59 research outputs found
Tanners of Bursa in the sixteenth and seventeenth centuries
Tannery, which is one of the most ancient occupations in the history of mankind, has an important place in Turkish-Islamic crafts because of the nomadic culture. Tannery maintained this status during the Ottoman period. Tannery also has an important position among other occupational fields because Akhi Awran, who was regarded as the founder of Akhism, was a tanner. The Ottoman regulations bound by provisionism (i'asha) policy regarding meat consumption and raw skin deeply affected tannery and tanners. No emphasis on tannery has thus far been provided concerning Bursa, which was the first capital of the Ottoman Empire and was better known for its silk production. Examining the situation of tanners and tanneries in Ottoman Bursa, this article provides clues concerning the importance of tannery in Bursa during the Ottoman period, thus contributing to the field
XVII. Yüzyılda Bursa Nakîbü’l-Eşrâf Kâim-i Makâmı Seyyid Cafer Paşa ve Ailesi
Nakîbü’l-eşrâflık kurumu seyyidlerin soylarının düzenli takibi ve seçkin konumlarının getirdiği bazı uygulamaların yerine getirilebilmesi için tesis edilmiştir. Merkezdeki nakîbü’l-eşrâfların yerel temsilcileri konumundaki nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmların yaşadıkları bölgedeki saygın ve seçkin seyyid ailelerden seçildiği bilinmektedir. Bursa’da ilk dönemlerde görev yapan nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmlar arasında hakkında en çok bilgi sahibi olabildiğimiz kişi, Seyyid Cafer Paşa’dır. Cafer Paşa Bursa’da kökleri Tebriz’e dayanan itibarlı bir seyyid ailesine mensuptur. Edindikleri bu itibarlı konumlarının bir sonucu olarak dedeleri Emir Gazi’den itibaren aile üyeleri selâtîn vakıfları mütevelliliği ve düzene konulmasını sağlama gibi önemli görevlere getirilmişlerdir. Cafer Paşa’nın vefatının ardından oğlu Seyyid Mehmed nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmı olarak atanmış, ilerleyen yıllarda ise torunu İbrahim aynı vazifeyi sürdürmüştür. Böylece ailenin bilindiği kadarıyla üç ferdi Bursa nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmı olarak görev yapmıştır. Bu çalışma, yaşadıkları çevrede tanınmakla birlikte çok da ünlü olmayan, dolayısıyla haklarında daha sınırlı bilgiler bulunan seyyid bir ailenin tarihini şer‘iyye sicilleri ve arşiv belgelerindeki sınırlı bilgilerin peşine düşerek araştırmaktadır. Bu şekilde Cafer Paşa’nın kendinden önceki beş atasının ismi belirlenebilmişken, kendisinden sonra gelen sekiz nesil evlat ve torunlarına dair doğumlarından, evliliklerine, mülk-alım satımlarından, miras anlaşmazlıklarına ve vakıflarla ilişkilerine kadar hayatın çok farklı alanlarına dair bilgiler elde edilebilmiştir. Böylece 17. yüzyılda Bursa’da saygın, ama şöhretli olmayan bir seyyid ailesinin toplumsal konumu, sosyal, ekonomik ve hukukî ilişkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.The institution of naqib al-ashraf was established in order to follow the lineages of the sayyids regularly and to fulfill some of the practices brought by their distinguished positions. It is known that the naqib al-ashraf qaim-i maqams, who are the local representatives of the naqib al-ashrafs in the center, were chosen from the respected and distinguished sayyid families in the region where they lived. The person about whom we can have the most information among the naqib al-ashraf qaim-i maqam who served in the early periods in Bursa is Sayyid Cafer Pasha. Cafer Pasha belongs to a reputable sayyid family in Bursa with roots in Tabriz. As a result of this prestigious position, family members from their grandfather Emir Gazi have been appointed to important duties such as being the trustee of the foundations of Sultans and ensuring that they are put in order. After the death of Cafer Pasha, his son Sayyid Mehmed was appointed as the Naqib al-ashraf qaim-i maqam, and in the following years his grandson İbrahim continued the same task. Thus, as far as it is known, three members of the family served as naqib al-ashraf qaim-i maqam of Bursa. This study investigates the history of a sayyid family, which was locally known but not very famous and consequently about whom little is known by following the limited information in the court records and archival documents. In this way, while the names of the five ancestors of Cafer Pasha before him could be determined, information about many different areas of life, from the birth of his eight generation children and grandchildren to their marriages, property-trading, inheritance disputes and relations with foundations, could be obtained. Thus, the social position, social, economic and legal relations of a respected but not famous sayyid family in Bursa in the 17th century were tried to be revealed
XVII. Yüzyılda Bursa Nakîbü’l-Eşrâf Kâim-i Makâmı Seyyid Cafer Paşa ve Ailesi
Nakîbü’l-eşrâflık kurumu seyyidlerin soylarının düzenli takibi ve seçkin konumlarının getirdiği bazı uygulamaların yerine getirilebilmesi için tesis edilmiştir. Merkezdeki nakîbü’l-eşrâfların yerel temsilcileri konumundaki nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmların yaşadıkları bölgedeki saygın ve seçkin seyyid ailelerden seçildiği bilinmektedir. Bursa’da ilk dönemlerde görev yapan nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmlar arasında hakkında en çok bilgi sahibi olabildiğimiz kişi, Seyyid Cafer Paşa’dır. Cafer Paşa Bursa’da kökleri Tebriz’e dayanan itibarlı bir seyyid ailesine mensuptur. Edindikleri bu itibarlı konumlarının bir sonucu olarak dedeleri Emir Gazi’den itibaren aile üyeleri selâtîn vakıfları mütevelliliği ve düzene konulmasını sağlama gibi önemli görevlere getirilmişlerdir. Cafer Paşa’nın vefatının ardından oğlu Seyyid Mehmed nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmı olarak atanmış, ilerleyen yıllarda ise torunu İbrahim aynı vazifeyi sürdürmüştür. Böylece ailenin bilindiği kadarıyla üç ferdi Bursa nakîbü’l-eşrâf kâim-i makâmı olarak görev yapmıştır. Bu çalışma, yaşadıkları çevrede tanınmakla birlikte çok da ünlü olmayan, dolayısıyla haklarında daha sınırlı bilgiler bulunan seyyid bir ailenin tarihini şer‘iyye sicilleri ve arşiv belgelerindeki sınırlı bilgilerin peşine düşerek araştırmaktadır. Bu şekilde Cafer Paşa’nın kendinden önceki beş atasının ismi belirlenebilmişken, kendisinden sonra gelen sekiz nesil evlat ve torunlarına dair doğumlarından, evliliklerine, mülk-alım satımlarından, miras anlaşmazlıklarına ve vakıflarla ilişkilerine kadar hayatın çok farklı alanlarına dair bilgiler elde edilebilmiştir. Böylece 17. yüzyılda Bursa’da saygın, ama şöhretli olmayan bir seyyid ailesinin toplumsal konumu, sosyal, ekonomik ve hukukî ilişkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır
A district in Bursa in the Ottoman classical period: Hisar
Bu çalışmada Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olan Bursa’nın çekirdeği durumundaki Hisar’ın klâsik Osmanlı dönemindeki durumu ele alınmıştır. Hisar yıkıcı muharebeler olmaksızın teslim alındığından Bizanslılarca inşa edilen şekliyle Osmanlılar’a geçmiştir. Rumlar’ın boşalttığı şehre Türkler’in yerleştirilmesinin ardından öncelikle devlet erkânınca başlatılan imar faaliyetleriyle Hisar, kısa zamanda Türk-İslâm çehresi kazanmıştır. Surlarla çevrili olmanın sağladığı güven duygusunun da etkisiyle, burası kent büyüyüp genişledikten sonra bile elit kesimce tercih edilen bir yerleşim birimi olma özelliğini sürdürmüştür. Bu yüzden Hisar’ın kurulup gelişmesinde katkısı olan aileler aynı zamanda Bursa’nın tarihinde rol oynamış önemli şahıslardan meydana gelmişlerdir. Yerleşim alanı olarak gördüğü rağbetin neticesinde ev yapacak arsa bulunması gitgide güçleştiği için, dikey yapılaşma hız kazanmaya başlamıştır. Giyim-kuşam ya da mutfak kültürü gibi unsurlar pek tabii şehrin diğer kesimlerinden kayda değer bir farklılık arz etmemiştir. Ancak okullaşma oranındaki yükseklik nedeniyle eğitim-öğretim alanında Hisar, bir parça önde görünmektedir. Bünyesinde bulunan darphane, saray gibi kamusal mekânlar da onu, diğer semtlerden ayıran unsurlardır. Sonuç olarak denilebilir ki Hisar, Bizans ve Osmanlı kültürlerinin iç içe geçtiği, gerek sahip olduğu kurum ve kuruluşlarıyla, gerekse de sakinleriyle Bursa’nın müstesna bir semti olmuştur.This study deals with the situation of Hisar which was the core of Bursa, the first Ottoman capital, in the Ottoman classical period. Hisar was conquered by the Ottomans without any devastating battles as it had been built by Byzantines. After being left by Greeks and Turks settled, Hisar gained a Turkish-Islamic identity in a short time through the construction activities and public works initiated by statesmen. Because of the sense of security which is the result of being surrounded by ramparts, it remained a preferable district by the elite people even after the city grew and expanded. Therefore, the families that contributed to improvement of Hisar were significant people who played important roles in the history of Bursa. Because of the fact that finding a suitable land to build a house gradually become difficult due to the great demand, the vertical housing gained speed in Hisar. Clothes or cuisine did not naturally have a significant difference from the other parts of the city. But Hisar seemed one step ahead in education because of the high rate of schooling. Containing some state buildings such as mint, palace etc. is the distinctive feature which puts Hisar forward among other districts. As a conclusion, it may be said that Hisar became a distinguished district of Bursa, where Byzantine and Ottoman cultures were mixed, in the sense of both the institutions and buildings it had, and the inhabitants
A benefactor couple in Bursa in 15th century: Foundations of Hoca Ece and Ayşe Hatun
Osmanlı toplumunda vakıf kurumu hem sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın göstergesi hem de imar faaliyetlerinin en büyük destekçisi olmuştur. Bursa’da XV. yüzyılda yaşamış olan Hoca Ece ve hanımı Ayşe Hatun, bu destekleme kervanına kurdukları vakıflarla katılmışlardır. Hoca Ece, yaşadığı mahalledeki çocukların eğitimini sağlamak için bir mekteb kurmuş, bir mescidin ihyasına katkıda bulunmuş, ayrıca Bursa’nın en büyük camisi olan Ulucami’nin hasır ihtiyacı için para vakfetmiştir. Hanımı Ayşe de eşinin izinden giderek mahallesindeki halkın eğitimi için kitap okunmasını sağlamak üzere bir evin gelirini vakfetmiştir. Onları ve daha adı çoktan unutulmuş nice hayırseveri günyüzüne çıkarmak bir çeşit vefa borcudur.Foundations, as a social organization, in Ottoman society are both indication of a social solidarity and the most influential supporter of public improvements. Hoca Ece and his wife Ayşe Hanım, who lived in fifteenth’s century Bursa, were a part of this 496 charity chain through foundations they established. Hoca Ece, who established a school for children living in near district and contributed to re-establishment of a mosque, also donated money for straw mats of the greatest mosque (Ulucami) in Bursa. His wife Ayşe, fallowing the path of his husband, donated income of a house for education of people living nearby through reading books. It’s our duty to be faithful and bring to light this kindhearted people and many more forgotten people
The divorce in the classical period of Ottomon society (According to Bursa’s şeriyye sicilleri)
Bursa şehri Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olması hasebiyle özellikle Osmanlı devlet kurumlarının kurulup geliştiği klâsik dönemdeki toplum yapısının aydınlatılması açısından önemli bir inceleme alanıdır. Osmanlı toplumunun temel yapı birimi olan ailenin dağılma sürecinin aydınlatılması için de, Osmanlı mahkemelerinde tutulan kayıtları kapsayan şer‘iyye sicilleri en önemli kaynaklar arasında yer alır. Zira o dönemde halk mahkemelere sadece aralarında meydana gelen anlaşmazlıkların çözümü için gitmiyordu. Bilakis basit bir vekil tayin etme işleminden kefalete, alım-satımdan kiralamaya, evlilikten boşanmaya kadar toplumda cereyan eden hemen tüm günlük hadiseler için mahkemeye başvuruyordu. Bu nedenle de şer‘iyye sicilleri o dönemdeki toplumun aynası konumundadır. Bursa şer‘iyye sicilleri özellikle klâsik döneme dair içerdiği çok sayıda defterle oldukça zengin bir veri tabanına sahip durumdadır. Bu araştırmada, Osmanlı Devleti’nin klâsik döneminde toplumun yapısını anlamak için vazgeçilmez bir kaynak olan şer‘iyye sicillerinden yararlanarak aile birliğinin hangi şekillerde dağıldığı açıklamaya çalışılacaktır.Because of the fact that it was the first capital of the Ottoman Empire, the city of Bursa shows a curious lacuna and an important area of research illuminating the structure of society in the period in which most of the state’s foundations were established and flourished. While clarifying the process of dissolution of family, one of the major building stone of Ottomon society, Şeriyye Sicilleri comprising the registers recorded in the Ottomon courts constitute the most important category of sources. For, the people at that time appeared in the courts not only for solution of the discords and disagreements between them, but also for all the matters from appointing of a proxy to bailment, from purchase and sale to rent, marriage and divorce issues which occured almost everyday in the society. For that reason, just like a mirror, these registers reflect the structure of society clearly. Bursa’s Şeriyye Sicilleri, with it’s countless register books, have a highly rich database especially about the classical period. This research is intended to spotlight the reasons of the dissolution of conjugal community by utilizing the Şeriyye Sicilleri, an indispensable source for comprehensing the structure of society in the classical period of Ottoman State
The charitable foundation of Seyyid Hüseyin Erzincanî
Osmanlı Devleti’nde sultan ailesi ve devlet adamları eliyle kurulan vakıfların yanı sıra, çok sayıda küçük ölçekli yerel vakıf da bulunmaktadır. Vakıf kurumunun Osmanlı toplumundaki sosyal dayanışmaya olan katkısının ve toplumca ne oranda benimsendiğinin ortaya konulabilmesi için halk tarafından kurulan mütevazı ölçüdeki vakıfların da kuruluş ve işleyiş mekanizmalarının araştırılması gerekir. İşte bu çalışmada Erzincanlı bir tüccar olan Seyyid Hüseyin’in, Bursa’nın Hisar semtinde kurduğu mini külliye şeklindeki vakfı ele alınmıştır.In Ottoman State, besides those established by family of Sultan and statemen, there have been many small-scale local foundations. In order to demonstrate to what extent those foundations made positive contributions to social solidarity of Ottoman society, and to what extent they were adopted by society’s various segments, the establishing and running mechanisms of the small-scale charitable foundations established by people must be investigated. In this article, Seyyid Hüseyin’s -an Erzincanian tradesman- charitable foundation that he established it as a typical külliye in district of Hisar (Bursa) will be discussed
An Ottoman muderris in the XVIth century: Mawlana Muslih al-din Effendi and his heritage
Sosyal ve ekonomik tarih çalışmalarının önemli kaynaklarından biri olarak bilinen, bir kimsenin öldükten sonra geriye bıraktıklarının kaydı anlamındaki terekeler, aynı zamanda ilim ve kültür tarihine de ışık tutan belgelerdir. Terekelerde kayıtlı kitapların sayısı, niteliği, hangi ilim dallarına ait oldukları ve maddî değerleri, bize kaydedildikleri dönemin ilmî ve fikrî ortamı hakkında önemli ipuçları vermektedir. Farklı meslek gruplarından kişilerin terekeleri ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde, sahip oldukları kitaplarla entelektüel yaşamlarına, diğer eşyalarıyla ise sosyo-ekonomik düzeylerine ilişkin çıkarımlarda bulunmak mümkündür. XVI. yüzyılda Bursa’da yaşamış İsa Bey Medresesi müderrislerinden Muslihuddin Efendi’nin terekesinden hareketle yapılan bu çalışma, okuduğu kitaplarla, sahip olduğu mal-mülk, köle ve cariyeleriyle, giydikleriyle, kullandığı eşyalarla, hatta boş zamanlarında oynadığı satranç takımıyla, bir Osmanlı müderrisinin nasıl bir portre çizdiğinin anlaşılmasına yardımcı olmayı hedeflemektedir.As an important source for social and economic history, estates, which are the registers of the heritage left by deceased people, are also documents shed light on the history of science and culture. Containing a lot of information about books inherited such as names, contents and values, they give some important clues about the scientific and intellectual environment of their time. It is possible to learn a good deal of information about their intellectual life and socio-economic status from books and goods, respectively. This study aims to be helpful to understand various aspects of an Ottoman muderris/scholar, in the case of Muslih al-din Effendi, who was a muderris at the Isa Bey Madrasah in Bursa in 16th century, by analyzing his books, properties, slaves and concubines, clothing, household goods, even a chess set he played in leisure times, which were listed in his estate
- …
