Afyon Kocatepe University

Afyon Kocatepe Üniversitesi Açık Erişim Sistemi
Not a member yet
    26509 research outputs found

    Borderline kişilik özellikleri ile üstbiliş ve sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

    No full text
    The current study examined the relationship between borderline personality features, metacognition, state, and trait anxiety. The volunteers (N=442) were administered the Metacognition Questionnaire (MCQ-30), Borderline Personality Questionnaire (BPQ), Socio-demographic Data Form, and finally State-Trait Anxiety Inventory (STAI). The SPSS 25.0 program was preferred in the analysis of the research data. TAI (r=.645, p0.01) and the SAI (r=.551, p0.01) showed a substantial and positive connection with the BPQ. The Metacognition Questionnaire and the Borderline Personality Questionnaire were determined to have a significant correlation (r=.326, p<0.01). TAI (r=.472, p<0.01) and SAI (r=.356, p<0.01) both showed a substantial and positive connection with the Metacognition Questionnaire. It has been suggested that borderline personality features may cause anxiety in the person, the person may use dysfunctional metacognitions to cope with the current anxiety, and the maladaptive metacognitions used may be effective in the continuation of anxiety and borderline personality features. In light of these results, it is thought that it would be useful to add therapeutic interventions on behalf of their dysfunctional metacognitions and complementary training and techniques to the therapy processes to help people with borderline personality features gain awareness and to regulate their frequently experienced negative emotions such as anxiety.Bu çalışmanın amacı borderline kişilik özellikleri, üstbiliş, durumluk ve sürekli kaygı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Katılımcılara (N=442) Üstbiliş Ölçeği (ÜBÖ-30), Borderline Kişilik Ölçeği (BKÖ), Sosyodemografik Bilgi Ölçeği ve son olarak Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği (DSKÖ) uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Sürekli Kaygı Ölçeği (r=.645, p0.01) ve Durumluk Kaygı Ölçeğinin (r=.551, p0.01) her ikisi de Borderline Kişilik Ölçeği ile önemli ve pozitif bir ilişki göstermiştir. Üstbiliş Ölçeği ile Borderline Kişilik Ölçeği arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r=.326, p<0.01). Sürekli Kaygı Ölçeği (r=.472, p<0.01) ve Durumluk Kaygı Ölçeğinin (r=.356, p<0.01) her ikisinin de Üstbiliş Ölçeği ile anlamlı ve pozitif bir ilişkiye sahip olduğu saptanmıştır. Borderline kişilik özelliklerinin kişide kaygıya neden olabileceği, kişinin mevcut kaygıyla baş etmek için işlevsel olmayan üstbilişler kullanabileceği ve kullanılan uyumsuz üstbilişlerin kaygı ve borderline kişilik özelliklerinin süreğen hale gelmesinde etkili olabileceği öne sürülmüştür. Bu sonuçlar ışığında, borderline kişilik özellikleri gösteren kişilerin terapilerine işlevsel olmayan üstbilişleri adına farkındalık kazanımını sağlayacak müdahelelerin, kaygı gibi sık deneyimledikleri olumsuz duygularını düzenlemeye yönelik tamamlayıcı eğitim ve tekniklerin eklenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir

    The narrative uses of visual effects in films: Everything everywhere all at once (2022)

    Full text link
    Sinemada görsel efekt kullanımı, aksiyondan maceraya pek çok film türünün gelişimini ve yükselişini desteklemektedir. Özellikle günümüz sinemasında çarpıcı ve güçlü etkiler yaratmak için görsel efektlerden geniş ölçüde yararlanılmaktadır. Görsel efektler, görsel cezbediciliği var etmelerinin yanında anlam ve anlatımı yoğunlaştırmak, tematik bir etki katmak, metaforik bir anlatımı desteklemek, hikayenin vuruculuğunu görsel açıdan yoğunlaştırmak gibi işlevler kazanarak teknik unsurlar olmanın ötesine geçip hikaye anlatımının ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Bu açıdan çalışma, Her şey Her yerde Aynı Anda (Everything Everywhere All at Once, Dan Kwan-Daniel Scheinert, 2022) filmi örneğinde görsel efektlerin bir filmin görselliği yanında anlatı yapısını nasıl etkilediğini değerlendirme hedefindedir. Çok katmanlı bir görsel efekt paletini hikaye anlatımını güçlendirici bir biçimde kullanması filmi inceleme konusu etmedeki başat unsurdur. McClean’ın (2007, s. 73) görsel efektlerin anlatıyı ve üslubu güçlendiren kullanımına yönelik tespit ettiği Belgesel, Görünmez, Kesintisiz, Abartılı, Fantastik, Sürrealist kategorilerinden yararlanılarak örnek film üzerinden görsel efektlerin hikaye anlatımını güçlendirici etkisi ortaya çıkarılacaktır.The use of visual effects in cinema supports the development and rise of many film genres. Especially in today’s cinema, visual effects are used extensively to create striking and powerful effects. Besides creating visual appeal, visual effects become an integral part of storytelling beyond being technical elements by gaining functions such as intensifying meaning and narrative, adding a thematic effect, supporting a metaphorical narrative, and visually intensifying the strikingness of the story. In this respect, the study aims to evaluate how visual effects affect the narrative structure of a film as well as its visuality in the example of Everything Everywhere All at Once (2022). Its use of a multi-layered palette of visual effects in an empowering way of storytelling is the dominant factor in reviewing the film. Using the categories of Documentary, Invisible, Seamless, Exaggerated, Fantastical, and Surrealist determined by McClean (2007, p. 73), the effect of visual effects on storytelling will be revealed

    Tax policies for the solution of environmental problems: a comparative analysis between Turkey and the European union

    No full text
    Sanayileşme sürecinde yaşanan hızlı üretim ve tüketim artışı ile doğal kaynakların bilinçsiz kullanımı küresel ölçekte ciddi çevre kirliliği sorunlarına yol açmıştır. Çevre kirliliğinin dışsal maliyetleri, yalnızca ekonomik boyutlarla sınırlı kalmayıp hava, su ve toprak gibi doğal kaynakların tahribatını, ekosistemlerin bozulması ve iklim değişikliği gibi problemleri içermektedir. Devletler, söz konusu çevresel sorunlarla mücadelede vergi politikalarını bir araç olarak kullanmaktadır. Avrupa Birliği (AB) çevre politikaları ve çevre vergilerinin uygulanması konusunda önde gelen bir aktör konumundadır. AB ortak politikalarından olan çevre ve vergi politikaları aday ülkelere uyum yükümlüğü getirmektedir. Türkiye de, bir aday ülke olarak, müzakereler sürecinde bu politikalar bakımından bir dönüşüm geçirmektedir. Bu çalışma, Türkiye ile AB ülkelerinin çevre politikaları ve vergilendirme stratejilerini karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Araştırma kapsamında Türkiye’nin çevre vergileri konusundaki AB ile uyumu incelenmiş ve ülkenin bu konuda AB’den ayrıştığı görülmüştür. Sonuçlar, AB ülkelerinin çevre vergilerini hem üretici hem tüketici davranışlarını sürdürülebilir uygulamalara yönlendirmede oldukça etkin kullandığını gösterirken, Türkiye'nin henüz sınırlı bir vergilendirme yaklaşımına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular çerçevesinde önerilerde bulunulmuştur. Bu kapsamda, Türkiye'nin çevre politikaları bağlamında özellikle karbon vergisi ve emisyon ticaret sistemi altyapısının geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.The rapid growth in production and consumption during industrialization, combined with the unsustainable use of natural resources, has resulted in severe global environmental pollution. The external costs of such pollution extend beyond economic factors, encompassing the degradation of natural resources, such as air, water, and soil, alongside critical challenges, including ecosystem disruption and climate change. To mitigate these issues, governments increasingly employ tax policies as a regulatory tool. The European Union (EU) serves as a prominent actor in advancing environmental policies and implementing environmental taxes. As part of its common framework, the EU requires candidate countries to harmonize with its environmental and tax regulations. Turkey, as an EU candidate country, has undergone policy transformation during its negotiation process. This study provides a comparative analysis of the environmental policies and taxation strategies of Turkey and EU member states. The findings highlight significant disparities, showing that while EU countries effectively use environmental taxes to promote sustainable practices among producers and consumers, Turkey’s taxation approach remains limited in scope. Based on the results, the study presents policy recommendations, concluding that Turkey should prioritize the development of its carbon tax framework and emissions trading system infrastructure to strengthen its environmental policies

    Turkist practices in the second world war and their reflections in the press (1939-1945)

    No full text
    Türkçülük fikri, Osmanlı Devleti’nin modernleşme sürecinde ortaya çıkmıştır ve ortaya çıktığı günden itibaren etkisini çeşitli şekillerde devam ettirmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nda hükümetin basına yönelik uyguladığı katı önlemler, Türkçülüğe dair söylemlerde ve görüşlerde önemli değişikliklere yol açmıştır. Sonuç olarak, savaş koşulları ve hükümet politikaları, Türkçülüğün algılanış biçiminde belirgin farklılıklar oluşmasına neden olmuştur.1940-1943 yılları arasında Türkçülük fikri yükselişe geçmiştir. Bu yıllarda Türkçü uygulamalar ve söylemlerde artış meydana gelmiştir. Ülke içerisinde millileştirme faaliyetlerine, dil bayramlarına ve dil kurultaylarına büyük önem verilerek azınlıkların Türkçe konuşması için uygulamalar yapılmıştır ve halk yerli malı kullanımına yönlendirilmiştir. Basın, bu uygulamaları köşe yazıları, sloganlar ve makalelerle desteklemiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan önemli bir diğer uygulama ise Varlık Vergisi olmuştur. Vergi, uygulanış şekli nedeniyle eleştiriler almasına rağmen, savaşın ülke ekonomisi üzerindeki etkileri açısından önemli bir yere sahiptir. Bu vergiye yönelik basının vergiden önce ve vergi yürürlüğe girdiği zaman gösterdiği tavrı da sürecin işleyişinde önemli bir etken olmuştur. 1944-1945 yıllarında ise savaşın getirdiği baskılar sonucunda hükümetin izlediği polikada değişim meydana gelmiştir. Bu değişim, ülke içerisinde Türklük algısını etkileyen bir değişim yaşatmıştır. Bu yıllarda millileştirme faaliyetlerinde, Türkçe konuşma konusunda, kültür, sanat ve dil alanında yapılan uygulamalarda gözle görülür bir azalma meydana gelmiştir. Bu uygulamalara destek veren basın Türkçülüğe ve Türkçü uygulamalara karşı bir tavır almıştır. Yapılan çalışmalara özelikle Türkçe konuşma uygulamasına, dil kurultaylarına ve bayramlarına çok az yer vermeye başlamıştır. Bu yıllarda gerçekleştirilen politikaların sürekliliği sağlanamamıştır. Varlık Vergisi, izlenen dış politika sonucunda 1944 yılında tasfiye edilmiştir. Bu tezde, Cumhuriyet, Tan, Vakit, Tanin, Akşam, Ulus, Son Posta gazeteleri incelenmiştir. Bu kaynakların yanı sıra ulusal basından, dönemin Türkçü ve sol dergilerinden, Meclis zabıtlarından, Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşiv’inden, T.C. Resmi Gazetesi’nden, T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi’nden ve anılardan faydalanılarak hazırlanmıştır. Ayrıca telif eserlerden de faydalanılmıştır.The idea of Turkism emerged during the modernization process of the Ottoman Empire and has continued its influence in various forms since its emergence. The strict measures taken by the government against the press during the Second World War led to significant changes in the discourses and views on Turkism. As a result, war conditions and government policies led to significant differences in the way Turkism was perceived.Between 1940 and 1943, the idea of Turkism was on the rise. During these years, there was an increase in Turkist practices and discourses. Nationalization activities, language festivals and language congresses were given great importance in the country, practices were carried out for minorities to speak Turkish and the public was directed to the use of local goods. The press supported these practices with columns, slogans and articles. Another important practice that emerged during the Second World War was the Wealth Tax. Although the tax was criticized for the way it was implemented, it has an important place in terms of the effects of the war on the national economy. The attitude of the press towards this tax before the tax and when it came into effect was also an important factor in the process. In 1944-1945, as a result of the pressures brought about by the war, a change occurred in the policy pursued by the government. This change affected the perception of Turkishness within the country. In these years, there was a noticeable decrease in nationalization activities, Turkish language, culture, art and language practices. The press, which supported these practices, took a stance against Turkism and Turkic practices. It started to give very little coverage to the activities carried out, especially the practice of speaking Turkish, language congresses and festivals. The continuity of the policies realized in these years could not be ensured. The Wealth Tax was liquidated in 1944 as a result of the foreign policy pursued. In this thesis, Cumhuriyet, Tan, Vakit, Tanin, Akşam, Ulus and Son Posta newspapers were analyzed. In addition to these sources, national press, Turkist and leftist journals of the period, parliamentary minutes, the Turkish Diplomatic Archive of the Ministry of Foreign Affairs, the Official Gazette of the Republic of Turkey, the Republican Archive of the Presidency of the Republic of Turkey, and memoirs were utilized. Copyrighted works have also been utilized

    Determination of the prevalence of tumor cases in cats and dogs in Izmir province

    No full text
    Bu çalışmada İzmir ilindeki kedi ve köpeklerdeki Tümör prevalansının belirlenmesi ve sonuçların değerlendirilerek paylaşılması amaçlanmıştır. Çalışma materyalini İzmir ilinde bulunan, bir hayvan hastanesi ve altı tanesi veteriner kliniği olmak üzere toplam 7 farklı Veteriner Sağlık Merkezindeki veri kayıtları oluşturdu. Çalışmada incelenen 66830 Köpek ve 44553 Kediye ait bilgiler ile 133 köpeğin ve 57 kedinin patoloji raporları kullanıldı. 2018 ve 2024 yılları arasında kayıt altına alınan 6 yıllık süre zarfındaki olgular değerlendirmeye alındı. Araştırma sonucunda, incelenen 66830 kayıtlı köpekte Tümör oranı %0,20 olarak belirlenirken bu oran 44553 adet kedide ise %0,13 olduğu saptandı. Köpeklerde en sık karşılaşılan Tümör türü %7,5 oranı ile (10 olgu) Lenfoma olduğu tespit edildi. 57 adet kedide en sık görülen tümör türü ise 30 adet (%33,3) ile inflamatuar ve yumuşak doku tümörleri olduğu ortaya konuldu. Tümör tanısı konulan Köpeklerin yaş dağılımı; 0-5 yaş arası %29; 6-10 yaş arası %48; 10 yaş ve üzeri %23 olarak belirlendi. Kedilerde 6-10 yaş grubu 31 adet (%54,3) ile en çok tümör görülen grup oldu. Ayrıca malignite açısından; Köpeklerde %48,87 olarak belirlendi. Sonuç olarak tümörlerin kedi ve köpeklerde önemli medikal bir sorun olduğu ve tüm tümör tiplerinin yaşa bağlı olarak artış gösterdiği sonucu ortaya konuldu. Elde edilen bazı bulgular ile önceki çalışmalarla uyumlu çoğu noktaların oluşu ve bazı bulguların ise mevcut literatür bilgi ile eşleşmediği anlaşıldı. Ülkemizde kedi ve köpeklerde gözlenen tümör olgularının kayıt altına alınması, kayıtların analiz edilerek Türkiye’de Pet hayvanlarında Tümör prevalansının ortaya konulmasının Veteriner Onkoloji alanına önemli katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.This study aimed to determine the prevalence of tumors in cats and dogs in Izmir Province and to evaluate and share the results. The study utilized data from seven veterinary health centers in Izmir, including one animal hospital and six veterinary clinics. The records included data from 66,830 dogs and 44,553 cats examined, as well as pathology reports for 133 dogs and 57 cats. The cases spanned a six-year period from 2018 to 2024. The research revealed a tumor prevalence of 0.20% among the 66,830 registered dogs and 0.13% among the 44,553 cats. In dogs, the most common tumor type was lymphoma, accounting for 7.5% (10 cases). Among the 57 cats with tumors, the most common types were inflammatory and soft tissue tumors, with 30 cases (33.3%). In the age distribution of dogs diagnosed with tumors, 29% were aged 0-5, 48% were aged 6-10, and 23% were aged 10 and older. In cats, the 6-10 age group represented the highest tumor prevalence, with 31 cases (54.3%). Additionally, the malignancy rate was 48.87% in dogs. As a result, the findings underscore that tumors represent a significant medical issue in cats and dogs, with prevalence increasing with age. Some results aligned with previous studies, while others differed from existing literature. Recording and analyzing tumor cases in cats and dogs in Turkey and determining their prevalence will contribute significantly to the field of Veterinary Oncology

    Incest as a type of sexual abuse: Example of the movie carousel

    Full text link
    Ensest cinsel istismar türlerindendir. Genellikle çocuk yaşta başlayan ensest istismar ilerleyen yaşlarda da devam etmektedir. Ensestin çocuklar için yıkıcı tarafı aile olarak gördükleri kişiler tarafından gelmesidir. Aile birçok kişinin en güvende hissettiği kurumdur. Olumlu olumsuz iyi kötü tüm anıların yaşandığı zaman zaman sıkıntıların birlikte aşıldığı kurumdur. Böylesi önemli bir kurumda istismar edilen çocuk travma yaşamaktadır. Ensest ilişkiye baktığımızda diğer istismar türlerine göre daha az çalışmanın göze çarptığı görülmektedir. Ensest aile içinde gerçekleşen bir cinsel istismar tütü olduğu için açığa çıkma olasılığı daha düşüktür. Açığa çıkmasını zorlaştıran diğer bir sebep ise istismar mağduru çocuğun istismarı anlayacak yaşta olmayışıdır. Anlayacak yaşta olanlar için ise temel problem tehdit ediliyor olmasıdır. Bu çalışmada babası tarafından cinsel istismara uğrayan kızın hayatını ele alan Atlıkarınca filmi nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi yöntemi ile analiz edilmeye çalışılmıştır. Özellikle filmin istismar sahneleri tekrar tekrar izlenerek analiz edilmiştir. İstismar sahneleri alan yazın göz önünde bulundurularak analiz edilmiştir. Yine analiz sonucunda alan yazında yapılan çalışmalarla olan benzerliklere ve farklılıklara bakılmıştır.Incest is a type of sexual abuse. Incest abuse, which usually starts at a young age, often continues into later years. The destructive aspect of incest for children is that it comes from people they see as family. Family is an institution in which most people feel safe. It is the environment where all positive and negative memories are experienced, and sometimes troubles are overcome together. Children abused within such an important institution are traumatized. When we look at incest, we see that there are fewer studies compared to other types of abuse. Since incest is a form of sexual abuse that occurs within the family, it is less likely to be exposed. Another reason that makes disclosure difficult is that the child victim of abuse is not old enough to fu lly understand the abuse. For those old enough to understand, the main problem is that they are threatened. In this study, the movie "Carousel," which deals with the life of a girl who was sexually abused by her father, was analyzed using the document analysis method, one of the qualitative research methods. The exploitation scenes of the movie were watched and analyzed repeatedly. Abuse scenes were examined with consideration of the literature. Additionally, the analysis results were compared to existing studies in the literature to identify similarities and differences

    The fusion of past and future in present: Terry Riley’s repetitive minimalism

    Full text link
    Bu araştırmanın amacı Terry Riley’nin tekrarlı minimalizminde zaman duyusunun şimdiki zaman üzerinde yoğunlaşmasını sağlayan kompozisyon araçlarını, bunların özelliklerini ve kullanım biçimlerini tespit etmek; ortaya çıkan müziğin zamansal özelliklerini ve bunların önceki yüzyılların müziğine kıyasla ayırt edici yönlerini belirlemektir. Literatürün sağladığı teorik ve tarihsel altyapı üzerinde Riley’nin tekrarlı minimalist eserlerinden seçilen örnekler analiz edilmiştir. Minimalist müziğin yapısal ve zamansal özellikleri nedeniyle araştırmada herhangi bir analitik yöntem veya teori model alınmamıştır. Bunun yerine analitik çalışma geçmiş ve geleceği şimdide kaynaştıran kompozisyon araçlarını ve bunların kullanım biçimlerini tespit etmeye odaklanmıştır. Genel olarak minimalizm özel olarak da Riley’nin tekrarlı minimalist müziğinin Jonathan Kramer’in müziksel zaman kategorisindeki dikey zaman fenomenine dayandığı görülmüştür. Bu doğrultuda literatürün sağladığı doğrusal zaman dikey zaman karşıtlığı araştırmanın çıkarımları için bir dayanak olmuştur. Araştırma sonucunda geçmiş ve geleceği şimdide kaynaştırmak için kullanılan kompozisyon araçlarının basit ve birbirine dikey (armonik) ve yatay (melodik) açıdan kenetlenen motifler olduğu, bunların kesin talimatlarla yönlendirilen bir solo müzisyene veya bir oda müziği topluluğuna çaldırılarak amaçlanan zaman duyusunun teşvik edildiği görülmüştür. Üçüncü yol da önceden çalınan motifleri kaydedip geri çalacak olan bant cihazının gecikme efektiyle canlı çalınan kalıpları bütünleştirmektir. Üç yol da zamanın doğrusal ardışıklığına karşıt bir zaman duyusu yaratır. Önceden çalınanlar (eski-geçmiş) tam olarak kaybolmamakta, yeni dahil olanlar ise tam olarak ayırt edilememektedir. Böylelikle eski ve yeni (geçmiş ve gelecek) sürekli olarak şimdide kaynaşmaktadır.The aim of this research is to determine the compositional tools that enable the sense of time to focus on the present in Terry Riley's repetitive minimalism, their characteristics and the ways they are used; to determine the temporal characteristics of the resulting music and their distinctive aspects compared to the music of previous centuries. Selected examples from Riley's repetitive minimalist works were analyzed on the theoretical and historical background provided by the literature. No analytical method or theory was used in the research due to the structural and temporal characteristics of minimalist music. Instead, the analytical study focused on determining the compositional tools and the ways they are used that fuse the past and the future in the present. It was observed that minimalism in general and Riley's repetitive minimalist music in particular were based on Jonathan Kramer's vertical time phenomenon in the musical time category. In this direction, the linear time and vertical time opposition provided by the literature was a basis for the inferences of the research. The research found that the compositional tools used to fuse past and future in the present are simple motifs that interlock vertically (harmonically) and horizontally (melodically), and that are played by a solo musician or a chamber music ensemble under strict instructions, thus encouraging the intended sense of time. The third method is to integrate the live motifs with the delay effect of a tape recorder that record and play back the previously played motifs. All three ways create a sense of time that is opposed to the linear sequence of time. What was previously played (the old-past) does not completely disappear, and what is newly included cannot be fully distinguished. Thus, the old and the new (the past and the future) are constantly fuse in the present

    Ratlarda ikinci derece yanıklarda hypericum perforatum l. Bitkisinin deri dokusu üzerine etkilerinin stereolojik olarak incelenmesi

    No full text
    The aim of this study was to examine stereologically the effect of Hypericum perforatum L. oil on skin injuries resulting from burns. Experimental groups were selected 18 healthy male rats with an average weight of 250-300 grams as material. The rats were divided into 3 groups: control, burn, and burn+treatment, with 6 in each group. In the control group, second-degree burns were created and the rats were perfused. Control group rats were kept in formaldehyde for a week. Burns were applied to the burn, and burn+treatment groups with 100ºC water. 4gr/kg of Hypericum perforatum L. oil was given via gavage to the burn+treatment group only for 21 days. The burn group was not intervened. At the end of the process, rats in both the burn and burn+treatment groups were perfused. The skin of the animals, which were kept in formaldehyde for a week, and where second-degree burns occurred were dissected. After tissue tracking and tissue embedding procedures for all animals in the group, 5µm thick sections were taken to obtain 8-10 sections at a ratio of 1/75. Volume values were calculated using stereological methods from the sections photographed with an x4 objective. Calculations were made using the Shtereom I program in accordance with the Cavalieri’s Principle. Non-parametric tests and Kruskal Wallis test were used in statistical evaluations. When the results were analyzed, it was observed that the administration of Hypericum Perforatum L. oil by gavage had an effect on the healing process of second degree burn wounds.Yapılan bu çalışmada yanık sonucu oluşan deri yaralanmalarında Hypericum perforatum L. yağının etkisinin stereolojik olarak incelenmesi amaçlandı. Materyal olarak ortalama 250-300 gram ağırlığında sağlıklı 18 adet rat seçilerek deney grupları oluşturuldu. Ratlar her grupta 6 adet olmak üzere kontrol, yanık ve yanık +tedavi olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Kontrol grubunda ikinci derece yanık oluşturularak ratlar perfüze edildi. Bir hafta süreyle kontrol grubu ratlar formaldehitte bekletildi. Yanık ve yanık+tedavi gruplarına 100ºC’lik su ile yanık oluşturuldu. Sadece yanık+tedavi grubuna 4gr/kg Hypericum perforatum L. yağı gavaj yoluyla 21 gün süreyle verildi. Yanık grubuna müdahale edilmedi. Süreç sonunda hem yanık hem de yanık+tedavi grubundaki ratlar perfüze edildi. Bir hafta süreyle formaldehitte tutulan hayvanların ikinci derece yanık oluşturulan bölge derileri diseke edildi. Tüm gruptaki hayvanlar için doku takibi ve doku gömü işlemlerinden sonra 1/75 oranında 8-10 kesit elde edilecek şekilde ve 5µm kalınlığında kesitler alındı. 4’lük objektifle fotoğraflanan kesitlerden stereolojik yöntemlerle hacim değerleri hesaplandı. Hesaplamalar Cavalieri Prensibi’ne uygun olarak Shtereom I programı kullanılarak yapıldı. İstatistiksel değerlendirmelerde non-parametrik testler ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. Sonuçlar analiz edildiğinde Hypericum Perforatum L. yağının gavaj yoluyla verilmesinin ikinci derece yanık yarasının iyileşme sürecinde etki ettiği gözlemlendi

    A retrospective evaluation of surgical diseases in domestic and wild avian species: 436 cases (2017-2023)

    Full text link
    lki.lşi.Bu retrospektif çalışma, Siirt Üniversitesi Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi Cerrahi Kliniğine getirilen evcil ve yabani kanatlı türlerinde teşhis edilen cerrahi hastalıkların değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmada 196 muhabbet kuşu (Melopsittacus undulatus), 62 güvercin (Columbalivia domestica), 50 tavuk (Gallus gallus domesticus) ve diğer türler dahil olmak üzere 436 yabani ve evcil kanatlı hastanın verileri incelendi. Vakaların yıllara, türlere, teşhis edilen hastalıklara, hastalık etiyolojilerine, hastalık lokalizasyonlarına ve tedavi seçeneklerine göre dağılımı kategorize edildi. Muayene edilen kanatlı hayvanlarda en sık rastlanan cerrahi hastalık yumuşak doku travması (%42,20) olurken, bu hastalığı sırasıyla yaralar (%23,16), kırıklar (%22,70), doğuştan deformiteler (%6,65) ve göz hastalıkları (%5,27) izledi. Kırık etiyolojileri arasında bilinmeyen nedenler ve çeşitli travmaların yer aldığı görüldü. Muayenesi yapılan kanatlı hayvanlarda karşılaşılan hastalıklar medikal, operatif ve konservatif olarak tedavi edildi. Çalışmadan elde edilen verilerin kanatlı hayvan türlerinde cerrahi hastalıkların prevalansını ve çeşitliliğini vurgulamakta ve farklı kanatlı türleri için özel tedavi yaklaşımlarının önemini ortaya koymaktadır. Araştırmanın, farklı kanatlı türlerinde karşılaşılabilecek cerrahi hastalıklarla ilgili çalışmalara katkı sunacağı düşünülmektedir.This retrospective study aims to evaluate the surgical diseases diagnosed in domestic and wild avian species presented to the Surgical Clinic of the Siirt University Animal Health Application and Research Hospital. In the study, data from 436 wild and domestic avian patients, including 196 budgerigars (Melopsittacus undulatus), 62 pigeons (Columbalivia domestica), 50 chickens (Gallus gallus domesticus), and other species, were analyzed. The distribution of cases was categorized by year, species, diagnosed diseases, disease etiologies, disease localizations, and treatment options. In examined avian patients, the most commonly encountered surgical condition was soft tissue trauma (42.20%), followed by wounds (23.16%), fractures (22.70%), congenital deformities (6.65%), and ocular diseases (5.27%). Among the etiologies of fractures, unknown causes and various traumas were identified. The diseases encountered in examined avian patients were treated using medical, surgical, and conservative methods. The data obtained from the study highlight the prevalence and diversity of surgical diseases in avian species and underscore the importance of specific treatment approaches for different avian species. The research is expected to contribute to studies related to surgical diseases that may be encountered in different avian species

    Berberis crataegina meyve ekstraktlarının elastaz, ksantin oksidaz, tirozinaz ve kalsiyum oksalat kristali üzerindeki inhibisyon etkisinin incelenmesi

    Full text link
    Research is being conducted on the effect of various plants and plant parts on enzymes and kidney stones. Calcium oxalate crystal is the main component of kidney stones that damage the urinary system and can result in both surgical operations and financial strain. Furthermore, certain enzymes that function excessively might lead to many health issues. Many illnesses, including hyperuricemia caused by the accumulation of uric acid crystals, for example, can be due to excessive activity of the xanthine oxidase enzyme. Furthermore, one field of research that protects against skin aging is the reduction of elastase activity. Studies are also being carried out in the fields of food and cosmetics to prevent pigmentation by suppressing the tyrosinase enzyme. Therefore, herbal medicines that can be used as inhibitors of these enzymes, whose excessive activity causes various disorders, attract attention. In this study, the inhibition effect of two different fruit extracts of Berberis crataegina (methanol and ethanol) on calcium oxalate crystals and xanthine oxidase, elastase, and tyrosinase enzymes in vitro was investigated. Additionally, the amount of monomeric anthocyanins and total phenolic and flavonoid contents were evaluated. It was observed that both extracts of B. crataegina fruit inhibited the formation of calcium oxalate crystals. However, ethanol extract was found to outperform methanol extract in inhibiting the enzymes xanthine oxidase, elastase, and tyrosinase. Due to all these features, B. crataegina fruit is one of the natural resources that can be used effectively in food, cosmetics, and health applications.Çeşitli bitki ve bitki kısımlarının enzimler ve böbrek taşları üzerindeki etkisi üzerine araştırmalar yapılmaktadır. Kalsiyum oksalat kristali, idrar sistemine zarar veren böbrek taşlarının ana bileşenidir ve hem cerrahi operasyonlara hem de maddi sıkıntılara neden olabilir. Ayrıca bazı enzimlerin aşırı çalışması birçok sağlık sorununa yol açabilir. Örneğin ürik asit kristallerinin birikmesinden kaynaklanan hiperürisemi de dahil olmak üzere birçok hastalık, ksantin oksidaz enziminin aşırı aktivitesinden kaynaklanabilir. Ayrıca cilt yaşlanmasına karşı koruma sağlayan araştırma alanlarından biri de elastaz aktivitesinin azaltılmasıdır. Gıda ve kozmetik alanında da tirozinaz enzimini baskılayarak pigmentasyonun önlenmesine yönelik çalışmalar yürütülmektedir. Bu nedenle aşırı aktivitesi çeşitli rahatsızlıklara neden olan bu enzimlerin inhibitörü olarak kullanılabilecek bitkisel ilaçlar dikkat çekmektedir. Bu çalışmada Berberis crataegina'nın iki farklı meyve ekstresinin (metanol ve etanol) kalsiyum oksalat kristalleri ve ksantin oksidaz, elastaz ve tirozinaz enzimleri üzerindeki in vitro inhibisyon etkisi araştırıldı. Ayrıca monomerik antosiyaninlerin miktarı ve toplam fenolik ve flavonoid içerikleri de değerlendirildi. B. crataegina meyvesinin her iki ekstrenin de kalsiyum oksalat kristallerinin oluşumunu engellediği gözlendi. Bununla birlikte, etanol ekstresinin, ksantin oksidaz, elastaz ve tirozinaz enzimlerini inhibe etmede metanol ekstresinden daha iyi performans gösterdiği bulunmuştur. Tüm bu özellikleri nedeniyle B. crataegina meyvesi gıda, kozmetik ve sağlık uygulamalarında etkin bir şekilde kullanılabilecek doğal kaynaklardan biridir

    0

    full texts

    0

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Afyon Kocatepe Üniversitesi Açık Erişim Sistemi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇