1,721,020 research outputs found

    Shiitake mantarı (Lentinula edodes) ve eşşiz biyokaktif bileşeni: Lentinan

    No full text
    Zengin besin içeriği ile bilinen mantarların insan sağlığı üzerine olumlu etkisi oldukça fazladır. Genellikle ilaç olarak kullanılmaktadır. Basidiomycetes sınıfına ait shiitake mantarı (Lentinula edodes (Berk.) Pegler), yenilebilir bir şapkalı mantar türüdür. Shiitake mantarı, nişasta, lif, kitin ve yüksek miktarda protein içermektedir. Ek olarak içeriğindeki gallik asit, gama aminobütirik asit (GABA), ergotionein ve kateşin ile shiitake mantarı araştırmacılar tarafından dikkat çekmektedir. Lentinan, yüksek moleküler ağırlığa sahip bir tür aktif polisakkarit olan Lentinula edodes'in ana etkili bileşenidir. Klinik ve farmakolojik çalışmalar, lentinanın antikanser, antitümör, bağışıklık fonksiyonunu düzenleyen ve interferon oluşumunu uyaran birçok fonksiyona sahip olduğunu göstermiştir. Bu derleme, lentinan ve sağlığa etkileri hakkında genel bir bakış sunmaktadır

    Homosistein tayinine yönelik biyosensör geliştirilmesi

    No full text
    Bu çalışmanın amacı sülfhidril grubu içeren bir amino asit olan homosistein için biyosensör geliştirmektir. Homosisteinin yüksek düzeylerinin Alzheimer hastalığı, oklüzif damar hastalığı, venöz tromboz, felç, kardiyovasküler hastalıklar, miyokardiyal enfarktüsde ölüm oranı, diyabet, bunama gelişimi, gebelikteki düşükler, kanser oluşumu ve polimorfizm gibi birçok sorun ile ilişkisi araştırılmış ve çeşitli bulgular ortaya koyulmuştur. Özellikle kardiyovasküler sorunlar ile homosisteinin ilişkisi derinlemesine araştırılmıştır. Homosisteinin damar tıkanıklığı yarattığını gösteren teorik mekanizmalar açıklanmıştır. Plazma homosistein düzeyinin her 2.5 mol/L artışı kardiyovasküler hastalık riskini %10, felç riskini ise %20 artırdığı yapılan çalışmalarla bulunmuştur. Plazma homosistein düzeyi yüksek olan kardiyovasküler sorunlu kişilerde ölüm oranının arttığı da yine yapılan çalışmalarda bulunmuştur. Bu nedenle hastanelerde homosistein tayini rutin olarak yapılır hale gelmiştir. Tayin sonucu elde edilen değer yüksekse vitamin takviyesi ile hastanın tedavisi yapılabilir. Çalışma kapsamında biyosensörün biyolojik komponenti olarak Lhomosistein desülfhidraz, yumurta kabuğu membranına immobilize edildi. Transdüser olarak seçilen amonyum seçici elektrod ile enzimatik reaksiyon sonucu oluşan amonyak potansiyometrik sinyale dönüştürüldü. Geliştirilen biyosensörün optimizasyonu için sıcaklık, pH, tampon konsantrasyonu, glutaraldehit miktarı, DTT miktarı ve ISA (iyonik şiddet ayarlayıcı tampon) tamponunun etkisi araştırıldı. Biyosensörün karakterizasyonu için ise tayin aralığı, operasyonel kararlılık, L-sistein ve L-metiyoninin girişim etkileri ve plazma total homosistein tayinine uygunluğu incelendi

    Walking Speed Control of Planar Bipedal Robot with Phase Control

    No full text
    In this study, we aim to provide the dynamic walking of a five-link planar bipedal robot without the need for optimization and regardless of initial conditions. Since bipedal robots are under-actuated systems, classical control methods cannot be applied. Joint trajectories must be determined to control the robot. The trajectories that will allow the biped robot to walk can be derived with a trajectory optimization. Periodic stability and dynamic balance are provided by following the trajectories with virtual constraints method. However, determining the optimization-based trajectories before walking is the weakness of the virtual constraints method. As a solution, the method we call \phase control is newly proposed. Thanks to the phase control method, the need for trajectory optimization is eliminated. Walking speed can be adjusted adaptively depending on user input without interrupting walking. Although the walking speed changes, it is shown with the limit cycle and Poincare return map that the periodic stability is provided. In addition to mathematical model-based simulation, a physics engine-based Gazebo simulation is also performed to test the feasibility of the method. The advantage of the proposed phase control method is that the planned trajectories can provide limit cycles even if they are not optimized. This advantage provides freedom of trajectory selection that does not require optimization

    Serotoninʼe spesifik moleküler damgalı polimerlerin hazırlanması ve karakterizasyonu

    No full text
    Hedef bir molekülü kendi doğal ilgi ve spesifikliğine göre bağlama özelliğine sahip biyomimetik reseptörlerin sentezi ve dizaynı biyorganik kimya ve biyokimya araştırmalarının başlıca amacıdır. Yapay makromoleküler reseptörlerin oluşturulması için geliştirilen tekniklerden biri de moleküler damgalı polimerlerdir(MIP). Moleküler damgalama yönteminde, kalıp molekül ve fonksiyonel monomerler arasında prepolimerizasyon aşamasında kovalent veya kovalent olmayan etkileşimler ile spesifik kimyasal yapılar meydana gelir. Pre-polimerizasyon reaksiyonu sonucu oluşan yapılar çapraz bağlayıcı ve uygun çözgen(porojen) varlığında polimeri oluşturur. Kalıp molekül uygun koşullar ile polimerden uzaklaştırıldıktan sonra kalıp molekül tekrar ortama konulduğunda tanınmasını sağlayacak spesifik bölgelere geri bağlanır. İlaçlar, karbohidratlar, pestisitler, amino asitler, peptidler ve proteinler hedef(kalıp) molekül olabilir. Moleküler damgalı polimerler; biyosensörlerde, kromatografik ayırımlarda, katı faz ekstraksiyonunda ve sentezlerde son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Serotonin bağırsak enterokromafin hücrelerinde(%95) ve merkezi sinir sisteminde(%5) esansiyel amino asit triptofandan sentezlenen bir nörotransmitterdir. Plazmada trombositlerde depolanır.Yorgunluk, migren, obezite, şizofreni gibi bir çok hastalığın oluşmasında ve tedavisinde etkin rol oynar. Serotoninin biyolojik sıvılarda tayininde flurometrik yöntemler, radyo immunoassay(RIA), yüksek performans sıvı kromatografisi kullanılmaktadır. Serotoninin plazmada kolay okside olması ve benzer indol yapılı bileşiklerin ölçüm esnasında girişim yapması nedeniyle yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, vücut sıvılarından serotonini yüksek seçimlilikte tanıyabilecek serotonin damgalı polimerik reseptörlerin hazırlanması ve karakterizasyonu hedeflenmiştir. Farklı polimerizasyon yöntemleri denenmiştir(yığın, çöktürme, süspansiyon). Serotonini tanıma yeteneği en iyi bulunan yığın polimerizasyonunun optimizasyon çalışması olarak uygun monomer(ler), çözgen(porojen), insiyatör, polimerizasyon koşulları ve polimere geri bağlama koşulları denendi. Farklı serotonin bileşiklerinin serotonin damgalı polimerde tanınma yeteneğine bakıldı. Hazırlanan polimerlerden serotonini tanıma yeteneği en iyi bulunan polimer katı faz ekstraksiyonunda kolon dolgu maddesi olarak kullanılarak tam kan ve plateletce zengin plazmadan serotonin tayini yapıldı

    Polimerik taşıyıcılarda DNA immobilizasyonu

    No full text
    İnsan genom projesiyle DNA teknolojisi gittikçe önem kazanmaktadır.DNA teknolojisinin uygulama alanları arasında gıda, çevre, adli tıp ve sağlık yanında arkeometri de sayılabilir.DNA biyosensörleri de teknolojik gelişmelere paralel olarak daha kullanılabilir, duyarlılığı ve stabilitesi artırılabilir hale getirilmeye başlanmıştır.Biyosensör yüzeyi farklı tür membranlar ile kaplanarak DNA immobilizasyonu spesifik hale getirilmesiyle, örneğin nokta mutasyonların saptanmasında kullanılabilir.Bu çalışmanın amacı DNA'yı 5'-Fosfat ucundan selüloz asetata bağlamak ve böylece hazırlanan membranlar üzerinde çeşitli modifikasyonlar yaparak biyosensör membranı olarak kullanılabilirliğini optimize etmektir.DNA' nın katı bir desteğe bağlanması, biyoteknoloji ve moleküler biyoloji açısından büyük önem taşır.Çeşitli destek materyalleri ile DNA immobilizasyonu genellikle adsorpsiyon veya kimyasal bağlama yoluyla gerçekleştirilir.Tercih edilen kontrollü ve yönlendirilmiş kovalent bağlamadır.1,1'-karbonildiimidazol(CDI) ile aktive edilen selüloz asetatın kuru dioksandaki çözeltisinden çıkılarak farklı kalınlıkta membranlar hazırlandı.Reaktif selüloz asetat membranlar 1,6-diaminohegzan ile kenetlendi ve böylece membran üzerinde DNA'nın bağlanabileceği uzantılar (spacer arm) oluşturuldu.DNA molekülünün membrana spesifik olarak yalnız 5'-ucundan bağlanmasını sağlamak için DNA 1-etil-3-(3-dimetilaminopropil)karbodiimid(EDC) ile 5'-Fosfat grubundan aktive edilidi ve bu grup üzerinden modifiye selüloz asetat membrana kovalent bağlanması gerçekleştirildi.Selüloz asetat modifikasyonu ve DNA immobilizasyonu koşulları optimize edildi.Uzun zincirli bir molekül olan DNA taşıyıcıya yalnız 5'-ucundan bağlanarak ve taşıyıcı membran yüzeyinden uzak tutularak hibridizasyonun etkinleşmesi ve çabuklaşmasına olanak sağlandı.Bu özellik modifiye membran ile DNA biyosensörlerinin hazırlanmasında önemli avantaj sağlamaktadır

    Prolin ile modifiye edilmiş pankreatik lipazın karakterizasyonu

    No full text
    Domuz pankreatik lipazı (EC 3.1.1.3), yağ-su ara yüzeyinde fonksiyon gösterdiği için endüstriyel öneme sahip enzimlerden biridir. Bu enzimin endüstriyel proses koşullarına karşı daha kararlı hale getirilmesinin bir yolu kimyasal modifikasyondur. Bu çalışmada domuz pankreatik lipazı, üzerindeki serbest amino grupları ile, Z-prolinin 1-etil-3-(3-dimetilaminopropil) karbodiimid (EDC) ile aktive edilmiş karboksil grupları arasında amid bağı oluşumu yoluyla modifiye edilmiştir. Lipaza değişik oranlardaki L-prolin bağlanmıştır. Modifikasyon düzeyi 2,4,6-trinitrobenzensülfonik asit (TNBS) ile ve lipazdaki serbest amino gruplarının azalan miktarına dayanarak belirlenmiştir. Z-prolinin seçilme nedeni kendine has yapısal özellikleri, amino gruplarının korunmuş olması ve lipaz molekülünün hareketini kısıtlayarak protein konformasyonunu etkilemesi sonucu lipazı pH ve sıcaklıktaki değişimlere karşı daha kararlı kılmasıdır. Modifikasyon sonucu domuz pankreatik lipazı alkali pHʼda pH stabilitesi ve optimum pH, yüksek sıcaklıklarda termal kararlılık gibi yeni ve endüstride kullanılması açısından avantajlı fizikokimyasal özellikler kazanmıştır

    Fosfolipaz A2 enziminin afinite-ultrafiltrasyon ile saflaştırılması

    No full text
    Fosfolipaz A2ʼler (PLA2; EC 3.1.1.4) fosfogliseridlerin sn-2 yağ asidi ester bağını hidrolizleyerek serbest yağ asitleri ve lizofosfolipitleri ayıran çeşitli enzim ailesidir. sn-2 pozisyonundaki yağ asidi çoğunlukla araşidonik asittir (AA). Prostaglandinler, prostasiklinler ve tromboksanlar siklooksigenaz yoluyla, lökotrienler lipoksigenaz yoluyla AAʼden sentezlenirler. PLA2 hidroliz ürünü olan lizofosfolipit hücre sinyal iletiminde, fosfolipidin yeniden modellenmesinde ve membranın bozulmasında çok önemlidir. Bu rollere ek olarak PLA2, son zamanlarda sistematik ve akut inflamator şartlardan kansere kadar değişen geniş bir patofizyolojik durumun içinde yer almakla tanınmaktadır. Gittikçe artan sayıdaki bir çok farmakolojik inhibitör fizyolojik koşullarda PLA2ʼlerin rolünü tanımlamaya yardımcı olacaktır. Bu sebeple farklı kaynaklardan PLA2ʼlerin saflaştırılması ve karakterizasyonu son derece önemlidir. Memeli PLA2 enzimleri büyüklükleri, salgılanma kapasiteleri ve kalsiyuma bağımlılıkları açısından sınıflandırılmak istenirse; düşük molekül kütleli Ca2+-bağımlı salgılanan enzimler(sPLA2), yüksek molekül kütleli Ca2+-bağımlı sitozolik enzimler (cPLA2) ve Ca2+- bağımsız enzimler(iPLA2) olarak sınıflandırılır. Memeli pankreası ve yılan zehirinde PLA2ʼler oldukça fazla miktarda bulunmaktadır ve bu nedenle saflaştırılmış ve kapsamlı olarak çalışılmıştır. Buna karşın, diğer hücre ve doku kaynaklarında da bulunan bu enzimler eser miktardadır ve iyi tanımlanmamıştır. Bu enzimler sığır bağırsağı, tavşan ve sıçan inflamator salgıları, sıçan ve insan plateletleri, sıçan dalağı, sıçan karaciğeri ve romatizmalı hastaların eklem sıvılarından saflaştırılmıştır. Bu çalışmada, üç farklı afinite reçinesi tarafımızdan sentezlendi. %Verim ve saflaştırma katı açısından en iyi sonucu kitosanglutaraldehid- substratla oluşturulan reçine verdi. Bu reçine, bir PLA2 substratı olan fosfatidiletanolaminin kitosanla ilişkilendirilerek suda çözünür makromoleküler bir reçinenin geliştirilmesi esasında gerçekleştirilmiştir. Ultrafiltrasyon teknikleriyle birlikte makroligand, sığır pankreasından PLA2ʼnin saflaştırılmasında kullanılmıştır. Reçineden bağlı PLA2ʼnin elüsyonu için optimum koşullar incelendi. Ayrıca saf enzimin bazı karakteristik özellikleri ve kinetiği belirlendi. Reçinenin tekrar kullanılabilirliliği de incelendi

    Karbon nanotüp-nükleik asit konjugatlarının hazırlanması, gen aktarımında kullanım potansiyellerinin incelenmesi

    No full text
    Biyomoleküllerin hücre içine alınımı klinik anlamda teşhis ve tedavi açısından, moleküler biyolojik anlamda ise viral olmayan transfeksiyon ajanlarının yaygınlaştırılması açısından oldukça önemlidir. Protein, nükleik asit benzeri makromoleküllerin ve birçok küçük molekülün hücre içine taşınımı sırasında karşılaşılan adsorbsiyon sorununu aşmak için yeni stratejilerin geliştirilmesi bir zorunluluktur. Gen transferinin söz konusu olduğu durumlarda, immünolojik cevaba sebep olan viral transfeksiyon yöntemlerine alternatif yeni yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır İlgilenilen molekülün kovalent olarak bir taşıyıcı moleküle bağlanmasıyla oluşturulan biyokonjugatlar, hücre içine alınım sorununa yeni çözümler getirmektedir. Bu amaçla manyetik nanopartiküller dendrimerler, katyonik polimerler biyobozunur nanopartiküller ve karbon nanotüpler artan ilgiyle kullanılmaktadır. Bu proje kapsamında karbon nanotüpler kimyasal süreçlerle karboksil grup fonksiyonlu hale getirilmiş ve amino linker modifiye plazmid DNA tasarlanmıştır. Bu moleküller arasında kurulan amid bağı ile kovalent bağlı biyokonjugatlar sentezlenmiş ve elde edilen biyokonjugat ile bakterilere plazmid taşınımı ve gen ekspresyonu viral olmayan başka yöntemler ile karşılaştırılmış ve sistemin verimliliği incelenmiştir Ayrıca karbon nanotüplerin bakteriler üzerindeki sitotoksik etkileri de incelenmiştir. Yapılan bir çok optimizasyon çalışması sonunda kovalent bağlı konjugatın klasik yöntemler kullanılmadan transformasyonu sağladığı görülmüştür. Öne sürülen sistemin karbon nanotüp ile daha önce yapılmış adsorbsiyona dayalı konjugatlara alternatif olarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir

    Alfa-D-galaktosidaz enziminin izolasyonu ve karakterizasyonu

    No full text
    Bu tezin, veri tabanı üzerinden yayınlanma izni bulunmamaktadır. Yayınlanma izni olmayan tezlerin basılı kopyalarına Üniversite kütüphaneniz aracılığıyla (TÜBESS üzerinden) erişebilirsiniz.ÖZET Çeşitli organizmaların (. -D-galactos idase. C\ -D-galactosidase enzyme is a fundamental material for sugar industry during recent years. Because of this reason it is very important that the isolatio

    Compassion Satisfaction, Burnout and Compassion Fatigue within the Context of the Dimensions of the Professional Quality of Life Scale in Nurses: A Cross-Sectional Study

    No full text
    Objective: This study was conducted to determine the prevalence of compassion satisfaction, burnout and compassion fatigue, which are the dimensions of the professional quality of life, among nurses working in a university hospital, and the affecting demographic and occupational factors. Material and Methods: The population of this cross-sectional study included 349 nurses and the study was completed with 253 nurses (72.5%). The data were collected using the personal information form and “Professional Quality of Life Scale” developed by Stamm. Results: The mean scores obtained by the nurses participating in the study were as follows: 32.08±9.09 for the compassion satisfaction subscale, 25.75±5.87 for the burnout subscale, and 18.50±7.57 for the compassion fatigue subscale. The level of compassion satisfaction was significantly higher among nurses working in surgical clinics. The burnout levels of the participants were affected by the marital status. The married nurses obtained significantly higher mean scores from the burnout subscale. There were not differences between the participants’ compassion fatigue levels in terms of the demographic variables. Conclusion: While the participating nurses had low levels of compassion satisfaction, they had moderate levels of burnout, and high levels of compassion fatigue
    corecore