4441 research outputs found
Sort by
Yaşlı bireylerin ağrı prevalansı ve yaşam kalitesinin incelenmesi: Silopi örneği
Amaç: Bu araştırma,Silopi ilçe merkezinde ikamet eden 65 yaş üzeri bireylerin ağrı prevalansı ve ağrının yaşam kalitesi ile olan ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemi Silopi İlçe merkezinde ikamet eden ve araştırmaya gönüllü olarak katılım sağlamayı kabul eden 280 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri “Kişisel Bilgi Formu”, “Geriatrik Ağrı Ölçeği (GAÖ)” ve “DSÖ Yaşam Kalitesi Yaşlı Modülü WHOQOL-OLD Ölçeği (YKÖ)” kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel analizleri R yazılımı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışmaya katılım sağlayan 280 kişinin yaş ortalaması 69,6±0,28’dir. Bireylerin %52’si erkek, %68,6’sı evli, %69,6’sı eşi ve çocukları ile %88,6’sının ilçede yaşamakta olduğu, %54,3’ünün okuryazar olmadığı, %90,3’ünün çalışmadığı ve gelir seviyesinin düşük düzeyde olduğu, %60’ının kronik hastalıklardan kaynaklı düzenli kullandığı ilaçların bulunduğu ve %99,3’ünün orta seviyede ağrısı olduğu belirlendi. Geriatrik Ağrı Ölçeği total puan ve alt boyutları cinsiyete göre karşılaştırıldığında anlamlı fark olduğu görüldü. GAÖ toplam puanı (p=0,002), yorucu aktiviteler sırasında oluşan ağrı, diğer aktiviteler sırasında meydana gelen ağrı alt boyut puanlarının erkek bireylerde daha yüksek olduğu saptandı
Dismenoreli kadınlarda müzik eşliğinde sanal gerçeklik gözlüğüyle izletilen video ve yalnız müzik dinletisinin ağrı ve uyku kalitesi üzerine etkisi
Çalışma dismenoreli kadınlarda müzik eşliğinde sanal gerçeklik gözlüğüyle izletilen video ve yalnız müzik dinletisinin ağrı ve uyku kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırma Aralık 2022-Aralık 2023 tarihleri arası Siirt İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Baykan Devlet Hastanesi Acil, Dahiliye, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Polikliniklerinde yürütülmüştür. Çalışmada gönüllü dismenore hastaları ile (n:80 ) randomize kontrollü olarak kontrol (müzik) grubu:40, deney (sanal gerçeklik) grubu:40 olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Araştırma toplamda 77 hasta (kontrol grubu: 37, deney grubu:40) ile tamamlanmıştır. Veriler sosyodemografik özellikler, dismenore ve uyku durumu tanılama formu, Richards Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ), Vizuel Analog Skala (VAS) ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Deney grubuna menstrual siklusun ilk üç günü sanal gerçeklik gözlüğü ile müzik eşiliğnde video izletilerek hergün uygulama öncesi VAS uygulanmış, uygulama sonrası hem VAS hemde RCUÖ uygulanmıştır. Kontrol grubuna menstrual siklusun ilk üç günü sadece müzik dinletilerek hergün uygulama öncesi VAS uygulanmış, uygulama sonrası hem VAS hemde RCUÖ uygulanarak veriler toplanmıştır. Verilerin analizi Statistical Package for Social Sciences (SPSS Inc, Chi, IL) versiyon 20 programı ile çalışılmıştır. Deney ve kontrol grubunda bulunan kadınların gruplar arası karşılaştırmasında tanıtıcı özellik, VAS ve RCUÖ bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Deney grubundaki katılımcılarda VAS değeri için grup içi karşılaştırmalarında; 1. gün uygulama sonrası VAS değerinin 1. gün uygulama öncesi VAS değerine göre (p<0,01, z=-5.603), 2. gün uygulama sonrası VAS değerinin 2. gün uygulama öncesi VAS değerine göre (p<0,01, z=-5.402), 3. gün uygulama sonrası VAS değerinin 3. gün uygulama öncesi VAS değerine göre anlamlı derecede düşük olduğu görülmektedir(p<0,01, z=-5.404). Kontrol grubundaki katılımcılarda VAS değeri için grup içi karşılaştırmalarında ise; 1. gün uygulama sonrası VAS değerinin 1. gün uygulama öncesi VAS değerine göre (p<0,01, z=-5.172), 2. gün uygulama sonrası VAS değerinin 2. gün uygulama öncesi VAS değerine göre (p<0,01, z=-5.179), 3. gün uygulama sonrası VAS değerinin 3. gün uygulama öncesi VAS değerine göre anlamlı olarak düşük olduğu görülmektedir (p<0,01, z=-5.336).Deney grubunda RCUÖT için grup içi karşılaştırmalarda; 2.gün RCUÖT değerinin 1.gün RCUÖT değerine göre, 3.gün RCUÖT değerinin 1.gün RCUÖT değerine göre, 3.gün RCUÖT değerinin 2.gün RCUÖT değerine göre anlamlı derecede farklı olduğu görülmektedir ( X2 =51.986, p<0,01). Kontrol grubunda RCUÖT için grup içi karşılaştırmalarda ise; 2.gün RCUÖT değerinin 1.gün RCUÖT değerine göre, 3.gün RCUÖT değerinin 1.gün RCUÖT değerine göre, 3.gün RCUÖT değerinin 2.gün RCUÖT değerine göre anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü ( X2 =57.206, p=0.000). Sonuç olarak; Sanal gerçeklik ve müziğin non farmakolojik bir yöntem olarak dikkati başka yöne çekerek ağrı ve uyku kalitesine etkisinin olduğu, fakat grupların ağrı ve uyku kalitesi üzerine etkisi ile ilgili birbirlerine üstünlüğünün olmadığı bulundu.This study was conducted as a randomized controlled trial to examine the effects of videos watched with music through virtual reality glasses and listening to music alone on pain and sleep quality in women with dysmenorrhea. The research was conducted from December 2022 to December 2023 in the Emergency, Internal Medicine, Obstetrics and Gynecology, and Pediatrics Clinics of Baykan State Hospital affiliated with the Siirt Provincial Health Directorate. In the study, volunteer patients with dysmenorrhea (n:80) were divided into two groups in a randomized controlled manner: a control (music) group (n:40) and an experimental (virtual reality) group (n:40). The study was completed with a total of 77 participants (control group: 37, experimental group: 40). Data were collected using sociodemographic characteristics, dysmenorrhea and sleep status diagnosis form, Richards-Campbell Sleep Questionnaire (RCSQ), and Visual Analog Scale (VAS). In the experimental group, during the first three days of the menstrual cycle, the participants watched a video with music through virtual reality glasses. VAS was administered every day before the viewing, and both VAS and RCSQ were administered after the viewing. In the control group, participants listened to music only during the first three days of the menstrual cycle. VAS was administered every day before the listening session, and data were collected by applying both VAS and RCSQ after the session. The analysis of the data was conducted using the Statistical Package for the Social Sciences (SPSS Inc, Chicago, IL) version 20 software. In the intergroup comparison of women in the experimental and control groups, there is no statistically significant difference in terms of descriptive characteristics, VAS, and RCSQ (p > 0.05). In the intra-group comparisons for the VAS values of participants in the experimental group, it was observed that the VAS value after the application on the 1st day was significantly lower than the VAS value before the application on the 1st day (p < 0.01, z = -5.603), the VAS value after the application on the 2nd day was significantly lower than the VAS value before the application on the 2nd day (p < 0.01, z = -5.402), and the VAS value after the application on the 3rd day was significantly lower than the VAS value before the application on the 3rd day (p < 0.01, z = -5.404). In the intra-group comparisons for the VAS values of participants in the control group, it was observed that the VAS value after the application on the 1st day was significantly lower than the VAS value before the application on the 1st day (p < 0.01, z = -5.172), the VAS value after the application on the 2nd day was significantly lower than the VAS value before the application on the 2nd day (p < 0.01, z = -5.179), and the VAS value after the application on the 3rd day was significantly lower than the VAS value before the application on the 3rd day (p < 0.01, z = -5.336). In the intra-group comparisons for the RCSQT (Richards-Campbell Sleep Questionnaire Total) in the experimental group, it was observed that the RCSQT value on the 2nd day was significantly different from the RCSQT value on the 1st day, the RCSQT value on the 3rd day was significantly different from the RCSQT value on the 1st day, and the RCSQT value on the 3rd day was significantly different from the RCSQT value on the 2nd day (X2 = 51.986, p < 0.01). In the intra-group comparisons for the RCSQT in the control group, it was observed that the RCSQT value on the 2nd day was significantly higher than the RCSQT value on the 1st day, the RCSQT value on the 3rd day was significantly higher than the RCSQT value on the 1st day, and the RCSQT value on the 3rd day was significantly higher than the RCSQT value on the 2nd day (X2 = 57.206, p = 0.000). In conclusion, it was found that virtual reality and music, as non-pharmacological methods, have an effect on pain and sleep quality by diverting attention away from pain. However, no group was found to be superior to the others regarding their effect on pain and sleep quality. Keywords: Dysmenorrhea, Virtual Reality, Music, Pain, Sleep Qualit
A new measuring approach in assessing hamstring flexibility: Reliability, validity, and applicability of ısolated hamstring flexibility test
Objective:This study was planned to determine the reliability, validity, and applicability of the isolated hamstring flexibility test (IHFT).Design:A cohort study (diagnosis); level of evidence, 2.Setting:It was performed in the research and application laboratory.Participants:Seventy-five individuals aged 18 to 25 years, selected through simple probability random sampling, with a normal Beighton Horan and Joint Mobility Index scores, and who volunteered to participate, were included for evaluation.Interventions:On then first and third days, participants underwent muscle strength, sit-and-reach test, active knee extension test, IHFT for validity and reliability. Stretching exercises were prescribed as a home program for 31 patients with limited knee extension, and measurements were repeated at the end of the eighth week.Main outcome measures:Sit-and-reach test, active knee extension test, IHFT.Results:The test-retest reliability was high (intraclass correlation coefficient, 0.993). Our test demonstrated validity when compared in terms of flexibility gained. A significant difference was found between pre-post stretching exercise training in all 3 tests (P < 0.05).Conclusion:It was observed that the IHFT is reliable and applicable in determining hamstring flexibility. Given the absence of another test specifically measuring hamstring flexibility in isolation, its indirect validity was established through analysis with other tests using the gold standard for assessing gains in hamstring flexibility. © Copyright 2024 Wolters Kluwer Health, Inc. All rights reserved
Türkiye-Afrika ekonomik ilişkilerinin Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AFCFTA) açısından analizi
Afrika Kıtası, dünyanın en verimli topraklarına ve en ılıman iklimine sahip olmasına rağmen, 500 yıl kadar süren sömürge dönemi nedeniyle hürriyetlerle en geç tanışan ve kendi medeniyetini inşa etme şerefine en geç erişebilen ülkelere ev sahipliği yapmaktadır. Bu ülkeler, bağımsızlığını kazanan her ülkenin yaptığı gibi, kendi aralarında, kıta seviyesinde, bölgesel ve ikili olmak üzere çeşitli anlaşmalar yapmış, teşkilatlar kurmuş ve iş birlikleri geliştirmişlerdir. Bu iş birliklerinden bazıları başarılı olmuş, bazıları bekleneni vermemiş, genel olarak bu girişimlerden bütün Afrikayı ayağa kaldıracak olan bir netice elde edilememiştir. 2018 yılında imzalanan bir anlaşmayla oluşturulan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) ile Eritre hariç Kıtadaki her ülkenin birbirleri ile devamlılık arz eden ve Kıtanın kaderini etkileyecek olan ekonomik, sosyal ve politik birlikteliğin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. 2060 vizyonunda önemli bir ekonomik büyüme ve gelişme kaydetmeyi amaçlayan AfCFTA, elbette Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında tarihi, coğrafi, ekonomik ve politik bakımdan bir köprü durumunda olan Türkiye için büyük bir öneme sahiptir. Zira Türkiye'nin zamanında bir kere kaçırdığı Avrupa Birliği treninin aksine Afrika Birliği henüz kalkmamış bir tren olup, biletinin alınabilmesi için yapılması gereken şey, devamlılık arz eden kazan-kazan politikaları ile kalıcı bir barış ve ticaret ortamının tesis edilmesidir. Bu noktada, AfCFTA kapsamında bir ülke olmasa da, Türkiye'nin AfCFTA ile sıkı ticari ilişkiler geliştirebilen önemli bir aktör olması beklenmektedir Bu çalışmanın amacı, hem Afrika-Türkiye ekonomik ilişkilerinin hem de Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) sonrasında Kıtanın çeşitli uluslararası aktörler yanında Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğinin ve ne yönde seyredeceğinin incelenmesidir. Çalışma, AfCFTA öncesi ve sonrasında Türkiye-Afrika ekonomik ilişkilerini keşif türü bir araştırma yöntemiyle incelemektedir. Bu çerçevede, çalışma, toplanan online kaynaklarla yapılan analizler bir literatür taramasıyla da desteklenerek, zaman zaman da vaka analizleriyle tamamlanarak gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, ulaşılan yüzlerce çalışma içinden uygun olanlar seçilerek tez çalışması kapsamında değerlendirilmiştir. Daha sonra Türkiye-Afrika ekonomik ilişkileri analiz edilmeye çalışılmış, AfCFTA'nın iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilere olan etkisini görmek için, TradeMap veri tabanından elde edilen 2015-2020 dönemindeki toplam ihracat ve ithalat verileri, 2021-2022 dönemindeki toplam ihracat ve ithalat verileri ile karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Türkiye'nin sürüncemede bırakılan Avrupa Birliği üyeliği beklentisinin aksine, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) ile karşılıklı saygı, güven ve kazan-kazan ilkesine dayanan büyük potansiyele sahip bir ortaklık geleceğinin olup olmadığı değerlendirilmiştir. Gerçekleşmesiyle ilgili olarak taşıdığı riskler ve dezavantajlara rağmen, Türkiye'nin Afrika Kıtası ülkeleri nezdinde hala önemli bir aktör olduğunun ve olmaya devam edeceğinin altı çizilmelidir. Afrika Kıtası'nın bütün yönleriyle tanıtıldığı, günümüze kadar olan Afrika-Türkiye ilişkilerinin özetlendiği ve bütün bu beklenen gelişmeleri açıklamak üzere hazırlanan bu çalışma, hem AfCFTA'nın arka planı, geçmişteki diğer birliklerle ilgili olan gelişmeleri, hem de AfCFTA sonrasında Kıtanın çeşitli uluslararası aktörler yanında Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini incelemektedir. Bu çalışmanın literatüre olan mütevazı katkısı, AfCFTA'nın muhtemel etkilerinin TradeMap veri tabanından elde edilen gerçek verilerle yazılmış olan ilk tez çalışması olmasıdır.Afrika Kıtası, dünyanın en verimli topraklarına ve en ılıman iklimine sahip olmasına rağmen, 500 yıl kadar süren sömürge dönemi nedeniyle hürriyetlerle en geç tanışan ve kendi medeniyetini inşa etme şerefine en geç erişebilen ülkelere ev sahipliği yapmaktadır. Bu ülkeler, bağımsızlığını kazanan her ülkenin yaptığı gibi, kendi aralarında, kıta seviyesinde, bölgesel ve ikili olmak üzere çeşitli anlaşmalar yapmış, teşkilatlar kurmuş ve iş birlikleri geliştirmişlerdir. Bu iş birliklerinden bazıları başarılı olmuş, bazıları bekleneni vermemiş, genel olarak bu girişimlerden bütün Afrikayı ayağa kaldıracak olan bir netice elde edilememiştir. 2018 yılında imzalanan bir anlaşmayla oluşturulan Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) ile Eritre hariç Kıtadaki her ülkenin birbirleri ile devamlılık arz eden ve Kıtanın kaderini etkileyecek olan ekonomik, sosyal ve politik birlikteliğin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. 2060 vizyonunda önemli bir ekonomik büyüme ve gelişme kaydetmeyi amaçlayan AfCFTA, elbette Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında tarihi, coğrafi, ekonomik ve politik bakımdan bir köprü durumunda olan Türkiye için büyük bir öneme sahiptir. Zira Türkiye'nin zamanında bir kere kaçırdığı Avrupa Birliği treninin aksine Afrika Birliği henüz kalkmamış bir tren olup, biletinin alınabilmesi için yapılması gereken şey, devamlılık arz eden kazan-kazan politikaları ile kalıcı bir barış ve ticaret ortamının tesis edilmesidir. Bu noktada, AfCFTA kapsamında bir ülke olmasa da, Türkiye'nin AfCFTA ile sıkı ticari ilişkiler geliştirebilen önemli bir aktör olması beklenmektedir Bu çalışmanın amacı, hem Afrika-Türkiye ekonomik ilişkilerinin hem de Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) sonrasında Kıtanın çeşitli uluslararası aktörler yanında Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğinin ve ne yönde seyredeceğinin incelenmesidir. Çalışma, AfCFTA öncesi ve sonrasında Türkiye-Afrika ekonomik ilişkilerini keşif türü bir araştırma yöntemiyle incelemektedir. Bu çerçevede, çalışma, toplanan online kaynaklarla yapılan analizler bir literatür taramasıyla da desteklenerek, zaman zaman da vaka analizleriyle tamamlanarak gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, ulaşılan yüzlerce çalışma içinden uygun olanlar seçilerek tez çalışması kapsamında değerlendirilmiştir. Daha sonra Türkiye-Afrika ekonomik ilişkileri analiz edilmeye çalışılmış, AfCFTA'nın iki taraf arasındaki ekonomik ilişkilere olan etkisini görmek için, TradeMap veri tabanından elde edilen 2015-2020 dönemindeki toplam ihracat ve ithalat verileri, 2021-2022 dönemindeki toplam ihracat ve ithalat verileri ile karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Türkiye'nin sürüncemede bırakılan Avrupa Birliği üyeliği beklentisinin aksine, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması (AfCFTA) ile karşılıklı saygı, güven ve kazan-kazan ilkesine dayanan büyük potansiyele sahip bir ortaklık geleceğinin olup olmadığı değerlendirilmiştir. Gerçekleşmesiyle ilgili olarak taşıdığı riskler ve dezavantajlara rağmen, Türkiye'nin Afrika Kıtası ülkeleri nezdinde hala önemli bir aktör olduğunun ve olmaya devam edeceğinin altı çizilmelidir. Afrika Kıtası'nın bütün yönleriyle tanıtıldığı, günümüze kadar olan Afrika-Türkiye ilişkilerinin özetlendiği ve bütün bu beklenen gelişmeleri açıklamak üzere hazırlanan bu çalışma, hem AfCFTA'nın arka planı, geçmişteki diğer birliklerle ilgili olan gelişmeleri, hem de AfCFTA sonrasında Kıtanın çeşitli uluslararası aktörler yanında Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini incelemektedir. Bu çalışmanın literatüre olan mütevazı katkısı, AfCFTA'nın muhtemel etkilerinin TradeMap veri tabanından elde edilen gerçek verilerle yazılmış olan ilk tez çalışması olmasıdır
2002-2022 yılları arasında Türkiye'de sosyal hizmetler bağlamında sosyal politikanın değişimi: Diyarbakır örneği
Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Türkiye'de sosyal hizmet ve sosyal politika alanlarında reformlar hayata geçirilmiştir. Bu reformların özellikle yerel düzeyde hizmet kalitesini ve erişilebilirliğini ortaya koymaya yönelik sınırlı sayıda inceleme konusu olmuştur. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de 2002-2022 yılları arasında sosyal hizmetler bağlamında sosyal politikanın nasıl değiştiğini Diyarbakır İli örneği üzerinden incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, nitel araştırma yöntemleri desenlerinden durum çalışması desenine göre yürütülmüştür. Ayrıca çalışma, Yapısal İşlevselci Kuramın kavramları ile ilişkilendirilerek açıklanmıştır. Çalışmada alanında uzman 20 katılımcı ile veri toplama aracı Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu uygulanarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi Maxqda programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularında, son yılda sosyal hizmet alanında büyük bir değişim yaşandığı ve dezavantajlı gruplara yönelik yardımların arttığı, maddi desteklerin çoğaldığı, erişilebilirliğin ve hizmet çeşitliliğinin arttığı olumlu değerlendirmelerin yanı sıra, sosyal yardımların politik araç olarak kullanıldığı, adaletsiz dağıtıldığı ve üretim ekonomisinin zayıfladığı gibi olumsuz değerlendirmeler de yer almaktadır. Çalışmada kadın çalışmaları ve şiddetle mücadelede zayıflıklar, sivil toplum kuruluşlarının rolleri, sosyal politika reformlarının uluslararası gelişmelerle ilişkisi, sığınmacı politikaları ve çocuk yuvası sistemlerinin iyileştirilmesi gibi konularda ele alınmıştır. Son yirmi yılda sosyal hizmet alanında değişimler yaşandığı, bu değişimlerin sonucunda sosyal hizmet kurumlarının daha işlevsel hale getirildiği; ancak bazı alanlarda geliştirilmesi gerekenler alanların olduğu sonucuna ulaşılmış ve bu konularda öneriler geliştirilmiştir. Çalışmanın bulguları, İnsani Gelişmişlik Endeksi ile Avrupa Birliği İlerleme Raporları açısından da incelenmiştir ve Türkiye'nin sosyal politika ve hizmetler alanında AB normlarıyla daha fazla uyum sağlaması gerektiği, mevcut politika ve uygulamaların gözden geçirilerek iyileştirilmesine ihtiyaç bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.Over the past two decades, reforms have been implemented in the fields of social services and social policy in Turkey. These reforms have been the subject of a limited number of analyses to reveal the quality and accessibility of services, especially at the local level. This study aims to examine how social policy has changed in the context of social services in Turkey between 2002 and 2022 through the example of Diyarbakır Province. For this purpose, the study was conducted according to the case study design, one of the qualitative research methods. In addition, the study is explained in relation to the concepts of Structural Functionalist Theory. In the study, in-depth interviews were conducted with 20 participants who are experts in their fields by applying the data collection tool Semi-Structured Interview Form. The data were analyzed using Maxqda software. The findings of the study concluded that, in addition to the positive evaluations there has been a great change in the field of social services in the last year and that there has been an increase in aid for disadvantaged groups, an increase in financial support, and an increase in accessibility and diversity of services, there are also negative evaluations such as the use of social aids as a political tool, unfair distribution, and weakening of the production economy. Weaknesses in women's work and the fight against violence, the role of non-governmental organizations, the relationship between social policy reforms and international developments, asylum seeker policies, and the improvement of childcare systems are discussed in the study. It has been concluded that there have been changes in the field of social services in the last twenty years, that social service institutions have become more functional as a result of these changes; however, there are some areas that need to be improved in some areas and suggestions have been developed on these issues. The findings of the study were also analysed in terms of the Human Development Index and the European Union Progress Reports and it was concluded that Turkey needs to harmonise more with the EU norms in the field of social policies and services and that there is a need to review and improve existing policies and practices
Understanding the role of local authority's policies and I/NGOs in promoting sustainable livelihoods in Northwest Syria: The greater Idleb case
The interplay between local authorities and NGOs in conflict-affected areas and how they promote sustainable livelihoods is complex and varied. In Greater Idleb, NGOs drive the economic sector through service provision and capacity building, while local governance ensures sustainability and the integration of initiatives within public development frameworks. This study aimed to understand how these two actors can work together to achieve sustainable livelihoods while also exploring any other factors that can contribute to the promotion of the livelihoods of the community and ensure its sustainability. The study uses qualitative research and semi-structured interviews to gather diverse perspectives from community residents, local authorities, and humanitarian workers, adopting an exploratory approach in order to gain comprehensive insights into the study topic. While using the descriptive research approach, the case study gives unique insights into the dynamics of governance, sustainable livelihood practices, and coordination in a conflict-affected region. An intensive fieldwork phase of interviews with key stakeholders within the state and governance structures helped understand the state perspective on these initiatives and how they can be used as entry points for cooperation between NGOs and LAs. It emphasizes the importance of a well-designed legal framework, continuous evaluation of laws, and the need for local authorities to enhance their analytical, operational, and political capacities to foster economic growth, stability, and social cohesion. On the other hand, the study highlights the need for greater inclusivity and transparency in legislative processes, promoting education and learning to enable young people and workers to cope with labor market needs and improve labor skills. Specifically, there is an urgent need to strengthen community participation and balance the needs of society with development strategies and policies. To enhance the role of local authorities in fostering sustainable livelihoods, it is essential to adopt inclusive governance structures and transparent mechanisms that facilitate community participation and decision-making. Strengthening coordination mechanisms, promoting transparency, and building on successful experiences are crucial steps in ensuring that local authorities are able to effectively support sustainable livelihoods for the community. In conclusion, the analysis highlights the significance of establishing efficient collaborations among NGOs, local authorities, and various stakeholders to achieve sustainable livelihoods and enhance living conditions in Greater Idlib. The analysis highlights that local authorities are not capable of easing the livelihood of the residents without the involvement of INGOs and the community. Without the involvement of NGOs and the community, these goals may remain out of reachÇatışmalardan etkilenen bölgelerde yerel otoriteler ile STK'lar arasındaki etkileşim ve sürdürülebilir geçim kaynaklarını teşvik etmesi karmaşık ve çeşitlidir. İdlib'de, STK'lar hizmet sağlama ve kapasite oluşturma yoluyla ekonomik sektörü yönlendirirken, yerel yönetim sürdürülebilirliği ve girişimlerin kamu kalkınmasına entegrasyonunu sağlamaktadır. Bu çalışma, bu iki aktörün sürdürülebilir geçim kaynaklarını başarılı bir şekilde nasıl elde edebileceğini anlamayı amaçlamıştır, aynı zamanda topluluğun geçim kaynaklarının teşvikine ve sürdürülebilirliğine katkıda bulunabilecek diğer faktörleri de araştırmaktadır. Çalışma, kapsamlı öngörüler elde etmek için irdeleyeci bir yaklaşım benimseyerek topluluk üyeleri, yerel otoriteler ve insani yardım çalışanlarından farklı bakış açıları toplamaya yönelik nitel araştırma ve yarı yapılandırılmış görüşmeleri kullanmıştır. Tanımlayıcı araştırma yaklaşımını kullanırken, durum çalışması çatışmadan etkilenen bir bölgede yönetişim dinamikleri, sürdürülebilir geçim uygulamaları ve koordinasyonu hakkında öngörüler sunmaktadır. Devlet ve yönetişim yapıları içindeki ana paydaşlarla yapılan yoğun saha çalışması ve görüşmeler, bu girişimler hakkındaki devlet perspektifini anlamaya ve STK'lar ile yerel otoriteler arasındaki iş birliği için nasıl kullanılabileceğini anlamaya yardımcı olmaktadır. Çalışma aynı zamanda, iyi tasarlanmış bir yasal çerçevenin, yasaların sürekli değerlendirilmesinin ve yerel otoritelerin ekonomik büyüme, istikrar ve sosyal uyumu teşvik etmek için analitik, operasyonel ve siyasi kapasitelerini artırma ihtiyacının önemine eğilmektedir. Öte yandan, çalışma yasama süreçlerinde daha fazla katılımcılık ve şeffaflığın gerekliliğini vurgulamakta, gençlerin ve işçilerin işgücü piyasası ihtiyaçlarıyla başa çıkabilmeleri ve iş becerilerini geliştirmeleri için eğitimin ve öğrenmenin teşvik edilmesini savunmaktadır. Özellikle, toplum katılımını güçlendirmenin ve toplumun ihtiyaçlarını karşılama stratejileriyle ve politikalarıyla dengelemenin acil bir ihtiyaç olduğunu ileri sürmektedir. Sürdürülebilir geçim kaynaklarını teşvik etmede yerel otoritelerin rolünü geliştirmek için, toplum katılımını ve karar verme süreçlerini kolaylaştıran kapsayıcı yönetişim yapıları ve şeffaf mekanizmaların benimsenmesi büyük öneme sahiptir. Koordinasyon mekanizmalarının güçlendirilmesi, şeffaflığın teşvik edilmesi ve başarılı deneyimlere dayanması, yerel otoritelerin toplum için sürdürülebilir geçim kaynaklarını etkili bir şekilde destekleyebilmelerini sağlamak için önemli adımlardır. Sonuç olarak, analiz İdlib'de sürdürülebilir geçim kaynaklarını elde etmek ve yaşam koşullarını iyileştirmek için STK'lar, yerel otoriteler ve çeşitli paydaşlar arasında etkin iş birliklerinin kurulmasının önemini vurgulamaktadır. Analiz yerel otoritelerin, uluslararası STK'ları ve toplumun katılımı olmadan, bölge sakinlerinin geçim kaynaklarını rahatlatamayacağını belirtmektedir. STK'ları ve toplumun katılımı olmadan, bu hedeflere ulaşılamayabilecektir
Semantic similarity measure using a combination of word2vec and wordnet models
The cognitive effort required for humans to perceive similarities and relationships between words is considerable. Measuring similarity and relatedness between text components such as words, texts, or documents is challenging, and it continues to be an active area of research across various domains. The complexity of language and the diverse factors that influence similarity and relatedness make this task an ongoing research focus. Researchers are exploring diverse approaches, to improve the accuracy and effectiveness of measuring similarity and relatedness in text. The utilization of knowledge sources, such as WordNet, has been a popular approach for modeling semantic relationships between words. However, Recently, distributional semantic models, such as Word2Vec, have demonstrated their ability to effectively capture semantic information and outperform lexicon-based methods in terms of unidirectional contextual similarity outcomes. In contrast to lexicon-based approaches, which rely on structure, distributional models leverage context to capture semantics. This study proposes a novel approach that linearly combines the lexical databases WordNet and Word2Vec to measure semantic similarity, focusing on improving upon previous techniques. The proposed approach is thoroughly detailed and evaluated using popular datasets to determine its effectiveness. The experimental results indicate that the proposed approach achieves highly satisfactory results and surpasses the performance of individual methods. © 2024 Institute of Advanced Engineering and Science. All rights reserved
Alt üriner sistem semptomları olan diabetes mellitus tanılı kadınlarda aerobik egzersizin mesane fonksiyonları ve üriner sistem semptomları üzerine etkisi
Bu çalışma Alt Üriner Sistem Semptomları (AÜSS) olan Diabetes Mellitus (DM) tanılı kadınlarda Aerobik egzersizin (AE) mesane fonksiyonları ve üriner sistem semptomları üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmada 44 birey basit rastgele yöntem ile Aerobik Egzersiz (AE) (n=22) ve Kontrol Grubu (n=22) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna davranışsal tedavi modifikasyonları uygulanırken, AE grubuna davranışsal tedavi programına ek orta şiddete aerobik egzersiz eğitimi verildi. AE eğitimi haftada üç gün, günde 45 dakika süre ile 12 hafta boyunca yaptırıldı. Davranışsal tedavi protokolü ilk eğitim süresi 40 dakika, sonraki kontrol görüşmeleri dörder hafta ara ile 20 şer dakika yapılarak tamamlandı. Sosyo-demografik bilgiler için Hasta Bilgi Formu, işeme ve mesane fonksiyonları için Ürodinami değerleri, mesane duvar kalınlığı için USG değerleri, kan glukoz seviyesinin belirlenmesi için HbA1c düzeyi, işeme sıklığı için 48 saatlik mesane günlüğü, üriner sistem semptom ciddiyeti ve yaşam kalitesi için King Sağlık Anketi (KSA) ile Bristol Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları İndeksi (BKAÜSSİ) kullanıldı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirmelerde sosyo-demografik ve fiziksel özellikler (yaş, boy, ağırlık, VKİ) yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Tedavi sonrası grup içi karşılaştırmalarda kontrol grubunda ağırlık (p=0,110) ve VKİ (p=0,079) değerlerinin fark değerlerinde değişim görülmezken, AE grubunun ağırlık ve VKİ değerlerinin farklarında azalma belirlendi (p<0,001).Çalışma sonucunda Ürodinami ölçümlerinden işeme süresi, işenen hacim, sensasyon, kompliyans, maksimal mesane kapasitesi parametrelerinde, KSA; genel sağlık, sosyal limitasyon, duygu durumu, semptom şiddeti alt başlıklarında, BKAÜSSİ; depolama fonksiyonları, yaşam kalitesi ve toplam skor alt başlıklarında, işeme sıklığı ve kan glukoz seviyesinde AE grubu lehine iyileşme yönünde fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak AÜSS'si olan DM tanılı kadınlarda mesane fonksiyonları, üriner sistem semptomları ve yaşam kalitelerini iyileştirmek için kılavuzların önermiş olduğu birinci basamak tedavi olan davranışsal tedavi yaklaşımı ile birlikte AE eğitiminin, AÜSS tedavisinde kullanılan kılavuzlara ve kliniklerde uygulanan tedavi programlarına eklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.This study was conducted to investigate the effect of aerobic exercise (AE) on bladder functions and urinary system symptoms in women diagnosed with Diabetes Mellitus (DM) and suffered from Lower Urinary Tract Symptoms (LUTS). In the study, 44 individuals were divided into two groups: Aerobic Exercise (AE) (n=22) and Control Group (n=22) by simple random method. While behavioral treatment modifications were applied to the control group, submaximal aerobic exercise training was given to the AE group in addition to the behavioral treatment program. AE training was provided three days a week, 45 minutes a day, for 12 weeks. The behavioral treatment protocol was completed with an initial training period of 40 minutes, and subsequent control interviews of 20 minutes at four-week intervals. Patient Information Form for socio-demographic information, Urodynamic values for voiding and bladder functions, USG values for bladder wall thickness, HbA1c level to determine blood glucose level, 48-hour bladder diary for voiding frequency, King Health Questionnaire (KHQ) and Bristol Female Lower Urinary System Symptom Index (BFLUSSI) for urinary system symptom severity and quality of life were used. In the pre-treatment and post-treatment evaluations, the groups were found to be similar in terms of socio-demographic and physical characteristics (age, height, weight, BMI) (p>0.05). In post-treatment intra-group comparisons, while there was no change in the difference values of weight (p = 0.110) and BMI (p = 0.079) in the control group, a decrease in the differences in weight and BMI values of the AE group was determined (p< 0.001).As a result of the study, a difference was found in favor of the AE group in the parameters of voiding time, voided volume, sensation, compliance, and maximal bladder capacity from urodynamic measurements; general health, social limitation, emotional state and symptom severity subheadings of KHQ; storage functions, quality of life and total score subheadings of BFLUSSI; urination frequency and HbA1c level (p<0.05). Consequently, we believe that AE training, in addition to the behavioral treatment approach, which is the first-line treatment recommended by the guidelines, should be added to the guidelines used in the treatment of LUTS and the treatment programs applied in clinics in order to improve bladder functions, urinary system symptoms and quality of life in women diagnosed with DM with LUTS. Keywords: Lower urinary tract symptoms, bladder, diabetes, aerobic exercise, quality of lif
Annelere uygulanan sanat terapisinin çocukların yeme davranışı üzerine etkisi
Çalışma anaokulu ve okulöncesi kurumlarına devam eden çocukların annelerine uygulanan sanat terapisinin çocukların yeme davranışı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla öntest-sontest randomize kontrol gruplu deneysel desende gerçekleştirildi. Araştırma verileri Nisan 2023-Temmuz 2023 tarihleri arasında Bitlis Merkez İlçesinde bulunan okulöncesi ve anaokuluna devam eden çocukların annelerinden alındı. Veri formu, Başa Çıkma Stilleri Ölçeği, Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği, Kadın Psikolojik Güç Ölçeği, Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi, Çocuklar İçin Kısa Mizaç Ölçeği uygulanan çalışmada Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi ile çocuğunda yeme sorunu olan anneler belirlendi. Çocuğunda yeme sorunu olan annelerden 16 deney ve 17 kontrol grubu oluşturularak deney grubunda bulunan annelere 8-12 oturum arasında değişen sanat terapi uygulamaları yapıldı. Kontrol grubunda bulunan annelere herhangi bir işlem yapılmadı. Sanat terapi uygulamalarının bitiminde deney ve kontrol gruplarına sontest uygulaması yapıldı. Çalışmada Başaçıkma Stilleri Ölçeği (BÇSÖ-KF) Duyguları Dışa Vurma Alt Boyutunda birinci ölçüm ve ikinci ölçüm değerlerinde anlamlı fark bulundu. Kontrol grubunda ise ölçeğin Araçsal Sosyal Destek Arama ve Kabullenme alt boyutunda birinci ölçüm ve ikinci ölçüm değerlerinde anlamlı fark bulundu. Deney Grubunda Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği (BSATÖ) Yetersiz Dengesiz Beslenmeye İlişkin Tutumlar, Negatif Besleme Stratejileri alt boyutlarında ve BSATÖ toplamında birinci ölçüm ve ikinci ölçüm değerlerinde anlamlı fark bulundu. Kontrol grubu ikinci ölçüm değerlerinde anlamlı fark bulunmadı. Kadın Psikolojik Güç Ölçeği (KPGÖ) ve alt boyutlarında deney ve kontrol grupları arasında anlamlı fark bulunmadı. Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi (ÇYDA) Duygusal Aşırı Yeme ve Duygusal Az Yeme alt boyutlarında birinci ölçüm ve ikinci ölçüm değerlerinde anlamlı fark bulundu. Kontrol grubu ikinci ölçüm değerlerinde anlamlı fark bulunmadı. Kısa Mizaç Ölçeği Sıcakkanlılık-Utangaçlık alt boyutunda deney ve kontrol grupları arasında ikinci ölçüm değerinde anlamlı fark bulundu. Çalışma sonuçlarına göre; annelerin fiziksel ve ruhsal olarak rahatlamalarının sağlanmasında sanat terapi uygulamalarına yer verilmesi gerektiği ve sanat terapi uygulamalarının uzun dönemli planlanması sağlanması gerektiği sonucu belirlendi.Study is about the effect of art therapy applied to mothers of children attending kindergarten and pre-school institutions on the eating behavior of children. In order to determine the effect, pretest-posttest was carried out in an experimental design with a randomized control group. Research data were collected from mothers of children attending preschool and kindergarten in Bitlis Central District between April 2023 and July 2023. In the study, data form, Coping Styles Scale, Feeding Process Maternal Attitudes Scale, Women's Psychological Power Scale, Children's Eating Behavior Questionnaire, Children's Brief Temperament Scale were applied, and mothers whose children had eating problems were identified with the Children's Eating Behavior Questionnaire. 16 experimental and 17 control groups were created among mothers whose children had eating problems, and art therapy applications ranging from 8 to 12 sessions were performed to the mothers in the experimental group. No action was taken on the mothers in the control group. At the end of the art therapy applications, a posttest was applied to the experimental and control groups. In the study, a significant difference was found in the first and second measurement values in the Expressing Emotions Sub-dimension of the Coping Styles Scale (BCSS-CF). In the control group, a significant difference was found in the first and second measurement values in the Instrumental Social Support Seeking and Acceptance subscale of the scale. In the Experimental Group, a significant difference was found in the first measurement and second measurement values in the Feeding Process Maternal Attitudes Scale (BSATÖ) Attitudes Towards Inadequate Unbalanced Nutrition, Negative Feeding Strategies sub-dimensions and the BSATÖ total. There was no significant difference in the second measurement values of the control group. There was no significant difference between the experimental and control groups in the Women's Psychological Power Scale (KPRS) and its subscales. A significant difference was found in the first and second measurement values in the Emotional Overeating and Emotional Undereating subscales of the Children's Eating Behavior Questionnaire (ÇYDA). There was no significant difference in the second measurement values of the control group. A significant difference was found in the second measurement value between the experimental and control groups in the Warmth-Shyness subscale of the Brief Temperament Scale. According to the study results; It was concluded that art therapy practices should be included to ensure physical and mental relaxation of mothers and long-term planning of art therapy practices should be ensured
Hope, childhood experiences, and achievement motivation in high school students: A mixed methods study
The aim of the study is to examine the role of childhood experiences and achievement motivation in high school students' hope levels. The quantitative (N = 686, 43.9% females and 56.1% males, aged between 13 and 19; Mage = 16.02, standard deviation = 1.23) and qualitative data of the study, in which enriched design was used, were collected from high school students studying in the Southeast of Turkey. Hierarchical regression was used in the quantitative part of the study and content analysis was carried out in the qualitative part. It is seen that the results in the qualitative analysis part largely coincide with the results in the quantitative part. The results denote that high school students have high hope levels. Also, according to the results, there is a negative, low-level, and significant relationship between childhood experiences and hope, and a positive and moderately significant relationship between hope and achievement motivation. Although childhood experiences and achievement motivation significantly predict the level of hope, it is concluded that achievement motivation contributes more to the hope-related variance which is explained. The findings reveal the value of achievement motivation and childhood experiences in understanding adolescents' hope multidimensionally. © 2024 Wiley Periodicals LLC