Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    53909 research outputs found

    Finite element analysis of aircraft wing spars made of functionally graded materials

    No full text
    Bu tez çalışması kapsamında, uçak kanat yapılarında yer alan kiriş elemanlarının geleneksel homojen malzemeler yerine, mekanik özellikleri bir noktadan diğerine sürekli ve düzenli olarak değişen heterojen, özel mikro yapılarla tasarımı gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, söz konusu kiriş yapıların yapısal davranışları ABAQUS yazılımı kullanılarak sonlu elemanlar analizi yapılmıştır. Ayrıca fonksiyonel derecelendirilmiş malzeme kullanımı ile geleneksel malzeme tasarımları karşılaştırılarak uçak kanatlarındaki kirişlerin mekanik özellikleri kıyaslanmıştır. Fonksiyonel derecelendirilmiş malzeme olarak AA7075 ve SiC bir arada kullanılmıştır. AA 7075 havacılık sektöründe hafiflik ve yüksek mukavemet gibi özellikler sunmasından dolayı tercih edilmektedir. SiC seramik malzemeler takviye elemanı olarak modelleme üzerinde yapısal dayanım özelliklerini sağlayarak alaşımın sertlik oranını yükseltmekte ve dayanımını artırmaktadır. Fonksiyonel derecelendirilmiş malzeme içerisinde bulunan seramik katkı oranı %10 ve %15 olarak kullanılmıştır. Böylelikle belirtilen oranlarda seramik içeren iki farklı kiriş tasarımı sonlu elemanlar analizi yöntemiyle ele alınmış ve seramik artışına bağlı olarak fonksiyonel derecelendirilmiş malzemenin kiriş üzerindeki etkisi modal, statik ve burkulma analizleri yapılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Buna göre %15 SiC katkılı fonksiyonel derecelenmiş malzemenin modal analiz, statik yük analizi ve burkulma analizi için daha iyi özellikler gösterdiği ifade edilebilir.Within the scope of this thesis study, spar elements located in aircraft wing structures were designed using heterogeneous materials with continuously and systematically varying mechanical properties instead of conventional homogeneous materials. In this context, the structural behavior of the aforementioned spar structures was analyzed using the finite element analysis with ABAQUS software. Furthermore, by employing functionally graded materials (FGMs), a comparative assessment was conducted between traditional material designs and the mechanical properties of aircraft wing beams. The FGM consisted of a combination of AA7075 and SiC. AA7075 was selected due to its favorable characteristics such as lightweight and high strength, which are critical in the aerospace industry. SiC, as a ceramic material, was incorporated as a reinforcing phase to enhance the structural strength of the alloy by increasing its hardness and overall performance. The ceramic reinforcement content in the functionally graded material was utilized at two different levels: 10% and 15%. Accordingly, two distinct beam designs containing these specified ceramic ratios were analyzed using the finite element analysis. The effects of the ceramic content on the beam were evaluated through modal, static, and buckling analyses. The results indicate that the functionally graded material with 15% SiC reinforcement demonstrated superior performance in modal, static load, and buckling analyses

    Cloning and the protein isolation of APP gene exone 16 and 17 region

    No full text
    Amiloid Beta Öncü Proteini (APP), Alzheimer hastalığının gelişiminde kritik rol oynayan tip I transmembran bir glikoproteindir. İnsan 21. kromozomundaki APP geni tarafından kodlanan bu protein, sinir sistemi işlevlerinde ve hücresel sinyal yollarında önemli görevler üstlenmektedir. APP'nin proteolitik parçalanması sonucu oluşan Aβ peptitlerinin beyinde birikmesi, Alzheimer hastalığına özgü amiloid plakların temelini oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında, APP proteininin rekombinant formda üretimi hedeflenmiştir. Bu amaçla APP gen fragmanı içeren bir yapay vektör sistemi tasarlanmış ve moleküler klonlama yöntemleriyle uygun ekspresyon vektörüne aktarılmıştır. Rekombinant plazmid, prokaryotik bir sistemde hedef protein ekspresyonunu sağlamak üzere konak hücrelere taşınmıştır. Protein üretiminin ardından, afinite kromatografisi kullanılarak saflaştırma işlemi gerçekleştirilmiş ve elde edilen ürün SDS-PAGE ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, hedef proteinin yüksek saflıkta elde edilmesini sağlayan bir üretim ve saflaştırma protokolü geliştirilmiştir. Bu sistemin, APP temelli biyobelirteç veya peptid terapisi çalışmalarında kullanılmak üzere güçlü bir temel oluşturabileceği öngörülmektedir.Amyloid Beta Precursor Protein (APP) is a type I transmembrane glycoprotein that plays a central role in the molecular pathogenesis of Alzheimer's disease. Encoded by the APP gene located on the long arm of human chromosome 21 (21q21.3), this protein is involved in key neuronal processes such as synaptic plasticity, cellular adhesion, and neuroprotective signaling pathways. Proteolytic cleavage of APP leads to the formation of Aβ peptides, whose accumulation in the brain contributes to the formation of amyloid plaques—one of the hallmark pathological features of Alzheimer's disease. In this thesis study, the recombinant production of APP protein was aimed. For this purpose, a synthetic vector containing the APP gene fragment was designed and cloned into a suitable expression plasmid using molecular cloning techniques. The recombinant plasmid was then introduced into a prokaryotic host system to achieve target protein expression. Following protein expression, affinity chromatography was employed to purify the protein, and the obtained product was evaluated via SDS-PAGE analysis. As a result, a protocol enabling high-purity production of recombinant APP protein was successfully established. This system is considered to have strong potential as a foundational platform for future studies focusing on peptide-based therapeutics or biomarker development related to APP

    Effects of exogenous ellagic acid on reactive oxygen species, antioxidant defense system and nitrogen metabolism in chickpea (Cicer arietinum L.) and wheat (Triticum aestivum L.) leaves subjected to salt stress

    No full text
    Tuz stresi, dünya genelinde tarımsal üretimi kısıtlayan ve bitkilerde büyüme ile gelişimi olumsuz etkileyen en önemli abiyotik stres faktörlerinden biridir. Bu stres, bitkilerde ozmotik dengenin bozulması, iyon toksisitesi ve reaktif oksijen türlerinin (ROS) birikimi yoluyla fotosentetik kapasiteyi, hücre su dengesini ve metabolik süreçleri bozarak lipid peroksidasyonu, nisbi su içeriğinin (RWC) azalması ve hücre zar stabilitesinin bozulmasına yol açar. Fenolik bileşikler, bitkilerde antioksidan savunma mekanizmalarını güçlendirerek tuz stresinin neden olduğu zararları hafifletme potansiyeline sahiptir. Tez çalışmamızda, 100 mM tuz stresi altındaki buğday ve nohut bitkilerine 12.5 µM ellajik asit (EA) uygulanarak EA'nın etkileri değerlendirilmiştir. Tuz stresi şartlarında hem buğday hem de nohut bitkisinde nisbi büyüme oranları (RGR) ile RWC'nin önemli ölçüde azaldığı ve durumun özellikle nohutta ciddi şekilde artan elektriksel iletkenlik (EC) seviyeleriyle paralellik gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca, oluşan bu oksidatif stresin etkisiyle ortamda artan hidrojen peroksit (H2O2) seviyelerinin yanı sıra, TBARS içeriğinde de önemli bir artış gözlemlenmiş ve bu durum lipid peroksidasyonunun arttığını göstermiştir. Bu artışların özellikle nohut bitkisinde daha fazla olduğu ve bu durumun artan sodyum (Na) konsantrasyonuyla birlikte bitkide iyon birikiminin buğdaya kıyasla daha hızlı arttığından kaynaklanabileceği ileri sürülmektedir. Tuz stresi ayrıca azot metabolizmasını etkileyerek, özellikle nohutta amonyum (NH₄⁺) içeriğini artırarak toksisiteye neden olduğu görülmektedir. Bu birikimin, önemli enzimlerin (NR, GS, GOGAT, GDH) azalmaları ve/veya değişim göstermemelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ancak eksojen uygulanan EA ile birlikte RGR ve RWC değerlerinde önemli iyileşmeler göstererek EC değerlerini özellikle nohut bitkisinde azaldığı tespit edilmiştir. EA+T uygulamasında artan SOD aktivitesi, ortamda oluşabilecek H2O2'nin büyük olasılıkla sinyal mekanizmasında görev alarak antioksidan sistemi uyardığını göstermektedir. Bu duruma bağlı olarak, artan POX ve özellikle buğdayda artan APX aktivitesi sayesinde ortamda aşırı H2O2 birikimi engellenmiş ve lipid peroksidasyon seviyelerinde iyileşme tespit edilmiştir. Tuz stresi şartlarında EA uygulanmasıyla ortamda biriken NH₄⁺ miktarlarında azalmalar olduğu ve bunun artan NR, GOGAT ve GDH aktiviteleriyle ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, EA'nın, hem buğday hem de nohut bitkilerinde tuz stresinin neden olduğu oksidatif hasarı azaltmada etkili bir fenolik bileşik olduğu belirlenmiştir.Salt stress is one of the most significant abiotic stress factors limiting agricultural production worldwide, negatively affecting plant growth and development. This stress disrupts photosynthesis, water balance, and metabolism by causing osmotic imbalance, ion toxicity, and ROS accumulation, leading to lipid peroxidation, RWC, and impaired membrane stability. Phenolic compounds can mitigate such damage by enhancing antioxidant defences. They have the potential to reduce the harmful effects of salt stress by strengthening plants' antioxidant defence mechanisms. In our thesis study, the effects of ellagic acid (EA) were evaluated by applying 12.5 µM EA to wheat and chickpea plants under 100 mM salt stress. It was determined that relative growth rates (RGR) and RWC significantly decreased in both wheat and chickpea plants under salt stress, accompanied by significantly increased electrical conductivity (EC) levels, especially in chickpea. Additionally, oxidative stress due to salt stress resulted in increased hydrogen peroxide (H₂O₂) levels in the environment and a significant rise in TBARS content, indicating enhanced lipid peroxidation. These increases were particularly pronounced in chickpea plants, likely because ion accumulation in these plants occurs more rapidly with increasing sodium (Na) concentration compared to wheat. Salt stress also disrupted nitrogen metabolism, causing toxicity through elevated ammonium (NH₄⁺) content, particularly in chickpeas. This accumulation is believed to result from decreased or unchanged activity of key enzymes, including nitrate reductase (NR), glutamine synthetase (GS), glutamate synthase (GOGAT), and glutamate dehydrogenase (GDH). However, with exogenous EA application, significant improvements in RGR and RWC values were observed, alongside reduced EC levels, particularly in chickpea plants. The increased superoxide dismutase (SOD) activity in the EA+Salt treatment suggests that H₂O₂ formed in the environment likely plays a role in signalling mechanisms, stimulating the antioxidant system. Consequently, excessive H₂O₂ accumulation was prevented, and lipid peroxidation levels improved due to increased peroxidase (POX) and, notably, ascorbate peroxidase (APX) activity in wheat. Furthermore, EA application under salt stress conditions reduced NH₄⁺ accumulation, which correlated with increased activities of NR, GOGAT, and GDH. In conclusion, EA was found to be an effective phenolic compound for alleviating oxidative damage caused by salt stress in both wheat and chickpea plants.Bu tez çalışması Selçuk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından 23211017 nolu proje ile desteklenmiştir

    İslami finans ve ekonomik kalkınma: Başlıca islami finans ülkelerinde karşılaştırmalı bir analiz

    No full text
    İslami finans, uluslararası finans alanında küresel büyüme görmüştür ve belirli ülkelere odaklanmıştır. İslami finansın son zamanlarda yılda yaklaşık %20 oranında büyümesi, kısmen adalet, katılım ve sahiplenme ilkeleri sayesinde, kalıcılığının ve geniş çekiciliğinin kanıtıdır. İslami finansın, risk paylaşımına verdiği önem, aşırı risk maruziyetine getirdiği kısıtlamalar ve somut ekonomik faaliyetlerle olan yakın bağlantısı nedeniyle teorik olarak şoklara karşı dirençli olduğu söylenebilir. Ekonomik kalkınma, bir ekonominin hayatta kalması için gerekli olan çok boyutlu bir süreçtir. Bir ekonominin gerçek ulusal gelirinin zamanla arttığı uzun vadeli, sürekli bir süreçtir. Yirmi birinci yüzyılda, gelişmekte olan ekonomilerin birincil hedefleri daha yüksek ekonomik kalkınmanın hayatta kalması ve sürdürülebilirliğidir. Bu çalışma, İslami finans ile ekonomik kalkınma arasındaki bağlantıyı inceler; burada İslami finans, İslami bankacılık, İslami sermaye piyasaları (kira sertifikası) ve İslami sigorta (takafül) ile ölçülür. Buna karşılık, ekonomik kalkınma, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından geliştirilen İnsani Kalkınma Endeksi ile ölçülür. Malezya, Endonezya, Kuveyt, Katar, Nijerya, Suudi Arabistan, Umman ve Türkiye gibi önde gelen İslami finans sektörü ülkeleri bağlamında 2015-2021 yılları arasında panel verileri kullanılarak, İslami finans ile ekonomik kalkınma arasında çeşitli göstergelerle ölçülen ilişki incelenmiş ve bu ülkeler için sektörü genişletmeye dair geçerli ve yenilikçi sonuçlar elde edilmiştir. Bu araştırma, her modelin sonuçlarını sonuçlandırmak için üç farklı Sıradan En Küçük Kareler Regresyon Modeli, En Küçük Kareler Kukla Değişken Etki Modeli ve Rastgele Etki Modeli kullanmıştır: a) Bir taraftan, sıradan en küçük kareler regresyon modelleri, doğrudan yabancı sermaye çıkışı ile İslami banka kârlılığı ve sukuk arasında negatif ve anlamlı bir ilişki göstermektedir. Diğer taraftan, doğrudan yabancı sermaye çıkışı, takafül ve kârlılık ile sukuk arasındaki çarpan etkisiyle pozitif ve anlamlı bir şekilde ilişkilidir. b) Rastgele etkili regresyon modeli, takaful ile insani gelişme endeksi (Ekonomik Kalkınma) arasında pozitif ve anlamlı bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Sukuk, İslami bankaların karlılığı yoluyla düzenleyici etki yoluyla insani gelişme endeksi ile pozitif ve anlamlı bir ilişkiye sahiptir. Giriş yapan doğrudan yabancı yatırım, hükümet verimliliğinin düzenleyici etkileri yoluyla ekonomik kalkınma ile pozitif ve önemli bir bağlantıya sahiptir. c) En küçük kareler kukla değişken regresyon modeli, İslami bankacılık ile Sukuk arasında gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) üzerinde pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, takaful GSYİH ile anlamsız bir şekilde ilişkilidir. Döviz kuru ve enflasyon, siyasi istikrarın düzenleyici etkisi aracılığıyla GSYİH ile pozitif ve önemli bir ilişkiye sahiptir. Malezya, Endonezya, Kuveyt, Katar, Nijerya, Suudi Arabistan ve Umman'da İslami bankacılığın GSYİH'ye katkısı, Türkiye'den daha düşüktür. Bu durum, diğer değişkenler sabit tutulduğunda, İslami bankacılığın Türkiye'nin GSYİH'sine katkısının diğer ülkelerden daha fazla olduğu anlamına gelmektedir. Bu sonuçlar, belirtilen ülkeler bağlamında İslami finans sektörünü geliştirmeye yönelik geçerlidir.Internationally, Islamic finance has expanded, focusing on specific nations. Islamic finance has recently experienced annual growth of around 20%, mainly attributable to the principles of equality, participation, and ownership. The principles of Islamic finance, which include a focus on risk sharing, limits on excessive risk exposure, and a solid link to actual economic activities, make it potentially immune to shocks. Economic development, a multi-dimensional process, is essential to the long-term viability of any economy—the rising, accurate national income results from a gradual but steady process over several decades. The main goal of emerging economies in the 21st century is to maintain and improve their economic development. This research examines how Islamic banking, Islamic capital markets (Sukuk), and Islamic insurance (Takaful) relate to economic development. On the other hand, we evaluate economic development using the UNDP-developed Human Development Index. We evaluate economic development using the Human Development Index (HDI) developed by the UNDP. To analyze the expansion of the Islamic finance industry, we utilized panel data spanning 2015–2021, focusing on prominent Islamic finance hubs, including Malaysia, Indonesia, Kuwait, Qatar, Nigeria, Saudi Arabia, Oman, and Türkiye. Our goal was to investigate the correlation between Islamic finance and various proxies for economic development. To conclude each model, this study used three distinct regression models: ordinary least squares regression models, least squares dummy variable effect models, and random effect models. a) On the one hand, ordinary least squares regression models show a negative and significant correlation between FDI outflow and Islamic bank profitability and Sukuk. On the other hand, the outflow of foreign direct investment is positively and significantly associated with takaful and the multiplication of profitability and Sukuk. b) According to the random effect regression model, a positive and statistically significant correlation exists between takaful and the human development index (Economic Development). Islamic bank profitability moderates the association between the human development index and Sukuk, which has a positive and statistically significant relationship with the index. Government efficiency moderates incoming foreign direct investment and economic development, showing a positive and substantial relationship. c) The least squares dummy variable regression model has found a favorable and statistically significant correlation between Islamic banking, Sukuk, and GDP. However, the correlation between Takaful and GDP is insignificant. Political stability moderates the relationship between inflation, the exchange rate, and GDP, resulting in a positive and statistically significant association. In Malaysia, Indonesia, Kuwait, Qatar, Nigeria, Saudi Arabia, and Oman, Islamic banking contributes less to GDP than in Türkiye. This means that Islamic banking's contribution to Türkiye's GDP is greater than other countries by keeping other variables constant. These results are valid for enhancing the Islamic finance sector in the context of the mentioned countries

    The role of international non-governmental organisations in natural disasters: The case of 6 February 2023 earthquakes

    No full text
    Doğal afetler, yaşamı olağan sürecinden çıkartarak bireyleri yardıma muhtaç duruma getirmektedir. Afetlerin ardından bireysel ve yerel yardımlar devreye girmekte, bilhassa büyük afet durumlarında devletler her türlü olanaklarını kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu noktada, kimi zaman yaşanan afetin büyüklüğü ve olumsuz etkisi sonucu devletlerin diğer devlet, kurum ve kuruluşlardan destek talep ettiği görülmektedir. Bu kurumlar arasında yer alan uluslararası sivil toplum kuruluşları kapsamlı bir bölgede faaliyet göstermekte, sosyal alandaysa devletlerin yeterli olamadığı noktalarda toplum gereksinimlerinin giderilmesi amacıyla çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda yürüttükleri faaliyetlerde, ulusal ve uluslararası ortamda diğer sivil toplum kuruluşları ve kamuoyuyla etkin bir dayanışma ve iletişim içerisinde hareket edebilmektedir. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş ili merkezli, etkisi açısından Türkiye tarihinde görülen en büyük iki deprem yaşanmış, söz konusu sürecin ardından depremin yıkıcı etkilerinin büyüklüğü karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslararası kamuoyundan destek talep etmiştir. Çalışmanın amacı, yaşanan bu depremler sonucu uluslararası sivil toplum kuruluşlarının rollerini incelemektir. Buna göre çalışmada; sivil toplum ve deprem konuları ayrıntıları ile ele alınmış, 6 Şubat 2023 tarihindeki depremler sonrası uluslararası sivil toplum kuruluşlarının başta arama-kurtarma ve sağlık olmak üzere, barınma, gıda, lojistik ve finansal alanlarda sunduğu destekler tartışılmıştır.Natural disasters take life out of its usual process and make individuals in need of help. Following the disasters, individual and local aids come into play, and especially in cases of major disasters, states have to use all kinds of means. At this point, it is sometimes observed that states request support from other states, institutions and organisations due to the magnitude and negative impact of the disaster. International non-governmental organisations, which are among these institutions, operate in a comprehensive area and carry out activities in the social field in order to meet the needs of the society at points where states are not sufficient. In their activities in this context, they can act in effective solidarity and communication with other non-governmental organisations and the public at national and international level. On 6 February 2023, two of the largest earthquakes in the history of Turkey, centred in Kahramanmaraş province, were experienced, and the Republic of Turkey requested support from the international community in the face of the magnitude of the devastating effects of the earthquake. The aim of this study is to examine the roles of international non-governmental organisations as a result of these earthquakes. Accordingly, in this study, civil society and earthquake issues are discussed in detail, and the support provided by international non-governmental organisations in the fields of search and rescue and health, shelter, food, logistics and finance after the earthquakes on 6 February 2023 is discussed

    Investigation of the use of intelligence games in mathematics education

    No full text
    Bu araştırma, 2014-2024 yılları arasında matematik eğitiminde zekâ oyunlarının kullanımına yönelik yapılmış bilimsel çalışmaları kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Zekâ oyunları, öğrencilerin dikkat, problem çözme ve zihinsel becerilerini geliştirerek eğitim süreçlerine önemli katkılar sağlamaktadır. Bu alandaki sistematik analizler, oyunların eğitimdeki rolünü derinlemesine anlamamıza ve eğitim kalitesini artırmamıza yardımcı olacaktır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, YÖK Ulusal Tez Merkezi, TRDizin ve DergiPark veri tabanlarına kayıtlı 20 yüksek lisans tezi, 2 doktora tezi ve 29 makale olmak üzere toplam 51 çalışma oluşturmaktadır. Çalışmaların büyük kısmı nitel yöntemle gerçekleştirilmiş, veri toplama araçları arasında ölçek/envanter, görüşme formları ve testler öne çıkmıştır. Elde edilen bulgulara göre, incelenen çalışmaların çoğunlukla makele olduğu en az ise doktora tezi olduğu belirlenmiştir. Çalışmalarda sıklıkla nitel ve nicel yöntemler kullanılmıştır. Araştırmalarda en çok kullanılan desen deneysel desen olurken, örneklem grubu olarak genellikle ortaokul öğrencileri tercih edilmiştir. İncelenen araştırmalarda kullanılan zekâ oyunlarından en çok tercih edilenler Tangram, Mangala ve Kendoku olmuştur. Bu oyunların matematiksel düşünme, uzamsal beceri ve problem çözme becerilerine katkıda bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, zekâ oyunlarının öğrencilerde matematik dersine karşı olumlu tutum geliştirme, ders motivasyonunu artırma ve akademik başarıyı yükseltme gibi duyuşsal etkileri olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte, materyal temini gibi lojistik sorunlar ve bazı oyunların kurallarının anlaşılmasının zorluğu gibi olumsuzluklar da dile getirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, zekâ oyunlarının eğitimde hem bilişsel hem de duyuşsal faydalar sunduğunu ortaya koymakta ve bu oyunların gelecekteki eğitim uygulamaları için önemli bir araç olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, matematik eğitiminde zekâ oyunlarının etkinliğini anlamak ve bu alanda yapılacak yeni araştırmalar için bir rehber olmayı hedeflemektedir.This study aims to comprehensively examine the scientific research conducted between 2014 and 2024 on the use of intelligence games in mathematics education. Intelligence games contribute significantly to educational processes by enhancing students' attention, problem-solving, and cognitive skills. Systematic analyses in this area help deepen our understanding of the role of games in education and improve educational quality. The study employed the document analysis method, one of the research methods. The sample group consisted of 51 studies, including 20 master's theses, 2 doctoral dissertations, and 29 articles registered in the YÖK National Thesis Center, TRDizin, and DergiPark databases. Most of the analyzed studies were conducted using qualitative methods, with scales/inventories, interview forms, and tests being the primary data collection tools. The findings indicate that the majority of the studies were articles, while doctoral dissertations were the least common. Both qualitative and quantitative methods were frequently utilized, and quasi-experimental design was the most common. Middle school students were predominantly chosen as the sample group. Among the intelligence games analyzed, Tangram, Mangala, and Kendoku were the most frequently used. These games were found to contribute to mathematical thinking, spatial ability, and problem-solving skills. Additionally, intelligence games were reported to have affective benefits, such as fostering positive attitudes towards mathematics, increasing lesson motivation, and enhancing academic success. However, logistical challenges such as material availability and the complexity of game rules were also highlighted. The results of this study demonstrate that intelligence games offer significant cognitive and affective benefits in education and are valuable tools for future educational practices. This research aims to serve as a guide for understanding the effectiveness of intelligence games in mathematics education and for future studies in this field

    A deep learning-based hybrid approach for breast cancer detection

    No full text
    Göğüs kanseri, kadınlar arasında sıklıkla görülen kanser çeşididir ve tüm kanser vakalarının yaklaşık %30'unu oluşturmaktadır. Göğüs dokusunda oluşan tümörlerin iyi veya kötü huylu olduğunun doğru tespiti hayati önem taşımaktadır. Bu tespitin yapılmasında en sık kullanılan yöntem ise mamografi görüntüleridir. Ancak mamografi görüntülerinin incelenmesi zaman alabilmekte ve yorumlama sürecindeki subjektiflik nedeniyle hatalı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Göğüs kanserinin erken teşhisi ve ayrıca doğru tespiti ilerleyen süreçte tedavi başarısını arttırdığı ve ölümle sonuçlanan vakaların oranını düşürdüğü bilinmektedir. Bu nedenle, teşhis süreçlerini hızlandırma ve doğruluğu arttırmak amacıyla yapay zeka tabanlı yöntemlere ilgi son yıllarda artmıştır. Bu çalışmada derin öğrenme modelleri mamografi görüntülerinde karmaşık desenleri ve anomalileri tespit etmek için kullanılmaktadır. Bu çalışmada da önerilen CNN+FNN tabanlı hibrit model sayesinde göğüs kanseri tespitinde kullanılabilecek hem hızlı hem de yüksek doğruluk oranına sahip bir model tasarlanmıştır. Bu çalışmada, DDSM (Digital Database for Screening Mammography) veri tabanından elde edilen 13.128 mamografi görüntüsü (5.970 bening, 7.158 malign) kullanılmıştır. Modelin eğitim aşamalarında aşırı öğrenmenin önüne geçmek ve veri çeşitliliğini artırmak maksadıyla veri arttırma teknikleri (rastgele döndürme, kaydırma ve ölçeklendirme) uygulanmıştır. Böylece eğitim sırasında her mini-batch için rastgele dönüştürülmüş dinamik yeni örnekler üretilmiştir. Elde edilen görüntüler CNN+FNN temelli hibrit model önerilerek sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma doğruluklarının güvenilirliğini artırmak amacıyla farklı eğitim ve test veri bölünmeleri (%50-%50, %60-%40, %70-%30 ve %80-%20) denenmiştir. Ayrıca önerilen modelin performansını değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan k-fold çapraz doğrulama (k=5) tekniği de uygulanmıştır. Mamogram görüntülerinin sınıflandırılmasında önerilen yöntem sayesinde %99,75 doğruluk oranı, %99,77 kesinlik, %99,63 hassasiyet, %99,77 F1 Skoru, %99,89 özgüllük, %99,49 Matthews Korelasyon Katsayısı gibi oldukça yüksek performans değerleri elde edilmiştir.Breast cancer is the most commonly diagnosed type of cancer among women, accounting for approximately 30% of all cancer cases. Accurate identification of whether tumors in breast tissue are benign or malignant is of vital importance. Mammographic imaging is the most frequently used method for such diagnoses. However, the interpretation of mammograms can be time-consuming and may lead to erroneous results due to subjectivity in the evaluation process. It is well-established that early and accurate diagnosis of breast cancer significantly enhances treatment success and reduces mortality rates. Consequently, there has been a growing interest in artificial intelligence-based approaches to accelerate diagnostic processes and improve accuracy. In this study, deep learning models are employed to detect complex patterns and anomalies in mammographic images. A hybrid model based on Convolutional Neural Network (CNN) and Feedforward Neural Network (FNN) is proposed, aiming to achieve both high accuracy and rapid detection in breast cancer diagnosis. A total of 13,128 mammogram images (5,970 benign and 7,158 malignant) from the Digital Database for Screening Mammography (DDSM) were utilized. To prevent overfitting during the training phase and enhance data diversity, data augmentation techniques—including random rotation, translation, and scaling—were applied. These transformations generated dynamically altered examples for each mini-batch during training. The augmented images were then classified using the proposed CNN+FNN-based hybrid model. To ensure the reliability of classification accuracy, different train-test split ratios (50%-50%, 60%-40%, 70%-30%, and 80%-20%) were tested. Furthermore, k-fold cross-validation (k=5) was employed to comprehensively assess the model's performance. The proposed method achieved outstanding classification performance, including 99.75% accuracy, 99.77% precision, 99.63% recall (sensitivity), 99.77% F1-score, 99.89% specificity, and 99.49% Matthews Correlation Coefficient (MCC)

    Investigation of some characters affecting yield and yield in salt tolerant advanced bread wheat (Triticum aestivum L.) lines

    No full text
    Tuz toksisitesi, iklim değişikliğinin de etkisiyle mevcut tarım faaliyetlerine etki ederek gıda güvenliğini sekteye uğratabilir. Günümüzde yüksek tuzluluğa sahip toprakların tarımsal üretimi kısıtladığı ve toprakları kullanılamaz vaziyete getirdiği bilinmektedir. Tuz toksisitesi, artan dünya nüfusunun karşısında, gıda güvenliğini riske atmaktadır. Bu riskin azaltılması adına, tuzlu toprak kondisyonlarına tolerans sahibi çeşitlerin geliştirilmesi ve tuz toksisitesi gösteren topraklarda değerlendirilmesi çeşitli mümkün olabilir. Tuz toksisitesine karşı tolerans gösteren çeşitlerin, tırmanan dünya nüfusunun gıda talebini karşılaması ise çeşitlerin verim özellikleri ile ilişkilidir. Ülkemizde, büyük bir kitle tarafından tüketilen ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.), tuza tolerans özelliği kazandığı takdirde, marjinal senaryolarda önem arz edebilir. Bu sebeple gerçekleştirilmiş tez çalışmasında tuza toleranslı ekmeklik buğday melezlerinin, Augmented deneme deseni ile denemeye alınması, morfolojik incelemelerle seleksiyon yapılması ve ardından selekte buğdaylarda tuz testlemesi yapılması konu edinilmiştir. Bitki boyu üzerine yapılan ölçümler, G239 (EBH-1x5907), G241 (EBH-1x5907) ve G243 (EBH-1x5907) melezlerinin, kontrole göre en az %31 oranında farka sahip olduğunu ve melez hatların kontrolden bu özellikleri ile üstün olabileceğini ortaya çıkmıştır. Metrekarede başak sayısı üzerine yapılan sayımlar, G407 (Kınacıx5907), G389 (Kınacıx5907) ve G432 (Kınacıx5924) melezlerinin, kontrollere göre en az 13% oranında farka sahip olduğu ve melez hatların kontrolden bu özellikleri ile avantajlı olabileceğini göstermektedir. Tane verimi (kg/da) üzerine yapılan ölçümler, G4 (Bayraktarx5907), G407 (Kınacıx5907) ve G432 (Kınacıx5924) melezlerinin, kontrollere göre en az %13 oranında farka sahip olduğu; en yüksek tane verimine sahip ebeveyne göre en verimli melezin %15 fark ile kontrolden daha verimli olabileceğini göstermektedir. Tuz testlemesi nihayetinde çimlenme gücü, Melondialdehit (MDA), Prolin, sürgün uzunluğu, sürgün ağırlığı, kök uzunluğu, kök ağırlığı özellikleri bakımından ebeveynlerle karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda 100 ve 200mM tuz uygulamalarının, melez tohumlarda istatistiki olarak anlamlı bir şekilde etkin çimlenme gösterdiği anlaşılmıştır. Nax1 ve Nax2 geni aktarımı gerçekleştirilen hatlar, tuzlu şartlarda çimlenme hususunda anlamlı ve pozitif yönde farklar göstermiştir. Gerçekleştirilen tez ile birlikte, çeşit geliştirme çalışmalarında genetik ekspresyonların teşhisine dair çalışmaların yapılması gerekebileceği; verim ve verime dayalı özelliklerin tarımsal değerlendirme için uygun olabileceği anlaşıldı.Salt toxicity may disrupt food security by affecting current agricultural activities with the effect of climate change. Today, it is known that soils with high salinity limit agricultural production and render soils unusable. Salt toxicity jeopardises food security in the face of a growing world population. In order to reduce this risk, it may be possible to develop varieties with tolerance to saline soil conditions and evaluate them in soils with salt toxicity. The ability of the varieties tolerant to salt toxicity to meet the food demand of the growing world population is related to the yield characteristics of the varieties. In our country, bread wheat (Triticum aestivum L.), which is consumed by a large mass, may be important in marginal scenarios if it gains salt tolerance. For this reason, in this thesis, salt tolerant bread wheat lines were tested with Augmented experimental design, selection was made by morphological examinations and then salt testing was carried out on the selected wheat. The measurements on plant height revealed that the hybrids G239 (EBH-1x5907), G241 (EBH-1x5907) and G243 (EBH-1x5907) had at least 31% difference compared to the control and the hybrid lines could be superior to the control with this trait. The counts on the number of ears per square metre showed that G407 (Kınacıx5907), G389 (Kınacıx5907) and G432 (Kınacıx5924) hybrids had at least 13% difference compared to the control and the hybrid lines may be superior to the control with these characteristics. The measurements on grain yield (kg/da) showed that G4 (Bayraktarx5907), G407 (Kınacıx5907) and G432 (Kınacıx5924) hybrids had at least 13% difference compared to the controls and the most productive hybrid could be more productive than the control with 15% difference compared to the parent with the highest grain yield. At the end of the salt test, germination power, Melondialdehyde (MDA), Proline, shoot length, shoot weight, root length, root weight were compared with the parents. As a result of the comparison, it was found that 100 and 200mM salt treatments showed statistically significant effective germination in hybrid seeds. Nax1 and Nax2 lines showed significant and positive differences in germination under saline conditions. With this thesis, it was understood that studies on the identification of genetic expressions may need to be carried out in variety development studies; yield and yield-based traits may be suitable for agricultural evaluation.Bu tez çalışması BAP tarafından 23201048 nolu proje ile desteklenmiştir

    Congruent curves, natural equations and generalized cornu spirals

    No full text
    Bir eğrinin eğriliğini koordinat seçiminden ve parametrizasyondan bağımsız bir şekilde ifade eden denklemlere doğal denklemler denir. Düzlemde verilen bir eğri için bu tanım, eğrinin eğriliğinin yay uzunluğunun fonksiyonu olarak κ = f (s) şeklinde ifade edilmesine denktir. Birbirinden düzlemin bir izometrisi kadar fark eden eğrilere eş (kongrüent) eğriler denir. Bu tez çalışmasında, eğriliği yay uzunluğunun bir fonksiyonu olarak ifade eden doğal denklemlerden elde edilen eğrilere bir örnek olarak genelleştirilmiş Cornuspiralleri üzerinde duracağız. Daha sonra, verilen bir eğriden yeni eğriler üretmenin en temel yollarından biri olan ötelemeler ve dönmeler yardımı ile yani düzlemin izometrileri vasıtasıyla geometrik olarak invaryant olan eş eğriler üreteceğiz. Yani, Dillen'nın polinom spirallerini Gray'in Fresnel integralleri yardımı ile yaptığı parametrizasyonu kullanarak elde edeceğiz. Dahası, Dillen tarafından sınıflandırılan polinom spirallerinin grafiklerini çizerek eğrilerin eşliği kavramı ile bu çizimleri ilişkilendireceğiz.Equations that express the curvature of a curve independent of choice of the coordinates and the parametrization are called natural equations. For a given curve in the plane, this definition is equivalent to expressing the curvature of a curve as a function of arc length as κ = f (s). Curves that differ from each other by an isometry of the plane are called congruent curves. In this thesis, we will focus on generalized Cornu Spirals as an example of curves obtained from natural equations expressing curvature as a function of arc length. We will then generate geometrically invariant congruent curves with the help of translations and rotations. This is one of the most basic ways of generating new curves from a given curve, namely by means of isometries of the plane. That is to say, we will obtain Dillen's polynomial spirals using Gray's parametrization by means of Fresnel integrals. Furthermore, we will draw graphs of the polynomial spirals classified by Dillen and relate these graphs to the notion of congruence of curves

    Augmented reality applications in children's books

    No full text
    İletişim, insanlık tarihi boyunca bilgi, duygu ve düşüncelerin paylaşılmasını sağlayan temel bir ihtiyaç olarak varlığını sürdürmüştür. Teknolojik gelişmelerle birlikte iletişim araçları sürekli bir dönüşüm ve yenilenme süreci yaşamış, bu durum insan hayatının her alanında iletişim yöntemlerinin çeşitlenmesine olanak sağlamıştır. Özellikle görsel-işitsel unsurların bir arada kullanıldığı araçlar, çocukların bilişsel ve duygusal gelişiminde önemli katkılar sağlamaktadır. Resimli çocuk kitaplarında kullanılan illüstrasyonlar, metinle bütünleşerek çocukların algısal süreçlerini desteklerken, aynı zamanda onların hayal gücünü zenginleştirmektedir. Son yıllarda teknolojide yaşanan hızlı evrim, çocuk kitaplarındaki iletişim stratejilerinin teknoloji odaklı yöntemlere doğru evrilmesine yol açmıştır. Bu bağlamda, Artırılmış Gerçeklik (AG) teknolojisinin çocuk kitaplarında kullanımı üzerine yapılan çalışmalar, kitapların sunduğu deneyimlerin statik yapıdan etkileşimli ve dinamik bir forma geçişine olanak tanımaktadır. AG teknolojisinin çocuk kitaplarına entegre edilmesi, çocuklara hayal güçlerini zenginleştirebilecekleri, özgün yeteneklerini sorgulayıp geliştirebilecekleri ve geleneksel sınırlamaların ötesinde bağımsız bir mekân anlayışını deneyimleyebilecekleri bir ortam sunmaktadır. Bu araştırmada, AG teknolojisinin çocuk kitaplarındaki kullanımına yönelik teorik bir çerçeve geliştirilmiş ve konuya ilişkin kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hem elektronik hem de basılı kaynaklardan yararlanılmıştır. Türkiye'de bu alandaki ilk uygulama örneklerinden biri olan Gaga Yayınları'na ait "Bana Bunu AKUT Öğretti" ve "Bir Çocuk Bir Mucize" kitapları incelenmiş, bunların yanı sıra Amerika'da Little Hippo Books tarafından yayımlanan "Karlar Ülkesi Bir Pijama Partisi", "Mickey ile Sayma Eğlencesi" ve "Külkedisi" masalları ele alınmıştır. Araştırma, artırılmış gerçeklik destekli çocuk kitaplarında, geleneksel kitapların yapısal özellikleri ile artırılmış gerçeklik uygulamalarının entegrasyonunu inceleyerek, bu kitapların tasarım süreçlerini ve potansiyel etkilerini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır.Communication has remained a fundamental human need throughout history, enabling the sharing of information, emotions, and thoughts. With technological advancements, communication tools have undergone continuous transformation and innovation, leading to the diversification of communication methods across all aspects of human life. In particular, tools that combine visual and auditory elements make significant contributions to children's cognitive and emotional development. Illustrations used in picture books for children integrate with the text to support perceptual processes while also enriching their imagination. In recent years, the rapid evolution of technology has led to a shift in communication strategies within children's books toward more technology-oriented methods. In this context, studies on the use of Augmented Reality (AR) technology in children's books show that the experiences offered by books are transitioning from static structures to interactive and dynamic forms. The integration of AR technology into children's books provides an environment where children can enrich their imagination, explore and develop their unique abilities, and experience a spatial understanding that goes beyond traditional limitations. In this study, a theoretical framework has been developed regarding the use of AR technology in children's books, accompanied by a comprehensive literature review. Both electronic and printed sources were utilized in the research. Some of the earliest examples of this application in Turkey, such as Bana Bunu AKUT Öğretti and Bir Çocuk Bir Mucize by Gaga Publishing, were examined. Additionally, American titles published by Little Hippo Books, including Frozen: A Sleepover Party, Counting Fun with Mickey, and Cinderella, were also analyzed. This study comprehensively explores the integration of structural features of traditional books with AR applications in AR-supported children's books, examining their design processes and potential impacts

    0

    full texts

    53,909

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇