7 research outputs found

    Geri Çekilmiştir: Cevher-Araz Teorisinin İnsan Fiilleri Konusundaki Yaklaşımlara Etkisi

    No full text
    Bu makale, yazarın eş zamanlı yayınlanan başka makaleleriyle (10.18403/emakalat.790794 ve 10.18505/cuid.686675) kabul edilemez derecede örtüşme içerdiğinden dolayı editörlerin kararıyla geri çekilmiştir. This article has been retracted at the request of the editors as it contains unacceptable overlap with the other studies of the author (10.18403/emakalat.790794 ve 10.18505/cuid.686675) published simultaneously

    EBU'L-MUÎN EN-NESEFÎ'DE TEKLİFİN İMKÂN VE BOYUTLARI

    No full text
    İlahi irade ile insan arasında ahlaki bir ilişki olan teklif, uygun yaratılış özelliklerine sahip olan insana yöneltilmiştir. Mükellefin akıl, irade ve güç gibi varoluşsal özelliklere sahip olması teklifin ontolojik gerekçesini oluşturmaktadır. Bu bağlamda Ebü’l-Muîn en-Nesefî, insanı ilâhî teklife muhatap bir özne olarak imkân, potansiyel ve kabiliyetleri açısından ele alarak imtihan gerçeğine dikkat çekmektedir. Ona göre insanın güzel bir sonuca ulaşmadan sadece yokluk için yaratılması hikmet açısından anlamsızdır. Nesefî, aklın doğru bilgiye ulaşmada önemli bir vasıta olarak iyi ve kötü değerleri tümel olarak kavradığını, ancak tikel anlamda ayrıntılı olarak bilemeyeceğini söylemektedir. Bu nedenle akla yardımcı olmak amacıyla tikel olan hususlarda peygamberin kılavuzluğuna ihtiyaç vardır. İlahi hikmetin bir gereği olarak peygamberler vasıtasıyla yapılan teklif, insanlar için övgüye değer güzel bir sonucun elde edilmesini amaçlamaktadır. Buna göre teklif hikmet içerisinde anlam kazanmakta, insana verilen özgürlüğün sonucu mükâfat veya ceza şeklinde ortaya çıkmaktadır. Böylece Nesefî’nin insanın ontolojik ve bilişsel yetileri ile yaratılış amacı arasındaki ilişkiyi dikkate alarak bütüncül bir yaklaşım sergilediği görülmektedir

    The Theory of Tawlīd in Kalâm in terms of the Limits of Freedom and Responsibility

    No full text
    İnsan hürriyeti sorunu Kelâmcılar tarafından insan fiilleri bağlamında ele alınmış, irade ve diğer unsurlarla ilişkisi açısından tartışılmıştır. Bu bağlamda insanın kendi fiilinde irade ve kudret sahibi olup olmadığı, irade ve kudretin sınırları, insanın fiildeki rolü ve sorumlulukları farklı tartışmalara neden olmuştur. Mu‘tezile tarafından ileri sürülen tevlîd teorisi, insanın fiillerdeki özgürlüğünün kapsamı ve sınırlarının belirlenmesi açısından oldukça önemlidir. Mu’tezile kelamcılarının tevlîd teorisini savunmaları iki önemli nedene dayanmaktadır. Birincisi insanın kendi dışında meydana getirdiği fiillerin mahiyeti ve sınırlarını ortaya koymak, diğeri ise ahlaki sorumluluk açısından insanın bu tür fiillerle olan ilişkisini açıklamaktır. Zira her iki konu da Mutezile’nin adalet ilkesi açısından oldukça önemlidir. Tevhid ve adalet açısından insanın fiilleri ile olan sebep-sonuç ilişkisini aklî ve ahlakî zemine oturtma çabası teorinin ortaya çıkış nedenidir. Bu açıdan insan fiili ve tabiat arasında nedensellik ilişkisi kurmayı sağlayan bu teorinin amacı, fâil ve fiili arasındaki özgürlük ve sorumluluğu temellendirme gayesine yöneliktir. Bu çalışmada öncelikle tevlîd kavramının tanımı ve anlam alanı ortaya konularak dolaylı fiillerin fâili hakkındaki tartışmalar ele alınmış, daha sonra ise Ehl-i sünnetin tevlîd konusuna getirdiği eleştiriler üzerinde durulmuştur. Konu, kelâmî tartışma geleneğinin ağırlıklı kısmını oluşturan Mu‘tezile ve Ehl-i sünnet arasındaki fikir mücadelesi bağlamında ana hatlarıyla ele alınmıştır. Bu açıdan çalışmanın ana gayesi, özgürlük ve ahlâkî sorumluluğun bir gereği olarak dolaylı fiillerin insana aidiyet sınırlarının nasıl çizildiği ve anlaşıldığının ortaya konulmasıdır. Konu hakkında tek tip bir düşünceye sahip olmamakla birlikte tevlîd nazariyesinde yarı-determinizmi kabul eden Mu‘tezile kelâmcıları, cisimlerdeki tabiatların varlığını kabul etmişler, sebebi fiilin bir vesilesi olarak görenler ise bunu kabul etmemişlerdir. Fiillerdeki arazların sürekliliğini kabul ederek iradi fiiller ile tabii fiilleri birbirine bağlamışlar, doğrudan fiillerin insan iradesi ile diğerinin ise zorunluluk ilkesine göre gerçekleştiğini kabul etmişlerdir. Mu‘tezile’ye göre sebepler sadece bir vasıtadır. Onun için vasıta sonucu ortaya çıkan fiil, vasıtanın olmayıp sonuca ulaşmak için bu vasıtayı kullanan fâilin fiilidir. Bu nedenle insan mütevellid fiillerin de fâili olup iradeli olarak ortaya çıkan her türlü fiilinden ve sonuçlarından sorumludur. Ehl-i sünnet insanın fiilini ve bunun tüm sonuçlarını doğrudan Allah'ın kudretine bağlarken Mu‘tezile bu fiilleri Allah'ın insanda yaratmış olduğu ve fiillerin kaynağı olan insanın kudretine dayandırmıştır. Mu‘tezile’nin aksine Ehl-i sünnet, arazların sürekli olmayacağı fikrini kabul ederek sürekli bir araz olmayan kudretin ikinci bir fiil için devam etmesini mümkün görmemiştir. Bu açıdan Ehl-i sünnet’e göre fiillerin oluşumundaki sebep olan fâil ile ondan meydana gelen sonuç arasında zorunlu bir ilişki yoktur. Sebep-sonuç arasındaki ilişkiyi zorunlu kılacağı için arazın arazı doğurması anlamına gelen tevlîd fikrini kabul etmemişlerdir. Çünkü Mu‘tezile'nin insan fiillerinde tevlîd ismini verdiği bu ilişki, insanın sebebe yönelişinin hemen arkasından Allah'ın işleyiş kanunlarını (âdet) yaratmasından ibarettir. Bu nedenle Ehl-i sünnet düşünürleri tevlîdi, cansız bir varlığa fiil atfetmek anlamına geleceği ve âlemin işleyişinde sebep-sonuç arasında zorunlu bir ilişkiyi gerektireceği için reddetmişlerdir. Kişi sebebe başvurunca sonuç kendi fiiliyle meydana gelmese de yapana nisbet edildiği için fiilinden sorumludur. Mâtürîdîler tevlîd sonucu ortaya çıkan fiilleri insanın eseri olarak görmemişler, ancak ortaya çıkan eserin sebebi olması nedeniyle insanı sorumlu tutarak bir denge kurmaya çalışmışlardır. Eş‘arîler ise yaratılmış irade ve kudretin fiilin ortaya çıkmasında sadece bir mahal olduğunu düşünerek sebeplere gerçek anlamda tesir gücü vermekten uzak durmuşlardır. İnsanın fiili üzerinde iradesini o fiile yöneltmek dışında bir etkisi yoktur ve kişiyi sorumlu kılacak olan davranışı da bu iradeye dayanmaktadır

    A Contribution to New Kalām Period: Ömer Nasuhi Bilmen's Critique of Anti-Religious Movements

    No full text
    Batı dünyasında bilim ve felsefe alanındaki gelişmeler inanç karşıtı akımların ortaya çıkmasına neden olmuş, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İslâm dünyası ve Osmanlı coğrafyasını da etkisi altına almaya başlamıştır. Bu bağlamda din karşıtı akımlarla mücadelede daha güncel ve etkili yöntemlerin gerekliliği ifade edilmiş, çağın getirdiği şüpheler karşısında yeni bilim ve felsefenin öğrenilmesi ve kelâm disiplinine uyarlanması zorunlu hale gelmiştir. Yeni İlm-i Kelâm olarak isimlendirilen bu dönemde Ömer Nasûhi Bilmen de inanç karşıtı akımlarla mücadelede güncel bir söylem geliştirmiş, durgun bir kelâm anlayışından ziyade daha canlı ve işlevsel bir yöntem benimsemiştir. Geleneksel kültürü özümsemiş bir âlim olarak çağının farklı düşünce sorunlarına kullandığı kelâm yöntemiyle güncel cevaplar vermesi kendi dönemine yaptığı katkılar açısından oldukça önemlidir. Bilmen’in mekanizm fikrinin temelsizliğinden hareketle materyalizmi, bilimsel temeli olmadığı için evrim teorisini ve insanların dine olan ihtiyacından hareketle pozitivizmi eleştirmesi onun özgün yönünü göstermektedir. Bu açıdan çalışmamızda özellikle Materyalizm, Pozitivizm ve Darwinizm gibi din karşıtı felsefelere getirmiş olduğu eleştiriler üzerinde durulmuştur. Zira dönemin dinsizlik akımlarıyla mücadelede izlemiş olduğu yöntemin ortaya konması, günümüzde de geçerli olan seküler düşünceye karşı mücadelede yeni yöntemlerin geliştirilmesine ışık tutması açısından önemlidir. Bilmen materyalizmi eleştirirken öncelikle bunun bilimsellik görünümü altında bir metafizik olduğunu söyleyerek deney ve gözlemle doğrulanması mümkün olmayan öznel yargılar olduğunu ifade etmiştir. Materyalistlerin madde ve enerjinin ezelî olduğu, atomların tesadüfen birleşerek maddeyi oluşturduğu iddiaları bilimsel bir temelden uzak test edilemeyen metafiziksel iddialardır. Zira Bilmen’e göre kozmolojik teoriler sürekli değiştiği için bu teorilerden genel hükümler çıkarmak güncel bilimsel gelişmeler ışığında mümkün görünmemektedir. Sürekli değişen bilimsel teoriler dikkate alındığında pozitivizmin tüm bilimleri fizik bilimine indirgemesi de ilmi yöntem açısından tutarsızdır. Bu dönemde makro düzeyde izafiyet teorisi, mikro düzeyde ise kuantum teorisiyle elde edilen yeni bulgular teizm açısından oldukça güçlü kanıtlar sunmaktadır. Böylece Bilmen’in dini düşünceyi dışlayan teorileri, evren hakkındaki verilerin değişkenliği üzerinden bilimsel bir temelde eleştirdiği görülmektedir. Materyalist felsefenin eleştirisi bağlamında ele alınan konulardan birisi de ruh-beden ilişkisidir. Yapılan nöro-fizyolojik çalışmalar bilincin beyinden ayrılamayacağını, beyindeki biyokimyasal, fizyolojik ve sinirsel süreçlerin bilinçle ilişkili olduğunu göstermektedir. Dönemin diğer düşünürleri gibi Bilmen’in de insanı tümüyle maddi bedene indirgeyen materyalist iddialara karşı koymak için fiziksel/bedensel temelli açıklamalardan ziyade ruhçuluk görüşünü esas aldığı görülmektedir. Konunun bilimsel gelişmeler dışında spiritüalizm ekseninde ele alınmasının karşı düşünceyle mücadele etme imkânını zayıflattığı söylenebilir. Bu nedenle zihin beden ilişkisine dair ortaya çıkan güncel bilimsel veriler kelâm açısından tekrar yeniden ele alınmalı, insanın biyolojik yapısı ile bilişsel/ruhî yapısı arasındaki ilişkiye dair veriler analiz edilmelidir. Bilmen’in evrim teorisini tümüyle reddetmek yerine yaratılış düşüncesiyle uzlaştırmaya çalıştığı görülmektedir. Bu bağlamda kâinatta genel bir tekâmülün olduğunu kabul etmekle birlikte, insanın başka bir türden var olduğu şeklindeki bir evrim düşüncesini reddetmiştir. Kabul etmiş olduğu bu sınırlı evrim anlayışı bir Yaratıcı'yı ve kontrol mekanizmasını gerekli kıldığı için canlılar dünyasındaki işleyiş, plansız ve amaçsız değildir. Bu açıdan Bilmen’e göre, her canlının genetik yapısının tümüyle kendi türüne özgü bir sisteme sahip olduğu dikkate alındığında böyle bir iddianın bilimsel dayanaktan yoksun olduğu açıktır. Bu nedenle söz konusu teorileri karşı tarafın delilleri üzerinden eleştirerek gözlem ve deneyden uzak bilimsellik görünümü altında bir felsefe olarak nitelemesi, yeni yöntemlerin geliştirilmesi açısından günümüze de ışık tutmaktadır. Böylece Bilmen’in, din karşıtı akımlara modern bilimsel gelişmeler ışığında yaptığı eleştirilerin, günümüz açısından da geçerli olduğunu söylemek mümkündür

    Generalized and Customizable Sets in R

    No full text
    We present data structures and algorithms for sets and some generalizations thereof (fuzzy sets, multisets, and fuzzy multisets) available for R through the sets package. Fuzzy (multi-)sets are based on dynamically bound fuzzy logic families. Further extensions include user-definable iterators and matching functions. (author´s abstract)Series: Research Report Series / Department of Statistics and Mathematic
    corecore