151 research outputs found
Opportunities and challenges facing female managers: A qualitative study
Dünya genelinde kadınlar işgücüne katılım ve yönetici pozisyonunda temsil açısından erkeklerden daha dezavantajlı konumdadır.
Nüfusunun yarısına ekonomik, sosyal ve siyasal hakları tam anlamıyla sunamayan toplumların nasıl gelişeceği şüphelidir. Pek çok
ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de kadın yöneticilerin sayısı erkeklere oranla daha azdır. Bu nedenle, kadınların yönetici olmalarını
engelleyen unsurların tespit edilmesi ve bu engelleri ortadan kaldıracak politikaların oluşturulması önem taşımaktadır. Böylece
yönetim kademesinde cinsiyet eşitliği sağlanabilir. Bu araştırmada, kolayda örneklem ile ulaşılan 22 kadın yöneticiye kariyer
hikâyeleri ve yöneticiliğe giden süreçteki deneyimleri yarı yapılandırılmış mülakatlar aracılığıyla sorulmuştur. Bulgular betimsel analiz
yöntemi ile yorumlanmıştır. Yönetici olmaya giden yolda katılımcıların özveriyle çalışmak ve kendini geliştirmeye önem vermek gibi
benzer özellikleri vurguladığı görülmüştür. Ayrıca, üstlerden destek almak, kurumun sağladığı imkânlar gibi yönetici olmayı
kolaylaştıran unsurlar olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, iş-aile çatışması, erkeklerden kaynaklanan baskılar gibi kadınlar için
yönetici olmayı zorlaştırıcı çeşitli unsurlar da tespit edilmiştir. Katılımcıların işyerinde cinsiyet eşitliğine ilişkin farklı görüşlere sahip
oldukları anlaşılmıştır. Bulgular, toplumsal cinsiyet çerçevesinde tartışılmıştır. Kadınların yönetici olma sürecini analiz eden nitel
araştırmaların, yönetici olma yolunda karşılaşılan zorlukları ve kolaylıkları belirlemek açısından zengin bir veri kaynağı oluşturacağı
düşünülmektedir. Bu tip araştırmaların kariyer hedefi olan genç kadınlara bir yol haritası sunması ve toplumsal cinsiyet eşitliği
politikalarına katkıda bulunması umulmaktadır.Women are more disadvantaged than men in terms of representation in managerial positions worldwide. It is questionable how
societies that cannot fully offer economic, social, and political rights to half of their population will develop. As seen in many
countries, in Turkey, the number of female managers is less than men. Therefore, identifying the factors that prevent women from
becoming managers and developing policies to eliminate these obstacles is essential. Thus, achieving gender equality at the
management level might be possible. In this study, semi-structured interviews were implemented among 22 female managers who
were reached with convenience sampling to learn about their career narratives and experiences during the process leading to
management. Findings were interpreted with the descriptive analysis method. On the way to managerial ranks, it was observed that
the participants emphasized similar characteristics, such as working devotedly. Several factors making it easy or difficult to become
a manager have been revealed. Findings were discussed in the context of gender. It is believed that qualitative research will generate
a rich data source for identifying the difficulties and conveniences encountered in this way. The expectation is that such research
can provide a roadmap for young women with career goals and contribute to creating gender equality policies
Multiple roles work-family conflict and related outcomes
Adı ve Soyadı:Rana Tubin zce İşletme Bilim Dalı:Örgütsel Davranış Yrd. Doç. Dr. Ayşe Alev Torun Tez Türü ve Tarihi:Yüksek Lisans – Aralık 2007 atışması, RollerÜSTLENİLEN ROLLER, İŞ-AİLE ÇATIŞMASI VE İLİŞKİLİ SONUÇLAR Bu araştırmanın amacı, üstlenilen rol sayısının ve bu rollerde geçirilen zamanın, iş-aile çatışması üzerinden iş, hayat, evlilik tatminini ve işten ayrılma niyetinin nasıl etkilendiğini incelemektir. Bununla beraber alınan yardımın roller ve iş-aile çatışması arasındaki ilişkiyi etkileyip etkilemediği de incelenmiştir. Sayıca fazla rol üstlenerek ve bu rollerde uzun zaman geçirerek iş-aile çatışmasına zemin hazırlanacağı teorisine dayanarak rol sayısının fazlalaştığı ve rollerde geçirilen zamanın uzadığı durumlarda, iş-aile çatışmasının çoğalacağı ileri sürülmüştür. Ayrıca alınan sosyal yardımın da bu ilişkiyi etkileyeceği savunulmuştur. İş-aile çatışmasının üstlenen roller (sayı ve zaman) ve bağımlı değişkenler iş, hayat, evlilik tatmini ve işten ayrılma niyeti arasında ara değişken olarak etkili olup olmadığı araştırılmıştır. Ek olarak iş-aile çatışmasının, bağımlı değişkenleri açıklaması açısından, kadın ve erkekler için farklı olup olmadığına bakılmıştır. Ayrıca kadınlar ve erkekler arasında bağımlı değişkenler açısından manidar bir tutum farkı olup olmadığı araştırılmıştır. Analizlere göre “rol sayısı” ve “aileden işe” olan çatışma arasında manidar bir ilişki bulunmuştur. Diğer değişkenler arasında manidar bir sonuç bulunamamıştır. Sosyal yardımın, rollerde geçirilen zaman ile birleştiğinde, “aileden işe olan çatışmayı manidar bir şekilde etkilediği görülmüştür. İş-aile çatışmasının ara değişken olarak rolü ispatlanamamıştır. Kadın ve erkekler arasında, iş-aile çatışmasının bağımlı değişkenleri açıklaması açısından, manidar farklar bulunmuştur. Kadınlar için “işten aileye” olan çatışma, hayat ve iş tatminini düşürürken işten ayrılma niyetini artıryor. “Aileden işe” olan çatışmanın ise evlilik tatminini düşürdüğü bulunmuştur. Bulgular erkeklerde ise “aileden işe” olan çatışmanın işten ayrılma niyetini arttırdığı göstermiştir. Son olarak kadınların işten ayrılma niyetlerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Erkeklerin ise evlilik ve iş tatminleri, kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. Name and Surname: Rana Tubin Field: Management Programme: Organizational Behavior Supervisor: Asst. Prof. Dr. Ayşe Alev Torun Degree Awarded and Date: Master – December 2007 Work-Family Conflict, Multiple roles ABSTRACT MULTIPLE ROLES, WORK-FAMILY CONFLICT AND RELATED OUTCOMES The aim of this study was to investigate whether there is a relationship between having multiple roles and spending time in them and the dependent variables of job, life and marital satisfaction and turnover intention, given that work-family conflict (WFC) and family-work conflict (FWC) are intervening variables. Social support was examined as a moderator between roles (number and time) and WFC and FWC. Based on the role strain theory it was hypothesized that WFC and FWC would increase when the number of roles and the time spent in them increases. WFC and FWC were analyzed as intervening variables between roles (number and time) and the dependent variables. Furthermore, it was investigated whether there are any gender differences in how WFC and FWC explain life, job, marital satisfaction and turnover intention. Gender differences concerning the dependent variables were also examined. A questionnaire was administered and collected from 258 participants. According to the results only number of roles was found to have a significant effect on FWC. The moderating role of support could only be partially supported while WFC and FWC could not be found to be intervening variables. Significant gender differences were found in how WFC and FWC explain the dependent variables. For women WFC had a negative effect on life and job satisfaction along with increased turnover intentions while FWC had a negative effect on marital satisfaction. Men displayed higher turnover intentions when the levels of FWC increased. Likewise were gender differences to be found in the dependent variables
Tükenmişlik, aile yapısı ve sosyal destek ilişkileri üzerine bir inceleme
Kültür bitkilerinin beslenme gereksinimleri doğal ortamda bulunan bitkilerden farklılık gösterebilmektedir. Beslenme gereksinimleri doğal ortamında yetişen bitkilerde kolaylıkla belirlenememesine rağmen kültürdekilerde ekonomik önem taşımaktadır. Önemli bir ürün olan Cucumis sativus L. (salatalık) tarla veya sera ortamlarında genellikle toprağa mineral besleyiciler (gübre) ilave edilerek yetiştirilmektedir. Bu çalışma, seçilmiş salatalık varyetesinin eksiksiz büyümesi için gerekli ideal iyon konsantrasyonlarının belirlenmesini ve yapraklara taşınım mekanizmasının aydınlatılmasını hedeflemiştir. Deneylerde Hoagland çözeltisinde bulunan elementler temel alınmış çimlenme ve fidelerin gelişim safhalarında kullanılan K+, Ca++ ve Mg++'un ideal konsantrasyonları sırası ile 1, 1 ve 0,5 g/ l olarak bulunmuştur. Alev fotometrisi tayinleri Ca++'un yapraklardaki miktarının K+ ve Mg++'un konsantrasyonlarına bağlı olarak arttığını göstermiştir. The nutrient requirements of plants in cultivation may differ from those in natural conditions. Although not easily determined in the natural habitat, these requirements can be economically important for cultivars. Cucumis sativus L. (cucumber), an important crop, is generally grown in field or glasshouse conditions with addition of mineral nutrients (fertiliser) to the soil. This study was designed to determine the ideal ion concentrations for optimum growth of a selected cucumber variety and throw light on mechanisms of transport to the leaves. In the experiments, based on the elements in Hoagland's solution, ideal concentrations of K+, Ca++ and Mg++ ions for the stages of germination and seedling growth were found to be 1, 1 and 0,5 g/ l, respectively. Flame photometer determinations revealed that the amounts of Ca++ in the leaves increased in correlations with the presence of K+ and Mg++
[Book Review] The age of orphans, by Laleh Khadivi
The Age of Orphans, By Laleh Khadivi. Book review by Alev Adil.
Laleh Khadivi's debut novel, remarkable for its beautiful and brutal poetry, tells the story of a lost Kurdish child and the history of "this invisible thing called Iran" [From the Author
The relationship of authentic leadership and participative climate with employee voice: the moderating role of personality and organızational identificaion
Soyadı: Yasin Öztürk zce İşletme Organizational Behavior Alev Torun Tez Türü ve Tarihi: Doktora, Ocak 2014 alışan Sesi, Çalışan Sessizliği, Şeffaf Liderlik, Katılımcı İklim, Beş Faktör Kişilik Özellikleri, Örgütsel ÖzdeşleşmeBu araştırmada çalışanların “ses çıkarma” davranışını etkileyen önceller incelenmiştir. Çalışanların iş ile ilgili yapıcı fikirlerini söylemelerini kolaylaştıran durumsal ve bireysel faktörler ele alınmıştır. “Katılımcı İklim” ve “Şeffaf Liderlik” ile “Çalışan Sesi” arasında pozitif bir ilişki beklenmiştir. Ayrıca, “Örgütsel Özdeşleşme” ve “Beş Faktör Kişilik Özellikleri”nin bu ilişkiyi şartlı değişken olarak etkileyeceği öngörülmüştür. Araştırmada, Türkiye’de 11 ayrı sektörde faaliyet gösteren 31 büyük şirkette çalışan 404 beyaz yakalı katılımcıya kolayda örneklem yaklaşımı ile ulaşılarak anket yöntemi aracılığıyla elde edilen ikincil veriden yararlanılmıştır. Tüm analizler bireysel düzeyde uygulanmıştır. Faktör analizleri sonucunda bağımlı değişkenin iki boyutlu olduğu görülmüş ve “sessizlik” üzerine yürütülen güncel yazın taraması sonucunda, bağımlı değişkenin “çalışan sesi” ve “çalışan sessizliği” olarak adlandırılan iki ayrı kavram halinde ele alınması kararlaştırılmıştır. Araştırma sonuçları katılımcı iklim ve şeffaf liderlik ile çalışan sesi arasında anlamlı pozitif ilişki bulunduğunu ortaya koymuştur. Öte yandan, duygusal dengenin hem katılımcı iklim hem de şeffaf liderlik ile çalışan sesi arasındaki ilişkide şartlı değişken olarak rol oynadığı; duygusal denge düşük olduğunda ilişkinin zayıfladığı görülmüştür. Bunun dışında diğer bireysel özelliklerin şartlı değişken rolü bulunamamıştır. Yapılan ek analizlerde katılımcı iklim ve şeffaf liderlik ile çalışan sessizliği arasında negatif bir ilişki olduğu anlaşılmıştır. Bunun yanı sıra, iklim ve liderlik ile sessizlik arasındaki ilişkide örgüte özdeşleşmenin şartlı değişken etkisi ortaya çıkmıştır. Özdeşleşme düşük olduğunda, bağlamsal değişkenler ile sessizlik arasındaki negatif ilişkinin güçlendiği belirlenmiştir. Son olarak, duygusal denge ve deneyime açıklığın şeffaf liderlik ile sessizlik arasındaki ilişkide şartlı değişken etkisine ulaşılmıştır. Duygusal denge ve deneyime açıklık düşük olduğunda söz konusu ilişki güçlenmiştir. Bu araştırma, durumsal değişkenler ile çalışan sesi arasındaki ilişkide bireysel farklılıkların şartlı değişken etkisini ele alan öncü çalışmalar arasındadır. Bireysel ve bağlamsal değişkenleri bir arada ele alan bir model sunan çalışmanın sonuçları kuram ve uygulama yönünden değerlendirilmiştir. Name and Surname: Yasin Öztürk Field: Business Administration Programme: Organizational Behavior Supervisor: Associate Professor Ayşe Alev Torun Degree Awarded and Date: Doctorate, January 2014 Employee Voice, Employee Silence, Authentic Leadership, Participative Climate, The Big Five Personality Traits, Organizational Identification ABSTRACT The current study examined the antecedents which lead employees to engage in voice behavior. Contextual and individual factors that encourage employees to speak up for presenting constructive contributions about work were investigated. Specifically, “Participative Climate” and “Authentic Leadership” were expected to be positively related to “voice behavior”. The relationship between contextual variables (climate and leadership) and voice behavior was suggested to be moderated by individual factors (Organizational Identification and The Big Five Personality Traits). A secondary dataset which was collected via survey method was utilized. Convenience sampling approach was used to gather data from 404 white-collar participants who worked in thirty-one large organizations of eleven sectors in Turkey. All analyses were conducted at the individual level. Results of the initial factor analysis revealed that the dependent variable was two-dimensional. After reviewing the updated literature on “employee silence”, it was decided to investigate “voice” and “silence” as two separate constructs. The results showed that participative climate and authentic leadership were positively related to voice behavior. In addition, Neuroticism was found to moderate the relationship of participative climate and authentic leadership with voice in such a way that the relationship became weaker when Neuroticism was high. No other moderation effects were found. Further analysis on employee silence revealed that participative climate and authentic leadership were negatively related with silence behavior. Moreover, organizational identification moderated the relationship between contextual variables and silence in such a way that the relationship was stronger when organizational identification was low. Finally, Neuroticism and Openness to Experience were found to moderate the negative relationship between authentic leadership and silence in such a way that the relationship was stronger when Neuroticism and Openness to Experience were low. The current research is among the initial studies which examine the moderating role of individual differences on the relationship of contextual factors and voice behavior. Presenting an integrated model, theoretical and practical implications were discussed, as well
Workplace Counselling
Bu çalışmada, sosyal sorumluluk bilinci ile hareket edilen örgütsel ortamlarda, çalışanların iş veya özel hayat alanlarında yaşadıkları güçlüklerin giderilmesi için girişilen bir etkinlik olan işyeri psikolojik danışmanlık hizmetleri tanıtılmaktadır. Kısa süreli danışmanlık yaklaşımıyla yürütülen bu hizmetlerle ilgili değerlendirmeler, işgörenler ve örgüt açısından, stresin ve devamsızlığın azalması gibi olumlu sonuçları ortaya koymuştur. Makalede, bu kazanımlara ulaşılması açısından önem taşıyan ve psikolojik destek verilirken göz önünde bulundurulması gereken örgüt kültürü, danışmanın yaşadığı rol çatışmaları ve ahlaki sorunlar gibi konulara dikkat çekilmiştir. Hizmetlerin etkinliğinin arttırılması için kültürel bağlama özgü yöntemlerin geliştirilmesi ve bireylerin güçlü yönlerine odaklanan olumlu bir bakış açısının benimsenmesi önerilmiştir.Workplace counselling, an initiative displayed by socially responsible organizations is presented in this study. Counselling provision that is implemented with a short-term approach helps employees in relieving difficulties experienced in private life or workplace. Evaluation of such programmes has revealed positive consequences for both employees and the organization. Achieving these outcomes, including a reduced level of stress and absenteeism, requires a consideration of elements like organizational culture, role conflicts experienced by the counsellor, and ethical issues. Finally, suggestions are made for increasing the effectiveness of the counselling practice such as employing culturally sensitive and positive psychology-based methods
Individualized HR Practices and Idiosyncratic Deals (I-Deals) and the Expected Positive Individual and Organizational Outcomes
Idiosyncratic deals (I-deals), which can be defined as individualized work agreements between an employee and a manager, have emerged as one of the most important tools of differentiation perspective in Human Resource Management Practices. In this study, the positive contribution of individualized human resources practices and more specifically, the contribution of I-deals to individual and organizational outcomes were examined through a qualitative research carried out with employees working in private sector, Turkey. Findings revealed that propositions of past research on I-deals mainly hold in Turkey. As a result of the qualitative analysis, agile and authentic leadership styles are proposed to be required for successful I-deal negotiations. From the employee side, self-esteem and self-efficacy are also proposed to have a positive impact on I-deals. It is recommended that through a Team Deal, team members may set their own team dynamics with the leader and can have an agreement with other team members on supporting each other when schedules are tough, or they can also strike different agreements. Employee resilience is suggested as a positive outcome of I-deals, and Team Deal is recommended as a solution to co-workers' reactions
Workplace Bullying
işyerinde zorbalık olgusu, bir bireye bir veya birkaç kişi tarafından sistemli biçimde yöneltilen, düşmanca ve ahlak dışı bir iletişime dayanır. Zorbalıkla karşılaşan birey, oldukça sık görülen ve uzun bir sürece yayılan kötü davranışların hedefi olur. Örgütsel ve bireysel faktörlerle ilişkili olan bu davranışlar doğrudan veya dolaylı ve işle ilgili veya kişisel nitelikte eylemler olarak gruplanabilir. Tekrarlanan olumsuz davranışlarla karşılaşan kişi, kendisini dışlanmış, aşırı çalışmaya zorlanmış ve kişilik hakları, mesleki statüsü ve sağlığı açısından zedelenmiş hisseder. Zorbalığın hedefi olan birey, hem kendisi hem de örgüt için ciddi sonuçlar doğurabilecek fiziksel ve psikolojik sorunlarla yüz yüze gelir. Karar verme konumlanndaki yöneticilerin zorbalığın önlenmesi için sistem geliştirme konusuna önem vermeleri beklenmektedir.Bullying at work is a phenomenon that is based on hostile and unethical communication which is directed in a systematic manner by one or a few individuals towards one individual. The bullied individual becomes the target of abusive behaviors on a very frequent basis and over a long period of time. These behaviors that are associated with organizational and individual factors may be grouped as direct or indirect and work-related or person related. The person who is subjected to repeated negative acts feels isolated, pressured to overwork, and threatened in terms of personal reputation, professional status, and physical health. The target of bullying suffers from physical and psychological symptoms that are costly for both the individual and the organization. The company decision makers are expected to give attention to issues of setting up systems for preventing bullying
PSYCHOMETRIC STUDY OF THE TURKISH SURVEY OF PERCEIVED ORGANIZATIONAL SUPPORT (SPOS)
Bu araştırmada Eisenberger ve diğerleri (1986) tarafından geliştirilmiş olan "Algılanan Kurumsal Destek Ölçeği"nin Türkçe formu geliştirilmiş ve psikometrik özellikleri detaylı olarak incelenmiştir. Araştırma birbirini takip eden iki ayrı çalışmadan oluşmaktadır. İlk çalışmada, 5'li ve 6'lı Likert ölçeği kullanımının ve bu ölçekleri etiketlendirmenin etkileri araştırılmıştır. Bu bağlamda 4 farklı ölçek tipine sahip (5'li ya da 6'lı Likert ile tüm seçenekler etiketlenmiş ya da sadece ilk ve son seçenek etiketlenmiş) anket formları geçerlilik ve güvenilirlikleri bakımından karşılaştırılmıştır. Tüm seçeneklerin etiketli olduğu 6'lı Likert ölçeğinin diğerlerine göre daha yüksek güvenilirlik katsayısına sahip olduğu saptanmıştır. Keşfedici Faktör Analizi ("Temel Eksen Faktör Analizi" ile) sonuçları ölçeğin tek boyutlu yapısını desteklemiştir. İkinci çalışmada tüm seçeneklerin etiketlenmiş olduğu 6'lı Likert ölçeği kullanılarak "Algılanan Kurumsal Destek Ölçeği"nin kısa formunun psikometrik özellikleri incelenmiştir. Bu amaçla ölçek, testyeniden test güvenilirlik analizine tabi tutulmuştur. Yüksek test-yeniden test güvenirlik katsayısı elde edilmiştirIn this study, the psychometric properties of the “Survey of Perceived Organizational Support” (SPOS) developed by Eisenberger et al. (1986) are investigated to provide further empirical evidence on its reliability and validity. In Study I, the effects of using different number of response options (5-point vs. 6-point Likert scales) and different anchoring labels (fully-labeled vs. end-anchored response scale) on participants’ responses to SPOS items are investigated. Results showed that the anchoring labels and the number of response categories did not have a dramatic impact on the participants’ responses to SPOS items. Alpha coefficients were very high for all of the four different scale designs of SPOS, but the fully-labeled, 6-point Likert scale had the highest reliability coefficient. Exploratory factor analyses (EFA) findings provided support for the unidimensionality of SPOS. In Study II, the test-retest reliability of the 16-item version of SPOS was examined. Results provided evidence of high test-retest reliabilit
Ein "Ausnahme-Ausländer" und die zweite Generation in Alev Tekinays Roman "Nur der Hauch von Paradies"
‘Generation’ is a keyword in Alev Tekinay’s Nur der Hauch vom Paradies (1993). In this novel the author creates a permanent conflict between two generations of Turkish immigrants in Germany. They are represented by the main character, a young successful writer, and by his parents, who were guest-workers. Based on Karl Mannheim’s classical concept of generation, this article analyses images of Turkish migrant generations and their positioning among the German society in the nineties, with their dominant discourses on national homogenity. It also examines whether the novel depicts intergenerational discontinuities, rather than continuities and asks which role the feeling to be a group sharing the same life experience plays in establishing the identity of Turkish migrant children.Die ‘Generation’ ist ein Schlüsselbegriff in Alev Tekinays Roman Nur der Hauch vom Paradies (1993). In diesem Werk inszeniert die Autorin einen Dauerkonflikt zwischen zwei Generationen der türkischen Einwanderer in Deutschland. Sie werden von der Figur eines jungen erfolgreichen Schriftstellers und seinen Eltern, den ehemaligen Gastarbeitern, repräsentiert. Der vorliegende Beitrag geht vom klassischen Generationsbegriff des deutschen Soziologen Karl Mannheim aus und analysiert die im Roman vermittelten Bilder von Generationen der Migranten sowie deren Selbst- und Fremdpositionierung in der deutschen Gesellschaft der 1990er-Jahre mit ihren Diskursen über nationale Einheit. Es wird auch nach intergenerationellen Brüchen und Kontinuitäten in der erzählten Welt sowie nach der identitätsstiftenden Rolle eines Generationsgefühls für die zweite Generation gefragt
- …
