn gluten in the 21 DAH and relatively lower than the others (p>0.05). Additionally, chicken meal again has the highest effect on juveniles with the ratio 89.27 %. As a result, the increase of proteolytic activity was notably increased in 7-14-21 DAH, however, it is concluded that feeding larvae and juveniles with live prey is still suggested to get better result for such a carnivorous species culture. Keywords: Northern pike, protease activity, protein sources, inhibition effect Öz: Bu çalışmanın amacı, farklı protein kaynaklarının turna balığının larval gelişimi sırasında sindirim enzimlerinden proteaz enzimlerini inhibe edici etkisinin tespit edilmesidir. Bu amaçla, Turna balığı, E. lucius, larvaları yumurtadan çıkıştan itibaren 21. günün sonuna kadar beslenmişlerdir. Bu noktada, besleme yapılan larvalardan 7, 14 ve 21. günlerde örnekler alınarak in vitro enzim aktiviteleri tespit edilmiştir. Çalışmada, protein kaynağı olarak iki farklı balık unu, tavuk unu, krill unu, mısır glüteni, soya protein konsantresi, soya unu ve damıtılmış tahıl test edilmiştir. Yedinci günde, en düşük etki balık unu-I grubunda tespit edilmiştir (% 7,53). Ayrıca, tavuk unu ilk hafta en yüksek durdurucu etkiyi göstermiştir (% 68,27). Bunu takip eden dönemde (14. gün), tüm hammaddelerin durdurucu etkisi dramatik bir şekilde artmış olsa da, proteolitik aktivite üzerindeki en düşük etki yine balık unu-I grubunda görülmüştür (% 55,66). Aynı dönem içerisinde, en yüksek etki krill ve tavuk ununda tespit edilmiştir (sırasıyla, %82,28 ve 86,73). Ardından, 21. günde ise balık unu-I, balık unu-II ve mısır gluteni arasında herhangi bir istatistiki fark bulunmamıştır (p>0.05). Bunun yanında, tavuk unu bu dönemde de enzim aktivitesini durdurucu en yüksek etkiye sahip olmuştur (% 89,27). Sonuç olarak, 7- 14 ve 21. günlerde proteolitik aktivitenin belirgin artış göstermesi ile birlikte, bu türden karnivor balıkların larva ve juvenil boylarının beslenmesi sırasında canlı yemlerin kullanılmasının daha başarılı gelişim sonuçlarını ortaya koyacağı düşünülmektedir.Bu çalışmanın amacı, farklı protein kaynaklarının turna balığının larval gelişimi sırasında sindirim enzimlerinden proteaz enzimlerini inhibe edici etkisinin tespit edilmesidir. Bu amaçla, Turna balığı, E. lucius, larvaları yumurtadan çıkıştan itibaren 21. günün sonuna kadar beslenmişlerdir. Bu noktada, besleme yapılan larvalardan 7, 14 ve 21. günlerde örnekler alınarak in vitro enzim aktiviteleri tespit edilmiştir. Çalışmada, protein kaynağı olarak iki farklı balık unu, tavuk unu, krill unu, mısır glüteni, soya protein konsantresi, soya unu ve damıtılmış tahıl test edilmiştir. Yedinci günde, en düşük etki balık unu-I grubunda tespit edilmiştir (% 7,53). Ayrıca, tavuk unu ilk hafta en yüksek durdurucu etkiyi göstermiştir (% 68,27). Bunu takip eden dönemde (14. gün), tüm hammaddelerin durdurucu etkisi dramatik bir şekilde artmış olsa da, proteolitik aktivite üzerindeki en düşük etki yine balık unu-I grubunda görülmüştür (% 55,66). Aynı dönem içerisinde, en yüksek etki krill ve tavuk ununda tespit edilmiştir (sırasıyla, %82,28 ve 86,73). Ardından, 21. günde ise balık unu-I, balık unu-II ve mısır gluteni arasında herhangi bir istatistiki fark bulunmamıştır (p>0.05). Bunun yanında, tavuk unu bu dönemde de enzim aktivitesini durdurucu en yüksek etkiye sahip olmuştur (% 89,27). Sonuç olarak, 7- 14 ve 21. günlerde proteolitik aktivitenin belirgin artış göstermesi ile birlikte, bu türden karnivor balıkların larva ve juvenil boylarının beslenmesi sırasında canlı yemlerin kullanılmasının daha başarılı gelişim sonuçlarını ortaya koyacağı düşünülmektedir