Moment Dergi / Moment Journal (Journal of Cultural Studies, Faculty of Communication, Hacettepe University)
Not a member yet
190 research outputs found
Sort by
İzleyici Araştırmaları ve Politik İmkan Sorunu
In communication studies how the audience is conceived and analysed has significant weight. This study focuses on qualitative audience studies. First, I focus on the pioneering research within the scope of Cultural Studies and second I offer a critical analysis of the criticisms against the audience research. In the same part I also focus on the political possibilities that the audience research contains. The main argument of the study is that audience and reception studies are indispensable to understand the local dynamics and to grasp the connections between micro and macro levels. In this respect, this strand of research also offers the grounds to develop political strategies, which enables one to reinforce and spread oppositional meanings. İletişim araştırmalarında izleyicinin nasıl kavrandığı ve incelendiği konuları merkezî bir önem taşır. Bu yazı nitel izleyici araştırmalarına odaklanmaktadır. Öncelikle Kültürel Çalışmalar ekolünün öncü izleyici araştırmaları konu edilmekte, ardından izleyici araştırmalarına yönelik eleştiriler ele alınarak bu çalışmaların barındırdığı politik imkân meselesi tartışılmaktadır. Yazının temel iddiası, izleyici araştırmaları ve alımlama çalışmalarının yerel dinamikleri anlamak, mikro ve makro düzeyler arasında bağ kurmak açısından vazgeçilmez olduğudur. Bu tür araştırmalardan elde edilecek bilgi üzerine kurulmuş uzun erimli politik stratejiler sayesinde muhalif anlamları güçlendirmek ve yaygınlaştırmak da mümkündür
Müzik Üstüne Düşünceler
In this paper, i try to present and discuss some old and new questions concerning music. I start with the observation that despite its pervasiveness in almost all areas of human life, music remains an undertheorised and unpopular subject in social sciences and humanities. While i explore the reaasons for that neglect, i briefly discuss some of the answers given to the question “what is music?”. Afterwards i attempt to approach music from an ontological and metaphysical perspective. Following scholars like Bruno Latour, John Law and Friedrich Kittler, i argue that Western conceptions and preconceptions about the nature of reality are influenced by a technique of seeing invented in Renaissance painting called “linear perspective”. I conclude with some speculative and preliminary remarks on our modes of engagement with the world via hearing and music.Bu yazıda, müzik konusunda eski ve yeni bazı sorular takdim edip, onları tartışıyorum. İnsan yaşamının neredeyse her alanındaki yaygınlığına rağmen müziğin, sosyal ve beşeri bilimlerde yeterince kuramsallaştırılmayan ve az ilgi gösterilen bir konu olarak kaldığı gözleminden yola çıkıyorum. Bu ihmal edilmişliğin nedenlerini keşfederken, bir yandan da “müzik nedir?” sorusuna verilen cevaplardan bazılarını kısaca irdeliyorum. Sonrasında, müzik konusuna ontolojik ve metafizik bir açıdan yaklaşmayı deniyorum. Bruno Latour, John Law ve Friedrich Kittler gibi düşünürlerden hareketle, gerçekliğin doğasına dair Batılı düşüncelerin ve varsayımların Rönesans döneminde bulunmuş bir görme tekniği olan “çizgisel perspektiften” etkilendiğini iddia ediyorum. Yazıyı, işitme ve müzik yoluyla dünyayla ilişkilenme biçimlerimiz konusunda bazı spekülatif ve hazırlık aşamasında düşüncelerle bitiriyorum
Sokakta Kadın Olmak, Alanda ve Gezi'de, Gecede ve Gündüzde
Emek Çaylı Rahte and Nagehan Tokdoğan, Interview with three feminist activists on activism, womanhood, Gezi Resistance.Emek Çaylı Rahte ve Nagehan Tokdoğan, 3 feminist aktivistle aktivizm, kadınlık ve Gezi Direnişi üzerine mülâkat
Walter Benjamin'de Yöntem ve Flâneur
This article takes issue with Walter Benjamin’s thinking pattern and his pursuit of dialectical method. The limits of this study are determined through his relationship with other Frankfurt school members, studies on history, and especially, through the character of flâneur. Although Benjamin’s dialectical approach does not obey the classical Marxist dialectics, he actually developed the dialectical methods through a unique way. It can be thought that his adherence to the Jewish thought creates a contribution to the dialectical method rather than a problem. His arguments, based on a redemptive approach and reminiscense to the history, are articulated into a novel reading of the nineteenth century. Within the scope of this article, Benjamin’s method is discussed through the character of flâneur. Bu makalede, Walter Benjamin’in fikirleri genel hatlarıyla ele alınmış ve kullandığı diyalektik yöntem üzerinden bir çözümleme yapılmıştır. Çalışmanın sınırları, Benjamin’in diğer Frankfurt Okulu üyeleriyle olan ilişkisi, tarih çalışmaları ve özellikle flâneur karakteri üzerinden ortaya attıklarıyla belirlenmiştir. İlk bakışta, klasik Marksist diyalektik yönteme riayet etmediği düşünülse de, aslında Benjamin diyalektik yöntemi özgün bir biçimde geliştirmiştir. Onun Yahudi düşüncesine olan bağlılığı bir sorun olmaktan çok diyalektik yöntemi zenginleştiren bir katkı olarak düşünülebilir. Kefaretçi bir tarih okuması ve hatırlama üzerinden ileri sürdükleri, özgün bir on dokuzuncu yüzyıl okumasıyla birleşmiştir. Çalışmanın kapsamı dâhilinde, Benjamin’in yöntemi flâneur karakteri üzerinden daha somut bir biçimde ele alınmıştır
Haber Söyleminde Geçmişi Bugünden Kurmak: Soma Örneği
Human experiences claim limitlessness due to the temporal extension beyond the lifetime. Our extension to the past, the present, and the future is crucial for establishing meaningful connections between temporality, memory, and representation. At the same time, representation of time and construction of memory are challenged by the complexity of global time, which fails to correspond to linear causality and a positivist methodology. Considering these complications, this article focuses on two primary tasks. First, it considers different ways to conceptualize the past as a dimension of time in the context of social studies of temporality. Second, it investigates the construction of the past in news discourse in Turkey. Exposing connections between the temporality of the past and the construction of meaning in a specific socio-cultural context, our analysis attempts to connect temporality, culture, and politics.İnsan tecrübesi yaşam süresinin ötesine geçtiği ölçüde sınırsızlığa işaret eder. Geçmişe, bugüne ve geleceğe salınımımız zamansallık, bellek ve temsil arasında anlamlı bağlantılar kurabilmek açısından önemlidir. Öte yandan, lineer nedenselliğe ve pozitivist metodolojiye uygun bir şekilde işlemeyen küresel zamanın karmaşıklığı, zamanın temsilini ve belleğin kurulumunu izlemeyi zorlaştırır. Bu çalışmada, farklı zamansallıkların yarattığı karmaşanın çözümlenmesine yönelik bir adım mahiyetinde, geçmişin kurulumuna odaklanıyoruz. İlk olarak, zamansallığa toplumsal perspektiften yaklaşan analizlerde farklı geçmiş kavramsallaştırmalarını ele alıyoruz. Ardından, Türkiye’de gazete haberlerinde geçmişin kurulumunu inceliyoruz. Özgül bir sosyo-politik bağlamda geçmişin zamansallığı ve anlamın kurulumu arasındaki bağıntılara odaklanarak zamansallık, kültür ve siyaset arasındaki bağlantıyı açığa çıkarmayı amaçlıyoruz. İnsan tecrübesi yaşam süresinin ötesine geçtiği ölçüde sınırsızlığa işaret eder. Geçmişe, bugüne ve geleceğe salınımımız zamansallık, bellek ve temsil arasında anlamlı bağlantılar kurabilmek açısından önemlidir. Öte yandan, lineer nedenselliğe ve pozitivist metodolojiye uygun bir şekilde işlemeyen küresel zamanın karmaşıklığı, zamanın temsilini ve belleğin kurulumunu izlemeyi zorlaştırır. Bu çalışmada, farklı zamansallıkların yarattığı karmaşanın çözümlenmesine yönelik bir adım mahiyetinde, geçmişin kurulumuna odaklanıyoruz. İlk olarak, zamansallığa toplumsal perspektiften yaklaşan analizlerde farklı geçmiş kavramsallaştırmalarını ele alıyoruz. Ardından, Türkiye’de gazete haberlerinde geçmişin kurulumunu inceliyoruz. Özgül bir sosyo-politik bağlamda geçmişin zamansallığı ve anlamın kurulumu arasındaki bağıntılara odaklanarak zamansallık, kültür ve siyaset arasındaki bağlantıyı açığa çıkarmayı amaçlıyoruz.
#yaşarken yazılan tarih üzerine
Review of Göncü, G. (der.) (2013). Gezi Direnişi ve Halk Hareketlerinin Geçmişi # yaşarken yazılan tarih. İstanbul: Metis.Burcu Canar, Kitap Eleştirisi: Göncü, G. (der.) (2013). Gezi Direnişi ve Halk Hareketlerinin Geçmişi # yaşarken yazılan tarih. İstanbul: Metis
Kadın Tarihinde İlişkiler ve Kişiler: Feminist Tarihçi Leonore Davidoff'dan Kardeş İlişkileri Üzerine Ustaca Bir Yapıt
Orada ve Burada: İki Göçmen Türk Kadından Dijital Hikâyeyle Avustralya'daki Kırk Yılı Hatırlamak
In this article I focus on two digital stories that were created in a digital storytelling workshop that I ran in the scope of my research project “Here and There: The Everyday life Narratives of Migrant Women From Turkey Living in Melbourne”, funded by Hacettepe University Scientific Research Fund, organized in cooperation with Monash University Women’s Studies and Gender Research Centre and Moreland Turkish Association. I follow the traces of the everyday life issue in the digital stories of İlmiye and Remziye who have arrived to Australia from Turkey as guest workers between 1968-1982.Bu yazıda, 2014 yılının Temmuz - Eylül ayları arasında Avustralya’nın Melbourne kentinde, Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Birimi’nin proje desteğini alarak gittiğim Avustralya’da Monash Üniversitesi Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Merkezi ve Moreland Türk Derneği işbirliğiyle gerçekleştirdiğim “Orada ve Burada: Melbourne’de Yaşayan Türkiye’den Göç Etmiş Kadınların Gündelik Hayat Anlatıları” projesi kapsamındaki üç dijital hikâye anlatımı atölyesinin ilkinden seçtiğim iki dijital hikâyeye odaklanıyorum. Türkiye’den Avustralya’ya 1968-1982 yılları arasında yapılan iki göç dalgasında misafir işçi olarak gelen dört kadın katılımcıyla Melbourne, Coburg’de gerçekleştirdiğim ilk dijital hikâye anlatımı atölyesinde göç edilen döneme dair hatırlananların izinde Avustralya’da kurulan yeni yaşamın gündelik meselelerini, İlmiye ve Remziye’nin hikâyesinde takip etmeye çalışıyorum
Türkiye’de El Değmiş Çeviriler: Çeviriye Feminist Bir Yaklaşım
The interaction between gender and translation can be the influence of cultural studies on many different disciplines and particularly the cultural turn experienced in translation studies in addition to the increasing awareness on the interdisciplinary nature of the field. This article defines the concept of feminist translation, which can be briefly defined as using the language as a tool in order to translate texts through criticizing the patriarchal language, with particular reference to feminist translation practices in Turkey. Particularly, two feminist texts written in English, SCUM Manifesto by Valerie Solanas and Virgin: The Untouched History by Hanne Blank, and their feminist translations into Turkish: Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu by Ayşe Düzkan and Bekaretin El Değmemiş Tarihi by Emek Ergün are discussed. The translation strategies preferred by these translators and the use of paratexts overlap the feminist translation strategies which have been introduced by translation scholar Von Flotow. Feminist translators in this context have “womanhandled” the texts and made a contribution to both the contemporary feminist translation theory and practice and feminist movement in Turkey.Toplumsal cinsiyetin çeviribilimin bir parçası sayılması, çeviribilimin bilimlerarası doğasının önem kazanmasıyla kültürel araştırmaların disiplin üzerinde hissedilen etkisi ve bunun bir sonucu olarak çeviribilimde yaşanan paradigma değişikliğiyle (cultural turn) başlamış ve eleştirel çeviribilim çalışmalarıyla hız kazanmıştır. Bu makalede Türkiye’deki feminist çeviri örnekleri, özellikle iki feminist eserin çevirileri üzerinden tartışılarak (ataerkil dili eleştirmek için dili bir araç olarak kullanarak metinlerin çevrilmesi anlamına gelen) feminist çeviri kavramı ele alınacaktır. Bu bağlamda Valerie Solanas tarafından yazılan SCUM Manifesto ve Türkçe’ye Ayşe Düzkan tarafından yapılan çevirisi Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu ile Hanne Blank tarafından yazılan Virgin: The Untouched History ve bu eserin Emek Ergün tarafından yapılan Türkçe çevirisi Bekâretin El Değmemiş Tarihi karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Bu çevirmenlerce tercih edilen çeviri stratejilerinin ve kullanılan yanmetinlerin Luise von Flotow’un ortaya koyduğu feminist çeviri stratejileriyle uyumlu olduğu düşünülmektedir. “Kadın eli değen” bu çevirilerin hem Türkiye’deki feminist çeviri kuram ve pratiğine hem de feminist harekete katkıda bulunduğu düşünülmektedir