Nevşehir Hacı Bektaş Veli University

Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
Not a member yet
    8560 research outputs found

    Morfoloji/sarf ilmi kelime çekiminde klasik yöntem olarak el usûlü

    No full text
    Dilbilimciler, kadim dillerin zaman içinde meydana gelen değişimlere karşı dirençli olduklarını ve özgün karakteristik yapısı içerisinde yeni kelime ve kavramlar türetme kudretini taşıdığını belirtmektedirler. Kadim dillerden biri olan Arapçanın özellikle Farsça, Osmanlıca ve Türkçeyi besleyen aynı zamanda var eden yapısı, bu potansiyelinin göstergesidir. Arapçanın bu yetkinliği onun öğretimini de her dönemde önemli bir yere koymuştur. Günümüzde Arapça eğitiminde kullanılan farklı eğitim metotları benimsenmekle birlikte özellikle bir disipline yeni intisap edenler için özetlenen bazı pratik metotlar ve kısa yollar buluna gelmiştir. Bunlardan biri de, sarf ilminde klasik bir yöntem olarak işlevselliği bulunan ve kelime çekimlerinde uygulanan el şeması çekimi (tasrifât) olarak adlandırabileceğimiz bir yöntemdir. Morfoloji/Sarf ilminde herhangi bir kelimenin 13 fiil ve 11 isim varyasyonundan oluşan muhtelife çekimleri, bunların muttaride şeklindeki alt sîga çekimleri, baplara nakil yoluyla çoğaltılan sîgaları ve özellikle her birinin zamir çekimleri ile birlikte aşırı artan kalıpları büyük bir yekûn teşkil etmektedir. Sarf derslerinde kelimelerin bu yoğun çekimini kolaylaştırıcı unsur olarak bazı tablo, şema ve renklendirme gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bunlardan birisi de el şemasının resim ve şekli değil; bizzat elin kendisini bu sürece dâhil etme yöntemidir. Çalışmada bu yöntemin tarihi, mahiyeti, önemi, öğrenciler üzerindeki etkisi, diğer yöntemlerle mukayesesi ve eğitim sürecine katkısı değerlendirilecektir. Arapça eğitiminde olağan olmayan şartlar da dâhil olmak üzere her zaman ve zeminde tek başına yol almak zorunda kalan öğrencilere ihtiyacı olan pratik metotlar ve görselliği artırılmış materyaller sağlamak önem arz etmektedir. Bu sebeple sarf eğitimindeki kelime çekimine farklı bir bakış olan ele alacağımız yöntem, hala işlevselliğini koruyan önemli konumuyla dikkat çekmektedir. Sondan eklemeli diğer dillerin aksine Arapçada bir kelime, sonuna, başına ve ortasına aldığı ilavelerle anlam ve lafız yönünden yeni bir kelimeye dönüşebilmektedir. Arapça çekimli bir dil olup yeni sözcükler türetilirken veya çekim yapılırken sözcük kökünde değişiklikler olur. Mesela k-b-l kökünden türetilen kabûl, kâbil, makbûl, ikbâl, takbil, istikbâl, mustakbel, mukâbele, kâbiliyyet gibi isim formlarında, bu kökün baplara nakledildiğinde elde edilen fiil formlarında ve bunların zamirlerle çekimi ile birlikte elde edilen sığa/formlarda olağanüstü sayıda bir artış gözlemlenmektedir. Bu potansiyel karşısında bir kökten kelime türetme ve çekim usulü bilinmediği takdirde kökün değişik formları ifade edilememekte ya da kelimenin farklı formları görüldüğünde bu değişimin amacı ve kelimeye kattığı anlamlar fark edilememektedir. Çekim yöntemi, otomatik olarak bu becerisini geliştiren kişiye çekim konusunda geniş bir perspektif kazandıracaktır. Bu tarz bir uygulamanın sonuçlarının gözlemlenmesi ve sonuç odaklı bu tarz bir pratiğin imkân ve kazanımlarının ortaya konulması morfolojik yapıda önem arz etmektedir

    Arap ve Süryânî alfabeleri

    No full text
    Sina yarımadası menşeli yazılardan evrilen ve en eski alfabetik yazı olduğu düşünülen Finike yazısı, milattan önce sekizinci veya dokuzuncu yüzyıllarda Ârâmî dilinin oluşumunda rol oynamıştır. Böylece Ârâmî alfabesi Kenanlılar alfabesinden türeyerek birçok devletin resmi alfabesi olarak kullanılmıştır. Bu alfabe Şam ve çevresinde Nebâtî, Tedmürî, Süryânî ve İbrânî yazılarına dönüştürülmüştür. Süryânî alfabesi dönemin adeta uluslararası yazısı haline gelmiş, Sâsânî imparatorluğu dahi bu alfabeyi istimal etmiştir. Böylece Asya’da Süryânî alfabesi hızlı bir şekilde yayılarak, Moğolistan’dan Çin sınırlarına kadar yoğun bir şekilde yayılmıştır. Sâmî dillerinin oluşumunda Ârâmî dilinin büyük etkileri olduğu gibi Ârâmî alfabesinin de çok sayıda uygar milletlerin alfabelerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bazı ince ayrılıklar dışında Ârâmî alfabesiyle benzerlik arz eden Süryânî alfabesi, Tedmür ve Nebâtîler aracılığıyla Arap alfabesini büyük ölçüde şekillendirmiştir. Ayrıca İslâmiyet’ten önce Araplar tarafından iki tür yazı kullanıldığı yapılan arkeolojik keşiflerle ortaya çıkmıştır. Biri Kuzeyde kullanılan ve Kur’ân’ın da yazıldığı günümüz Arap yazısı, diğeri ise güney Arap yarımadasında kullanılan Müsned yazıdır. Görüldüğü üzere kökleri milattan öncelerine kadar dayanan günümüz Arap ve Süryânî alfabeleri, büyük ölçüde önem arz etmektedir. Sunacağımız çalışmalardan görüleceği gibi Arap ve Süryânî alfabeleri ayrı olarak araştırılmışlarsa da iki alfabenin aynı çalışmada incelendiği tespit edilememiştir. Serdedilen malumatlardan sonra, konunun önemini somut bir şekilde göstermek üzere “yazının önemi” başlığı altına ehemmiyet arz eden gerekli bilgilere yer verilecek ve “alanda yapılan çalışmalar” bölümünde alan literatürü derli bir şekilde aktarıldıktan sonra çalışmaya geçiş yapılarak Arap ve Süryânî alfabeleri irdelenecektir

    LAICITY AND LAICYCLE APPLICATIONS IN THE REPUBLIC PERIOD AND THE RELATIONSHIP OF THESE WITH SECULARISM

    No full text
    Laiklik, üzerine birçok akademik çalışma yapılmış, hala yapılan ve tarihsel süreç içerisinde güncelliğini koruyarak tartışılagelen bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada ortaya konulan çalışmalar genelleme yapılacak olursa kendilerine laik diyen laiklik destekleyicileri ile laiklik karşıtları olarak çalışma yapan iki ayrı grup tarafından yapılmaktadır. Konuya tarafsız olarak yaklaşım gösteren çalışmalar bulunmakla birlikte sınırlı sayıdadır. Yine laiklikle ilgili Cumhuriyet dönemi uygulamaları ve bu uygulamaların sekülerizmle olan ilişkisinin ortaya konulması literatüre zenginlik katacaktır. Bu noktada laiklik ve sekülerizm arasındaki farklarda önem arz etmektedir. Laikliğin en geniş ve bilinen tanımı din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dine ve devlete ait olanların birbirinden ayrıştırılmasıdır. Bu tanım aynı zamanda eşitlik ilkesi gereği devletin vatandaşlarına karşı tutumlarında vatandaşların hangi dinden, hangi mezhepten olursa olsun eşit yaklaşması anlamını taşımaktadır. Sekülerizm ise din ve bireylerin yaşamlarının tamamen birbirinden ayrılmasıdır. Başka bir ifade ile laiklik “din devlete karışmasın” ve aynı zamanda “devlet vatandaşlarının dinine karışmasın” ifadeleri ile özetlenirken sekülerizm “din insanların hayatına karışmasın” ifadesi ile özetlenebilmektedir. Bu ifadelerden yola çıkarak diyebiliriz ki: Her seküler, laiktir ama her laik, seküler değildir. Türk tarihinde laikliğe benzer uygulamalar ve yaşam tarzı modelleri her dönemde bulunmaktadır. Ancak ilkesel olarak ve sistemli bir şekilde devlet yönetiminde laikliğin yer bulması ve laikliğin toplumsal yapıya benimsetilerek içerisine sindirilmesi Cumhuriyet döneminde olmuştur. Bu noktada Devletin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zihnindeki toplumsal yapı ve devlet modelinin temelinde laiklik ilkesinin bulunmaktadır. Bu durumun sebebi Mustafa Kemal Atatürk tarafından her dine ve her dinden vatandaşa eşit mesafeli olunmasının çağdaş ve modern bir devlet ile toplum olmanın gereği olarak görülmesidir. Bu doğrultuda gerçekleştirdiği devrimlerin laikliğin temellendirilmesi noktasındaki önemi ortadadır. Başka bir ifade ile Cumhuriyet dönemi devrimlerinin birçoğunun temelinde laiklik ilkesi yer almaktadır. Yani modern ve laik bir toplum oluşturma amacı beraberinde temelinde laiklik bulunan inkılapları getirmiştir. Çalışmanın temel konusu devrimlerin sekülerizmle olan ilişkisinin değerlendirilmesidir. Sonuç olarak laiklik ile sekülerizm ayrımı tam yapılamamış, dinin devletten tamamen ayrılmasının, vatandaşlara din ve vicdan hürriyetinin sağlanmasının ötesinde vatandaşların yaşamlarına müdahale imkânı veren birtakım yeniliklerde kendisine yer bulmuştur. Vatandaşların yaşamına yapılan müdahale ise laikliğin toplumsal hayata aşılanması amacını içerse de sekülerizmi temsil edecek birer hal almıştır. Yine laikliğin bir gereği olarak din işlerinin devlet işlerinden ayrılması gerekirken; din, devletten tamamen ayrılmamış, Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla devlet hiyerarşisinde yer alan bir olgu olarak kalmıştır. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’ne özgü bir laikliği ortaya çıkarmıştır

    Türkiye’de kredi temerrüt swapları ile küresel ekonomi politikası belirsizlik endeksi, BIST 100 ve bankalara yapılan doğrudan yabancı yatırımlar arasındaki ilişki

    Get PDF
    Kredi temerrüt swapları (CDS) bir ülkenin aldığı krediyi geri ödeyememe riskini ifade eder ve bir ülkenin finansal güvenilirliği açısından oldukça önemli bir göstergedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye’de Küresel Ekonomi Politikası Belirsizlik Endeksi, BIST 100 Endeksi ve bankalara yapılan doğrudan yabancı yatırımların risk prim göstergesi olan CDS üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışma 2008-2022 dönemini kapsamaktadır ve analizlerde aylık verilerden yararlanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Model (ARDL) kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, hem kısa dönemde hem de uzun dönemde CDS primi ile BIST-100 Endeksi arasında negatif yönlü, Küresel Ekonomi Politikası Belirsizlik Endeksi ile CDS primi arasında ise pozitif yönlü ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. CDS primi ile bankalara yapılan doğrudan yabancı yatırımlar arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre, Küresel Ekonomi Politikası Belirsizlik Endeksinin düşüş göstermesi, Türkiye’nin CDS priminin düşmesini olumlu yönde etkilemektedir. Ayrıca BIST-100 Endeksinin yükselmesi ve bankalara yapılan doğrudan yabancı yatırımların da artması Türkiye’nin CDS priminin düşmesine katkı sağlamaktadır.Credit default swaps (CDS) represent the risk of a country's inability to repay the credit it has taken and are a crucial indicator of a country's financial reliability. The aim of this study is to investigate the impact of the Global Economic Policy Uncertainty Index, BIST 100 Index, and foreign direct investments in the banking sector, which serve as a risk premium indicator for CDS, in Turkey. The study covers the period of 2008-2022, and monthly data was used for the analysis. The Autoregressive Distributed Lag (ARDL) model was employed to determine the relationship between the variables. Based on the analysis, it was found that there is a negative relationship between CDS premiums and the BIST-100 Index in both the short and long term. Additionally, a positive and statistically significant relationship was observed between the Global Economic Policy Uncertainty Index and CDS premiums. However, no statistically significant relationship was found between CDS premiums and foreign direct investments in the banking sector. According to the findings obtained from the analysis, a decrease in the Global Economic Policy Uncertainty Index has a positive effect on the decline of Turkey's CDS premiums. Furthermore, an increase in the BIST-100 Index and foreign direct investments in the banking sector also contribute to the decline of Turkey's CDS premiums

    İspanyolca fiiller ve kullanımları (500 fiil)

    No full text
    Türkiye’deki İspanyolca öğrenimine katkı sağlamak amacıyla kaleme alınan bu çalışma, İspanyolcada en çok kullanılan 500 fiil ve cümle içerisindeki kullanımlarına dair çeşitli örnekler içermektedir. Verilen cümle örnekleri başlangıçtan ileri seviyeye kadar olup, bu açıdan elinizdeki eser her seviyeden kişiye hitap eden bir çalışmadır

    Afrika Birliği'nin Somali misyonu (2007-2022): Zorlukların bir analizi

    No full text
    Otuz yılı aşkın süredir çatışmaların sürdüğü Somali'de, ülke henüz hala istikrarı sağlayamamıştır. Güç rekabeti, klan dinamikleri ve terörizm Somali'deki mevcut çatışmalar arasında öne çıkan başlıca sorunlardır. İstikrarı sağlamaya yönelik Birleşmiş Milletler (BM) müdahalesi gibi çeşitli girişimler çatışmanın üstesinden gelebilmek amacıyla gerçekleştirilmiş ve bu girişimler arasında 2007 yılında kurulan Afrika Birliği Somali Misyonu (AMISOM) da yer almaktadır. Bu çalışma ile AMISOM'un 2007–2022 yılları arasında hangi zoruluklarla karşılaştığı araştırma sorusu çerçevesinde AMISOM'un 2007–2022 yılları arasında karşılaştığı bu zorlukların bir değerlendirmesinin yapılması amaçlanmaktadır. Mevcut literatür AMISOM'un federal hükümeti koruduğunu, Al-Shabaab'ı Mogadişu'dan söküp attığını ve insani yardım için güvenli bir paket sunduğunu göstermektedir. Aynı zamanda çalışma, AMISOM'un aktif bir savaş esnasında çalışmalarına başlaması, çevresel ve lojistik sorunlarla mali sıkıntılar gibi zorluklarla karşılaştığını ortaya koymuştur. Yerel bir ortağın yokluğu ve asker gönderen ülkelerin çatışan çıkarları, bölünmüş komuta kademeleri ve sektör bölünmeleri misyonun ilerlemesini etkilemiştir. Somali Ulusal Ordusu (SNA) ile ilişkilerin kopuk olması ve misyonun İleri Harekât Üslerinin (FOB'lar) güvenlik açıkları teröristlerin üslere saldırılar düzenlemesine olanak sağlamıştır.The conflict in Somalia lasted over three decades and the country is not stable yet. Power competition, clan dynamics, and terrorism are the most notable issues in Somalia's conflict. Several stabilization attempts such as UN intervention were established to tackle the conflict and among these efforts was the African Union Mission in Somalia (AMISOM) which was founded in 2007. This study aimed to conduct an assessment of challenges in AMISOM (2007-2022) in the research question of what are the challenges AMISOM faced between 2007 and 2022. The current literature presents that AMISOM protected the Federal government, uprooted Al-Shabaab from Mogadishu, and provided a safe package for humanitarian delivery. The study also found that AMISOM faced numerous challenges such as the mission started during an active war, environmental and logistical problems, and financial issues. The absence of a local partner and conflicting interests from troop-contributing countries, disunified command posts and sector divisions affected the progress of the mission. There was a broken relationship with the Somali National Army (SNA) and the vulnerabilities of the mission's Forward Operating Bases (FOBs) enabled terrorists to carry out attacks on the bases

    The effect of participative management perspective on individual creativity: The case of Turkish Employment Agency

    No full text
    Günümüzde örgütler, hızla gelişen teknoloji, artan rekabet ortamı ve değişen tüketici tercihlerinin bulunduğu küresel pazarlarda hizmet vermektedirler. Bu nedenle örgütler, insan faktörünün önemli bir unsur olduğunu fark ederek, çalışanların yönetimde söz sahibi olmasını ve yönetime katılımını sağlayarak bireysel yaratıcılıklarını artırmaya yönelik uygulamalara yönelmektedirler. Bununla birlikte alan yazınında katılımcı yönetim anlayışının bireysel yaratıcılık üzerindeki etkilerini inceleyen yeterli sayıda araştırmaya rastlanmamaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında bu konuda bazı görgül çalışmalar olmasına karşın Türkiye İş Kurumu özelinde de bu konuyu ele alan araştırmaya rastlanmamaktadır. Bu çalışma alandaki bulgu eksikliğini gidermek için, katılımcı yönetim anlayışının bireysel yaratıcılığı nasıl ve ne yönde etkilediğini ortaya koymaya odaklanmaktadır. Araştırmanın evrenini, Türkiye İş Kurumu çalışanları oluşturmaktadır (n=8882). Araştırmada veriler, Gümüşlüoğlu ve İlsev (2007) tarafından Zhou ve George'in (2001) yaratıcılık ölçeğinden uyarlanan 13 maddelik ölçek ve Öğretici (2006) tarafından tasarlanan katılımcı yönetim ölçeğini kapsayan bir anket formuyla toplanmıştır. Araştırmanın model ve hipotezlerini test etmek maksadıyla toplanan veriler, SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) istatistik programı kullanılarak; korelasyon, basit regresyon ve çoklu regresyon analizlerine tabi tutulmuştur. Yapılan analizler sonucunda; katılımcı yönetim ve katılımcı yönetimin alt boyutları olan, vizyon belirleme, çalışma gruplarının oluşturulması, karar alma, çalışanların eğitimi, yaratıcı ortam, motive, değişim ve iletişimin, bireysel yaratıcılık davranışı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Son olarak bu araştırmanın bazı sınırlılıklarına yer verilmiş, bu çalışmadaki tespitlerden yola çıkarak yöneticilere ve kuruluşlara yönelik bazı öneriler sunulmuş ve gelecekte konu ile ilgili araştırmacılara yönelik bazı önerilere yer verilmiştir.Organizations today, serve in global markets with rapidly developing technology, increasing competition environment and changing consumer preferences. For this reason, organizations have realized that the human factor is an important element and they are turning to practices to increase their individual creativity by ensuring that employees have a say in the management and participate in the management. However, there is not enough research in the literature examining the effects of participatory management approach on individual creativity. Although there are some empirical studies on this subject in public institutions and organizations, there is no research evaluating this issue in the Turkish Employment Agency. Our study focuses on revealing how and in what way the participatory management approach affects individual creativity in order to eliminate the lack of findings in the field. The universe of the research consists of employees of the Turkish Employment Agency (n=8882). In the study, data were collected with a questionnaire form consisting of a 13 item scale adapted from the creativity scale of Zhou and George (2001) by Gümüşlüoğlu and İlsev (2007) and a participatory management scale designed by the Tutor (2006). The data collected in order to test the models and hypotheses of the research, using the SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) statistical program; correlation, simple regression and multiple regression analyzes were performed. As a result of the analyzes made; it has been found that the participatory management and sub-dimensions of participatory management, determining vision, forming working groups, decision making, training of employees, creative environment, motivation, change and communication, have a statistically significant and positive effect on individual creativity behavior. Finally, some of the limitations of this research are given, and some suggestions for managers and organizations are presented based on the findings in the study, and some suggestions for researchers related to the subject in the future are included

    A study on administrative / military titles and terms in Kyrgyz Turki̇sh

    No full text
    Dünya kültür mirasına katkı sunmuş milletlerin en eskilerinden biri de Türklerdir. Türkler, Sibirya ve çevresinde meskûn oldukları dönemde göçebe yaşam şeklini benimsemiştir. Türkler, konar-göçer yaşam tarzından dolayı sürekli yer değiştirmelerine karşın çok zengin bir kültürel miras oluşturmayı başarmışlar ve dünya ailesi içerisinde önemli kültürel miras temsilcisi olmuşlardır. Bunun sonucu olarak dünya kültür mirasına büyük katkıları olan Türkler büyük devletler ve imparatorluklar kurup askeri ve idari başarılarını kanıtlamışlardır. Türklerin uzun süre atlı-göçebe olmaları onların askeri ve idari kabiliyetini geliştirmiş, bu kabiliyet onlara birçok coğrafyada başarılar kazandırmış, devletler ve imparatorluklar idare etmişlerdir. Türkler sadece savaşmamışlar, onlar geliştirdikleri idari ve askeri sistemlerle dünyaya bir örnek oluşturmuş, birçok medeniyet söz konusu sistemden örnek alarak devletler kurup askeri düzenlemelerini gerçekleştirmişlerdir. Günümüzde de dünyada bilinen ilk düzenli orduyu ve onluk sistemi kuran Türkler, askeri disiplin ve yetenekleri ile dünyaya örnek oluşturmaya devam etmektedir. Türklerin bir kolu olan Kırgız Türklerinin yaşam tarzları da genel anlamda diğer Türk boylarından farklı değildir. Kırgız Türkleri de gerek kurdukları devletlerin yaşaması, gerekse mensup oldukları imparatorluk kültürleri içerisinde askeri kabiliyetleri ile temayüz etmiş, büyük çatışmaların ve olayların neticesinde destanlar yaratmasını bilmiş, Türk boylarından birisidir. Bugün dünyanın bilinen en uzun destanı olan Manas destanını yaratmışlardır. Bu çalışmada Kırgız Türkçesinde yaşayan (geçmişte ve günümüzde) idari ve askeri unvan ve terimlerin araştırılması ve hangi dillerden alıntı yapıldığının belirlenmesi ve morfolojik görünümlerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Çalışmamızın temel amaçlarından biri de Kırgız Türkçesinde var olan alıntı sözcüklerin Türkçeleştirilmesine destek olmak aynı zamanda, Türkiye'deki terim ve unvanların Türkçeleştirilip Türkiye Türkçesine yeniden kazandırılması, Türk topluluklarının idari ve askeri unvan ve terimlerinde birlik sağlanması amaçlanmıştır.One of the oldest of the nations that have made contributions to the world cultural heritage is the Turks. The Turks adopted a nomadic way of life during the period when they were settled in Siberia and its surroundings. Despite the constant displacement due to the nomadic lifestyle, they have been able to create a very rich cultural heritage and have become the cultural heritage representative of the world. As a result of this, the Turks, who have made a great contribution to the world cultural heritage, have established great states and empires and proved their military and administrative achievements to the world. The fact that the Turks have been horse-nomads for a long time has improved their military and administrative abilities, this ability has given them success in many geographies, they have ruled states and empires. The Turks did not just fight, they set an example to the world with the administrative and military systems they developed, many civilizations established states by taking the example of the system in question and carried out their military arrangements. Today, the Turks, who established the first known regular army and the decimal system in the world, continue to set an example to the world with their military discipline and abilities. The lifestyle of the Kyrgyz Turks, who are a branch of the Turks, is also not different from other Turkish tribes in a general sense. Kyrgyz Turks are also one of the Turkish tribes who have been in contact with their military capabilities both in the life of the states they have established and in the imperial cultures they belong to, and have known how to create epics as a result of great conflicts and events. They created the epic of Manas, which is the longest known epic in the world today. In this study, it is aimed to investigate the administrative and military titles and terms living in Kyrgyz Turkish (past and present), to determine which languages are quoted and to reveal their morphological appearance. Turkish translation One of the main objectives of our study is to support the Turkification of the quoted words existing in Kyrgyz Turkish, at the same time, it is aimed to Turkish the terms and titles in Turkey and to restore them to Turkish Turkish, to ensure unity in the administrative and military titles and terms of the Turkish communities

    The impact of the neurological impress method on the reading anxieties, reading comprehension and fluent reading skills of secondary school students'

    No full text
    Bu araştırmada, nörolojik etki yönteminin ortaokul öğrencilerinin okuma kaygılarına, okuduğunu anlama ve akıcı okuma becerilerine etkisi incelenmiştir. Araştırma, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Mersin ili Tarsus ilçesinde bulunan bir devlet okulundaki beşinci sınıfta öğrenim gören iki kız iki erkek toplam dört öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma, nicel ve nitel araştırmanın birlikte yürütüldüğü karma yöntemde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, üç öğrenci ile 15 oturumda tamamlanmıştır. 15 oturumda tamamlanan çalışmaya katılan öğrencilerin okuduğunu anlama becerileri ve akıcı okuma becerilerindeki zamana bağlı değişimlerini araştırmaya yansıtabilmek amacıyla boylamsal tarama yönteminden yararlanılmıştır. Öğrencilerin okuma kaygılarındaki değişimi belirlemek için ise tek gruplu öntest-sontest araştırma modelinden yararlanılmıştır. Öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerini belirlemek amacıyla her metin okunduktan sonra öğrencilere metinle ilgili basit anlam ve/veya derin anlam içeren anlama soruları sorulmuştur. Ayrıca öğrencilerin yaptıkları okuma yanlışları, yanlış türlerine göre sınıflandırılmıştır. Öğrencilerin akıcı okuma becerilerini ölçmek amacıyla Prozodik Okuma Ölçeği'nden yararlanılmıştır. Öğrencilerin sesli okuma performansları, gönüllülük esasına dayanarak ailelerinin izni dâhilinde ses kayıt cihazıyla kaydedilmiştir. Öğrencilerin ses kayıtları metin takibiyle iki puanlayıcı tarafından puanlanmış ve öğrencilerin her iki puanlayıcıdan aldıkları puanların ortalaması alınarak her oturumdaki akıcı okuma puanları belirlenmiştir. Öğrencilerin okuma kaygılarına ilişkin verilerin çözümlenmesinde SPSS 27 istatistik paket programda ilişkili örneklemler için t testi gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin görüşlerinin araştırmaya yansıtılması amacıyla da araştırmanın denenceleri kapsamında oluşturulan üç soruluk yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen deneysel verilerle nörolojik etki yönteminin öğrencilerin okuduğunu anlama becerileri ve akıcı okuma becerilerini geliştirdiği bunun yanı sıra okuma kaygılarını azalttığı belirlenmiştir. Çalışmayı tamamlayan üç öğrencinin yarı yapılandırılmış görüşme formuna verdikleri yanıtlar da bu sonucu desteklemektedir.In this research, the impact of the neurological impress method on secondary school students' reading comprehension skills, fluent reading skills, and reading anxieties are to be examined. The study has been conducted with a total of four students, two girls and two boys, who are in the fifth grade at a public school in the Tarsus district of Mersin province during the 2022-2023 academic year. The research has been designed prior to mixed-method approach, combining quantitative and qualitative research techniques. One student could not continue her reading studies due to health problems. The study has been completed in 15 sessions with three students. To reflect the time-dependent changes in the reading comprehension and fluent reading skills of the students participating in the study over the 15 sessions, a longitudinal scanning method has also been used. To determine the changes in the students' reading anxieties, a pre-test-post-test research model with a single group has been used. To assess the student's reading comprehension skills, simple and/or deep comprehension questions related to the texts have been asked to the students after reading each text. Additionally, the students' reading errors have been categorized according to their types. For measuring the students' fluent reading skills, the Prozodic Reading Scale has been utilized. The students' oral reading performances have been recorded with the permission of their families voluntarily using a voice recording device. The students' voice recordings have been scored by two scorers while tracking the text, and the average of the scores they received from both scorers has been used to determine their fluent reading scores for each session. For the analysis of the data related to students' reading anxieties, a paired samples t-test has been performed using the SPSS 27 statistical package program. To reflect the students' views on the research, a three-question semi-structured interviewing form has been used, which was created within the scope of the research. As a result of the study, it has been revealed that the Neurological Impress Method improved students' reading comprehension skills and fluent reading skills, while also reducing their reading anxieties. The responses of the three students who completed the study's semi-structured interview form also support this conclusion

    Evaluation of refugee women's use of reproductive health services

    No full text
    Çalışma mülteci kadınların üreme sağlığı hizmetlerini kullanımının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Retrospektif tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışma Sivas ili Numune Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerinde Ocak 2020 ile Temmuz 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma Evrenini Sivas ili Numune Hastanesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine Ocak 2020 - Temmuz 2021 tarihleri arasında başvurmuş mülteci kadınların kayıtları oluşturmaktadır. Başvuran mülteci kadınların tamamı örnekleme alınmıştır. Örneklem sayısı 1331 kayıtlı kadın dosyasıdır. Araştırmanın verileri Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran mülteci kadınlar için tutulan elektronik hastane kayıtlarından elde edilmiştir. Verilerin analizinde sayı, yüzde kullanılmıştır. Çalışma da etik kurul ve kurum izni alınmıştır. Çalışmada 2020 yılında Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran mülteci kadınların %9.8'sinin 19 yaş ve altında olduğu, %60.1'inin Geçici Korunma Kanunu kapsamında, %34'ünün Vatansız ve 2021 yılı ilk 6 aylık dönemde mülteci kadınların %55.4'inin Geçici Korunma Kanunu kapsamında, %37.9'u Vatansız olduğu, 2020 yılında başvuran mülteci kadınların uyruklarının %66.6 Suriye, %29.5'inin Afganistan ve 2021 yılı ilk 6 aylık dönemde mülteci kadınların %61'0'nin Suriye, %33.3'ü Afganistan, uyruklu oluğu, 2020 Yılında başvuran mülteci kadınların % 66.7'sinde gebelik ve gebelikle ilgili durumlar ve 2021 ilk 6 Aylık dönemde mülteci kadınların % 60.4'ünün gebelik ve gebelikle ilgili durumlarla ilgili tanı aldığı ve başvuran 1331 mülteci kadından sadece 17 kadının etkili bir aile planlaması yöntemi olan RİA'dan faydalandığı tespit edilmiştir. Çalışmada mülteci kadınların üreme sağlığı hizmetlerinden daha çok doğurganlık üzerine hizmet alması ve etkili aile planlaması yönünden hizmet alımının kısıtlı olması sağlık profesyonellerinin mülteci kadınlara aile planlaması hizmetlerinin kullanılmasına ve kabul edilmesine yönelik etkili eğitim ve danışmanlık yapmaları önerilir.The study was conducted to evaluate the use of reproductive health services by refugee women. It is a retrospective descriptive study. The study was conducted in Sivas province Numune Hospital, Obstetrics and Gynecology outpatient clinics between January 2020 and July 2021. The research population consists of the records of refugee women who applied to the Obstetrics and Gynecology outpatient clinics of Sivas province Numune Hospital between January 2020 and July 2021. All the applicant refugee women were included in the sample. The sample number is 1331 registered women files. The data of the study were obtained from the electronic hospital records kept for refugee women who applied to the Obstetrics and Gynecology outpatient clinics. Number and percentage were used in the analysis of the data. Ethics committee and institutional permission were obtained for the study. In the study, 9.8% of refugee women who applied to the Gynecology and Obstetrics Clinic in 2020 were 19 years old and under, 60.1% of them were under the Temporary Protection Law, 34% were stateless, and 55.4% of refugee women were under Temporary Protection in the first 6 months of 2021. Within the scope of the Law, 37.9% of the refugee women were stateless, their nationality was 66.6% Syria, 29.5% Afghanistan and in the first 6 months of 2021 61% of the refugee women were Syrian, 33.3% Afghanistan, nationality. , Pregnancy and pregnancy-related conditions were diagnosed in 66.7% of refugee women who applied in 2020 and 60.4% of refugee women were diagnosed with pregnancy and pregnancy-related conditions in the first 6 months of 2021, and only 17 women out of 1331 refugee women applied, IUD, which is an effective family planning method. It has been found to benefit from In the study, it is recommended that refugee women receive more fertility services from reproductive health services and that their service intake is limited in terms of effective family planning, and that health professionals should provide effective training and counseling for refugee women to use and accept family planning services

    2,905

    full texts

    8,560

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇