İbn Haldun Çalışmaları Dergisi (E-Journal)
Not a member yet
100 research outputs found
Sort by
Between Ibn Khaldun and Ibn Tamiyya: Islamic Socio-Political Ideal and Dynastic Autocracy (Reflections on the Tide of “Arab Spring”)
Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Orta Avrasya’nın göçebe ve yerleşik toplumları arasındaki ortak yaşam fenomenini çalışan tarihçi ve antropologlar tarafından toplanan kapsamlı materyal, İbn Haldun’un teorisi ile mukayese edildiğinde bir kişi, İbn Haldun’un içinde yaşadığı ve çok iyi bildiği, belirli bir toplumun genelleştirilmiş teorik modelini oluşturduğunu iddia edebilir. Neyse ki İslam kültürü bize, klasik Müslüman tarih yazıcılığı, yani Abdurrahman İbn Haldun’un (1332-1406) teorisine dayalı olarak geliştirilen geleneksel Müslüman toplumun gerçek sosyal teorisinin bir örneğini sunar.Comparing Ibn Khaldun’s theory with extensive material accumulated by historians and anthropologists who studied the phenomenon of symbiosis between nomadic and sedentary societies of the Middle East, North Africa and Central Eurasia, one may argue that in fact, Ibn Khaldun has created a generalized theoretical model of the particular society in which he lived and which he knew very well. Fortunately, Islamic culture provides us an example of authentic social theory of traditional Muslim society, developed on the base of classical Muslim historiography, i.e. the theory of ‘Abd al-Rahman Ibn Khaldun (1332 – 1406)
The Arab Spring: Remembering Ibn Khaldun’s Notion of “Asabiyah”
İbn Haldun’un eserleri ve şu anki dünya ile alakası ele alındığında, “Asabiyet” kavramı içinde bulunduğumuz durumu analiz etmede önemli bir teori olarak karşımıza çıkar. “Asabiyet” ya da sosyal uyum kavramı İbn Haldun\u27un eserlerindeki en önemli fikirlerden biri ve toplumun İbn Halduncu perspektiften anlaşılabileceği en önemli fikirlerden biridir. Dahası, İbn Haldun için “Asabiyet” iyi organize olmuş bir toplumun ilk prensibidir ve ortak bir dil, gelenekler, ortak yaşam biçimleri ve amaçları aracılığıyla toplumu bir araya getiren umdedir. Böylece, İbn Haldun açısından, herhangi bir toplumun bütünlüğü onun “Asabiyet” seviyesi ile birleşik ve bağlantılıdır. Bu nedenle bu makale, İbn Haldun\u27un “Asabiyet” kavramını kullanarak Arap Baharı\u27nın arkasındaki gerçek nedenleri ele almaya çalışmaktadır. Daha da önemlisi, İbn Haldun\u27un teorisinin Arap ve Müslüman dünyasındaki ve hatta ötesindeki mevcut durum üzerinde hala geçerli olduğu gerçeğini ortaya koymaya çalışmaktadır.When one looks at Ibn Khaldun’s works and its relevance to the world we inhabit, his notion of ‘Asabiyah’ must be taken as a very significant theory that can be used to analyze our current situations. The notion of ‘Asabiyah’ or social cohesion is one of the paramount ideas in the works of Ibn Khaldun and the pivotal one through which the society can be understood from Khaldunian perspective. Furthermore, for Ibn Khaldun, ‘Asabiyah’ is the first principle for a well organized society and it is what unites the society together through a common language, customs and common ways of life and purposes. Thus, and from Ibn Khaldun prism, the integrity of any society is fused and connected with the level of its ‘Asabiyah’. Hence, this paper tries to investigate the real causes behind the Arab Spring using Ibn Khaldun’s notion of ‘Asabiyah’. More significantly, it endeavors to divulge the fact that Ibn Khaldun’s theory is still applicable on our current situations in the Arab and Muslim world and even beyond
Eleştirel Kozmopolit Bir Düşünür Olarak İbn Haldun
Cosmopolitism is neither a personal life style, nor a universal understanding on ethics, nor a global political institution. It is rather a "cosmo-polis" world-view. What we mean by "cosmo- polis" is a universal “gemainschaft” of citizens. Up to now, Ibn Khaldun’s real value as a doctrinaire of ciritical cosmopolitics hasnot been put forward. The distinctive feature of Ibn Khaldun’s cosmopolitan view is his effort to determine the interference points between the urbanized elits of Egypt, Maghreb, and Andalusia, which were competing with each other. More precisely, the most essential difference of Ibn Khaldun and his generation’s cosmopotical elits was their harmony with literature. Ibn Khaldun invented terms such as “asabiyyah” “umran” and “badawiya” on various layers of meaning. Additionally, he assigns a central role to religion and religious norms, values, and institutions in the cosmopolitan vision of humankind.Kozmopolitizm, şahsî bir hayat tarzı yahut cihanşümul bir ahlâk anlayışı yahut küresel bir siyasî müessese değildir. O, "cosmo-polis" bir dünya görüşüdür, "cosmo- polis"ten kasıt ise vatandaşların evrensel topluluğudur. Şimdiye kadar, eleştirel kozmopolitliğin teorisyeni olarak İbn Haldun\u27un değeri ortaya koyulmamıştır. İbn Haldun\u27un kozmopolit görüşündeki ayırıcı unsur, belirleyici fark onun Mısır, Mağrib ve Endülüs gibi farklı ve çoğunlukla rekabet hâlinde şehirli şeçkin düzeninin kesişme noktalarını bulmak için gösterdiği çabadır. Aslında İbn Haldun\u27u ve onun neslinin kozmopolit seçkinlerinin en büyük farkı onların "edebiyat" ile olan uyumlarıydı. İbn Haldun asabiyet, ümran ve bedeviye gibi yeni ıstılahları farklı anlam katmanları ile icat etmiştir. İbn Haldun, dini, dinî norm ve değerleri, müesseseleri insanlığın kozmopolit vizyonunda merkezî bir noktada görmektedir
İbn Haldun ve Matematik İlimlerden Bir İlim Olarak Mûsikî
In his book Mukaddima, Ibn Haldun (1332-1406) considers music as a science amongst the other rational (philosophical) sciences. According to Ibn Haldun, there are seven rational (philosophical) sciences and logic (Mantık) is first amongst them. Then follow the sciences of arithmetic, geometry, cosmography of mathematical sciences and music, natural sciences and theology. Ibn Haldun recognizes the science of music as one which determines the correlation of sounds to tunes in terms of numbers and investigates measurement methods. Its benefit is to teach the necessary range of singing tunes. Ibn Haldun is a significant Muslim scholar who studied music from all aspects. In Ibn Haldun’s 14th and 15th century work on music theory, one can access to important philosophical and practical information about music. The fact that he includes music under the categories of wisdom and philosophy is indicative of the position of music among early Muslim thinkers.İbn Haldun (1332-1406) Mukaddime adlı eserinde mûsikîyi aklî (felsefî) ilimlerden bir ilim olarak zikretmektedir. İbn Haldun’a göre aklî (felsefî) ilimler 7 tanedir. Bu ilimlerin başında “Mantık” ilmi gelmektedir. Daha sonra ise sırasıyla ta’limî (riyâzî) ilimlerden aritmetik, geometri, kozmografya, bundan sonra da mûsikî, tabiiyyat ve ilâhiyyat ilimleri gelmektedir. İbn Haldun mûsikî ilmini, seslerin ve nağmelerin birbirlerine olan oranları ve bu oranları sayı itibariyle tâyin eden ve ölçme usullerini inceleyen bir ilim olarak kabul etmektedir. Faydası ise, şarkı söylerken riâyet edilmesi gereken teganni nağmelerini öğretmektir. İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde mûsikîyi bütün zâviyelerden ele alarak incelemiş önemli bir İslâm düşünürüdür. Onun eserinde mûsikîye dâir hem icrâ ve hem de nazarî açıdan önemli bilgiler bulabilmekteyiz. Özellikle ilerleyen bölümlerde mûsikîyi hikmet ve felsefe ilimleri kategorisine dâhil etmesi, onun kadîm İslâm düşünürlerinin mûsikî hakkındaki düşüncelerine yaklaştığını göstermektedir. Bu da bizlere İslâm düşünce ve medeniyetinin mûsikî düşünce ve yorumlarının genel olarak hikmet ve felsefe temelli olduğunu öğretmektedir. Bu yaklaşımlarıyla İbn Haldun ondördüncü yüzyılın sonları ve onbeşinci yüzyılın başlarındaki mûsikî düşüncesini yansıtmaktadır
Vergi Oranı ve Belirleyicileri: İbn Haldun’dan Bir Görüş
Tax is an alternative method for a country to obtain revenue for spending. But the issue arises when there are differences of opinion on the tax rate. Economists argue that to obtain higher tax revenue, it is necessary to lower the tax rate. In this paper, an analysis of tax rates is conducted by looking at the findings of Ibn Khaldun in his book Muqaddimah. This study also examines other hypotheses related to taxation. The findings show that the optimal rate of taxation can be determined.Vergi, bir ülkenin harcama için gelir elde etmesini sağlayan alternatif bir yöntemdir. Ancak sorun, vergi oranı konusunda görüş ayrılıkları olduğunda ortaya çıkmaktadır. Ekonomistler, daha yüksek vergi geliri elde etmek için vergi oranını düşürmek gerektiğini savunurlar. Bu makalede, İbn Haldun\u27un Mukaddime kitabındaki bulgularına bakarak vergi oranları analizi yapılmıştır. Bu çalışma aynı zamanda vergilendirmeyle ilgili diğer hipotezleri de incelemektedir. Bulgular ideal vergilendirme oranının belirlenebileceğini göstermektedir
Tax Rate and its Determinants: An Opinion from Ibn Khaldun
Vergi, bir ülkenin harcama için gelir elde etmesini sağlayan alternatif bir yöntemdir. Ancak sorun, vergi oranı konusunda görüş ayrılıkları olduğunda ortaya çıkmaktadır. Ekonomistler, daha yüksek vergi geliri elde etmek için vergi oranını düşürmek gerektiğini savunurlar. Bu makalede, İbn Haldun\u27un Mukaddime kitabındaki bulgularına bakarak vergi oranları analizi yapılmıştır. Bu çalışma aynı zamanda vergilendirmeyle ilgili diğer hipotezleri de incelemektedir. Bulgular ideal vergilendirme oranının belirlenebileceğini göstermektedir.Tax is an alternative method for a country to obtain revenue for spending. But the issue arises when there are differences of opinion on the tax rate. Economists argue that to obtain higher tax revenue, it is necessary to lower the tax rate. In this paper, an analysis of tax rates is conducted by looking at the findings of Ibn Khaldun in his book Muqaddimah. This study also examines other hypotheses related to taxation. The findings show that the optimal rate of taxation can be determined
İbn Haldun’un Mukaddime\u27sinden Pazar Bölümlendirme Stratejilerine Bakış
The concept of market segmentation strategies was firstly used by Wendell R. Smith (1956) in marketing literature. However, if we look carefully at the work of Ibn Khaldun, it is possible to see these strategies already in his Muqaddimah. Ibn Khaldun discussed these strategies nearly 650 years ago but because he didn’t conceptualize them, his analysis has not been given an adequate attention. The purpose of this study about market segmentation strategies is to present marketing literature and compare it to the Muqaddimah of Ibn Khaldun. For implementing this purpose, in the first section market segmentation strategies which are mentioned in marketing literature are determined and some of them are explained in detail. In the second section statements about market segmentation strategies are included from Muqaddimah of Ibn Khaldun and in the third section a comparison is done followed by a conclusion.In his work Ibn Khaldun argues that the world can be segmented into two main parts, the north and the south. The northern part of the world is further segmented into seven climate areas. He indicates that for example people who live in the first, second, sixth and seventh areas have different requirements as those people from the third, fourth and fifth areas. He argues for the first group “Their houses are from mud and bamboo. They acquire their nutrients, millet and grass. Their clothes are from tree leaves or pelt.” For the second group, he also argues that “People of these areas are richer than the first group because of the climate condition. Their houses are from stone and their clothes, foods are more sufficient than the first group”. These terms show clearly that people who live in different areas have different requirements because of the climate conditions. This situation explains marketing literature as geographic segmentation. At the end of this study a conclusion is made that geographic segmentation, psychographic segmentation, geo-demographic and socio-economic segmentation strategies were already found in the Muqaddimah of Ibn Khaldun.Pazarlama literatüründe pazar bölümlendirme stratejileri kavramı ilk olarak Wendell R. Smith (1956) tarafından kullanılmıştır. Aslında dikkatli bakıldığında İbn Haldun’un eserinde bu stratejileri görmek mümkündür. İbn Haldun yaklaşık 650 yıl önce bu stratejileri ifade etmiş ancak kavramsallaştırmadığından dolayı bu durum hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Bu çalışmanın amacı pazarlama literatüründe geçen pazar bölümlendirme stratejilerinin aslında yıllar önce İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde geçtiğini ortaya koymak ve eserin hak ettiği ilgiyi görmesine katkı sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak için ilk bölümde pazarlama literatüründeki pazar bölümlendirme stratejileri belirlenmiş ve bunların bir kısmı açıklanmış, ikinci bölümde İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde pazar bölümlendirme stratejilerine ilişkin ifadelere yer verilmiş, üçüncü bölümde bir karşılaştırma yapılmış ve sonuca ulaşılmıştır.İbn Haldun eserinde dünyayı kuzey ve güney olmak üzere iki ana parçaya ayırmış daha sonra kuzey kısmı yedi iklim bölgesine göre bölümlemiştir. Buna göre İbn Haldun birinci, ikinci, altıncı ve yedinci bölgede yaşayanların üçüncü, dördüncü ve beşinci bölgelerden farklı gereksinimlerinin olduğunu ifade etmiştir. İbn Haldun birinci grup için “Yapıları çamurdan ve kamıştandır bunların. Besinlerini, yiyeceklerini darıdan ve ottan edinirler. Giysileri ağaç yapraklarından ya da işlenmemiş deridendir.” ve ikinci grup için “Söz konusu bölgelerin halkı, daha eksiksizdirler. İçinde bulundukları hava normal olduğu için. Bu nedenle, son derece normal bulursun onları. Konutlarında, giyim-kuşamlarında, yiyecek ve içeceklerinde, iş-uğraş ve sanatlarında daha yeterli bulursun.” ifadelerini kullanmıştır. Bu ifadeler farklı bölgelerde yaşayanların iklim koşullarından dolayı farklı gereksinimlerinin olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu durum pazarlama literatüründe Coğrafi Bölümlendirme olarak ifade edilmektedir. Çalışma sonucunda coğrafi bölümlendirme, psikografik bölümlendirme, coğrafi-demografik bölümlendirme ve sosyo-ekonomik bölümlendirme stratejilerinin İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde geçtiği ortaya çıkmıştır
Abdullah Şerit\u27in Perspektifinden İbn Haldun\u27un Siyaset Düşüncesinin Önemi ve Eleştirisi
The thought of Ibn Khaldun’s thought continues to generate highly intellectual debate in the Arab and Western world. His thought on the state and the foundations of government, as well as the factors inherent within their rise and collapse are highly reflective of some of the contemporary and future tracks of Arab society. Ibn Khaldun was greatly intrigued and interested in internal factors as being the most decisive reasons of decline, while nonetheless acknowledging the impact of foreign invasions and externalities on the decline of states. He holds however that foreign invasion is only effective to the degree of disintegration reached by society, or alternatively where it is difficult for the sense of ‘Asabiyyah to unite existing social and political powers, or consequently fails to awaken those forces in the face of external aggression. The critical evaluation of the contemporary socio-politico-cultural context of Arab societies in accordance with Abdallah Sharīṭ’s probes show little change since Ibn Khaldun’s times, and are no different from what is found in his own diagnosis within the Muqaddimah. Arab societies are still based on Asabiyyah, and the struggle for political authority continues to be their governing pattern. Though they made inroads towards nationalism; their failure sharply revived the aforementioned Asabiyyah. explains and highlights the relevance and credibility of concepts raised earlier by Ibn Khaldun. Sharīṭ is of firm belief that the insight offered by Ibn Khaldun can meet the dire needs of present-day Arab states. Within this context, Sharīṭ finds that the ideas of Ibn Khaldun have become critically relevant to the existing conflict.This inquiry seeks to explore the manifestations of and implications of Ibn Khaldun’s relevance to the present-day according to Sharīṭ, especially regarding the pertinence of his political thought. This study also assesses the relevance of Ibn Khaldun’s political thought in light of contemporary socio-political changes taking place in Arab countries. This study intends to derive relevant lessons pertinent to our times; precisely on what Sharīṭ attempted to do in his study of Ibn Khaldun, specifically seeking to emphasize Ibn Khaldun’s relevance to the interpretation and understanding of contemporary Arab conditions.İbn Haldun’un düşünceleri hem Arap dünyasında, hem de Batı’da fikri tartışmalar yaratmaya devam etmektedir. İbn Haldun’un devlet kavramı, yönetimin temelleri, devletin yükselmesinin ve çöküşünün dâhili nedenleri hakkındaki görüşleri, Arap toplumunun bugünkü ve gelecekteki emarelerini ziyadesiyle taşımaktadır. İbn Haldun devletin gerilemesinin kesin sebebi olarak daha çok iç amillerle alâkadar olmuştur. Bununla birlikte, devletin zayıflamasında yabancı istilaların ve harici faktörlerin etkisini de kabul etmektedir. Öte yandan, İbn Haldun dış taarruzların ancak toplumdaki parçalanma belli bir seviyeye ulaştıktan sonra etkili olduğuna inanmaktadır. Başka bir deyişle, asabiyet anlayışının sosyal ve siyasi güçleri bir araya getirmekte zorlandığı veya harici saldırılara karşı bu güçleri harekete geçiremediği durumlarda harici saldırılar devletin zayıflamasında müessirdirler. Abdullah Şerit’e göre, günümüz Arap toplumunun sosyal, siyasi ve kültürel bakımdan eleştirel değerlendirmesi; İbn Haldun’un devrinden bu yana değişen çok bir şey olmadığını ve Mukaddime’de yaptığı teşhislerin günümüzde de geçerli olduğunu göstermektedir. Asabiyet halen Arap toplumlarının temelidir ve siyasi otorite uğruna mücadele hâkim davranış kalıbıdır. Arap toplumları milliyetçiliğe yönelmişlerdir ancak bu alanda başarısız olmaları keskin bir şekilde asabiyeti yeniden diriltmişti. Bu durum, daha evvel İbn Haldun tarafından öne sürülen kavramların ne kadar önemli ve kayda değer olduğunu açıklamaktadır. Şerit, İbn Haldun’un ortaya koyduğu anlayışın bugünkü Arap devletlerinin ihtiyaçlarına cevap verebilir nitelikte olduğuna inanmaktadır. Ayrıca günümüz çatışmaları açısından İbn Haldun’un fikirlerinin hayati bir önem kazandığını düşünmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Şerit’e göre İbn Haldun’un bilhassa siyaset düşüncesinin günümüze uygun olduğunun göstergelerinin ve emarelerinin ortaya çıkarılmasıdır. Ayrıca bu çalışma Arap ülkelerindeki güncel sosyo-politik değişimlerin ışığında İbn Haldun’un siyaset düşüncesinin uygulanabilirliğini değerlendirmektedir. Şerit yaptığı çalışmalarla Arap toplumunun bugünkü şartlarının yorumlanmasında ve anlaşılmasında İbn Haldun’nun görüşlerinden yararlanılabileceğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, bu makale günümüz ile ilgili dersler çıkarmayı hedeflemektedir
Türk Dünyasında Kimlik Arayışları ve İbn Haldun
Ibn Haldun, who made the ethic, economy and philosophy the topic of philosophy, is not a classical philosopher. Ibn Haldun’s ideas has been very effective in the tradition of Turk and Islamic philosophy. This study examined socio-economic transformation of Turkic world with the emphasis in social and cultural dimensions. The internal and external social dynamics are discussed for the transformation process in light of Ibn Haldun’s ideas.Siyaseti, ahlâkı ve ekonomiyi felsefesinin konusu yapan İbn Haldun klasik anlamda bir filozof değildir. İbn Haldun\u27un fikirleri Türk ve İslâm felsefe geleneğinde etkili olmuştur. Bu çalışmada, Türk dünyasındaki sosyoekonomik dönüşüm süreci sosyal ve kültürel boyutları ile incelenmiştir. Bu sürecin iç ve dış toplumsal dinamiklerden kaynaklanan temel sorunları, İbn Haldun\u27un görüşleri doğrultusunda tartışılmaktadır
The Arab Spring Through the Lenses of Ibn Khaldun
“Arap devleti” de İbn Haldun’un betimlediği gibi devlet hayat döngüsünün beş aşamasından geçmiştir. Ayrıca birçok dönüşüme de tanık olmuştur. Bu bağlamda siyasi ve toplumsal dönüşümleri ve birbirleriyle olan etkileşimleri nasıl analiz edebiliriz? Şu zamana kadar bildiğimiz kadarıyla “Arap devletinin” çöküşü ile “yeni” olanın yükselişi arasında kalan bu mevcut özel aşamayı İbn Haldun’un teorisi ışığında nasıl anlayabiliriz? Bu yeni aşama, Arap Baharı sonrasında daha aşikâr bir hal almış olan etnik çatışmalarla nitelendirilmektedir. Despotizm ve şiddetten kurtulmak için olası çıkış yolları nelerdir? Bu makalede bu sorulara İbn Haldun’un mevcut olaylar ve Arap dünyası bağlamına ilişkin teorik çerçevesi uygulanarak cevap verme çabası bulunmaktadır.The “Arab state” has also gone through phases, the five stages of the state life cycle as described by Ibn Khaldun, and it has also known many transformations. How can we analyze these political and social transformations and how are they interacting with each other from a Khaldunian perspective? How can we understand this current particular phase between the fall of the “Arab state”, as we’ve known it until now, and the rise of a “new” one in the light of Ibn Khaldun’s theory? A new phase characterized by ethnic conflicts that have taken a more apparent and obvious form in the aftermath of the Arab Spring. What are possible avenues to get rid of despotism and violence? The present paper is an attempt to answer these questions applying Ibn Khaldun’s theoretical framework to the current events and context of the Arab world