1,721,968 research outputs found
Purchasing Process Pada PT Harma Presis Meka Indonesia Bagian Pembelian
Pesatnya dunia usaha yang juga berarti semakin tingginya tingkat
persaingan, harus bisa diimbangi dengan kinerja dari perusahaan yang harus
ditingkatkan sehingga menjadi lebih efektif dan efisien. Dengan pertumbuhan
sektor pertambangan di Indonesia dapat menjadikan kesempatan bagi PT
Harma Presis Meka Indonesia untuk dapat lebih berkembang. Dengan proses
pembelian yang efisien dapat meningkatkan hasil produksi perakitan dari PT
Harma Presis Meka Indonesia sehingga dengan semakin singkat waktu
produksi conveyor dapat meningkatkan nilai dari perusahaan sendiri. Akan
tetapi timbul beberapa masalah yang terkadang menggangu proses kinerja dari
PT Harma Presis Meka Indonesia seperti faktor pemilihan bahan baku, sistem
pembayaran, dan keterlambatan pengiriman barang yang telah menjadi banyak
masalah bagi perusahaan-perusahaan. Dengan perbaikan sistem penilaian
kinerja dan perbaikan sistem pembayaran diharapkan dapat menyelesaikan
setiap permasalahan yang timbul dikemudian hari.
Tujuan dari praktek kerja ini adalah mengidentifikasi permasalahan
sistem kerja pada bagian pembelian PT. HPMI dan memberikan rekomendasi
untuk penyelesaian permasalahan yang ada. Hasil dari kerja praktek ini didapat
disimpulkan bahwa kinerja dari PT Harma Presis Meka Indonesia telah baik
dengan tingginya permintaan barang dari internal perusahaan maka bagian
pembelian telah memberikan kinerja yang baik sehingga tidak sampai
menggangu proses produksi dari PT Harma Presis Meka Indonesia
İnsanlara Karşı Hayvanlar: Diyetle ve Etikle İlgili Yaşam Biçimlerine Yönelik Çağdaş Ahlaki Bakış
Dietary practices are linked with ethics and morality based on different sources of motivations (e.g., moral philosophy). Some of these dietary practices can become a lifestyle with different behavioral patterns, habits and consuming choices in daily life (e.g., veganism). Veganism, by definition, opposes anthropocentrism (human-centrism) and regards animal life as having equal moral value as human life. Thus, using a revised version of the trolley problem, including species-incompatible scenarios (e.g., saving five dogs or one human) in the ethical dilemmas, that omnivores favored human life over animal life despite they were outnumbered (thus showing a speciesist attitude), whereas vegans showed species-egalitarian decision-making pattern and disregarded participants' species in dilemmas while making their ethical judgments. We also developed three new measures: Motivations for Veganism Scale (MfVS), Cow's Milk, Dairy and Eggs Commitment Scale (CMDECS) and Vegan Lifestyle Scale (VLS). MfVS included three motivations of ethical, health and environmental and its structural validity was supported by our data, suggesting there were three core motivations in the way of becoming a vegan. CMDECS and VLS were developed to differentiate between dietary vegans and lifestyle vegans, but there were inadequate number participants so this could not be investigated. We also found that vegans were thinking more analytically and more open-minded. Finally, we found significant dietary and ethical lifestyle differences in terms of Moral Foundations. Results were interpreted in the light of the existing body of knowledge about moral psychology.Besidüzensel pratikler etik ve ahlak ile farklı motivasyon kaynaklarına dayanarak iliĢkilenmiĢtir (örn., ahlak felsefesi). Bu besidüzensel pratiklerden bazıları gündelik hayatta farklı davranıĢsal örüntülerle, alıĢkanlıklarla ve tüketim seçimleriyle bir yaĢam tarzı olabilmektedir (örn., veganizm). Veganizm, tanım olarak, insanmerkezciliğe karĢıdır ve hayvan hayatını insan hayatıyla eĢit ahlaki değerde görür. Bu nedenle, tramvay probleminin değiĢtirilmiĢ bir versiyonu kullanıldığında ve etik ikilemlere tür-uyumsuz senaryolar (örneğin, beĢ köpeği veya bir insanı kurtarmak) da dahil edildiğinde, hepçiller sayıca az olmasına rağmen hayvan hayatına nazaran insan hayatını tercih etmiĢtir (böylelikle türcü bir tavır göstermiĢlerdir) fakat veganlar tür-eĢitlikçi karar verme modeli göstererek etik karar verirken ikilemlerde katılımcıların türlerini göz ardı etmiĢlerdir. Bunun yanı sıra, üç yeni ölçek geliĢtirilmiĢtir: Veganizm Motivastonları Ölçeği (MfVS), Ġnek Sütü, Süt Ürünü ve Yumurta Bağlılık Ölçeği (CMDECS) ve Vegan YaĢamtarzı Ölçeği (VLS). MfVS, etik, sağlık ve çevresel olmak üzere üç motivasyon içermektedir ve yapısal geçerliliği verilerimizle desteklenmiĢtir. Bu da vegan olma yolunda üç çekirdek motivasyonun olduğu anlamına gelmektedir. CMDECS ve VLS besidüzensel veganları ve yaĢamtarzı veganları ayrıĢtırmak üzere geliĢtirilmiĢtir, fakat yeterli sayıda katılımcı olmadığı için bu önerme incelenememiĢtir. Bir baĢka bulgumuz ise veganların daha analitik düĢündükleri ve daha açık fikirli olduklarıdır. Son olarak, Ahlaki Temeller bazında anlamlı besidüzensel ve etik yaĢamtarzı farklılıkları bulunmuĢtur. Sonuçlar, ahlak psikolojisi ile ilgili var olan bilgi birikiminin ıĢığında yorumlanmıĢtır
Association Between Perceived Partner Responsiveness and Binge Eating Behavior :mediating Role of the Interpersonal Emotion Regulation
Main aim of this study is to investigate whether there were relationship between perceived partner responsiveness (PPR) co-regulation between romantic partners and binge eating. Data were collected from 148 adult females and their male romantic partners (18-61 years old) with mean relationship duration of 8.04 years. Dyadic data was analyzed through actor-partner interdependence model framework. We proposed a model where co-regulation between partners mediates the relationship between PPR and binge eating. Results showed that there was not direct association between any of PPR and binge eating scores of participants. However significant direct associations were found regarding both actor and partner effects of PPR on co-regulation between romantic partners. Besides there were four mediational pathways where co-regulation of females mediated the associations. Co-regulation of females mediated the association between both actor and partner effects of PPR on their binge eating scores. Coregulation of female participants also mediated actor effect of PPR on binge eating scores of male participants. indirect significant associations still remained after controlling for influence of body dissatisfaction on binge eating scores. These findings are the first to illustrate relationship between PPR and binge eating. Also this study is the first attempt to examine binge eating in terms of interpersonal emotion regulation processes.Bu çalışmanın temel amacı algılanan partner duyarlılığı (APD), romantik partnerlerin
birlikte duygu düzenlemesi ve tıkanırcasına yeme davranışı arasında ilişki olup
olmadığını incelemektir. Ortalama ilişki süresi 8.04 yıl olan 148 yetişkin kadın ve
onların erkek romantik partnerlerinden (18-61 yaş arası) veri toplanmıştır. Diyadik
olarak toplanan veriler, aktör-partner karşılıklı bağımlılığı modellemesi çerçevesinde
analiz edilmiştir. Partnerler arası duygu düzenlemesinin, APD ve tıkanırcasına yeme
davranışı arasındaki ilişkide aracı olduğu bir model sunulmuştur. Sonuçlar, APD ve
tıkanırcasına yeme davranışı arasında direk bir ilişki olmadığını göstermiştir. Bununla
beraber, partnerlerin birlikte duygu düzenlemeleri üzerinde anlamlı aktör ve partner
APD etkileri bulunmuştur. Ayrıca, kadınların karşılıklı duygu düzenlemesinin aracı
olarak rol oynadığı dört tane anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadınların birlikte duygu
düzenleme skorlarının, aktör ve partner APD’nin katılımcıların kendi tıkanırcasına
yeme davranışı üzerindeki etkileri bağlamında aracılık ettiği bulunmuştur. Kadın
katılımcıların birlikte duygu düzenlemesinin ayrıca, aktör APD’nin erkek katılımcıların
tıkanırcasına yeme davranışı üzerindeki etkisi bağlamında da aracılık ettiği
bulunmuştur. Endirekt anlamlı ilişkiler; vücut memnuniyetsizliği skorlarının
katılımcıların kendi tıkanırcasına yeme davranışları üzerindeki etkileri kontrol
edildiğinde de anlamlı çıkmıştır. Elde edilen bulgular APD ve tıkanırcasına yeme
davranışı arasındaki ilişkiye yönelik ilk olma özelliği taşımaktadır. Ayrıca, bu çalışma
tıkınırcasına yeme davranışını kişiler arası duygu düzenlemesi bağlamında inceleyen ilk
çalışmadır
PENGARUH PERSEPSI DIMENSI KUALITAS LAYANAN TERHADAP MINAT BELI ULANG (STUDI PADA BENGKEL HARMA LUMAS JUWANA)
Penelitian ini bertujuan untuk mengetahui pengaruh kualitas layanan dan minat beli ulang
pada Bengkel Harma Lumas Juwana. Penelitian ini diharapkan dapat memberikan referensi kepada
siapa saja dalam meningkatkan keputusan pembelian pada bisnisnya.
Jenis penelitian ini adalah kuantitatif. Sebagai populasi dan sampelnya adalah konsumen
Bengkel Harma Lumas Juwana sebanyak 100 responden dengan menggunakan kuesioner dengan
door to door.
Penelitian ini memperoleh hasil bahwa kualitas layanan berpengaruh terhadap minat beli
ulang di bengkel harma lumas dibuktikan dengan hasil analisis menggunakan Teknik koefisien
determinasi (R2) menunjukkan koefisien antara variabel X (dimensi kualitas layanan) dan Y
(minat beli ulang) sebesar 0,384 atau 38,4%. Selain itu, berdasarkan hasil signifikansi dari
coefficients diperoleh nilai signifikansi sebesar 4,680>0,05, maka H
0
ditolak dan H
a
diterima,
signifikan dan pengaruh kualitas layanan terhadap minat beli ulang di bengkel harma lumas juwana
sebesar 38,4% sedangkan sisanya 61,6% dipengaruhi faktor lain yang tidak diteliti dalam
penelitian ini.
Kata kunci: Kualitas Layanan dan Minat Beli Ulan
Uncovering Natural Communication Profiles in Romantic Couples and Their Link To Relationship-Based Outcomes: a Study of Linguistic and Paralinguistic Cues
Çiftlerin nasıl iletişim kurdukları daha önce kapsamlı araştırmalarla farklı yönleriyle ele alınmış ve ilişkinin doyumuyla yakından ilişkili olduğu ortaya konulmuştur. Ancak çiftlerin olumlu iletişim tarzları sergilemeleri, her zaman ilişkilerinden memnun oldukları anlamına gelmediği gibi, olumsuz iletişim biçimleri de ilişkilerin biteceğine işaret etmeyebilir. Ayrıca, mevcut olumsuz iletişim biçimlerinin gelecekteki ilişki doyumunu yordadığını gösteren araştırmalar da literatürde zaman içerisinde daha yaygın olmaya başlamıştır. Daha önceki çalışmaların çelişkili bulgulara ulaştığı göz önüne alındığında, çiftlerin farklı konuşma koşullarındaki (Çatışma, Pozitif Anı Paylaşımı, Mürekkep Lekeleri Üzerine Nötr Konuşma) iletişimini boylamsal şekilde incelememiz alandaki bu çelişkiyi daha kişi odaklı analiz yöntemleriyle aydınlatmak üzerine yoğunlaşmıştır. 3 farklı konuşma koşulunda sergilenen hem sözel (Duygulanım ve Bilişsellik Kelimeleri Kullanımı) hem de sözel olmayan (Sıra Alma Davranışları) göstergeleri kullanarak yaptığımız araştırma sonucunda 2 ayrı çift profiline ulaştık: İşbirlikçi-Tutkulu Çiftler ve Pragmatik Çiftler. Nötr ve pozitif konuşma koşullarında İşbirlikçi-Tutkulu çiftlerin Pragmatik çiftlere kıyasla üç ay sonra daha yüksek ilişki kalitesi bildirdiği sonucuna ulaştık. Sonuç olarak, bu tez çalışması, sözel ipuçlarının yanı sıra sözel olmayan iletişim ipuçlarının ve kişi tabanlı sınıflandırma yöntemlerinin kullanımının önemini vurgulamaktadır.How couples communicate has been dealt with in different aspects by extensive and comprehensive studies before, and it has been revealed that it is closely related to relationship quality. However, the fact that couples exhibit positive communication styles does not always mean they are satisfied with their relationship, just as negative forms of communication might not indicate a relationship breakdown. Additionally, studies showing that current negative communication styles predict future relationship satisfaction have become widespread in the literature over time. Considering the conflicting findings, our longitudinal examination of couples' communication in different conversational situations (Conflict Discussion, Positive Moment Sharing, Neutral Conversation on Inkblots) is focused on illuminating conflicting findings in this area with more person-centered analysis methods. As a result of our research using both linguistic (Usage of Emotion and Cognitive Words) and paralinguistic (Turn Taking Behaviors) indicators displayed in 3 different conditions, we have reached two separate couple profiles: Cooperative-Passionate Couples and Pragmatic Couples. We found that the relationship quality of Cooperative, Passionate couples after three months is higher than that of Pragmatic couples in both neutral and positive conditions. In conclusion, this thesis study highlights the importance of paralinguistic communication cues as well as linguistic cues and the use of person-based classification methods
Attachment Security Priming, Exploration and Energy
In the current thesis, I directly (study a) and conceptually (study b) replicated the second study published by Luke, Sedikides, and Carnelly (2012) by using the experimental methodology, where they found a significant relationship between attachment security priming and the sense of energy and the exploration. I used convenience sampling to collect data online, and the samples across two studies (NStudyA=281; NStudyB=195) mainly consisted of undergraduate university students. According to the results, there was no empirical support for the mediator role of the energy in the association between secure relationship priming and the sense of exploration. Additionally, energy feeling resulting from the secure relationship priming procedure was not statistically higher than those in the control condition. However, results revealed that secure relationship priming increased people's self-reported sense of security and exploration feelings across two studies. I also found mixed findings regarding the moderator role of the attachment dimensions in the relationship between primings and the exploration measures. Finally, the clarity and vividness of participants' visualizations have significantly explained the variance in the self-report form of exploration. I concluded that I have partially replicated the original article findings’ in my direct replication study.Similarly, I have observed partial support for my hypotheses in the conceptual replication. I discussed modifications I have made in the conceptual replication and their implications for attachment security priming studies. Then, I referred to the possible factors that might cause variances in replication studies in general. Lastly, I addressed the concerns related to the operational definitions of energy and the exploration of studies using similar methodologies
The Relationship Between Kama Muta and Secondary Strategies of the Caregiving Behavioral System
Bu çalışmada bakımverme davranış sistemleri ikincil stratejileri ile kama muta duygusu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Günlük hayatta kurulan ebeveyn-çocuk veya romantik ilişkiler gibi birçok ilişkide taraflar birbirlerine karşı bakımverme davranışı sergileyebilirler. Bu davranışların ortaya çıkması ile ilişkili olabilecek birçok farklı değişkenden birisi de duygulardır. Literatürde yakın zamanda araştırılmaya başlanan ve komünal paylaşımın yoğun olarak hissedilmesiyle ortaya çıkan kama muta duygusunun bağlantılı olduğu düşünülen yardım etme davranışı ve özgeci davranış gibi kavramlarla olan ilişkisi de düşünüldüğünde bireylerin bakımverme davranış stratejileriyle ilişkili olabileceği öngörülmüştür. Bakımvermenin ikincil stratejilerinden olan ve ihtiyaç olmasa bile yoğun şekilde bakımverme eğilimi göstermek olarak tanımlanabilecek hiperaktivasyon stratejisi ile komünal paylaşımın yoğunlaşmasıyla ortaya çıkan kama muta duygusunun ilişkili olabileceği ve bireylerin kama muta duygusunu hissetme derecelerinin yaş, cinsiyet, romantik ilişki durumu ve çocuk sahibi olma durumu kontrol edildiğinde hiperaktivasyon stratejisini kullanma davranışlarını yordayacağı öne sürülmüştür. Çalışma hipotezleri veri toplamadan önce kayıt ettirilmiştir. Araştırmaya katılan 533 katılımcının demografik bilgilerinin yanında pozitif ve negative duygulanımları, kama muta hissetme sıklıkları ve bakımverme stratejileri verileri online platform Qualtrics üzerinden özbildirim yoluyla yanıtladıkları anketler aracılığıyla toplanmıştır. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucunda yaş, cinsiyet, romantik ilişki durumu ve çocuk sahibi olma durumları kontrol edildiğinde bireylerin kama muta hissetme eğilimlerinin hiperaktivasyon stratejisi kullanma davranışlarını yordadığı görülmüştür. Diğer değişkenler ve deaktivasyon stratejisi ilişkileri de incelenmiş, çalışmanın literatüre katkısı, kısıtlılıkları ve sonraki çalışmalar için öneriler çalışmanın sonuçları göz önünde bulundurularak tartışılmıştır.The aim of this study was to examine the relationship between caregiving behavioral systems' secondary strategies and the experience of kama muta. In various relationships, such as parent-child interactions or romantic partnerships established in daily life, individuals can exhibit caregiving behaviors towards each other. One of the many variables that may be associated with the emergence of these behaviors is emotions. Considering the connection of kama muta emotion, which has recently been investigated in the literature and is defined as experiencing intense communal sharing, with concepts such as helping behavior and altruistic behavior, it was hypothesized that individuals' caregiving behavioral strategies would be associated with these factors. It was suggested that the hyperactivation strategy, defined as showing a strong tendency to engage in caregiving behaviors even in the absence of a need, one of the secondary strategies of caregiving, might be associated with the intensification of communal sharing that gives rise to the experience of kama muta emotion. Therefore individuals' levels of experiencing kama muta emotion would predict their tendencies to use the hyperactivation strategy when controlling for age, gender, romantic relationship status, and having children. We registered our hypotheses for this thesis. Alongside demographic information of 533 participants, data on their positive and negative affect, frequency of experiencing kama muta, and secondary strategies of caregiving were collected through self-report questionnaires administered via the online platform Qualtrics. The hierarchical regression analysis revealed that, when controlling for age, gender, romantic relationship status, and having children, individuals' tendencies to experience kama muta emotion predicted their tendencies to use the hyperactivation strategy. Relationships between other variables and the deactivation strategy were also examined, and the study's contributions to the literature, limitations, and suggestions for future research were discussed in light of the study's findings
New Images in Old Frames: Ibn Harma (d. ca. 176/792) between Classical Poetry and Abbasid Modernity
Classical Arabic sources generally refer to Ibrahim b. Harma (d. ca. 176/792) as one of the “last poets” whose poetry is quoted as lexical and linguistic evidence of sound and “unaffected” language, in other words “pure” Arabic. However, while we argue that the poet’s “pure” Arabic is the main reason for his place of excellence in classical Arabic poetry, we suggest that the poet was well aware of the power of poetic imagery imposed by the new modernity experienced in the Abbasid era. Ibn Harma skilfully developed the new tool as a means of self-expression in a conscious search for poetic immortality. In this article, we aim to explore the poetic imagery of Ibn Harma through textual analysis of a selection of his poetry
- …
