47 research outputs found

    Different Waves of Coffee Houses as Third Places and the Use of Information and Communication Technology Devices In These Settings: A Cross- Case Study In Ankara

    No full text
    The concept of ‘third place’, introduced by Ray Oldenburg in 1999, explains the need for an escape point where people can socialize, interact, have a conversation and spend time other than home or working place. In this context, the long history of coffee houses and their social role for the city are substantial. At the same time, increasing number of coffee houses, coffee shops and street cafés in urban context draw attention. Furthermore, the integration of technology to everyday life, especially the Information and Communication Technologies (ICTs), changes the dynamics of cities and coffee houses. To that end, this thesis aims to investigate (1) the types of coffee houses and to what extent they exhibit the third-place characteristics and (2) effects of ICT use on third place characteristics in the coffee houses. This research aims to put forward the variables of third places and make suggestions to support these variables to provide quality spaces for socialization. Thus, this study examines three different waves of coffee houses through a cross-case method by collecting data via site observation, survey questionnaire and Third Place Index, formed in the light of literature review. A traditional coffee house (the first wave), a coffee shop (the second wave) and a street café (the third wave) in Ulus and Bahçelievler districts in Ankara were selected as cases. Selected coffee houses were investigated to develop a better understanding of the similarities and differences between coffee houses in terms of third place characteristics and the relationship between the third-place characteristics and the use of ICT devices in these settings

    Üçüncü yerler olarak farklı dalga kahve evleri ve bu mekanlarda bilgi ve iletişim teknolojisi cihazlarının kullanımı: Ankara'da bir çapraz vaka çalışması.

    No full text
    The concept of ‘third place’, introduced by Ray Oldenburg in 1999, explains the need for an escape point where people can socialize, interact, have a conversation and spend time other than home or working place. In this context, the long history of coffee houses and their social role for the city are substantial. At the same time, increasing number of coffee houses, coffee shops and street cafés in urban context draw attention. Furthermore, the integration of technology to everyday life, especially the Information and Communication Technologies (ICTs), changes the dynamics of cities and coffee houses. To that end, this thesis aims to investigate (1) the types of coffee houses and to what extent they exhibit the third-place characteristics and (2) effects of ICT use on third place characteristics in the coffee houses. This research aims to put forward the variables of third places and make suggestions to support these variables to provide quality spaces for socialization. Thus, this study examines three different waves of coffee houses through a cross-case method by collecting data via site observation, survey questionnaire and Third Place Index, formed in the light of literature review. A traditional coffee house (the first wave), a coffee shop (the second wave) and a street café (the third wave) in Ulus and Bahçelievler districts in Ankara were selected as cases. Selected coffee houses were investigated to develop a better understanding of the similarities and differences between coffee houses in terms of third place characteristics and the relationship between the third-place characteristics and the use of ICT devices in these settings.Thesis (M.S.) -- Graduate School of Natural and Applied Sciences. Urban Design in City and Regional Planning Department

    DİRENÇLİ KENTSEL FORM GÖSTERGELERİNİN MAKİNE ÖĞRENİMİ TEMELLİ EŞİKLERİ: ISITMA ENERJİSİ TALEBİ ÜZERİNE BİR KEŞİF ARAŞTIRMASI

    No full text
    Two categories of urban resilience are discussed in literature: general and specified. General resilience is defined as the system's overall capacity to survive disturbances, specified resilience is explained as the specific focus to be prepared for. While scholars rarely claim to need both, there's a lack of a quantifiable definition. This thesis aims to integrate the two by considering urban form in a general resilience perspective and defining a specific theme, i.e., the heating energy performance of urban blocks. It explores the extents of morphological indicators for a specific theme, conducting a detailed analysis via machine learning to identify complex relations and performance thresholds. This study initially measures urban form indicators widely recognized in the literature as enhancers of general resilience, using Helsinki Metropolitan Area as a case area. It then critically evaluates the performance ranges of these indicators. To establish a relation between general resilience indicators and energy performance, building-level heating energy (deterministic-archetype) data is aggregated at the urban block level. To model the complex, non-linear relationships among the indicators, the XGBoost ML algorithm outperformed others. Model interpretability is ensured through SHAP (SHapley Additive exPlanations) analysis. Globally, plot granularity, plot number in block and floor space index emerged as the most influential indicators, while local analysis showed variations in their impact and ranking, though largely aligns with global findings. The thesis essentially identifies the various performance ranges and reveals the complex and non-linear/linear relationships between the normatively defined urban form general resilience indicators in relation to heating energy demand.Literatürde kentsel dirençlilik iki kategoriye ayrılır: genel ve özel. Genel dirençlilik, sistemin her çeşit rahatsızlığa karşı hayatta kalma kapasitesi olarak tanımlanırken, özel dirençlilik ise hazırlıklı olunması gereken belirli bir odak noktası olarak açıklanır. Bazı akademisyenler nadiren her ikisine de ihtiyaç olduğunu iddia etseler de, ölçülebilir bir tanım eksikliği vardır. Bu tez, kentsel formu genel dirençlilik perspektifinde ele almakta ve özel bir tema (kentsel adaların ısıtma enerji performansı) tanımlayarak ikisini birleştirmeyi amaçlamaktadır. Belirli bir tema için morfolojik göstergelerin kapsamını araştırarak, karmaşık ilişkileri ve performans eşiklerini belirlemek için makine öğrenimi yoluyla ayrıntılı bir analiz yapmaktadır. Bu çalışma, başlangıçta literatürde genel dirençliliği artıran faktörler olarak yaygın olarak kabul edilen kentsel form göstergelerini, Helsinki Metropol Bölgesi'ni örnek alan olarak kullanarak ölçmektedir. Ardından, bu göstergelerin performans aralıklarını eleştirel bir şekilde değerlendirmektedir. Genel dirençlilik göstergeleri ile enerji performansı arasında bir ilişki kurmak için, bina düzeyinde ısıtma enerjisi (deterministik arketip) verileri kentsel ada düzeyinde toplanmaktadır. Göstergeler arasındaki karmaşık, doğrusal olmayan ilişkileri modellemek için XGBoost ML algoritması diğerlerinden daha iyi performans göstermiştir. Modelin yorumlanabilirliği SHAP (SHapley Additive exPlanations) analizi ile sağlanmaktadır. Küresel olarak, parsel parçacıklığı, ada içindeki parsel sayısı ve kat alanı endeksi en etkili göstergeler olarak ortaya çıkarken, yerel analizde göstergelerin etkisi ve sıralaması farklılık gösterse de, genel eğilim küresel bulgularla büyük ölçüde örtüşmektedir. Tez, temel olarak çeşitli performans aralıklarını belirlemekte ve normatif olarak tanımlanmış kentsel form genel dirençlilik göstergeleri ile ısıtma enerjisi talebi arasındaki karmaşık ve doğrusal olmayan/olan ilişkileri ortaya koymaktadır.Ph.D. - Doctoral Progra

    Kent Gezgini Deneyimi: Kent Dokusunun İçsel Hareket ile Algısı [Alternatif Kavram Çerçevesi]

    No full text
    yaklaşımların oluşmasında ve çeşitlenmesinde öncü olmuştur. Kent, değişmeyen, katı veya statik form örüntülerinin aksine, her karşılaşmada farklı deneyimler sunabilen canlı bir organizmadır. Bu değişken yapı, kenti sürekli keşfedilecek mekanlar bütünü halinde sunmaktadır. Güncel nörobilim çalışmalarının da gösterdiği üzere, mekan ile her karşılaşma duygusal uyarımlara neden olabilmektedir. Bütün bunlar göz önüne alındığında kentsel morfoloji çalışmalarında kentin karmaşık ve dinamik yapısını yenilikçi bakış açılarıyla incelemek, değişkenlik halinin ihtiyaçlarını da karşılayacaktır. Değişim hareketle ilişkilidir. İnsanın, mekanla duyusal olarak etkileşimde olabilmesi için mekânı hissetmesi, içinde bulunması ve hareket etmesi gerekir. Mekânın ve hareketin birlikteliği üçüncü boyut algısını inşa eder. Bu bağlamda, kineastetik deneyim güncel morfoloji çalışmalarına girdi olarak incelenecektir. Kentsel morfoloji yazınında kuşbakışı, tepeden bir anlayış hakimken, içeride olma hali çok fazla yer bulamamıştır. Oysa, kentsel dokuda üçüncü boyut, kent algısının şekillenmesinde önem kazanmaktadır. Yapıların birbiriyle, kent adalarıyla ve sokakla kurdukları ilişkinin ara yüzü üçüncü boyuttur. Aynı zamanda insan davranışını yönlendiren, kinestetik hissi ve hareketi oluşturan bu yaklaşım, kent elemanlarının çok boyutlu ve ilişkisel bir bağlamda ele alınmasını sağlayacaktır. Kinestetik deneyimi yaya, gezgin ya da turist üzerinden düşünmek, bu kurguyu algıya dayandırmak ve kentsel deneyim olarak sunmak zengin bir tartışma temeli oluşturacaktır. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda çalışmanın temel amacı, kent dokusunda üçüncü boyutun kentsel algı üzerindeki etkisini ve bunun biçimlerini ortaya koymaktır. Bu çalışma İtalya’nın Roma kentinde bir yeniden okuma yaparak, kinestetik deneyimin ürettiği kavramsal çerçeveyi ve kavramlar setini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu yöntemin bir aracı olarak, neredeyse tek tipleşen turistik haritalar ile kenti kinestetik deneyimleyenlerin ‘algısal morfolojisi’ arasında yürüme rotaları ve alan fotoğrafları üzerinden bir karşılaştırma yapılacak, böylece yazında sürekli bahsi geçen söylemlere ek olarak, gündelik hayatın içinden (kentin içinden, gezginin gözünden) ayrıntılar morfolojinin kavram setini güçlendirecektir. Sonuç olarak bu çalışma, yaya deneyimden yola çıkarak hareketi yönlendiren morfoloji elemanlarının, gözlemci bakış açısıyla haritalanması metodu kullanılarak morfoloji yazınına ihtiyaç duyduğu güncel kavram setini sunacaktır. İçinde yaşadığımız kentleri bizim için ilgi çekici yapan ve dikkatimizi çeken özellikleri böylece daha anlamlı hale gelecektir.&nbsp;Anahtar Kelimeler: kinestetik, kent formunda dikey boyut, kentsel algı, kent gezgini&nbsp;</p

    Değişen Teknoloji ile Birlikte Plancının Evrilen Rolü: Kentsel Bilişim Aracı Olarak Parametrik Şehircilik

    No full text
    Sürekli evrilen toplumların sosyal, ekonomik ve mekânsal ihtiyaçlarını karşılamak için planlama pratikleri de tarih boyunca değişime uğramıştır. Aynı zamanda bu değişime bağlı olarak, planlama ve tasarım müdahalelerinin çeşitleri ve ölçekleri de farklılaşmıştır. Türkiye’nin mevcut planlama pratiğinde bir mavi baskı (blue–print) olarak nitelendirilebilecek olan imar planları, statik ve pragmatik bir son ürün üretmekte, bu durum ise hızla değişen toplum ihtiyaçlarının yarattığı karmaşık talepleri karşısında planlama ve tasarım sürecini yetersiz kılmaktadır. Bu bağlamda geleneksel planlama yaklaşımının sunduğu sınırlı kapasiteyi aşabilmek için, var olan güncel imkânlardan beslenen yeni bakış açıları gerekmektedir. Yaklaşık son yirmi yılda yaşanan teknolojik gelişmeler, başka alanlarda olduğu gibi planlama ve tasarım alanında da devrimsel olarak nitelendirilebilecek gelişmelerin yaşanmasını sağlamıştır. Bilişim aygıtlarının artan kullanımıyla birlikte ortaya çıkan dijital yöntemler ve yeni teknikler, aynı zamanda profesyonel pratikleri de etkilemiştir. Bir bilişim aleti olarak bilgisayarın kullanımı, çoklu operasyonların hızlı bir şekilde yapılmasına ve karmaşık problemlerin çözümlerinin kolayca üretilmesine olanak sağlamaktadır. Bu gelişmeler paralelinde, mimari ve kentsel tasarım bağlamında, son yıllarda en göze çarpan değişiklik, tasarım süreçlerinde hesaplamalı tasarım teknolojilerinin kullanılması olmuştur. Bu teknolojiler sayesinde, tasarım yaklaşımı analog olarak yürütülen ve araçsallığa dayalı olan bir pratikten (manually driven tool–based professional practice), bilgisayar temelli yürütülen performansa dayalı bir tasarım yaklaşımına (computer–driven performance-based design approach) doğru evrilmektedir. Özellikle mimarlık alanında sıkça kullanılan hesaplamalı tasarım yöntemleri, tasarımcının karmaşık formlar ve dokular yaratmasına ve bunları algoritmik olarak kontrol etmesine olanak tanımaktadır. Dahası, sahip olduğu operasyonel çerçeve sayesinde mekân ve form arasındaki bağlantının da ilişkisel geometriler üzerinden kurgulanması adına tasarımcıları teşvik etmektedir. Kentsel planlama ve tasarım alanında hesaplamalı tasarım yöntemlerinin kullanılmaya başlaması parametrik kentsel tasarım kavramının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Belirli bir problem bağlamında tasarım alternatiflerinin hızlı bir şekilde üretilmesini ve değerlendirilmesini sağlayan parametrik kentsel tasarım, farklı kentsel bileşenler arasındaki mekânsal ilişkilerin kurala dayalı tanımını ve kontrolünü sağlamaktadır. Böylelikle, parametrik kentsel tasarım, farklı müdahale ölçeklerinde ilişkisel geometriler ve bunlara bağlı mekânlar üretmeyi mümkün kılan bütüncül bir çerçevede çalışmaktadır. Bu bağlamda, parametrik kentsel tasarım yönteminin birbiri ile ilişkili kentsel dokular oluşturmak için oldukça ilişkisel bir çerçeve sağladığını iddia etmek mümkün olacaktır. Bu üretken çerçeveye ve parametrik kentsel tasarım yaklaşımının ortaya koyduğu operasyonel temele rağmen, söz konusu yöntemin güncel pratikleri böylesine yöntemsel bir çerçeveye yanıt verecek kapsamda geliştirilememiştir. Bu anlamda, yeni planlama ve tasarım yaklaşımlarını çağdaş kentsel planlama konularıyla ilişkilendirilmesi adına şehir plancılarının rolü çok önemlidir. Kentsel bağlamda karmaşık problemler dizisini çözme yeteneğine sahip olan şehir plancılarının, çağdaş planlama ve tasarım paradigmalarını gerçek bir kentsel bağlamda ilişkilendirmeleri beklenir. Ancak, böylesine karmaşık bir sürecin denetim mekanizmalarının yeterince kapsamlı ve anlaşılır kılınamamış olması, şehir plancılarının da bu süreçteki rolünü belirsiz hale getirmektedir. Bu bağlamda, söz konusu araştırma ‘kentsel bilişim’ (urban informatics) kavramının, bu belirsizliği ortadan kaldırabilmek adına gerekli ve yeterli operasyonel ve kavramsal altlığı barındırdığını savunmaktadır. Kentsel bilişim kavramı, kentsel çevre bağlamındaki bilgiyi kullanarak, teknolojinin toplum ve mekânla ilişkisini vurgulamaktadır. Böylelikle, kentsel çevreye ait yapısal kodların kentlerin mekânsal ve sosyal bağlamda değişim ve gelişim sürecinde aktif olarak kullanılmasının önünü açmaktadır. Bu ilişkisel sürecin operasyonel altlığının oluşturulması ancak plancının sürece aktif olarak dâhil olmasıyla mümkündür. Bu noktada bu çalışma, güncel kentsel planlama ve tasarım yazınında öne çıkan yaklaşımlardan olan parametrik tasarımın kentsel bilişim bağlamında yeniden ele alınarak kentlerde yaşanan değişim ve dönüşüm sürecinin temel denetim aracı olmasını önermektedir. Bu bağlamda, plancının rolü bu karmaşık süreci daha ilişkisel ve bütüncül kılmaktır. Böylelikle, teknolojinin kentlerin tasarım ve planlama sürecinde etkin olarak kullanılmasında, plancının üstleneceği roldeki belirsizliğin ortadan kalkacağı ve geleneksel planlama yöntemlerinin aksine hızla değişen ve gelişen toplumların ihtiyacı olan mekânların üretimi konusunda oldukça verimli ve etkin bir sürecin kurgulanabileceği savunulmaktadır

    Kent Gezgini Deneyimi: Kent Dokusunun İçsel Hareket ile Algısı [Alternatif Kavram Çerçevesi]

    No full text
    yaklaşımların oluşmasında ve çeşitlenmesinde öncü olmuştur. Kent, değişmeyen, katı veya statik form örüntülerinin aksine, her karşılaşmada farklı deneyimler sunabilen canlı bir organizmadır. Bu değişken yapı, kenti sürekli keşfedilecek mekanlar bütünü halinde sunmaktadır. Güncel nörobilim çalışmalarının da gösterdiği üzere, mekan ile her karşılaşma duygusal uyarımlara neden olabilmektedir. Bütün bunlar göz önüne alındığında kentsel morfoloji çalışmalarında kentin karmaşık ve dinamik yapısını yenilikçi bakış açılarıyla incelemek, değişkenlik halinin ihtiyaçlarını da karşılayacaktır. Değişim hareketle ilişkilidir. İnsanın, mekanla duyusal olarak etkileşimde olabilmesi için mekânı hissetmesi, içinde bulunması ve hareket etmesi gerekir. Mekânın ve hareketin birlikteliği üçüncü boyut algısını inşa eder. Bu bağlamda, kineastetik deneyim güncel morfoloji çalışmalarına girdi olarak incelenecektir. Kentsel morfoloji yazınında kuşbakışı, tepeden bir anlayış hakimken, içeride olma hali çok fazla yer bulamamıştır. Oysa, kentsel dokuda üçüncü boyut, kent algısının şekillenmesinde önem kazanmaktadır. Yapıların birbiriyle, kent adalarıyla ve sokakla kurdukları ilişkinin ara yüzü üçüncü boyuttur. Aynı zamanda insan davranışını yönlendiren, kinestetik hissi ve hareketi oluşturan bu yaklaşım, kent elemanlarının çok boyutlu ve ilişkisel bir bağlamda ele alınmasını sağlayacaktır. Kinestetik deneyimi yaya, gezgin ya da turist üzerinden düşünmek, bu kurguyu algıya dayandırmak ve kentsel deneyim olarak sunmak zengin bir tartışma temeli oluşturacaktır. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda çalışmanın temel amacı, kent dokusunda üçüncü boyutun kentsel algı üzerindeki etkisini ve bunun biçimlerini ortaya koymaktır. Bu çalışma İtalya’nın Roma kentinde bir yeniden okuma yaparak, kinestetik deneyimin ürettiği kavramsal çerçeveyi ve kavramlar setini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu yöntemin bir aracı olarak, neredeyse tek tipleşen turistik haritalar ile kenti kinestetik deneyimleyenlerin ‘algısal morfolojisi’ arasında yürüme rotaları ve alan fotoğrafları üzerinden bir karşılaştırma yapılacak, böylece yazında sürekli bahsi geçen söylemlere ek olarak, gündelik hayatın içinden (kentin içinden, gezginin gözünden) ayrıntılar morfolojinin kavram setini güçlendirecektir. Sonuç olarak bu çalışma, yaya deneyimden yola çıkarak hareketi yönlendiren morfoloji elemanlarının, gözlemci bakış açısıyla haritalanması metodu kullanılarak morfoloji yazınına ihtiyaç duyduğu güncel kavram setini sunacaktır. İçinde yaşadığımız kentleri bizim için ilgi çekici yapan ve dikkatimizi çeken özellikleri böylece daha anlamlı hale gelecektir.Anahtar Kelimeler: kinestetik, kent formunda dikey boyut, kentsel algı, kent gezgin

    METAMORPHOSIS OF URBAN FORM IN A HISTORICAL NUTSHELL: A CRITICAL PERSPECTIVE

    No full text
    Urban form is the interface between the social lifeand the physical environment of the city. Form based practices, cannot bethought without human dimension. It is people and their living styles thatshapes the urban character in a place. Urban form as, communizing tool, a unifier; to identify one’s reign and land that emphasizing democracy and equity. It also emphasizes ‘familiarity’ through an urban code; information provided by the intersections of different urban layersor elements in various cases. Form was created for natural reasons and humanbased reasons. In ancient city forms and formations, the site selection ofsettlements seems only dependent to the topography, they are not any differentthan the primordial instinct of human (Rykwert, 1976). However, in time withthe increasing number of population and the concern of managing the resources,urban forms started to be shaped by various dynamics. Accordingly, form-basedstudy of this paper includes different paradigms and perspectives appropriateto the time period studied. Ancient urban form, its generation process and themetamorphosis experienced in route to contemporary form and its own dynamics are the two mainresearch fields of the study. By doing this, after the identification of two mentioned phases, a critical review of change process of urban form is focused on. At the very final, reimagination of urban form generation will bediscussed for further. </p

    Metamorphosis of Urban Form in A Historical Nutshell : A Critical Perspective

    No full text
    Urban form is the interface between the social life and the physical environment of the city. Form based practices, cannot be thought without human dimension. It is people and their living styles that shapes the urban character in a place. Urban form as, commu-nizing tool, a unifier; to identify one’s reign and land that emphasizing democracy and equity. It also emphasizes ‘familiarity’ through an urban code; information provided by the intersections of different urban layers or elements in various cases. Form was created for natural reasons and human based reasons. In ancient city forms and formations, the site selection of settlements seems only dependent to the topography, they are not any different than the primordial instinct of human (Rykwert, 1976). However, in time with the increasing number of population and the concern of managing the resources, urban forms started to be shaped by various dynamics. Accordingly, form-based study of this paper includes different paradigms and perspectives appropriate to the time period studied. Ancient urban form, its generation process and the metamorphosis experienced in route to contemporary form and its own dynamics are the two main research fields of the study. By doing this, after the identification of two mentioned phases, a critical review of change process of urban form is focused on. At the very final, reimagination of urban form generation will be discussed for further
    corecore