Nevşehir Hacı Bektaş Veli University
Nevsehir Haci Bektas Veli University Institutional Repository (DSpace@NEVU)Not a member yet
8560 research outputs found
Sort by
Affects in the epic of ‘tarjimai hol’ and the ınfluence of epic traditions on the expressions of epic tellers
Destanlar, ait oldukları toplumların dillerini, tarih ve kültürlerini yansıtan anonim halk edebiyatı numuneleridir. Esas itibarıyla söyleme dayalı olan anlatmalık bu türün oluşumundan gelişimine ve aktarımından değişimine bütün aşamalarında destancının ve dolaylı olarak bağlı bulunduğu destancılık geleneğinin önemli rol üstlendiği anlaşılmaktadır. Nitekim destancıların dil, kültür ve sanat anlayışının yanı sıra teknik olarak repertuarlarının, icra tarzıları ve kullandıkları çalgı aletlerinin de çoğunlukla yetişme ortamıyla paralel olduğu görülür. Dolayısıyla destancı, içinde yaşayıp yetiştiği sosyal ortamın tesirindedir. Bu tesirin bir destancılık geleneği dairesinde icrada bulunan destancıların söylemlerine yansıması olağan görülür. Bununla birlikte esasında bireyin öznel deneyimine dayanan duygulanımlarım dil bilgisel karşılıklarının destancılık geleneklerinden etkilenmeme olasılıkları merak konusu olmuştur. Bu çalışmada; Özbek destancı Ergash Jumanbulbul O‘g‘li’ne ait otobiyografik nitelikli Tarjimai Hol destanından hareketle destan ve ait olduğu destancılık geleneğinin uyumu, destandaki duygulanımların bildirimi göz önünde bulundurularak ele alınmış, duygulanımların bildirimi bakımından destancılık geleneklerinin destancıların diline tesiri üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda Tarjimai Hol destanındaki duygulanımlar tespit edilmiş, tespit edilen duygulanım bildiren ifadeler destancıya ait Dalli, Kuntug‘mish, Oysuluv, Qunduz bilan Yulduz, Ravshan, Xoldorxon, Xushkeldi, Yakka Ahmad ve Alibek bilan Bolibek destanları ile Qo‘rg‘on destancılık geleneği dairesinde icra faaliyetinde bulunduğu bilinen Muhammadqul Jonmurod O‘g‘li Po‘lkan (Polkan Shoir) ve Rahmatulla Yusuf O‘g‘li’nden derlenen destanlarla karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak Tarjimai Hol destanının, duygulanımların bildirimi bakımından büyük oranda Qo‘rg‘on destancılık geleneği dairesinde faaliyette bulunan diğer destancıların destanlarıyla benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir
Uygur Türklerinde doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamaların aktarımında kadının rolü
İnsan yeryüzünde var olduğu andan itibaren doğa ile etkileşim hâlinde
olmuştur. İnsan ve doğa arasındaki etkileşim, kültürün oluşumuna zemin
hazırlamıştır. Çoğu zaman doğa ve insan arasındaki etkileşim çatışma şeklinde
görülse de Türkler doğa ile sıkı ilişkiler içerisinde olmuş ve Türklere göre
insan doğaya ait bir varlık olarak görülmüştür. Bu bağlamda Türklerde doğa
temelli geleneksel bir bilincin oluştuğu görülmektedir.
Geleneksel ekolojik bilgi, insanın çevre ile olan ilişkisiyle bağlantılı,
nesilden nesle aktarılan kümülatif bilgi, inanç, değerler ve uygulamalar olarak
tanımlanmaktadır. Folklorun önemli parçalarından olan inanç ve buna bağlı
olarak inanışlar, ekolojik yaklaşımlar ve davranışlar şeklinde algılanmaya
açıktır. Bu bağlamda somut olmayan kültürel mirasın aktarımının, geleneksel
ekolojik bilgi ile sağlandığını söylemek de mümkündür.
Birlikte yaşama ve dayanışma bilincinin var olduğu Uygur Türkleri de
doğayla uyumlu ve çevre etiği bilinciyle yaşamış bir Türk boyudur. Uygur
Türklerinde evren makrokozmos iken insan mikrokozmos olarak
düşünülmüştür. Doğa ve evrenle ilgili geleneksel bilgi ve uygulamaları
incelendiğinde, geçmişten günümüze değin aktarılan bilgi ve deneyimleriyle
bugünü ve yarını düşünen sürdürülebilir bir yaşam sürdürdükleri
görülmektedir. Uygur Türklerinin doğaya bakışı, doğa ile insan ilişkisine dair
toplumsal belleği, çeşitli anlatı ve ritüellerde karşımıza çıkmaktadır.
Uygur Türklerinin kültürel bilgi birikimi ve uygulamaları incelediğinde
kültürel kodlarla aktarılan geleneksel bilgi ve tecrübeyle şimdiyi inşa eden
sürdürebilir bir yaşam felsefesi benimsedikleri görülmektedir. Çalışmada,
doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamaların aktarımında ve yaşatılmasında
kadının rolü, yazılı kaynaklar ve saha araştırmalarından elde edilen veriler
doğrultusunda incelenecektir.Human has been in interaction with nature since they (human) existed
in Earth. Interaction between human and nature paved the way for formation
of culture. Mosty, even though interaction between nature and human was seen
as conflict, Turks were in close relation with nature, and for Turks, human was
considered as entity/creature belonging the nature. In this context, it is seen
that a nature-based traditional consciousnes occured in Turks.
Traditional ecologic knowledge is defined as cumulative knowledge,
belief, values and practices, which are in human’s association with nature,
passed down from generation to generation. Beliefs and related beliefs, which
are important parts of folklore, are open to be perceived as ecological
approaches and behaviours. In this context, it is also possible to say that the
transfer/transmission of intangible cultural heritage is provided by traditional
ecological knowledge.
Also Uighur Turks, who had consciousness of living together and
solidarity, are a Turkish tribe that lived in accord with nature, and with
awareness of environmental ethics. While universe was macrocosmos in
Uighur Turks, human was thought as microcosmos. When examining
traditional knowledge and practices related to nature and universe, it is seen
that they (Uighur Turks) are maintaining a sustainable life which
considers/thinks today and future through knowledge and experience,
transferred from past to present day. We confront Uighur Turks’ outlook/point
of view on nature and social memory for relationship between nature and
human in various narrations and rituals.
When examining Uighur Turks’ cultural accumulation of knowledge
and practices, it is seen that they adopted a sustainable philosophy of life which
builds today by traditional knowledge and experience, transferred with cultural
codes. In the study, we will examine role of woman in transferring/transmitting
and sustaining (surviving) knowledge and practices related to nature and
universe, in accordance with the written sources and data, obtained from field
studies
Examination of learning strategies of students receiving flute education in terms of various variables
Çalgı eğitiminin amacı bireylerin araştırmacı, yaratıcı ve özgüvenli bireyler olmalarını sağlamaktır. Bu sürecin en önemli unsurlarından biri bireylerin çalgılarına çalışma sürecidir. Çalgı eğitiminin bir boyutu da flüt eğitimidir. Flüt eğitimi alan bireylerin çalışma sürecinde yaşadığı problemleri tespit edip, problemlere uygun çözümler üretebilmesi beklenmektedir. Bu beklenti doğrultusunda da bireylerin üstbilişsel farkındalıkları ile öğrenme aşamasında gerek duydukları stratejileri tespit etmeleri istenmektedir. Bu düşünceler ışığında yapılan araştırmada, mesleki müzik eğitimi alan flüt öğrencilerinin cinsiyet, yaş, üniversite, sınıf düzeyi, enstrüman deneyimi, çalışma ortamı ve çalışma süresi değişkenlerine göre öğrenme stratejilerinin kullanılma durumları tespit edilmiştir. Araştırmaya 14 eğitim fakültesinden 75 flüt öğrencisi katılmıştır. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan öğrencilerin demografik özelliklerini belirlemek amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", öğrenme stratejilerini belirlemek amacıyla "Enstrümantal Müziği Çalışırken ve Öğrenirken Kullanılan Stratejiler Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS istatistik paket programı kullanılmıştır. Veri analizleri, enstrümantal müziği çalışırken ve öğrenirken kullanılan stratejiler ölçeğinden elde edilen toplam puanlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemin analiz edilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzdelikler) hesaplanmıştır. Öğrenme stratejileri kullanma durumu ölçeğine ait puanlarının cinsiyete ve lisanstan önce flüt eğitimi alma durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmek için bağımsız gruplarda t-testi yapılmıştır. Öğrencilerin yaş, eğitim gördükleri üniversite, lisanstaki sınıf, flüt çalışma ortamları ve flüt çalışma sürelerine göre farklılıkların analiz edilmesinde ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunan gruplardaki farklılıkların kaynağını tespit etmek için ise Post Hoc testleri kullanılmıştır. Araştırmada örneklemin belirli özelliklere göre kategorilere ayrıldığı gruplar arasındaki örneklem sayıları eşit olmadığı için, varyansların homojen olduğu durumlarda Post Hoc testlerinden Scheffe testi, homojen olmadığı durumlarda ise Tamhane's T2 testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin sınıf düzeyi değişkeninde Lisans 4. Sınıf öğrencilerinin Lisans 1. Sınıf öğrencilerine göre yineleme stratejilerini daha çok kullandığı, Lisans 3. Sınıf öğrencilerinin de Lisans 2. Sınıf öğrencilerine göre anlamlandırma stratejilerini daha çok kullandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca enstrümanına haftada "8 saat ve üzeri" çalışan öğrencilerin "1-3 saat" arası çalışan öğrencilere göre dikkat, yineleme ve anlamayı izleme stratejilerini daha yüksek düzeyde kullandıkları tespit edilmiştir. Stratejilerin alt boyutları incelendiğinde öğrenciler tarafından en çok kullanılan stratejinin yineleme (tekrar) stratejisi olduğu, en az kullanılan stratejinin ise eklemleme-örgütleme stratejileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.The purpose of instrumental education is to ensure that individuals become researchers, creative thinkers, and self-confident individuals. One of the most important elements of this process is the practice of playing instruments by individuals. One aspect of instrumental education is flute training. It is expected that individuals receiving flute training will identify the problems they encounter during the practice process and develop appropriate solutions. In line with this expectation, individuals are also required to identify the strategies they need during the learning process through metacognitive awareness. In light of these considerations, the study aimed to identify the use of learning strategies among flute students receiving vocational music education according to variables such as gender, age, university, class level, instrument experience, practice environment, and practice duration. Seventy-five flute students from 14 education faculties participated in the study. The study was conducted using the relational survey model, a quantitative research method. To determine the demographic characteristics of the students participating in the study, the "Personal Information Form" was used, and to determine the learning strategies, the "Strategies Used While Practicing and Learning Instrumental Music" scale was utilized. The data were analyzed using the SPSS statistical package program. The analyses were performed based on the total scores obtained from the scale measuring the strategies used while practicing and learning instrumental music. Descriptive statistics (mean, standard deviation, frequency, percentages) were calculated to analyze the study sample. T-test was conducted in independent groups to determine whether the scores of the learning strategies usage scale significantly differed according to gender and whether the students had received flute training before their undergraduate education. One-way analysis of variance (ANOVA) was used to analyze the differences according to students' age, the universities where they studied, undergraduate class level, flute practice environments, and flute practice durations. Post Hoc tests were employed to identify the source of differences in groups where statistically significant differences were found with one-way analysis of variance (ANOVA). Since the sample numbers were not equal among the groups where the sample was divided into categories according to certain characteristics, the Scheffe test from Post Hoc tests was used in cases where the variances were homogeneous, and Tamhane's T2 test was used in cases where they were not homogeneous. According to the research results, it was concluded that in the variable of students' grade level that 4th-year undergraduate students used rehearsal strategies more frequently compared to 1st-year undergraduate students, and 3rd-year undergraduate students used signifying strategies more frequently compared to 2nd-year undergraduate students. Additionally, it was determined that students who practiced their instrument for "8 hours or more" per week used attention, rehearsal, and comprehension monitoring strategies at a higher level than students who practiced between "1-3 hours" per week. When the sub-dimensions of the strategies were examined, it was concluded that the most frequently used strategy by students was the rehearsal (repetition) strategy, while the least used strategy was the attaching organization strategy
Self-determination in special education and Türkiye
Günümüz dünyasında tüm insanların kendi
yaşamları üzerinde karar verme hakkına sahip
olması en doğal gerçeklerden biridir. Elbette
bütün insanlar aynı değildir ve her insanın
bireysel farklılıkları olduğu gibi bazı insanların
da özel gereksinimleri vardır. Zihin ve
gelişimsel yetersizlikleri olan bireyler de öz
belirleme haklarına tıpkı diğer insanlar gibi
sahip olabilmelidir. Öz belirleme, bireyin kendi
yaşamında birincil etken olarak hareket etmesi,
yaşam kalitesine ilişkin seçim ve kararları
gereksiz dış etki veya müdahalelerden uzak bir
şekilde almasıdır. Amerika Birleşik
Devletleri’nde son 30 yıldır zihin ve gelişimsel
yetersizliği olan bireylerle öz belirleme
becerileri yoğun olarak çalışılmaktadır ve öz
belirleme, engellilik bağlamında güçlü yönlere
dayalı bir odağın geliştirildiği ilk yapılardan
biridir. Türkiye’de ise hem zihin ve gelişimsel
yetersizliği olan öğrencilerin eğitimleri hem de
onlara eğitim verecek özel eğitim
öğretmenlerinin eğitim programlarında öz
belirleme konusu ve ilgili alt beceriler son
derece sınırlı yer almaktadır. Özellikle
yetişkinliğe geçiş ve yetişkinlik dönemlerinde
zihin yetersizliği olan öğrencileri öz belirleme
alanında destekleyecek bir içerik, program,
model ya da kaynak bulunmamaktadır. Buradan
yola çıkılarak bu çalışmanın amacı; öz belirleme
kavramının ve bu kavramın dünyada
gelişiminin açıklanması, Türkiye’de yapılan
çalışmalarının ortaya konması ve Türkiye için
öneriler geliştirilmesine katkı sunmaktır.In the contemporary era, it is an irrefutable fact
that all individuals possess the inherent right to
make decisions regarding their own lives. It is,
therefore, imperative to recognize that not all
individuals are identical, and that some may require
special considerations due to their unique
circumstances. Individuals with intellectual and
developmental disabilities must be afforded the
same right to self-determination as any other
individual. Self-determination is the capacity to act
as the primary agent in one's own life, making
choices and decisions about the quality of one's life
free from unnecessary external influence or
interference. In the United States, selfdetermination skills have been intensively studied
with individuals with intellectual and
developmental disabilities for the last 30 years, and
self-determination is one of the first constructs to
develop a strengths-based focus in the context of
disability. In contrast, in Türkiye, the topic of selfdetermination and related sub-skills are notably
absent in both the education of students with
intellectual and developmental disabilities and the
training programs of special education teachers
who will teach them. There is no content, program,
model, or resource to support students with
intellectual disabilities in the field of selfdetermination, especially during the transition to
adulthood and adulthood. In light of the
aforementioned, the objective of this study is to
elucidate the concept of self-determination and its
evolution globally, to elucidate the existing studies
conducted in Türkiye, and to contribute to the
formulation of recommendations for Türkiy
Investigation of Natural Disasters Literacy Levels of Primary Education and Social Studies Teacher Candidates
Bu çalışmanın amacı, sınıf öğretmenliği ve sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünde öğrenim gören öğretmen adaylarının doğal afetler okuryazarlık düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada, betimsel tarama modeli ve amaçlı örnekleme yöntemlerinden kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya 102 öğretmen adayı gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada veriler, “Doğal Afetler Okuryazarlığı Anketi” kullanılarak toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğretmen adaylarının coğrafi sorgulamaları “yüksek” düzeyde iken, kişisel koruma tedbirleri, fiziksel ve fikirsel yaklaşımları ve davranışsal olarak genel doğal afetler okuryazarlıkları “orta” düzeydedir. Öğretmen adaylarının doğal afetlere karşı duyarlılıkları ve bilinçlilikleri “yüksek” düzeyde iken, doğal afetlere karşı bireysel ve toplumsal hazırlık düzeyleri “düşük”tür. Buna rağmen, duyuşsal olarak okuryazarlıklarının “yüksek” düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının doğal afetler konusunda “orta” düzeyde bilgili oldukları sonucuna varılmıştır. Araştırma sonunda, cinsiyet, bölüm, sınıf düzeyi, doğal afetlere yönelik etkinliklere atılma ve doğal afet yaşama değişkenlerinin öğretmen adaylarının doğal afetler okuryazarlığı düzeylerinde anlamlı bir farklılığa neden olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonunda elde edilen
bulgular ışığında, eğitim fakültelerinde öğretmenlik programlarına öğretmen adaylarının
bilişsel ve davranışsal doğal afetler okuryazarlık düzeylerini arttırıcı seçmeli dersler eklenebilir veya ders dışı etkinlikler düzenlenebilir. Topluma hizmet uygulamaları derslerinin kapsamında, öğretmen adaylarının doğal afetler yaşamış bireylere yönelik proje ve uygulamalar yürütmeleri teşvik edilebilir
Hastalığın kültürel inşası bağlamında Uygurlarda hastalık anlatıları
Türk halk tıbbının oluşumu ve gelişiminde özel bir yere sahip olan Uygur halk tıbbı; sağlık ve hastalık anlayışı, hastalıkların teşhisi, tedavilerde kullanılan yöntemler ve şifacıların vasıfları açısından oldukça gelişmiş bir sistem üzerine kuruludur. İnanç sistemi, Doğu Türkistan’ın İpek Yolu güzergâhındaki farklı kültürler ile etkileşimleri, tıp alanında yapılan çeviriler ve yerleşik yaşamın zengin birikimi, Uygur halk tıbbının oluşumunda mihenk taşı olmuştur. Bu tarihî ve kültürel birikimi geliştiren Uygurlar, gerek geleneğin icracıları ve kullanılan yöntemler gerekse de sağaltmada kullandıkları unsurlar açısından halk tıbbının sistemli hâle gelmesini ve reçetelendirilmesini sağlamışlardır.
Uygur halk tıbbının aktarımında sözlü kültürün önemli bir yeri vardır. Tedavi amacıyla gerçekleştirilen uygulamalar ve bu uygulamaların icrası sırasında yer verilen sözel unsurlar, ritüeller geleneğin aktarımında rol oynamış olması münasebetiyle birçok çalışmaya konu olmuştur. Temel itibarıyla sözel bir anlatı geleneğine sahip olan Türk halk hekimliği/tıbbı üzerine yapılan çalışmalarda şifacı, tedavi yöntemleri ve tedavi materyalleri ele alınırken şifacı, şifacı-hasta, hasta, hasta-hasta vb. ekseninde ortaya konan, şifacının şifacı olma sürecinde öncelikle kendini benimseme hem de toplumda kabul görme işlevine sahip dönüştürücü ve yeni bir özne inşasını sağlayan anlatılar, hastanın şifa bulma sürecinde etkili olan şifacı ve uyguladığı tedavi yöntemi doğrultusunda aktardığı (özellikle olağanüstü niteliklere sahip) anlatılar göz ardı edilmiştir. Çalışmada Uygur halk tıbbından hareketle icracı konumunda olan şifacıların kendisine şifacı olma vasfını kazandıran ve toplumda kabul görmesinde etkin rol oynayan anlatılarının yanı sıra hastanın iyileşme sürecini kapsayan ve şifacının şifa vasfına yönelik hastanın ortaya koyduğu (genellikle olağanüstülük içeren) “hastalık anlatıları” işlevleri bakımından değerlendirilmiş olup yeni bir tür olarak ele alınmıştır.Uyghur Folk medicine, which has a special place in forming and developing Turkish folk medicine, is based on a well-developed system both in the past and today in terms of sense of health and disease, diagnosis of diseases, methods used in treatments and healers’ qualifications. Belief system, interactions of Estern Turkestan with different cultures which is on the route of Silk Road, translations made in the field of medicine and rich accumulation of the settled life; all became touchstone in formation of Uyghur folk medicine. Uyghurs, who developed this historical and cultural accumulation, provided for folk medicine to become systematic and to be prescribed in terms of both performers of tradition and methods used, and elements they used in the healing.
Oral culture has an important place in the transfer of Uyghur folk medicine. The practices carried out for the purpose of treatment and the verbal elements and rituals included during the performance of these practices have been the subject of many studies since they have played a role in the transfer of the tradition. In the studies on Turkish folk physicianship/medicine, which basically has an oral narrative tradition, while the healer, treatment methods and treatment materials are discussed, the narratives that are put forward on the axis of healer, healer-patient, patient, patient-patient, etc., which enable the construction of a transformative and new subject that has the function of firstly adopting itself, and also being accepted in the society in the process of the healer becoming a healer; and those that the patient conveys in line with the healer who is effective in the healing process and the treatment method he/she applies (especially with extraordinary features) have been ignored. In the study, in addition to the narratives by the healers, who are in the position of the performer, based on Uyghur folk medicine, which give them the qualification of being a healer and play an active role in their acceptance in the society, the “illness narratives” that cover the healing process of the patient and that the patient reveals for the healer’s healing qualification (usually containing extraordinariness) are evaluated in terms of their functions and are considered as a new genre
Algebraic properties of total graphs
Çizgi çizgeler olarak da bilinen total çizgeler, köşelerin kenarlarla ilişkilendirilmesiyle orijinal çizgeden elde edilir. Toplam çizgedeki her kenar, orijinal çizgedeki iki kenar arasındaki komşuluğu temsil eder. Bu dönüşüm, orijinal çizgenin yapısal ve bağlantısal özelliklerinin farklı bir bağlamda keşfedilmesini kolaylaştırır. Bu tez çalışmasının 2. Bölümünde çizge teorisi ile ilgili bazı temel tanım ve kavramlar verilmiştir. Ayrıca bu bölümde total çizgeler tanıtılmış ve bazı çizge parametreleri ile ilişkileri verilmiştir. 3. Bölümde ise halka yapıları üzerinde inşa edilen total çizgelerin cebirsel özellikleri derlenmiştir.Total graphs, also known as line graphs, are obtained from the original graph by associating vertices with edges. Each edge in the aggregate graph represents a neighborhood between two edges in the original graph. This transformation facilitates exploration of the structural and connectivity properties of the original graph in a different context. In Chapter 2 of this thesis, some basic definitions and concepts related to graph theory are given. Additionally, in this section, total graphs are introduced and their relationships with some graph parameters are given. In Chapter 3, the algebraic properties of total graphs built on ring structures are compiled
The perspectives of Turkish nationalists on Alevi Bektashi belief system, the case of Nevsehir province
Türkiye'deki din ve inanç özgürlüğü meselesi oldukça karmaşık ve çok yönlü bir konudur. Bu konuda çeşitli sorunların yaşandığı gözlemlenmektedir. İşaret edilen sorunlar, farklı din ve inanç sistemlerine mensup bireylerin karşılaştığı çeşitli zorlukları kapsamaktadır. Bu problemlerin çözümü için çeşitli din ve inanç sistemini benimseyen grupların taleplerinin dikkate alınması toplumsal barış ve hoşgörünün sağlanması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmayla milliyetçi görüşe sahip toplulukların Alevi-Bektaşi inanç sistemine bakış açıları ortaya konularak toplumsal barış ve birlikteliğin sağlanması hususunda engel teşkil eden problemlerin neler olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sayede toplumsal barış ve birlikteliğin sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada, araştırma problemine ilişkin sosyal gerçeklerin herhangi bir değişime uğramadan derinlemesine incelenmesi, çalışma gruplarının öznel görüşlerinin elde edilmesi amaçlandığından "nitel yaklaşım" yöntemi benimsenmiştir. Nitel yaklaşımla yapılan araştırmada, Alevi-Bektaşi inanç sistemine yönelik Türk milliyetçilerinin yaşantılarını, Alevi-Bektaşi inanç sistemine yükledikleri anlamları ve algıları ortaya çıkarmak amaçlandığından çalışma "olgubilim" desenine uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırmaların gözlem ve görüşme tekniklerine dayanarak yürütülmesi, geniş ve büyük örnekleme ihtiyaç duymaması; olgubilim çalışmalarında ise çalışma grubunu oluşturan bireylerin araştırılan olguyla ilgili deneyimleri bulunduğu varsayıldığından, araştırmada örneklem seçilirken nitel araştırma yöntemine ve olgubilim desenine uygun olarak "amaçlı örneklem" ve amaçlı örneklem stratejilerinden "kartopu örneklem" kullanılmıştır. Araştırmamızın çalışma grubunu Nevşehir ilinde yaşayan, farklı meslek gruplarından 22 Türk milliyetçisi oluşturmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşmelerde, ele alınan olgu üzerinde derinlemesine bilgi toplamak ve sabit seçenekli yanıtlamayı sağlamak amaçlandığından yapılan araştırmada "yarı yapılandırılmış görüşmeler" gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ise "yarı yapılandırılmış görüşme formu" ile toplanmıştır. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler "içerik analizi" ve "betimsel analiz" yöntemleriyle analiz edilmiştir. Yapılan çalışmada Türkiye'de din ve inanç özgürlüğü noktasında yaşanılan problemlerin toplum yapısından, devletin din ve inançlara yönelik tutumundan ve Alevilere-Bektaşilere yönelik devletin tutumundan kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamızda Türk milliyetçilerinin Alevi-Bektaşi inancını benimsemiş kişiler hakkındaki düşüncelerine yönelik elde edilen bulgularına dayanılarak, Türk milliyetçilerinin Aleviler-Bektaşiler hakkında büyük bir çoğunlukla olumlu düşüncelere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türk milliyetçilerine göre Aleviler-Bektaşiler, insana değer veren bir anlayışa sahip, dürüst, misafirperver, iyi niyetli, ahlaklı, okumayı ve araştırmayı seven, aydın insanlardır. Ayrıca milli duygular bakımından hassas, cana yakın, hak, hukuk, adalete önem veren, verdikleri sözü tutan, hoş görülü insanlardır. Türk milliyetçilerine göre Alevilik, Hz. Ali taraftarı olan, Hz. Ali'ye inanan ve Hz. Ali'yi seven insanların Hz. Ali'den sonra oluşturduğu, İslam içerisinde yer alan ve İslam'ın ahlak, hoşgörü, insan sevgisi gibi öğretileri üzerine kurulmuş bir mezhep bir inanç sistemidir. Bektaşilik ise Hz. Ali taraftarı olan insanların oluşturduğu, Alevilik içerisinde yer alan ve Aleviliğe göre daha sistemli ve gelişmiş bir tarikattır.The issue of freedom of religion and belief in Turkey is quite complex and multifaceted. It is observed that there are various problems in this regard. The issues pointed out cover various difficulties faced by individuals belonging to different religions and belief systems. In order to solve these problems, it is important to take into consideration the demands of groups that embrace various religions and belief systems in order to ensure social peace and tolerance. In this study, the perspectives of communities with nationalist views on the Alevi-Bektashi belief system are revealed and the problems that constitute an obstacle to ensuring social peace and unity are tried to be determined. In this way, it is aimed to ensure social peace and unity. In the study, the "qualitative approach" method was adopted since it was aimed to examine the social facts related to the research problem in depth without any changes and to obtain the subjective opinions of the study groups. In the research conducted with a qualitative approach, the study was carried out in accordance with the "phenomenology" pattern, as it was aimed to reveal the experiences of Turkish nationalists towards the Alevi-Bektashi belief system, the meanings and perceptions they attributed to the Alevi-Bektashi belief system. Qualitative research is conducted based on observation and interview techniques and does not require wide and large samples; In phenomenological studies, since it is assumed that the individuals forming the study group have experience with the phenomenon under investigation, "purposive sampling" and "snowball sampling", one of the purposeful sampling strategies, were used when selecting the sample in the research, in accordance with the qualitative research method and phenomenology pattern. The study group of our research consists of 22 Turkish nationalists from different professional groups living in Nevşehir province. Since the aim of semi-structured interviews is to collect in-depth information on the phenomenon under consideration and to provide fixed-choice answers, "semi-structured interviews" were conducted in the research. The data obtained was collected with a semi-structured interview form. In the research, data obtained from semi-structured interviews were analyzed using "content analysis" and "descriptive analysis" methods. In the study, it was concluded that the problems experienced in terms of freedom of religion and belief in Turkey stem from the social structure, the attitude of the state towards religion and beliefs, and the attitude of the state towards Alevis-Bektashis. In our research, based on the findings of Turkish nationalists' thoughts about people who have adopted the Alevi-Bektashi faith, it has been concluded that Turkish nationalists have mostly positive thoughts about Alevis-Bektashis. According to Turkish nationalists, Alevis-Bektashis are honest, hospitable, well-intentioned, moral, enlightened people who have an understanding of valuing people and love to read and research. In addition, they are sensitive in terms of national feelings, friendly, care about rights, law and justice, keep their promises and are tolerant people. According to Turkish nationalists, Alevism is a sect within Islam and a belief system, formed by people who are supporters of Hazrat Ali, believe in Hazrat Ali and love Hazrat Ali, and is based on the teachings of Islam such as morality, tolerance and human love and it is a belief system. Bektashism, on the other hand, is a sect within Alevism, formed by people who are supporters of Hazrat Ali, and is more systematic and developed than Alevism
The Implicit Reasons Behind Math Anxiety and Math Performance: The Role of Gender Stereotyping
Matematiğe yönelik olumsuz deneyimlerin arkasında yatan önemli nedenlerden birisi de matematik kaygısıdır. Matematik gibi bilimsel alanlarda kadın ve erkeklerin başarısını etkileyen temel faktörler arasında matematik kaygısı ve performansı önemli bir yer tutmaktadır. Yüksek matematik kaygısı ve düşük matematik performansının kökeninde ise toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu makalede, toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının matematik performansı üzerindeki etkileri, matematik kaygısının cinsiyet farklılıkları ile ilişkisi ele alınmıştır. Sonuç olarak, toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının gelişmesinde görünür (ebeveyn ve öğretmen davranışları gibi) ve görünür olmayan (medya ve ders kitapları gibi) birçok değişkenin etki yaptığı görülmektedir. Eğitimciler, ebeveynler, medya ve politikacılar, toplumsal kalıp yargı tehditlerine yönelik farkındalığı artırmak ve matematiğe yönelik cinsiyet kalıp yargılarını kırmak için birlikte çalışmalıdır
Acetanilide‐loaded injectable hydrogels with enhanced bioactivity and biocompatibility for potential treatment of periodontitis
Chronic periodontitis poses long-term challenges in dentistry, requiring thedevelopment of innovative dental composites with biocompatibility, boneregeneration, and antibacterial properties. This study focuses on synthesis ofnovel injectable thermoresponsive hydrogels composed of chitosan, sodiumbicarbonate, bioactive glass (20 and 40% w/w), and acetanilide drug (0.3 and0.6% w/w). These hydrogels exhibit a sol–gel transition at 37 C, addressingperiodontal challenges with reduced gelation time. The smooth flow character-istic was evaluated through 17-22 gauge syringe needles at low temperature.Rheological studies demonstrated pseudoplastic behavior, with viscositydecreasing as shear rate increases. Fourier transform infrared and x-ray diffrac-tion analysis confirmed the bioactivity of hydrogels, forming a bone-like apa-tite layer in simulated body fluid. The drug-loaded hydrogels demonstratedpromising in vitro antibacterial properties against dental pathogens, specifi-cally Staphylococcus aureus and Pseudomonas aeruginosa. Drug dissolutionanalysis revealed relatively high release rate at 37 C, highlighting its role inrapidly eliminating bacterial colonies at the target site, while the subsequentsustained release contributes to the prevention of infection recurrence. Finally,biocompatibility was assessed with fibroblast, where the cells were observedanchoring into the polymeric chains of hydrogel through extended filopodia.Higher Education Commission, Pakista