21241 research outputs found
Sort by
NEW FRACTIONAL INTEGRAL EXTENSIONS FOR INEQUALITIES INVOLVING MONOTONE FUNCTIONS
This paper extends classical results on integral inequalities involving monotone functions to the domain of Riemann-Liouville fractional integrals with positive arbitrary order a . By employing a unified framework, our approach provides a more generalized understanding of the interplay between monotonicity and integrability in the case of fractional integration. We review classical results, introduce Riemann-Liouville integrals, and establish the fractional integral extensions. Our main results are presented, with discussions on their applications, contributing to a broader comprehension of this type of inequalities in mathematical analysis and its applications. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
Evaluation of the effect of playground designs on children's development: Preschool period
Oyun, çocukluk döneminin temel ihtiyaçlarından biri olup, çocuklukla özdeşleşmiş bir olgudur. Aynı zamanda oyun, çocuğun yaşamı öğrenme ve kendini ifade etme aracıdır. Bu katkılarıyla oyun, çocuk gelişimini etkileyen güçlü bir bileşendir. Bu çalışma, "okul öncesi çocukluk dönemi ve oyunun alanları" ilişkisi temelinde geliştirilen "anaokulu bahçeleri çocuk gelişimini destekleme noktasında yetersizdir" hipotezini savunmaktadır. Çalışma, Düzce kent merkezinde bulunan 15 adet anaokulunda yürütülmüştür. Anaokulu bahçelerine ilişkin mekânsal özellikler ve bu okullarda görevli 30 öğretmenin (katılımcı) konuya ilişkin görüşleri materyal olarak incelenmiştir. Çalışmada iki farklı yöntem kullanılmıştır: "Alana ilişkin mevcut durum tespiti ve değerlendirmesi" ve "katılımcı görüşlerinin anket yoluyla belirlenmesi ve istatistiksel analizi". Bulgular, çocuk oyun alanlarının yetersiz olduğunu ve çocuk gelişimini destekler nitelikte tasarlanmamış olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, oyun alanlarının çocuk gelişimini ve eğitimini desteklemesi amacıyla çeşitli öneriler geliştirilmiştir.Play is a fundamental need during childhood and is inherently associated with it. Additionally, play serves as a means for children to learn about life and express themselves. Due to these contributions, play is a powerful component influencing child development. This study investigates the hypothesis that "preschool playgrounds are insufficient in supporting child development" within the context of the relationship between "preschool childhood period and the domains of play." The research was conducted in 15 kindergartens located in the center of Düzce. It examined the spatial characteristics of kindergarten playgrounds and the views of 30 teachers (participants) regarding the issue. Two methods were employed in the study: "assessment and evaluation of the current state of the area" and "determination and statistical analysis of participant views through a survey." The findings indicate that playgrounds are inadequate and not designed to support child development effectively. Consequently, various recommendations have been proposed to enhance playgrounds to better support child development and education
A qualitative research on marriages ended due to cheating from the perspective of women: Processes and experiences
Bu araştırma, aldatılmış ve aldatılma sonucu boşanmış kadınların aldatılma ve boşanma süreçlerini ve bu süreçlerin kadınların yaşamlarına etkilerini nitel yöntemle inceleyen bir tez araştırmasıdır. Araştırmanın amacı, kadınların deneyimlerini, zorluklarını, duygularını, baş etme stratejilerini, aldatılma ve boşanma olgusunu nasıl anlamlandırdıklarını ve hayatlarına nasıl yansıttıklarını ortaya koymaktır. Araştırmada fenomenolojik yaklaşım ve betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırmaya Zonguldak, Düzce, Kocaeli ve İstanbul illerinde yaşamakta olan yedi gönüllü kadın katılmıştır. Araştırmanın bulguları, kadınların aldatılma ve boşanma süreçlerinde yaşadıkları sorunlar, duygusal etkiler, sosyal sorunlar, ekonomik sorunlar, çocuklarla ilişkiler, boşanma sonrası yaşam, sosyal hayat ve çevre değişikliği, ikinci bir evlilik yapma imkânı, evlilik ve aile kavramlarına ilişkin görüşleri gibi temalar altında sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda, aldatılma ve boşanmanın kadınların yaşamlarında ciddi değişikliklere ve zorluklara neden olduğu, ancak kadınların bu süreçleri farklı şekillerde deneyimledikleri ve baş ettikleri, bazı kadınların bu süreçlerden olumsuz etkilendikleri, bazı kadınların ise kendilerini geliştirdikleri ve hayatlarını yeniden kurdukları görülmüştür. Araştırma, aldatılma ve boşanma konularına kadınların perspektifinden bakarak, bu konuların sosyolojik açıdan analizini yaparak mevcut literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler: Aldatma, Boşanma, Evlilik, Sadakatsizlik, Toplumsal cinsiyet, ZinaThis research is a thesis research that examines the cheating and divorce processes of women who have been cheated on and divorced as a result of cheating, and the effects of these processes on women's lives, using a qualitative method. The aim of the research is to reveal women's experiences, difficulties, emotions, coping strategies, how they make sense of the phenomenon of infidelity and divorce, and how they reflect it on their lives. Phenomenological approach and descriptive analysis were used in the research. Seven volunteer women living in Zonguldak, Düzce, Kocaeli and Istanbul provinces participated in the research. The findings of the research are presented under themes such as the problems experienced by women during the cheating and divorce processes, emotional effects, social problems, economic problems, relations with children, life after divorce, social life and environmental change, the possibility of a second marriage, and their views on the concepts of marriage and family. As a result of the research, it was seen that cheating and divorce caused serious changes and difficulties in women's lives, but women experienced and coped with these processes in different ways, some women were negatively affected by these processes, while some women improved themselves and rebuilt their lives. The research aims to contribute to the existing literature by looking at the issues of infidelity and divorce from the perspective of women and analyzing these issues from a sociological perspective
DÜZCE YÖRESİ GELENEKSEL ÇOCUK OYUNLARI VE İŞLEVLERİ
İnsanlar tarih sahnesine çıktıkları günden bu yana oyun oynamışlardır. Bugün oynanan pek çok çocuk oyununun geçmişi de çok eski devirlere dayanmaktadır. Çocuk oyunları içinden çıktıkları kültüre özgü olup kuşaklar boyunca aktarılarak bugüne gelen somut olmayan kültürel miras ögelerindendir. Bir toplumun çocuk oyunları o toplumun kültürel değerlerindendir ve pek çok yönden işlevseldir. Çocuklar hayata dair becerileri oyunlar aracılığı ile edinir, milli kültür bilinci kazanır. Günümüzde şehirleşme ve apartman kültürü gibi sebeplerle geleneksel çocuk oyunları yok olmaktadır. Toplum hafızasında yer etmiş kültürel faaliyetlerin bir yansıması olan geleneksel çocuk oyunlarının halk belleğinden silinmemesi ve aktarılması adına derlenmeleri önem arz eder. Bu çalışmada Düzce’de oynanan geleneksel çocuk oyunlarının kültürel bellekten silinmesine mani olmak için bunları belirleyip gün yüzüne çıkarmak, yeni kuşaklara aktarmak hedeflenmiştir. Derlemenin tek başına yeterli olmayacağı bilimsel yorumların da gerekli olduğu gerçeğiyle, derlenen oyunlar işlevleri bakımından da değerlendirilmiştir. Çalışmada alan araştırması yöntemlerinden derleme yöntemi ile 58 kaynak kişiden 30 ana oyun ve bunlarla bağlantılı olanlarla birlikte toplam 59 oyun derlenmiş, tanıtılmış ve işlevleri açısından değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda Düzce yöresinde oynanan geleneksel çocuk oyunlarının bazılarının çok eski zamanlardan günümüze çeşitli Türk topluluklarında oynanan oyunlar olduğu, bazılarının değişime uğrayarak günümüze ulaştığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte oyunların çoğunun Türkiye’nin diğer bölgelerindekilerle aynı olduğu görülmüştür. Bazı oyunların ise oynanma şekli aynı iken adlandırmada farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Geniş bir etnik çeşitliliğe sahip olan Düzce’de çocuk oyunlarında buna paralel bir farklılık tespit edilmemiştir. Bu da çocuk oyunlarının birleştirici yönünü göstermektedir. Sonuç olarak oyunların geçmişe kıyasla daha az olmakla beraber hâlâ oynandığı ve Düzce’nin geleneksel çocuk oyunlarının aktarımı ve sürekliliği açısından önemli bir konumda olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca oyunların Bacomun modelindeki folklorun dört işlevini karşıladığı; çocuğun yaşamını şekillendirecek toplumsal, kültürel, fiziksel, dilsel, bilişsel, duyuşsal açısından beceriler kazandırmada işlevsel olduğu görülmüştür
Investigation of anticancer and antibiofilm activities of stachys byzantina K. Koch and Clinopodium vulgare L. vulgare plants
Lamiaceae familyasına ait bazı bitkiler antikanser, antimikrobiyal ve antioksidan gibi çeşitli farmakolojik etkilere sahiptir. Bu familyadaki bitki ekstrelerinin olası antikanser aktivitelerinin moleküler mekanizmaları ve antibiyofilm etkileri hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasında Düzce ve Bolu çevresinde doğal yayılış gösteren Lamiaceae familyasına ait olan Stachys byzantina K. Koch (Boz karabaş, Dağ çayı) ve Clinopodium vulgare L. subsp. vulgare (Yabani fesleğen) bitki türlerinin çeşitli biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Antibiyofilm aktivite çalışmamız sonucunda en yüksek antibiyofilm aktivite %72,75 oranla Stachys byzantina bitkisinin sulu ekstresinde gözlenmiştir. Clinopodium vulgare bitkisinin ise en yüksek antibiyofilm aktivitesi %55,44 oranla sulu ekstresinde gözlenmiştir. Çalışmada bitkilerin AGS (mide kanseri), HepG2 (hepatoselüler karsinoma) ve HCT116 (kolon kanseri) hücrelerindeki antiproliferatif etkileri WST-1 kiti ile incelendi. Hücre çoğalması inhibisyonunu en yüksek gösteren hücre hattı AGS hücreleri idi. HUVEC hücrelerinde proliferasyon inhibisyonu görülmemesi, bitki ekstrelerinin sağlıklı normal hücre için toksik olmadığını göstermiştir. AGS hücrelerinde yapılan yara iyileşmesi deneyinde, hücre migrasyon düzeyi anlamlı düzeyde azalmıştır. AGS mide kanseri hücre hattında Kaspaz-3, Kaspaz-8 ve Kaspaz-9 proteinleri kontrole göre 2-5 kat düzeyinde artarken, HCT116 hücrelerinde bu artış kontrole göre 1-3 kat düzeyinde gerçekleşmiş, HepG2 hücrelerinde ise genel olarak çok zayıf Kaspaz aktivasyon düzeyleri izlenmiştir. Western blot deneyleri sonucu, bitki sulu ekstrelerinin uygulandığı AGS hücrelerinde, Bax, Bim ve Bik proteinlerinin ekspresyonlarında kontrole göre anlamlı düzeyde artışlar gözlenirken, Bcl-2 protein ekspresyonu azalmıştır. Bu tez çalışması sonucu elde edilen antikanser ve antibiyofilm etki bulgularının gastrointestinal sistem kanserleri ile ilgili yapılan pre-klinik çalışmalar için önemli katkılar sunacağı ve yeni farmasötiklerin geliştirilmesinde potansiyel bir kaynak olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.Some plants belonging to the Lamiaceae family have various pharmacological effects such as anticancer, antimicrobial and antioxidant. There is insufficient information about the molecular mechanisms of possible anticancer activities and antibiofilm effects of plant extracts in this family. In this thesis study, it was aimed to determine the various biological activities of Stachys byzantina K. Koch and Clinopodium vulgare L. subsp. vulgare plant species belonging to the Lamiaceae family, which naturally spread around Düzce and Bolu. As a result of antibiofilm activity study, the highest antibiofilm activity was observed in the aqueous extract of Stachys byzantina plant with a rate of 72,75%. The highest antibiofilm activity of Clinopodium vulgare plant was observed in the aqueous extract with a rate of 55,44%. In the study, the antiproliferative effects of the plants were examined with the WST-1 kit on AGS (gastric cancer), HepG2 (hepatocellular carcinoma) and HCT116 (colon cancer) cells. The highest inhibition of cell proliferation was observed in the AGS cell line. There was no proliferation inhibition was observed in HUVEC cells, indicating that the plant extracts were not toxic to healthy normal cells. The wound healing experiment showed that the level of cell migration was significantly reduced on AGS cells. While Caspase-3, Caspase-8 and Caspase-9 proteins increased 2-5 times compared to control in AGS cells, this increase occurred 1-3 times compared to control in HCT116 cells and generally very weak Caspase activation levels were observed in HepG2 cells. Western blot experiments showed that, significant increases were observed in the expression of Bax, Bim and Bik proteins compared to the control, while Bcl-2 protein expression decreased in AGS cells to which plant aqueous extracts were treated. It is thought that the anticancer and antibiofilm effect findings obtained as a result of this thesis study will provide important contributions to pre-clinical studies on gastrointestinal system cancers and can be used as a potential resource in the development of new pharmaceuticals
Determining the effect of perceived COVID-19 transmissibility on hygiene and avoidance behaviors by path analysis: A community based study
Bu araştırmanın temel amacı, "Algılanan COVID-19 Bulaşılabilirliğinin Hijyen ve COVID-19'dan Kaçınma Davranışlarına Etkisinin Yol Analizi ile Belirlenmesidir". Bu amaçla öncelikle araştırmanın amacı, önemi, varsayımları, sınırlıkları, genel bilgiler (pandemi, coronavirüsler, COVİD-19, epidemiyolojisi, klinik özellikleri, bulaş yolları), algılanan COVID-19 bulaşılabilirliği, COVID-19'dan kaçınma ve hijyen hakkında bilgiler verilmiştir. Araştırmanın evrenini; 2022 yılının Temmuz-Ağustos aylarında Adana il merkezinde yaşayan 18 yaş ve üstü bireyler oluşturmaktadır. Araştırmada kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada; farklılık testleri, yol (path) analizi teknikleri kullanılmıştır. Toplamda 412 kişiden elde edilen veriler, SPSS ve AMOS paket programları ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın güvenilirlik katsayısı Alfa = 0,887'dır. Bu değer 0,80≤α<1,00 arasında olduğundan, çalışmanın güvenilirliği yüksek derecededir. Algılanan COVID-19 bulaşılabilirliğinde, COVID-19'dan kaçınmada ve hijyen davranışlarında demografik verilere göre farklılık olup olmadığını belirlemek amacıyla; "Bağımsız Örneklemler T Testi" ve "Tek Yönlü ANOVA" testleri yapılmıştır. Bağımsız örneklemler t-testi sonucunda katılımcıların medeni durumuna, cinsiyete, eğitim durumuna, yaşa ve gelir düzeyine göre bütün boyutlar "kararsızım" demişlerdir. Yol (path) analizi sonucunda bulunan uyum değerleri bulunan modelin yapı geçerliliğinin olduğunu göstermiştir. Araştırmanın path (yol) analiz sonuçlarına göre; Bağımsız değişken olan algılanan COVID-19 bulaşılabilirliğinin, hijyen davranışları ve COVID-19'dan kaçınma bağımlı değişkenleri üzerindeki direk etkisi önemli ve pozitif bulunmuştur.The main purpose of this research is "Determining the Effect of Perceived COVID-19 Transmissibility on Hygiene and Avoidance of COVID-19 Behaviors by Path Analysis". For this purpose, first of all, information about the purpose, importance, assumptions, limitations, general information (pandemic, coronaviruses, COVID-19, epidemiology, clinical characteristics, transmission routes), perceived COVID-19 transmissibility, avoidance of COVID-19 and Hygiene were given. The universe of the research; It consists of individuals aged 18 and over living in Adana city center in July-August 2022. Convenience sampling method was used in the research. In the research; descriptive statistics, difference tests, path analysis techniques were used. Data obtained from 412 people in total were evaluated with SPSS and AMOS package programs. The reliability coefficient of the research is Alpha = 0.887. Since this value is between 0.80≤α<1.00, the reliability of the study is high. In order to determine whether there is a difference in perceived COVID-19 transmissibility, avoidance of COVID-19 and hygiene behaviors according to demographic data; "Independent Samples T-Test" and "One-Way ANOVA" tests were performed. As a result of the independent samples t-test, all dimensions according to the participants' marital status, gender, education level, age and income level said "I am undecided". The fit values found as a result of the path analysis showed that the model with construct validity was found. According to the path analysis results of the research; The direct effect of the independent variable, perceived contagiousness of COVID-19, on the dependent variables of hygiene behaviors and avoidance of COVID-19 was found to be significant and positive
Elevated Cardiac Troponin Levels as a Predictor of Increased Mortality Risk in Non-Cardiac Critically Ill Patients Admitted to a Medical Intensive Care Unit
Background: Cardiac troponin I (TnI) is a specific marker of myocardial damage used in the diagnosis of acute coronary syndrome (ACS). TnI levels can also be elevated in patients without ACS, which is linked to a worse prognosis and mortality. We evaluated the clinical implications and prognostic significance of serum TnI levels in critically ill non-cardiac patients admitted to the intensive care unit (ICU) at a tertiary-level hospital. Materials and Methods: A three-year retrospective study including the years 2017-2020 was conducted to evaluate in-hospital mortality during ICU stay and mortality rates at 28 and 90 days, as well as one and two years after admission, in 557 patients admitted to the medical ICU for non-cardiac causes. Results: TnI levels were elevated in 206 (36.9%) patients. Patients with elevated TnI levels were significantly older and had higher rates of comorbidities, including chronic heart failure, coronary heart disease, and chronic kidney disease (p < 0.05 for all). Patients with elevated TnI levels required more invasive mechanical ventilation, vasopressor infusion, and dialysis in the ICU and experienced more shock within the first 72 h (p = 0.001 for all). High TnI levels were associated with higher Acute Physiological and Chronic Health Evaluation (APACHE) II (27.6 vs. 20.3, p = 0.001) and Sequential Organ Failure assessment (8.8 vs. 5.26, p = 0.001) scores. Elevated TnI levels were associated with higher mortality rates at 28 days (58.3% vs. 19.4%), 90 days (69.9% vs. 35.0%), one year (78.6% vs. 46.2%), and two years (82.5% vs. 55.6%) (p < 0.001 for all). Univariate logistic regression analysis revealed that high TnI levels were a strong independent predictor of mortality at all time points: 28 days (OR = 1.2, 95% CI: 1.108-1.3, p < 0.001), 90 days (OR = 1.207, 95% CI: 1.095-1.33, p = 0.001), one year (OR = 1.164, 95% CI: 1.059-1.28, p = 0.002), and two year (OR = 1.119, 95% CI: 1.026-1.22, p = 0.011). Multivariate analysis revealed that age, albumin level, APACHE II score, and requirements for dialysis and vasopressor use in the ICU were important predictors of mortality across all timeframes, but elevated TnI levels were not. Conclusions: Elevated TnI levels in critically ill non-cardiac patients are markers of disease severity. While elevated TnI levels were significant predictors of mortality in the univariate analysis, they lost significance in the multivariate model when adjusted for other factors. Patients with elevated TnI levels had higher mortality rates across all timeframes, from 28 days to two years
Investigation of the relationship of specialization in nursing with commitment to the profession
Amaç: Bu araştırma, Hemşirelikte Uzmanlaşmanın Mesleğe Bağlılık ile İlişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı olarak yürütülen araştırmanın evrenini Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde görev yapmakta olan 238 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, gönüllü olarak katılmak isteyen tüm hemşireler araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmada "G. Power-3.1.9.2" programı kullanılarak, %95 güven düzeyinde hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelikte Uzmanlaşmaya Yönelik Tutum Ölçeği ve Hemşirelikte Mesleğe Bağlılık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri 18 Mart 2024-31 Mayıs 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerden sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan; parametrik test varsayımlarını karşılayan değişkenler için t testi, Tek Yönlü Varyans analizi; non-parametrik testlerden Mann Whitney-U testi, Kruskall Wallis H testi; değişkenler arasındaki ilişkileri test etmek için Korelasyon analizi ve Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Araştırmadaki tüm verilerin tanımlayıcı istatistikleri hesaplanmıştır. %76,5 ini kadınların; %23,5 ini erkeklerin oluşturduğu çalışmada cinsiyetler arasında mesleki bağlılık açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Eğitim durumları arasında hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği puanının anlamlı fark gösterdiği belirlenmiştir(p<0,001). Çalışılan klinikler arasında (p=0,222) ve çalışma deneyim yılları arasında (p=0,146) hemşirelikte uzmanlaşmaya yönelik tutum ölçeği puanı bakımından anlamlı fark olmadığı bulunmuşken; mesleğini isteyerek seçme durumları arasında farklılık göstermektedir(p=0,863). Araştırmanın sonucunda hemşirelikte uzmanlaşma ile mesleğe bağlılık arasında aynı yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Hemşirelikte uzmanlaşma, Mesleğe bağlılıkAim: This study was conducted to examine the relationship between specialization in nursing and professional commitment. Method: The population of the descriptive study consisted of 238 nurses working in Düzce University Health Practice and Research Center. No sample selection was made in the study, and all nurses who volunteered to participate were included in the study. In the study, "G. Power-3.1.9.2" program was used and calculated at 95% confidence level. The data of the study were collected using the Personal Information Form, Attitude Towards Specialization in Nursing Scale and Nursing Professional Commitment Scale. The data were collected between March 18, 2024 and May 31, 2024. In the analysis of the data, number, percentage, mean, standard deviation, median from descriptive statistics; t-test, One-Way Analysis of Variance for variables that meet parametric test assumptions; Mann Whitney-U test, Kruskall Wallis H test from non-parametric tests; Correlation analysis and Structural Equation Modeling were used to test the relationships between variables. Descriptive statistics of all data in the study were calculated. 76.5% of the participants were women and 23.5% were men, and no significant difference was found between genders in terms of professional commitment. It was determined that the attitude towards specialization in nursing scale score showed a significant difference between the educational levels (p<0.001). While it was found that there was no significant difference between the clinics worked in (p=0.222) and years of working experience (p=0.146) in terms of the attitude scale score towards specialization in nursing, there was a difference between the status of choosing the profession willingly (p=0.863). As a result of the study, it was seen that there was a significant relationship between specialization in nursing and professional commitment in the same direction
Nodular Melanoma Presenting with Cutaneous Horn and Displaying Rhabdoid Features: An Unusual Presentation
[No abstract available
Management model of artificial intelligence technologies: A study on the automotive industry
Geleneksel teknoloji yönetim modelleri, dijital çağın hızlı değişen dinamiklerine ve dijital teknolojilerin artan karmaşıklığına uyum sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Bu durum, teknoloji yönetiminde yeni yaklaşımlara ve çerçevelere duyulan ihtiyacı gündeme getirmiştir. Yapay zeka (YZ) teknolojilerine olan ilginin ve stratejik değerinin son yıllarda hızla artmasıyla birlikte, YZ'nin bağlam duyarlılığı, deneysel yapısı, kara kutu niteliği ve öğrenme gereksinimi gibi özgün özellikleri, bu araştırmanın temel odağı haline gelmiştir. Bu çerçevede, tez çalışmasının temel amacı, "yapay zeka teknolojilerinin işletmelerde nasıl yönetildiği" sorusunu teorik ve ampirik bulgular ışığında açıklamaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden bütüncül çoklu durum deseni kullanılmış ve veriler, Türkiye Otomotiv Ana Üretim Sanayisi'nin önde gelen beş işletmesinin ilgili yöneticileri ile yapılan görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Veri toplama sürecinde yarı yapılandırılmış görüşme tekniği uygulanmış ve tekrarlı görüşmeler doygunluk aşamasına gelene kadar devam ettirilmiştir. Alandan elde edilen bulgular, teorik bilgi birikimi ile birlikte değerlendirilmiş ve sonuç olarak yapay zeka teknoloji yönetimi modeli oluşturulmuştur. Bu model, yapay zekanın benzersiz özelliklerine uygun olarak, teknoloji yönetiminde yeni bir perspektif sunmayı hedeflemektedir.Traditional technology management models are inadequate to adapt to the fast-changing dynamics of the digital age and the increasing complexity of digital technologies. This has raised the need for new approaches and frameworks in technology management. As the interest in and strategic value of artificial intelligence (AI) technologies has increased rapidly in recent years, the unique characteristics of AI, such as its context-sensitivity, experimental nature, black box nature and the need for learning, have become the main focus of this research. In this framework, the main purpose of this thesis is to explain the question of "how AI technologies are managed in organizations" in the light of theoretical and empirical findings. In the study, a holistic multiple-case design, one of the qualitative research methods, was used and the data were collected through interviews with the relevant managers of five leading companies in the Turkish Automotive Main Production Industry. In the data collection process, semi-structured interview technique was applied and repeated interviews were continued until the saturation stage. The findings from the field were evaluated together with theoretical knowledge and as a result, an AI technology management model was created. This model aims to offer a new perspective in technology management in accordance with the unique characteristics of AI