141 research outputs found
Deneysel Spinal Kord Yaralanmasında Tümör Nekroz Faktör Alfa ve İnterlökin-6 Ekspresyonuna Minosiiklin ve Metilprednizolon Kombine Tedavisinin Etkileri
AMAÇ: Spinal kord yaralanması (SKY), mekanik travmaya bağlı olarak oluĢan primer yaralanma ve sekonder hasar mekanizmalarını içerir. SKY‟ni takiben, TNF-α ve IL-6 gibi sitokinler lezyon alanında artarak sekonder hasarları indükler. Günümüzde metilprednizolon (MP), antienflamatuvar etkilerinden dolayı tedavide kullanılmaktadır. Fakat tek başına yeterli olmamakta ve etki mekanizmaları tam olarak bilinmemektedir.
Tetrasiklin türevi antibiyotik olan minosiklinin nöroprotektif etkisi bilinmekle birlikte, bununla ilgili çalışmalar
sınırlıdır. Çalışmamızda, deneysel SKH sonrası TNF-α ve IL-6 ekspresyonlarına, MP ve minosiklin tedavisinin tek başına ve kombine etkilerinin, immünohistokimyasal, elektron mikroskobik ve biyokimyasal yöntemlerle araştırılması amaçlanmıştır
Effect of neuroprotective of O-Desulfate Heparin in Acute Spinal Cord İnjruy: An Experimental Study
The aim of study invastigating effects of Neuroprotective of O-Desulfate Heparin in Acute
Spinal Cord Injury
Deneysel spinal kord yaralanmasında miR-20a ve miR-125b ekspresyonlarının apopitoz ve enflamasyon üzerine etkileri
Objectives: The aim of the study was to determine the relationships between microRNA-20a and microRNA-125b expression and apoptosis and inflammation in a rat model of spinal cord injury (SCI) using microscopy, immunohistochemistry, and molecular biology. Methods: Sixty-one rats were divided into three groups: a control group that was not subjected to any operation; a sham-operated group; and an experimental group that was subjected to spinal cord compression. The experimental group was further subdivided into two subgroups: the experimental control group, which did not receive any drug treatment; and the methylprednisolone treatment group, which received 30 mg/kg methylprednisolone on day 0 followed by 10 mg/kg/day methylprednisolone from days 1-14
Fare oositlerinde vitrifikasyonun partenot gelişimine etkisinin ince yapı düzeyinde değerlendirilmesi
Giriş: Vitrifikasyon, oositlerin dondurularak saklanabilmeleri için son yıllarda sık kullanılan
bir yöntemdir. Özellikle, IVF sırasında tek embriyo transferinin giderek yaygılaşması, sonraki
sikluslarda kullanılmak üzere fazla oositlerin embriyo haline getirildikten sonra
dondurulmaları yerine oosit halindeyken dondurulmalarının ya da kanserli kadınların
kemoterapi öncesi oositlerinin dondurularak saklanmasının belirli bazı sosyal, legal ve etik
engelleri ortadan kaldırabileceği dikkate alındığında, önemi daha da artmaktadır. Ancak
günümüzde hala vitrifikasyon sonrası çözdürülmüş oositlerin taze oositlere göre embriyo
gelişiminde ne kadar başarılı olduğu tartışma ve araştırma konusudur.
Gereç ve Yöntem: Sunulan çalışmada over indüksiyonu sonrası eş koşullarda toplanan 81 adet
sağlıklı ve olgun (M II) fare oositleri rastgele seçimle iki gruba ayrıldı, 1. gruptaki oositler
vitrifiye edilerek saklandı ve belli bir süre sonra çözdürülerek partenot üretiminde
kullanıldılar. 2. grupta ise taze oositler doğrudan partenot üretiminde kullanıldılar. Böylece
partenot gelişim başarısı dikkate alınarak, vitrifikasyonun oositler üzerindeki etkinliği, iki
farklı gruptaki partenotların gelişim potansiyelleri ve ince yapı düzeyindeki morfolojik
özellikleri gözlenerek tartışıldı.
Bulgular: Gerek ışık mikroskobik gelişim takipleri, gerekse ince yapısal özellikleri
değerlendirildiğinde; vitrifikasyon sonrası gelişen partenotların, mitokondria ve lipid
damlacıklarının sayıca azalması, multiveziküler cisimcik ve miyelin yapıların artması gibi
metabolik aktivitelerin sınırlandığını gösteren dejenerasyon belirtilerini daha kısa sürede
gösterdikleri gözlendi.
Tartışma: Sunulan çalışma, vitrifikasyon başarısının partenot gelişimi ve gelişen partenotların
E.M. yöntemiyle değerlendirilmeleri açısından orijinaldir. Çalışmada hem vitrifikasyon, hem
partenot üretimi hem de partenotların elektron mikroskobik takibi yapılmıştır. Elde edilen
sonuçlar değerlendirildiğinde, vitrifikasyon tekniğinin ileri çalışmalar ile daha da
geliştirilmesinin uygun olacağı sonucuna varılmıştır
Deneysel Bisfenol-A Kullanımının Testis Yapısına Etkileri
Bisfenol-A (BPA), günlük hayatta yaygın olarak kullanılan, polikarbonat plastiklerin ve epoksi resinlerin
yapısında bulunan kimyasal bir maddedir. Besin zinciri, içme suları ve inhalasyon yoluyla insan vücuduna
alınabilmektedir. Yapılan birçok çalışmada, BPA‟nın üreme sistemi başta olmak üzere, endokrin sistem, böbrek ve karaciğer üzerine toksik etkileri rapor edilmiştir. Bu çalışmada, farklı dozlardaki BPA‟nın, sıçan testisine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.
GEREÇ- YÖNTEM: 40 adet Wistar cinsi erkek sıçan 4 gruba ayrıldı. Ġlk grup kontrol grubu olarak
değerlendirildi. Diğer gruplara sırasıyla; intraperitoneal 50 mg/kg/gün BPA, 500 mg/kg/gün BPA, 1000
mg/kg/gün BPA uygulandı. Her gruptaki deneklerin yarısı 14. günde, diğer yarısı 28. günde sakrifiye edildi.
Alınan testis doku örnekleri mikroskobik düzeyde incelendi
Deneysel İntraserebral Hematom Sonrası Oluşan Beyin Hasarında Stereotaksik Lizis ve Agmantin Tedavisinin Etkileri
Günümüzde tanı ve tedavi yöntemlerindeki ileri geliĢmelere rağmen intraserebral hematom mortalite ve
morbiditesi oldukça yüksek bir hastalık olma özelliğini halen korumaktadır. Erken dönemde oluĢan kitle etkisi,
ödem ve iskemi sekonder hasarlanma mekanizmalarını aktive ederek ileri nöronal bozukluklara neden
olmaktadır. Endotelyal nitrik oksit sentetaz (eNOS) tarafından üretilen nitrik oksitin vasküler geçirgenliği
arttırarak serebral iskemiye karĢı koruyucu etki gösterdiği bilinmektedir. Buna karĢın nöronal ve indüklenebilir
nitrik oksit sentetaz (iNOS) ürünü olan nitrik oksit nörotoksik etkiye sahiptir. Bunların yanında matriks
mettallo-proteinazlar (MMP) da sekonder doku hasarını arttırıcı etkilere sahiptir. Agmantin‘in iNOS ve MMP‘ları
inhibe ettiği ve eNOS düzeyini yükselttiği rapor edilmiĢtir. Bu çalıĢmada deneysel intraserebral hematoma bağlı
nöron hasarında erken dönemde stereotaksik lizis ve agmantin kombine tedavisinin etkilerinin araĢtırılması
amaçladı.
48 adet Yeni Zelenda türü tavĢan; normal kontrol grubu, sham kontrol grubu, intraserebral hematom
oluĢturulan grup, intraserebral hematom+agmantin tedavi grubu, intraserebral hematom+agmantin ve
stereotaksik lizis kombine tedavi gubu olmak üzere 6 eĢit gruba ayrıldı. 48 saat sonra elde edilen beyin dokusu
örnekleri ıĢık, elektron mikroskobik ve biyokimyasal yöntemlerle incelendi.
IĢık ve elektron mikroskobik incelemelerde normal kontrol grubu ve sham operasyon gruplarında hücresel
görünüm normaldi. Hematom oluĢturulan grupta ödem ve hemorajik alanların yaygın olduğu, nöronlarda
çekirdekte heterokromatin artıĢı, sitoplazmada mitokondriyonlarda ĢiĢme ve krista harabiyeti, endoplazmik
retikülüm sisternalarında geniĢleme ve yaygın vaküolizasyon gözlendi. Bunların yanında perinöronal glia hücre
uzantılarında ödem alanlarını simgeleyen geniĢlemeler izlendi. Miyelinli sinir liflerinde akson ve miyelin kılıf
harabiyetleri belirgindi. Yapısal değiĢikliklerin yalnızca agmantin ve stereotaksik lizis uygulanan gruplarda da
benzerlik gösterdiği, buna karĢın, hematomu takiben agmantin+stereotaksik lizis uygulanan grupta hücresel
yapının daha iyi korunduğu dikkati çekti.
Beyinde travma ve iskemi sonrası geliĢen sekonder doku hasarın azaltılmasında bölgesel metabolizmanın inhibisyonu nöroprotektif cevabı belirlemektedir. Ġntraserebral hematom geliĢimi sonrası erken dönemde uygulanan stereotaksik lizis ve agmantin tedavisinin birlikte uygulanmasının sekonder doku hasar mekanizmalarını azaltarak iyileĢmeye neden olabileceği sonucuna varıldı
Effect of arginine vasopressin and V1 receptor antagonist on cerebral vasospasm secondary to subarachnoid hemorrhage: an experimenatl study
AIm: To examine morphological, radiological and biochemical effects of arginine vasopressin (AV) and V1 receptor antagonist on cerebral vasospasm (CVS) after subarachnoid hemorrhage (SAH) in rabbits
Erişkin sıçanlarda Genistein'in uterus üzerine olan etkilerinin mikroskobik düzeyde araştırılması
Amaç: Genistein, bitkilerde bulunan ve beslenme yolu ile alınan, östrojen reseptörlerine bağlanma
kapasitesine sahip bir fitoöstrojendir. Postnatal dönemde Genistein‟e maruz kalan sıçanlarda östrus siklusun düzensizleştiği, fertilitenin azaldığı, over ve uterusta histopatolojik değiĢikliklerin geliĢtiği rapor edilmektedir. Yetişkin dişilerde Genistein‟in üreme sistemi üzerine olan etkileri konusundaki araĢtırmalar sınırlı sayıda bulunmaktadır. Sunulan çalışmada Genistein'in yetişkin sıçanlarda uterus üzerine olan etkilerinin mikroskobik düzeyde araştırılması amaçlanmıştır
İntravenöz zoledronik asit uygulamasının mandibular kırık iyileşmesi üzerine etkileri
Giriş: Kemik kırıklarının iyileşmesi, enflamatuvar cevaba bağlı sitokin salınımı ve kemik
formasyonundan sorumlu hücrelerin farklanmasıyla gerçekleşir. Yeni kemik oluşumunu
hızlandırmak amacıyla kullanılan tedavi yöntemlerinden biri de bifosfonat uygulamalarıdır.
Bifosfonatların osteoklastik aktiviteyi inaktive ederek kemik rezorbsiyonunu engellediği
bilinmekle birlikte, kemik kırığı üzerine olan iyileştirici etkilerinin mekanizması tam açık
değildir. Bu çalışmada, yeni nesil bir bifosfonat olan Zoledronik asitin (ZA), mandibular kırık
iyileşmesi üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır
Hidrosalpinks Cerrahi Tedavisinin İnsan Endometriyumu Üzerine Ultrastrüktürel Etkileri
Hydrosalpinx is a disease commonly observed in women and characterized by the obstruction which is in the shape of a fluid-filled sac at the distal part of tuba uterina closed to the ovary. In this study, we aimed to obtain endometrial tissue samples from the hydrosalpinx patients, before and after the surgical treatment and compare these endometrial tissue samples by using light and electron microscope. Endometrial tissue samples were obtained from the 24 women with bilateral hydrosalpinx range 19-46 years before and after the surgical treatment, and normal endometrial tissues were collected from five women without hydrosalpinx and evaluated as a control group. In endometrial samples of hydrosalpinx patients; it was observed that large and unregulated interstitial spaces representing the organellar destruction, membranous whorl structures associated with organelle destruction, thinning in the surface epithelium, decreasing in numbers of microvillus and pinopodes in microvilli cells, increasing in heterochromatin and picnotic changes in the nucleus, expansion, and vacuolization in the endoplasmic reticulum cisternae in the apical cytoplasm and intraepithelial macrophages and lymphocytes were rised in number. Although mild structural changes were observed in endometrial tissues obtained after surgical treatment of hydrosalpinx, surface epithelium, glandular and stromal cell structures were more similar to control endometrial specimens. In conclusion; serious structural changes have occurred in endometrial tissues of hydrosalpinx patients. These structural abnormalities have removed after surgical treatment so it is considered that surgical treatment is effective in patients with hydrosalpinx
- …
