Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    The effect of organizational commitment on green organizational behavior: The Case of administrative staff in Selçuk University

    No full text
    Günümüzde sürdürülebilirlik hedeflerinin kurumsal düzeyde benimsenmesi, tüm örgütler için büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede kamu sektörü, özel sektör ve gönüllü kuruluşlar gibi alanlarda faaliyet gösteren tüm örgütler, sürdürülebilir bir çevre politikası çerçevesinde mal ve hizmet üretme stratejisi ve politikalarını ön plana çıkarmışlardır. Özellikle üniversiteler hem eğitim hem de kurumsal sorumluluk açısından çevreci davranışların yaygınlaştırılmasında öncü kurumlardır. Üniversitelerde görev yapan idari personelin yeşil örgütsel davranış düzeyleri ve bu davranışları etkileyen faktörlerin incelenmesi, sürdürülebilirlik politikalarının tabana yayılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, bu gereklilikten hareketle, örgütsel bağlılık ile yeşil örgütsel davranış arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel varsayımı, örgütsel bağlılığın yeşil örgütsel davranış üzerindeki etkisi üzerine oluşturulmuştur. Çünkü örgütsel bağlılığı yüksek olan çalışanların, örgütün benimsediği strateji ve politikaları desteklemeleri ve hatta daha fazlasını yapmaya yönelik çaba ve arzularını ortaya koymaları beklenmektedir. Araştırmanın evrenini, Selçuk Üniversitesi'nde çalışan idari personeller oluşturmaktadır (N=4.354). Evrenin içinden kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 416 idari personel ise araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Çevrim içi bir anket formu aracılığıyla elde edilen veriler, SPSS 25 ve AMOS 23 programları aracılığıyla çözümlenmiştir. Ölçeklerin geçerliliğini inceleyebilmek için doğrulayıcı faktör analizi yapılmış, güvenilirliklerini değerlendirebilmek için Cronbach Alpha katsayılarına bakılmıştır. Değişkenlere ait tanımlayıcı istatistiklerden elde edilen bulgulara göre katılımcıların orta düzeyde örgütsel bağlılığa (x̄=3,14) ve yüksek düzeyde yeşil örgütsel davranışa (x̄=4,34) sahip oldukları belirlenmiştir. Pearson korelasyon analizi bulgularına göre örgütsel bağlılık ile yeşil örgütsel davranış arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif ilişki tespit edilmiştir (r=0,227, p<0,05). Ayrıca örgütsel bağlılık ile yeşil örgütsel davranışın tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Araştırma kapsamında oluşturulan hipotezleri test edebilmek için yol analizi ve yapısal eşitlik modellemesi (YEM) uygulanmıştır. YEM analizi bulgularına göre örgütsel bağlılığın yeşil örgütsel davranış üzerinde %37 düzeyinde pozitif etkili olduğu belirlenmiştir (β=0,370, p<0,05). Ayrıca örgütsel bağlılığın, yeşil örgütsel davranışın alt faktörleri olan çevresel duyarlılık (β=0,248, p<0,05), çevresel katılım (β=0,394, p<0,05), ekonomik duyarlılık (β=0,332, p<0,05), yeşil satın alma (β=0,331, p<0,05) ve teknolojik duyarlılık (β=0,219, p<0,05) faktörleri üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif yönlü etkisi olduğu tespit edilmiştir. Buna göre örgütsel bağlılığın, yeşil örgütsel bağlılığın alt faktörleri arasında en yüksek düzeyde çevresel katılım faktörü üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlar, üniversitelerde sürdürülebilirlik odaklı çalışan davranışlarının artırılmasında, çalışanların örgütsel bağlılıklarının güçlendirilmesinin önemli bir unsur olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonunda, yöneticilere ve sonraki araştırmalara yönelik çeşitli önerilere yer verilmiştir.Today, the adoption of sustainability goals at the institutional level is of great importance for all organizations. In this context, all organizations operating in areas such as the public sector, private sector and voluntary organizations have highlighted the strategy and policies of producing goods and services within the framework of a sustainable environmental policy. Universities, in particular, are pioneer institutions in the dissemination of environmental behaviors in terms of both education and institutional responsibility. The examination of the green organizational behavior levels of administrative staff working in universities and the factors affecting these behaviors is of great importance in terms of spreading sustainability policies to the base. Based on this necessity, this thesis aims to evaluate the relationship between organizational commitment and green organizational behavior. The basic assumption of the research is based on the effect of organizational commitment on green organizational behavior. Because employees with high organizational commitment are expected to support the strategies and policies adopted by the organization and even show their efforts and desires to do more. The universe of the study consists of administrative staff working at Selçuk University (N=4,354). The sample of the study consists of 416 administrative staff selected from the universe by convenience sampling method. The data obtained through an online survey form were analyzed by SPSS 25 and AMOS 23 programs. Confirmatory factor analysis was performed to examine the validity of the scales, and Cronbach Alpha coefficients were examined to evaluate their reliability. According to the findings obtained from the descriptive statistics of the variables, it was determined that the participants had a medium level of organizational commitment (x̄=3.14) and a high level of green organizational behavior (x̄=4.34). According to the Pearson correlation analysis findings, a statistically significant and positive relationship was found between organizational commitment and green organizational behavior (r=0.227, p<0.05). In addition, it was observed that there were positively significant relationships between organizational commitment and all sub-dimensions of green organizational behavior. In order to test the hypotheses created within the scope of the research, path analysis and structural equation modeling (SEM) were applied. According to the findings of the SEM analysis, it was determined that organizational commitment had a 37% positive effect on green organizational behavior (β=0.370, p<0.05). In addition, it was determined that organizational commitment had a statistically significant and positive effect on the sub-factors of green organizational behavior, which are environmental sensitivity (β=0.248, p<0.05), environmental participation (β=0.394, p<0.05), economic sensitivity (β=0.332, p<0.05), green purchasing (β=0.331, p<0.05) and technological sensitivity (β=0.219, p<0.05). Accordingly, it was observed that organizational commitment had the highest effect on the environmental participation factor among the sub-factors of green organizational behavior. These results show that strengthening the organizational commitment of employees is an important element in increasing sustainability-oriented employee behaviors in universities. At the end of the research, various suggestions for managers and subsequent research are included

    The effect of supply chain agility on supply chain performance and business performance

    No full text
    İşletmelerin küreselleşen ve sürekli yenilik gerektiren rekabet ortamında faaliyetlerini sürdürebilmeleri için meydana gelen değişimlere uyum sağlamaları gerekmektedir. Uyum sağlama süreci ise, işletmelerin çeviklik düzeyleriyle doğrudan ilişkilidir. Çeviklik düzeyleri işletmelerin üretici ve tüketici odaklı pazar ihtiyaçlarına etkin bir şekilde yanıt verebilmeleri açısından tedarik zinciri faaliyetlerine yansımaktadır. Tedarik zinciri çevikliği, müşteri taleplerinin zamanında ve etkin bir biçimde karşılanması, işletmelerin performanslarını artırmaları ve rekabet avantajı elde etmeleri açısından önem arz etmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın temel amacı, tedarik zinciri çevikliğinin tedarik zinciri performansı ve işletme performansı üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Bu temel amaç doğrultusunda Konya Sanayi Odası'na (KSO) kayıtlı otomotiv yan sanayinde faaliyet gösteren işletmelere anket uygulanmıştır. Çalışma kapsamında 152 işletmeye ulaşılmış olup elde edilen veriler SPSS 22.0 sürümü ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, tedarik zinciri çevikliğinin tedarik zinciri performansını ve işletme performansını ve ayrıca tedarik zinciri performansının işletme performansını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.In order for businesses to continue their activities in a globalizing and constantly innovative competitive environment, they need to adapt to the changes that occur. The adaptation process is directly related to the agility levels of businesses. Agility levels are reflected in supply chain activities in terms of businesses being able to effectively respond to producer and consumer-oriented market needs. Supply chain agility is important in terms of meeting customer demands in a timely and effective manner, increasing the performance of businesses and gaining competitive advantage. In this context, the main purpose of this study is to determine the effects of supply chain agility on supply chain performance and business performance. In this context, the main purpose of this study is to determine the effect of supply chain agility on supply chain performance and business performance. In line with this main purpose, a survey was conducted on businesses operating in the automotive sub-industry registered with the Konya Chamber of Industry (KSO). As a result of the analyzes, it was concluded that supply chain agility positively affects supply chain performance and business performance; and also that supply chain performance positively affects business performance

    Investigations on the resistance status to some insecticides of leptinotarsa decemlineata say. (coleoptera: chrysomelidae) in patato cultivation areas and the possibilities of using diatomaceous earth and zeolite in resistance management.

    No full text
    Bu çalışmada, patatesin önemli zararlılarından Leptinotarsa decemlineata Say.'ın Türkiye'de patates üretiminin yoğun olduğu Afyonkarahisar, Niğde ve Konya illerindeki popülasyonlarında acetamiprid, deltamethrin ve spinosad etken maddelerine karşı direnç düzeyleri belirlenmiştir. Ayrıca dirençli popülasyonlarda karboksilesteraz ve glutatyon-S-transferaz (GST) enzim aktiviteleri ölçülerek biyokimyasal direnç mekanizmaları incelenmiştir. Bunun yanı sıra, diatom toprağı ve zeolitin bu insektisitlerle kombinasyon halinde sinerjistik etkileri araştırılmıştır. Zararlının larva ve erginleri Afyonkarahisar (Sandıklı, Şuhut), Niğde (Konaklı, Çiftlik) ve Konya (Çumra, Selçuklu) illeri patates ekim alanlarındaki ikişer farklı lokasyondan 2023 yılı haziran ayından itibaren toplanmıştır. Acetamiprid uygulamasında 24 saat maruz bırakma süresi sonunda direnç oranları (RR50) Sandıklı popülasyonunda 74.30, Şuhut popülasyonunda 59.47, Konaklı popülasyonunda 54.40, Çiftlik popülasyonunda 48.81, Çumra popülasyonunda 25.26, Selçuklu popülasyonunda 31.46 kat olarak tespit edilmiştir. Deltamethrin uygulamasında RR50 Sandıklı popülasyonunda 19.04, Şuhut popülasyonunda 14.68, Konaklı popülasyonunda 10.84, Çiftlik popülasyonunda 14.34, Çumra popülasyonunda 7.41, Selçuklu popülasyonunda 8.10 kat olarak tespit edilmiştir. Spinosad uygulamasında RR50 Sandıklı popülasyonunda 22.00, Şuhut popülasyonunda 20.35, Konaklı popülasyonunda 14.82, Çiftlik popülasyonunda 13.54, Çumra popülasyonunda 12.00, Selçuklu popülasyonunda 7.94 kat olarak tespit edilmiştir. Biyotestler sonucunda Afyonkarahisar ve Niğde popülasyonlarında yüksek, Konya popülasyonlarında ise orta düzeyde direnç saptanmıştır. Acetamiprid+diatom(%2 w/v) toprağı uygulamasında elde edilen sinerjizm oranları (SR50 değerleri) Sandıklı popülasyonunda 3.21, Konaklı popülasyonunda 5.19, Çumra popülasyonunda 2.60, Selçuklu popülasyonunda 3.72 olarak belirlenmiştir. Deltamethrin + diatom (%2 w/v) toprağı uygulamasında SR50 Sandıklı popülasyonunda 3.74, Konaklı popülasyonunda 4.28, Çumra popülasyonunda 2.47, Selçuklu popülasyonunda 3.10 olarak belirlenmiştir. Spinosad + diatom (%2 w/v) toprağı uygulamasında SR50 Sandıklı popülasyonunda 2.91, Konaklı popülasyonunda 4.27, Çumra popülasyonunda 4.67, Selçuklu popülasyonunda 2.39 olarak belirlenmiştir. Zeolit, insektisitlerle karışımında sinerjistik değil, antagonist etki göstermiştir. Hassas popülasyon üzerinde yapılan çalışmalarda Acetamiprid+zeolit(%2 w/v) uygulamasından elde edilen SR50 48 saat maruz bırakma süresinde 0.52, deltamethrin+zeolit(%2 w/v) uygulamasında 0.41, spinosad + zeolit(%2 w/v) uygulamasında 0.39 olarak tespit edilmiştir. Diatom toprağı ile yapılan uygulamalarda belirgin sinerjistik etkiler elde edilirken, zeolitin antagonist etkiler gösterdiği belirlenmiştir. Leptinotarsa decemlineata popülasyonlarında mikroplaka hücrelerinde kinetik okuma sonucu belirlenen toplam karboksilesteraz enzim aktivite sonuçlarına göre hassas popülasyon ile karşılaştırıldığında Sandıklı popülasyonunda 3.62, Selçuklu popülasyonunda 2.35 Çumra popülasyonunda 2.28, Çiftlik popülasyonunda 2.15, Şuhut popülasyonunda 1.34 kat enzim aktivite artışı belirlenmiştir. Glutatyon-transferaz (GST) enzim aktivite oranları Sandıklı'da 1,29, Şuhut'ta 2,59, Çiftlik'te 1,46 ve Selçuklu popülasyonunda 1,66 kat olarak belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, Leptinotarsa decemlineata ile mücadelede direnç yönetimi stratejilerinin geliştirilmesi açısından önemli katkılar sunmaktadır.In this study, the resistance levels of the Colorado potato beetle (Leptinotarsa decemlineata Say.) to the insecticides acetamiprid, deltamethrin, and spinosad were determined in populations from the major potato-producing provinces of Afyonkarahisar, Niğde, and Konya in Türkiye. In addition, the biochemical resistance mechanisms were investigated by measuring carboxylesterase and glutathione S-transferase (GST) enzyme activities in resistant populations. The synergistic effects of diatomaceous earth and zeolite in combination with these insecticides were also evaluated. Larvae and adults of the pest were collected from two different locations in potato cultivation areas of Afyonkarahisar (Sandıklı, Şuhut), Niğde (Konaklı, Çiftlik) and Konya (Çumra, Selçuklu) provinces, starting from June 2023. In acetamiprid application, after 24 hours exposure period, the resistance rates (RR50) were determined as 74.30 in Sandıklı, 59.47 in Şuhut, 54.40 in Konaklı, 48.81 in Çiftlik, 25.26 in Çumra, and 31.46 fold in Selçuklu population. In deltamethrin application, the RR50 were determined as 19.04 in Sandıklı, 14.68 in Şuhut, 10.84 in Konaklı, 14.34 in Çiftlik, 7.41 in Çumra, and 8.10 fold in Selçuklu population. In spinosad application, RR50 were determined as 22.00 in Sandıklı, 20.35 in Şuhut, 14.82 in Konaklı, 13.54 in Çiftlik, 12.00 in Çumra and 7.94 fold in Selçuklu population. Bioassay results revealed high resistance levels in the Afyonkarahisar and Niğde populations and moderate resistance in the Konya populations. Synergism rates (SR50 values) obtained in Acetamiprid+ diatomaceous earth (2% w/v) application were determined as 3.21 in Sandıklı, 5.19 in Konaklı, 2.60 in Çumra and 3.72 in Selçuklu population. In deltamethrin + diatomaceous earth (%2 w/v) application SR50 was determined as 3.74 in Sandıklı, 4.28 in Konaklı, 2.47 in Çumra, 3.10 in Selçuklu population. In spinosad + diatomaceous earth (%2 w/v) application SR50 was determined as 2.91 in Sandıklı, 4.27 in Konaklı, 4.67 in Çumra, 2.39 in Selçuklu population. Zeolite showed an antagonistic effect rather than a synergistic effect when mixed with insecticides. In studies conducted on susceptible population, the synergism ratio (SR50 values) obtained from Acetamiprid + zeolite (2% w/v) application was determined as 0.52 in 48-hour exposure period, 0.41 in deltamethrin + zeolite (2% w/v) application, and 0.39 in spinosad + zeolite (2% w/v) application. Diatomaceous earth showed significant synergistic effects when combined with insecticides, whereas zeolite exhibited antagonistic interactions. According to the total carboxylesterase enzyme activity results determined as a result of kinetic reading in microplate cells in Leptinotarsa decemlineata populations, when compared to the susceptible population, an increase of 3.62 in Sandıklı, 2.35 in Selçuklu, 2.28 in Çumra, 2.15 in Çiftlik and 1.34-fold in Şuhut population was determined. Glutathione-s transferase (GST) enzyme activity rates were determined as 1.29 in Sandıklı, 2.59 in Şuhut, 1.46 in Çiftlik and 1.66-fold in Selçuklu population. These findings provide valuable insights for the development of resistance management strategies against L. decemlineata.Bu tez çalışması Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 22111004 nolu proje ile desteklenmiştir

    Effects of different intra- row spacings on yield and quality of newly developed sunflower hybrids

    No full text
    Bu çalışmada; Üniversite-Sanayi İşbirliği Projeleri kapsamında, Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile Pankobirlik tarafından geliştirilen ve Pankobirlik adına üretim izinleri alınan hibrit ayçiçeği (Helianthus annuus L.) çeşitlerinde farklı sıra üzeri mesafelerin verim ve kalite üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Deneme, Konya-Ilgın koşullarında tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Deneme materyali olarak üretim izinli PB ADA N, PB 105 N, PB 250 N ile yeni geliştirilen tescile aday H1024 hibridi ve GİBRALTAR ticari çeşidi yer almıştır. Denemede sabit sıra arası 70 cm ve 15, 20, 25 cm sıra üzeri mesafeler kullanılmıştır. Araştırmada, ana parselleri çeşit, alt parselleri sıra üzeri mesafeler oluşturmuştur. Denemede bitki boyu (cm), gövde çapı (cm), tabla çapı (cm), bin tane ağırlığı (g), tohum verimi (kg/da), yağ oranı (%) ve yağ verimi (kg/da) incelenmiştir. Araştırmada kullanılan çeşitlerin bitki boyları 123.6 cm (PB ADA N) ile 140.6 cm (PB 250 N), gövde çapları 7.7 cm (PB ADA N) ile 8.4 cm (PB 250 N), tabla çapları 18.1 cm (PB ADA N) ile 20.8 cm (PB 105 N), bin dane ağırlığı 83.3 g (PB 205 N-H 1024) ile 102.5 (Gibraltar), tohum verimi 424 kg/da (Gibraltar) ile 454 kg/da (PB ADA N), yağ oranı %37.9 (Gibraltar) ile %46.7 (PB2025 N), yağ verimi 106.7 kg/da (Gibraltar) ile 193.9 kg/da (PB ADA N) arasında değişim göstermiştir. Araştırma sonucuna göre, tohum verimi bakımından çeşitler ve sıra üzeri mesafeler arasında istatistiksel olarak önemli farklılıklar tespit edilmiştir. Çeşitlerin ortalamasına baktığımızda en yüksek tohum verimi 443 kg/da ile 25 cm sıra üzeri mesafede elde edilmiştir. Sıra üzeri mesafenin ortalamasına baktığımızda en yüksek verim 454 kg ile PB ADA N çeşidinden elde edilmiştir. Sonuç olarak Konya Ilgın koşullarında en uygun ayçiçeği çeşidi PB ADA N ve bitki sıklığı sıra arası 70, sıra üzeri mesafe 25 cm olarak belirlenmiştir.This study aimed to determine the effects of different row spacings on yield and quality in hybrid sunflower (Helianthus annuus L.) varieties developed by Selçuk University Faculty of Agriculture and Pankobirlik, within the scope of University-Industry Cooperation Projects, and for which production permits were obtained on behalf of Pankobirlik. The experiment was conducted in randomized block split-plot design with four replications in Konya-Ilgın conditions. The permitted varieties PB ADA N, PB 105 N, and PB 250 N, the newly developed hybrid candidate for registration H1024, and the commercial variety GİBRALTAR were used as trial materials. Fixed row spacings of 70 cm and 15, 20, and 25 cm were used in the experiment. In the study, varieties will constitute the main plots, and row spacings will constitute the sub-plots. In the experiment, plant height (cm), stem diameter (cm), head diameter (cm), thousand grain weight (g), seed yield (kg/da), oil ratio (%) and oil yield (kg/da) will be examined. The varieties used in the research had plant heights ranging from 123.6 cm (PB ADA N) to 140.6 cm (PB 250 N), trunk diameters ranging from 7.7 cm (PB ADA N) to 8.4 cm (PB 250 N), head diameters ranging from 18.1 cm (PB ADA N) to 20.8 cm (PB 105 N), thousand grain weight ranging from 83.3 g (PB 205 N-H 1024) to 102.5 (Gibraltar), seed yield ranging from 424 kg/da (Gibraltar) to 454 kg/da (PB ADA N), oil content ranging from 37.9% (Gibraltar) to 46.7% (PB2025 N), oil yield ranging from 106.7 kg/da (Gibraltar) to 193.9 kg/da (PB ADA N). The results of the study revealed statistically significant differences in grain yield among varieties and row spacing. The highest grain yield, 443 kg/da, was achieved at a 25 cm row spacing, based on the average of the varieties. The highest yield, 454 kg, was achieved by the PB ADA N variety. Consequently, PB ADA N was the most suitable sunflower variety for Konya Ilgın conditions, with a plant density of 70 cm between rows and 25 cm between rows

    Investigation of digestive system helmets in horses in Aksaray, Nevsehir and Konya provinces

    No full text
    Atların gastrointestinal helmint enfeksiyonları, yalnızca bireysel hayvan sağlığını tehdit etmekle kalmayıp, aynı zamanda verim kayıplarına yol açarak hayvancılık ekonomisini de olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda, söz konusu paraziter hastalıkların bölgesel düzeyde belirlenmesi hem koruyucu hekimlik uygulamaları hem de etkili kontrol stratejilerinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan Aksaray, Nevşehir ve Konya illerinde farklı amaçlarla yetiştirilen at populasyonlarında enfeksiyonlara neden olan gastrointestinal helmint türlerini ve yaygınlık düzeylerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Çalışma alanı olarak seçilen üç ilin birbirlerine konumlarından dolayı coğrafi geçiş noktalarının olması yanı sıra farklı at yetiştirme ve kullanım şekillerine sahip olmaları açısından önemli bir örneklem sahası olarak düşünülmüştür. Çalışma materyalini farklı yaş, cinsiyet, kullanım amacı, don ve ırklara sahip toplam 238 taze at dışkısı oluşturmuştur. Toplanan örnekler natif dışkı muayenesi, flotasyon, sedimentasyon, Baermann-Wetzel metodu ve dışkı kültürü yöntemleriyle incelenmiştir. Parazitolojik muayene sonucunda, incelenen örneklerin %38,23'ünde helmint yumurtası tespit edilmiştir. Bunların %32,77'sini strongylid tipte yumurtalar oluştururken, %3,36'sını Parascaris equorum ve %2,10'unu ise miks (strongylid nematod + P. equorum) enfeksiyonlar oluşturmuştur. Dışkı kültürü sonucunda strongylid tipte yumurtaların saptandığı dışkı örneklerinde Trichonema spp. (%13,03; n:31) ve Gyalocephalus spp. (%0,42; n:1) tespit edilmiştir. Ayrıca dışkı kültürü yapılan örneklerde Rhabditis spp.'ye de (%19,75; n:47) rastlanmıştır. Atların yaş, ırk, kullanım amacı ve bulundukları illere göre enfeksiyon oranlarında farklılıklar gözlemlenmiştir. Helmint enfeksiyonlarına en yüksek düzeyde 0-4 yaş aralığındaki atlarda rastlanılmıştır. Bakım ve yetiştirme farklılığından dolayı Yılkı atlarında diğer ırklara oranla helmintlerin daha yüksek düzeyde seyrettiği tespit edilmiştir. Kullanım amacına göre değerlendirildiğinde binek amaçlı kullanılan hayvanlarda enfeksiyon oranı daha fazladır. Strongylid nematod enfeksiyonları en yaygın olarak Aksaray'da öne çıkarken, bunu sırasıyla Nevşehir ve Konya izlemiştir. Ayrıca bu çalışma, larva evrelerinin tanımlanması sayesinde bölgeye ait güncel epidemiyolojik verilerin elde edilmesine katkı sağlamıştır.Gastrointestinal helminth infections in horses not only threaten individual animal health but also negatively affect the livestock economy by causing productivity losses. In this context, determining these parasitic diseases at the regional level is of great importance for both preventive medicine practices and the development of effective control strategies. This study was planned to determine the gastrointestinal helminth species and prevalence levels causing infections in horse populations raised for different purposes in Aksaray, Nevşehir and Konya provinces in the Central Anatolia Region of Türkiye. The three provinces selected as the study area were considered as an important sampling area due to their geographical transition points due to their location to each other and also because they have different horse breeding and usage styles. The study material consisted of a total of 238 fresh horse feces of different ages, genders, usage purposes, colors and breeds. Collected samples were examined by native fecal examination, flotation, sedimentation, Baermann-Wetzel method and fecal culture methods. Parasitological examination revealed helminth eggs in 38.23% of the examined samples. Of these, 32.77% were strongylid-type eggs, while Parascaris equorum accounted for 3.36% and mixed (strongylid nematode + P. equorum) infections accounted for 2.10%. Stool culture revealed Trichonema spp. (13.03%; n:31) and Gyalocephalus spp. (0.42%; n:1) in the stool samples containing strongylid-type eggs. Rhabditis spp. (19.75%; n:47) was also detected in stool culture samples. Differences in infection rates were observed according to age, breed, intended use, and province of residence of the horses. Helminth infections were highest in horses aged 0-4 years. Helminths were found to be more prevalent in Yılkı horses compared to other breeds due to differences in care and breeding. When evaluated based on their intended use, the infection rate is higher in riding animals. Strongylid nematode infections were most prevalent in Aksaray, followed by Nevşehir and Konya, respectively. Furthermore, this study contributed to the acquisition of up-to-date epidemiological data for the region by identifying larval stages

    Examining the relationships between the emotional intelligence and mental toughness of amateur football players

    No full text
    Bu araştırma, amatör futbolcuların duygusal zekaları ile zihinsel dayanıklılıkları arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma grubu, tamamı erkek bireylerden oluşan 451 amatör futbolcudan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Duygusal Zeka Ölçeği ve Zihinsel Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. İlişkisel analizlerde Pearson Korelasyon Analizi, duygusal zekanın zihinsel dayanıklılık üzerindeki etkisini açıklamak adına Basit Regresyon ve Çoklu Regresyon Analizleri yapılmıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre, amatör futbolcuların duygusal zekaları ile zihinsel dayanıklılıkları arasında anlamlı, pozitif yönlü ve orta düzeyde bir ilişki vardır. Özellikle "duygusal kolaylaştırma" alt boyutunun zihinsel dayanıklılığı güçlü biçimde yordadığı görülmüştür. Bu durum, duygusal zekaları yüksek olan amatör futbolcuların, baskı altında daha dirençli davranışlar sergileyebildiğini göstermektedir. Araştırma sonunda sporculara, antrenörlere, akademisyenlere ve bu alanla ilgilenen bütün paydaşlara çeşitli önerilerde bulunulmuştur.This research aims to examine the relationship between emotional intelligence and mental toughness in amateur football players. The study group consisted of 451 amateur football players, all male. The Emotional Intelligence Scale and Mental Toughness Scale were used as data collection tools. SPSS was used to analyze the data. Pearson Correlation Analysis was used for correlational analyses, while Simple Regression and Multiple Regression Analyses were used to explain the impact of emotional intelligence on mental toughness. The findings from the analyses indicate a significant, positive, and moderate relationship between the emotional intelligence and mental resilience of amateur football players. The "emotional facilitation" subscale, in particular, was found to be a strong predictor of mental resilience. This suggests that amateur football players with high emotional intelligence are more resilient under pressure. At the end of the research, various recommendations were made to athletes, coaches, academics and all stakeholders interested in this field

    Children's education in Ancient Greek Civilization during the Classical and Hellenistic Periods

    No full text
    Antik Yunan Uygarlığı'nda çocuk eğitimi, Klasik ve Hellenistik Dönemler de farklılaşan siyasi, toplumsal ve kültürel yapıların etkisiyle biçimlenmiştir. Klasik Dönem'de (MÖ. 5.–4. Yüzyıl), eğitim daha çok devletin ideolojik ve siyasi beklentilerine hizmet ederken, Hellenistik Dönem'de (MÖ. 4.–1. Yüzyıl), bireysel gelişime ve entelektüel üretime odaklanan bir yapıya dönüşmüştür. Atina'da eğitim; demokrasi, özgür yurttaşlık ve felsefi düşüncenin gelişimi için düzenlenmiş, Müzik, Retorik ve Beden eğitimiyle desteklenmiştir. Çocuklar Grammatistes, Kitharistes ve Paidotribes eşliğinde çok yönlü bir formasyon almıştır. Sparta ise eğitimi, askerî güç ve kolektif disiplin temelli olarak kurgulamış, erkekler kadar kadınlara da fiziksel eğitim vererek toplumun askeri karakterini güçlendirmiştir. Hellenistik Dönem'de ise eğitim, Büyük İskender'in fetihleriyle birlikte Yunan Kültürü'nün geniş coğrafyalara yayılması sonucu daha bireyci ve bilimsel temellere dayanan bir içeriğe bürünmüştür. Platon'un Akademisi ve Aristoteles'in Lykeion'u gibi kurumsallaşmış yapılar Felsefe, Mantık, Doğa bilimleri ve edebiyatın merkezleri haline gelmiştir. Kadın eğitimi sınırlı olmakla birlikte aristokrat sınıflarda nispeten daha erişilebilir hale gelmiştir. Sonuç olarak, Klasik Dönem eğitim anlayışı kolektif yurttaşlık görevlerine odaklanırken, Hellenistik Dönem'de bireyin entelektüel donanımı ön plana çıkmıştır. Bu değişim, Yunan Dünyası'nın politik dönüşümleri kadar kültürel etkileşimlerinin de bir yansımasıdır.Child education in Ancient Greece underwent significant transformations between the Classical (5th–4th century BCE) and Hellenistic (4th–1st century BCE) periods, shaped by evolving political, social, and cultural structures. While education in the Classical era primarily served the ideological and civic needs of the state, the Hellenistic period saw a shift toward individual intellectual development and broader cultural engagement. In Athens, education was designed to promote democratic citizenship, critical thinking, and philosophical inquiry. Boys received a well-rounded education through instructors such as the Grammatistes (literacy), Kitharistes (music), and Paidotribes (physical education). In contrast, Sparta's education system was military-oriented, emphasizing physical strength, endurance, and communal discipline. Both boys and girls underwent physical training to reinforce the city-state's martial values. During the Hellenistic period, the expansion of Greek culture under Alexander the Great's conquests led to the diversification and institutionalization of education. Philosophical schools such as Plato's Academy and Aristotle's Lyceum became centers of intellectual activity, emphasizing logic, science, literature, and rhetoric. Although still limited, female education became more accessible, especially among the aristocracy, with some women gaining prominence as philosophers and intellectuals. In conclusion, Classical Greek education prioritized collective civic responsibility, while the Hellenistic approach promoted individual intellectual cultivation. This pedagogical evolution reflects not only political transformations but also the intercultural exchanges that defined the Hellenistic world

    The role of generative artificial intelligence in the post-truth era: A field study

    No full text
    Dijital çağın etkisiyle birlikte yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesi, içerik üretim süreçlerinde köklü bir dönüşüme yol açmıştır. Metin, görsel ve ses gibi çoklu medya unsurlarının insan üretimiyle ayırt edilemeyecek düzeyde oluşturulmasına imkân tanımıştır. Bu durum, bireylerin gerçeklik, doğruluk ve güvenilirlik algılarını derinden etkileyerek bilgi kirliliğini ve görsel manipülasyonu artırmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, üretken yapay zekâ uygulamalarıyla oluşturulan içeriklerin bireylerin gerçeklik algısı üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu içeriklerin post-truth çağındaki rolünü değerlendirmektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmış olup üniversite öğrencilerinden oluşan bir örneklem grubuna ulaşılarak yapay zekâ ile üretilmiş içeriklere yönelik algıları ölçülmüştür. Elde edilen bulgular, üretken yapay zekâ ile oluşturulan görsel, metin ve ses içeriklerinin gerçeğe yüksek oranda benzemesi nedeniyle bireylerin sahte ile gerçeği ayırt etmekte zorlandığını ve bu durumun hakikatin önemsizleşmesine neden olduğunu göstermektedir. Çalışma, yapay zekâ destekli içeriklerin medya ve toplumsal iletişim üzerindeki dönüştürücü etkisini vurgularken, bilinçli teknoloji kullanımı ve medya okuryazarlığına yönelik çözüm önerileri sunmaktadır.With the impact of the digital age, the advancement of artificial intelligence technologies has led to a fundamental transformation in content production processes, enabling the creation of multimodal media elements—such as text, images, and audio—that are nearly indistinguishable from those produced by humans. This development deeply affects individuals' perceptions of reality, truth, and credibility, thereby increasing information pollution and visual manipulation. In this context, the aim of this study is to reveal the effects of content generated by generative artificial intelligence applications on individuals' perception of reality and to evaluate the role of such content in the post-truth era. The study employs a quantitative research method, specifically a survey technique, and gathers data from a sample group of university students at to measure their perceptions regarding AI-generated content. The findings indicate that due to the high degree of realism in AI-generated visual, textual, and audio content, individuals have difficulty distinguishing between fake and real content, which in turn contributes to the devaluation of truth. This study highlights the transformative impact of AI-generated content on media and social communication, while also offering solution-oriented suggestions related to conscious technology use and media literacy

    Evaluation of scan abutment and model trueness and precision in 3D printed dental models with different resin viscosities and conventional dental stone models

    No full text
    Bu in vitro çalışmanın amacı; farklı viskoziteye sahip reçinelerle üretilen 3B baskı modeller ile alçı modellerin ve bu modellerdeki tarama parçalarının doğruluk ve hassasiyetinin değerlendirilmesidir. Çift taraflı posterior dişsiz prefabrik çene modeline dört adet paralel implant yerleştirilerek referans model elde edildi. Çalışmanın amacı doğrultusunda 3 grup oluşturuldu: alçı modeller (ST), düşük viskoziteye sahip DentaMODEL, Asiga reçinesi (400 mPa*s) ile üretilen modeller (AM-A) ve yüksek viskoziteye sahip Keyprint, Keystone reçinesi (600-1200 mPa*s) ile üretilen modeller (AM-K). Alçı modeller referans modelden splintli açık kaçık ölçü parçaları üzerinden polieter ölçü materyali ile ölçü alınarak Tip 4 dental alçı ile elde edildi. 3B baskı modeller farklı viskozite değerine sahip iki adet model reçinesi kullanılarak üretici talimatlarına göre üretildi. Tüm bu işlemler her grup için 8 adet çalışma modeli elde edilene kadar tekrar edildi (n=8). Referans model ve elde edilen 24 adet çalışma modeli analizlerin yapılabilmesi amacıyla yüksek tarama çözünürlüğüne sahip bir masaüstü tarayıcı ile tarandı. Çalışmada model RMS değeri, tarama parçalarına ait RMS değeri, tarama parçaları 3B ve açısal sapma değerleri ile implantlar arası doğrusal ve açısal sapma değerleri hesaplandı. Tüm analizler doğruluk ve hassasiyet için hesaplandı. Modellerin hizalanması için bir metroloji yazılım olan Geomagic Control X (Geomagıc Inc,3D Systems, NC, ABD) kullanıldı. Verilerin analizi Jamovi (Version 2.6) istatistiksel yazılımında Kolmogorov-Smirnov, Levene testi, tek yönlü ANOVA ve post-hoc Games-Howell testi ile yapıldı (α=0,05). Modellerin RMS sonuçlarına göre tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,043) ve doğruluk sıralaması AM-A>AM-K>ST şeklindedir. Hassasiyet sonuçları için AM-K grubu AM-A grubuna göre anlamlı derecede daha düşük değerler göstermiştir (p=0,015). Tarama parçaları RMS doğruluk tek yönlü ANOVA analizi sonuçlarına göre 14 ve 26 numaralı tarama parçalarında (p<0,013), hassasiyet sonuçlarına göre ise 14 ve 16 numaralı tarama parçaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,016). 3B sapma doğruluk sonuçlarına göre 14 numaralı tarama parçasında AM-K grubu ST grubundan (p=0,01), 16 numaralı tarama parçasında AM-K grubu diğer gruplardan anlamlı derecede daha yüksek sonuçlar göstermiştir (p<0,025). 26 numaralı tarama parçası için tüm gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,014). Doğruluk sıralaması ST>AM-A>AM-K şeklindedir. Hassasiyet sonuçları incelendiğinde 14 numaralı tarama parçasında AM-A grubu ST grubuna göre anlamlı derecede yüksek sonuçlar göstermiştir (p=0,021). Açısal sapma doğruluk sonuçları incelendiğinde 24 numaralı tarama parçasında ST grubu diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek değerler göstermiştir (p<0,007). 26 numaralı tarama parçasında ise AM-A grubu AM-K grubuna göre anlamlı derecede daha düşük değerler göstermiştir (p=0,007). Açısal sapma hassasiyet sonuçları için ise sadece 24 numaralı tarama parçasında ST grubu AM-K grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek değerlere sahiptir (p=0,040). İmplantlar arası doğrusal sapma doğruluk sonuçları için anlamlı fark yoktur (p>0,147). Hassasiyet sonuçları için 14-16 numaralı implantlar arası doğrusal sapmada AM-K grubu ST grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek değerler göstermiştir (p=0,033). İmplantlar arası açısal sapmaya ait doğruluk sonuçları incelendiğinde 24-26 implantlar arası açısal sapmada ST grubu diğer gruplara göre anlamlı derecede daha düşük sonuçlar göstermiştir (p<0,002). Hassasiyet sonuçlarına bakıldığında yalnızca 24-26 numaralı implantlar arasında AM-A grubu, ST grubuna göre anlamlı derecede daha düşük değerler göstermiştir (p=0,020). Her bir modelde implant ve multi-unit abutment seviyesindeki tarama parçalarına ait ortalama sapma sonuçları karşılaştırıldığında tüm model gruplarında implant ve multi-unit abutment seviyesindeki tarama parçaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,018) Dental implant modellerinin doğrulukları kıyaslandığında 3B baskı modeller alçı modellerden daha başarılı bulunmuştur. Hassasiyet için ise 3B baskı modeller alçı modellere alternatif olarak tercih edilebilir. Sapma bulgularına göre tarama parçalarının konumsal doğruluğu açısından AM-A grubunun ST grubu ile karşılaştırılabilir olduğu görülmüştür. Ancak AM-K grubunun tüm değerler için anlamlı olmasa da analizlerde en yüksek değerleri göstermesi kullanılan reçinenin viskozitesinin implant konumunu etkileyen önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Tarama parçaları hassasiyet sonuçlarına göre modeller benzerlik gösterse de bazı durumlarda AM-K grubunda anlamlı derecede yüksek değerler kaydedilmiştir. Yüksek viskoziteye sahip reçine kullanımının tekrarlayan model üretiminde hata payını arttırabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.The aim of this in vitro study was to evaluate the trueness and precision of additively manufactured (AM) and stone models, as well as the scan bodies (SBs) within these models, produced using model resins with different viscosities. A reference model was created by placing four parallel implants in a bilaterally edentulous prefabricated dental model. Based on the aim of the study, three model groups were established: stone models (ST), models produced using a low-viscosity resin (DentaMODEL, Asiga, 400 mPa·s) (AM-A), and models produced using a high-viscosity resin (Keyprint, Keystone, 600–1200 mPa·s) (AM-K). Stone models were obtained by taking impressions of the reference model using splinted open-tray impression copings and a polyether impression material, followed by casting with Type IV dental stone. The 3D-printed models were fabricated according to the manufacturers' instructions using the two resins. These procedures were repeated until eight working models were obtained for each group (n=8). The reference model and the 24 working models were scanned using a high-resolution desktop scanner for analysis. The study measured the model RMS value, RMS values of the SB, 3D and angular deviations of SB, as well as interimplant linear and angular deviations. All analyses were performed to assess trueness and precision. For model alignment and deviation analysis, metrology software (Geomagic Control X, Geomagic Inc., 3D Systems, NC, USA) was used. Statistical analysis of the data was performed using Jamovi software (Version 2.6) through the Kolmogorov-Smirnov (for normality), Levene's test (for homogeneity of variances), one-way ANOVA, and the Games-Howell post-hoc test (α=0.05). According to the RMS of the models, a statistically significant difference was found among all groups (p<0.043), and the trueness ranking was AM-A>AM-K>ST. Regarding precision, the AM-K group showed significantly lower values compared to the AM-A group (p=0.015). Based on the one-way ANOVA analysis of RMS trueness of SB, statistically significant differences were found for SBs 14 and 26 (p<0.013), while significant differences were observed for SBs 14 and 16 in terms of precision (p<0.016). According to the 3D deviation trueness, the AM-K group showed significantly higher values compared to the ST group for SB 14 (p=0.01), and significantly higher results than the other groups for SB 16 (p<0.025). For SB 26, a significant difference was found among all groups (p<0.014), with the trueness ranking being ST>AM-A>AM-K. In terms of precision, the AM-A group showed significantly higher results than the ST group for SB 14 (p=0.021). When angular deviation trueness were evaluated, the ST group showed significantly higher values than the other groups for SB 24 (p<0.007). For SB 26, the AM-A group showed significantly lower values than the AM-K group (p=0.007). Regarding angular deviation precision, only SB 24 showed significantly higher values for the ST group compared to the AM-K group (p=0.040). No significant difference was observed in the trueness for interimplant linear deviation (p>0.147). However, in terms of precision, the AM-K group showed significantly higher values than the ST group for the 14–16 interimplant linear deviation (p=0.033). Regarding the trueness of interimplant angular deviation, the ST group demonstrated significantly lower results than the other groups for the 24–26 inter-implant angular deviation (p<0.002). In terms of precision, only the AM-A group showed significantly lower values than the ST group for the 24–26 inter-implant angular deviation (p=0.020). When the mean deviation results of SBs at the implant and multi-unit abutment levels were compared within each model, a statistically significant difference was found between SBs at the implant and multi-unit abutment levels across all model groups (p<0.018). When comparing the trueness of dental implant models, AM models were found to be superior to stone models. However, in terms of precision, AM models can be considered as an alternative to stone models. In most cases, the positional trueness of implant analogs in the AM-A group was comparable to that of the ST group. However, although not all differences were statistically significant, the consistently highest values observed in the AM-K group across analyses indicate that the viscosity of the resin used is a key factor influencing implant positioning. While models showed similarity in SB precision, significantly higher values were recorded in the AM-K group in certain cases. The use of high-viscosity resin should be considered as a potential factor that increases the possibility of error in repeated model production.Bu araştırma Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 24132001 Proje numarası ile desteklenmiştir

    Effects of supplemental feeding of fenugreek and fennel seeds on milk production properties in lactating assaf sheep

    No full text
    Bu çalışma laktasyondaki Assaf koyunlarının rasyonlarına çemen ve rezene tohumu ilavesinin süt verimi özelliklerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada toplam 120 baş Assaf ırkı koyun kullanılmış olup, hayvanlar beş farklı gruba ayrılmıştır. Hayvanlar işletmede kullanılan TMR rasyonu dikkate alınarak beslenmiş olup çemen ve rezene eklenen gruplarla kontrol grubu izokalorik ve izonitrojenik olarak dengelenmiştir. Hayvan başına günlük TMR'a ilave olarak grup 1'e 20 g çemen, grup 2'ye 20 g rezene, grup 3'e 10 g çemen+10 g rezene, grup 4'e 20 g çemen+20 g rezene verilmiş ve grup 5 ise çemen ve rezene verilmeyen kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Deneme sağımların başlamasıyla başlatılmış ve laktasyon boyunca hayvanlar kuruya çıkana kadar devam ettirilmiştir. Denemede hayvanların günlük yem tüketimleri, deneme başı ve sonu canlı ağırlıkları ile meme özellikleri, günlük ortalama süt verimleri, pazarlanabilir süt verimi, sütteki toplam kuru madde miktarı, yağ oranı, protein oranı, pH, sütte somatik hücre sayısı belirlenmiştir. Süt kontrolleri deneme başında başlatılarak hayvanlar kuruya çıkana kadar 14 gün ara ile tekrarlanmıştır. Günlük ortalama süt verimleri ve laktasyon süt verimleri 1. gruptan 5. gruba sırasıyla 2.191 ve 468.44 l; 2.256 ve 482.04 l; 2.188 ve 467.96 l; 2.333 ve 497.76 l; 1.880 ve 403.14 l olarak bulunmuştur. Deneme grupları arasında süt verimleri bakımından gözlenen farklılıklar istatistik olarak önemsiz bulunurken kontrol grubu bütün deneme gruplarından daha düşük bulunmuştur (p<0.01). Deneme süresince gruplar arasında canlı ağırlık, meme özellikleri, sütün bileşenleri ve somatik hücre sayısı bakımından gözlenen farklılıklar istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0.01).This study was conducted to determine the effects of fenugreek and fennel seed supplementation on milk yield characteristics of lactating Assaf sheep. A total of 120 Assaf sheep were used in the study and the animals were divided into five different groups. The animals were fed according to the TMR ration used in the farm and the groups with fenugreek and fennel were balanced isocalorically and isonitrogenically with the control group. In addition to the daily TMR per animal, group 1 was given 20 g of fenugreek, group 2 was given 20 g of fennel, group 3 was given 10 g of fenugreek+10 g of fennel, group 4 was given 20 g of fenugreek+20 g of fennel and group 5 was determined as the control group which was not given fenugreek or fennel. The experiment was started with the beginning of milking and continued throughout the lactation until the animals dried off. In the experiment, daily feed consumption of animals, live weights at the beginning and end of the experiment, udder characteristics, daily average milk yield, marketable milk yield, total dry matter in milk, fat content, protein content, pH, somatic cell count in milk were determined. Milk controls were started at the beginning of the experiment and repeated at 14-day intervals until the animals were dry. Daily average milk yields and lactation milk yields were found to be 2.191 and 468.44 l; 2.256 and 482.04 l; 2.188 and 467.96 l; 2.333 and 497.76 l; 1.880 and 403.14 l from group 1 to group 5, respectively. The differences observed in terms of milk yields among the experimental groups were found to be statistically insignificant, while the control group was found to be lower than all experimental groups (p<0.01). The differences observed between the groups in terms of live weight, udder characteristics, milk components and somatic cell count during the trial were found to be statistically significant (p<0.01)

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇