1,721,037 research outputs found

    The Orthorexia Nervosa tendencies and related factors of final year students in some faculties of Trakya University

    No full text
    Yeme davranış bozuklukları önemli bir sağlık sorunu olarak görülmekte olup birçok çevresel, sosyokültürel etkenle ilişkilendirilmiştir. Ortoreksiya nervoza doğru beslenme kaygısının kişinin günlük işlevselliğini etkileyecek kadar patolojik saplantı boyutlarında gözlemlenmesidir. Sağlık anksiyetesi ise "herhangi bir hastalığı olmamasına rağmen bireyin kendi bedenindeki değişiklikleri hastalık belirtileri olarak abartılı şekilde yorumlaması" olarak tarif edilmektedir. Gıda okuryazarlığı; ihtiyaçları karşılamak ve gıda alımını belirlemek için gıdaları planlamak, yönetmek, seçmek, hazırlamak ve yemek için gerekli olan birbiriyle ilişkili bilgi, beceri ve davranışlar bütünüdür. Çalışmamızda; Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencilerinde ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile ilişkili olabilecek sosyodemografik değişkenlerin saptanması, ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile eğitim türü, sağlık anksiyetesi ve gıda okuryazarlığı arasında bir ilişki olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 18 soru, Ortoreksiya Nervoza Envanteri'ne (ONE) ait 24 soru, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'ne ait 18 soru, Gıda Okuryazarlığı Kısa Form'a ait 12 soru olmak üzere toplam 72 sorudan oluşan anket formu uygulanması yoluyla gerçekleştirildi. Toplamda 467 öğrenciye oluşturulan bu anket formu uygulandı. Çalışmamızda öğrencilerin cinsiyeti, sağlık ve beslenme dersi olan fakültede eğitim görmesi, kronik hastalık tanısı olma durumu, alkol tüketim alışkanlığı ile ONE puanı arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fiziksel aktivite yapanlarda, özel diyet uygulayanlarda, geliri giderinden az olanlarda, beden kitle indeksi yüksek olanlarda, sağlık anksiyete ölçeği puanı yüksek olanlarda, gıda okuryazarlığı kısa form puanı yüksek olanlarda, başka bir yeme bozukluğu tanısı olanlarda ONE puanı daha yüksek bulunmuştur.Eating disorders are recognized as a s

    Relationship between problematic media use, obesogenic family environments, and emotional-behavioral problems among primary school students in the central district of Edirne

    No full text
    ÖZET Aile ortamı ve görsel medya kullanımı, çocukların ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma ile ilkokul öğrencilerinin; görsel medya kullanım alışkanlıkları, problemli medya kullanım eğilimleri, aile ortamlarının obezojenikliği, duygusal-davranışsal sorun risklerinin tespit edilmesi, bu faktörler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki bu çalışma; 2023 Eylül - 2024 Haziran tarihleri arasında, Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü Merkez İlçe İlkokullarında öğrenim gören 1007 öğrencinin velisine 34 soruluk anket, Problemli Medya Kullanım Ölçeği, Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Güçler ve Güçlükler Anketi olmak üzere 106 sorudan oluşan form uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; fazla kilolu veya obez öğrencilerin hafta sonu görsel medya kullanım süreleri zayıf ve normal kilolu öğrencilere göre daha yüksektir. Öğrencilerin medya kullanım süreleri arttıkça uyku süreleri kısalmakta ve problemli medya kullanım eğilimleri artmaktadır. Obezojenik aile ortamı, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Aile ortamı daha obezojenik olan öğrencilerin problemli medya kullanım eğilimleri ve duygusal-davranışsal sorun riskleri daha fazladır. Ayrıca problemli medya kullanım eğilimi arttıkça duygusal-davranışsal sorun riskleri de artmaktadır. Yaş, cinsiyet, görsel medya ile karşılaşma yaşı, uyumadan önce ekrana maruziyet, ebeveyn tutumları, keyif alınan aktiviteler ve aile içi beslenme, fiziksel aktivite örüntüleri problemli medya kullanımının yordayıcıları olarak saptanmıştır. Öğrencilerin duygusal-davranışsal sorun risklerinde; problemli medya kullanım eğilimleri, aile beslenme ve fiziksel aktivite örüntüleri ve sosyoekonomik düzeyin belirleyici rol oynadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, ilkokul öğrencilerinin fiziksel ve bilişsel sağlıklı gelişimi için; aile ortamındaki obezojenik faktörler, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılması, ebeveyn rehberliği ve bütüncül müdahaleler gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: İlkokul öğrencileri, Problemli medya kullanımı, Obezojenik aile ortamı, Duygusal-davranışsal sorunlarSUMMARY The family environ

    Evaluationof knowledgeand attitudes relatedto herbal support productsfor students studyingat Trakya Unıversıty Facultyof Pharmacy and students studying at Trakya Unıversıty Martyr Artist Hasan Rıza Fıne Arts vocational school

    No full text
    Hastalıklar insanların en önemli sorunlarından biridir. 19. YY sonrasında hastalıklardan korunmada ve tedavide tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanımı artmıştır. Dünya Sağlık Örgütünün 2000 yılında yayınladığı rapora göre Afrika’da %80, Kanada’da %70, Avustralya’da % 48, ABD’de %42, Belçika’da % 38, Fransa’da %49 sıklığında geleneksel, tamamlayıcı ve alternatif tıp uygulamaları kullanılmaktadır. Bilinçsizce yapılan bu uygulamalardan yalnızca fitoterapi sonucu dünya üzerinde yılda 100 bin dolayında insanın yaşamını yitirdiği bilinmektedir. Araştırmanın evrenini Trakya Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde öğrenim gören 343 öğrenci ve Trakya Üniversitesi Şehit Ressam Hasan Rıza Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulu’nda öğrenim gören 363 öğrenci oluşmaktadır. Örnek seçiminde yanılma payı (?) 0.05, power 0.95olarak alınmış ve minimum öğrenci sayısı 250 olarak belirlenmiştir. Olası veri kayıpları düşünülerek toplam örnek büyüklüğü 270 (135+135) olarak belirlenmiştir. Veriler araştırmacılarca geliştirilmiş 28 soruluk anket formlarıyla toplanmıştır. Araştırma sonunda Eczacılık Fakültesinden 132 öğrenci (toplam öğrenci sayısının % 38,5’i), Hasan Rıza Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulu’ndan ise 130 öğrencinin (toplam öğrenci sayısının % 36’sı) verileri değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin % 60’ını kadınlar oluşturmaktadır. Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin % 61’i, Şehit Ressam Hasan Rıza Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin % 43’ü bitkisel destek ürünlerinin tanımını bildiğini ifade etmiştir. Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin % 76’sı, Şehit Ressam Hasan Rıza Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin % 45’i bitkisel destek ürünü kullanmaktadır. Kadın öğrencilerde bitkisel destek ürünü kullanımı daha fazladır. En sık kullanılan bitkisel destek ürünleri ıhlamur, tarçın vesarımsak ’tır. En az tüketilen bitkisel destek ürünleri ise karabaş otu, deve dikeni ve binbirdelik otudur. Öğrenciler bitkisel destek ürünleri hakkındaki bilgileri en çok internet ve/ veya sosyal medya tarafından öğrenmektedir. Profesyonel sağlık çalışanlarından öğrenme 4.sırada gelmektedir. Eczacılık Fakültesi öğrencileri Şehit Ressam Hasan Rıza Güzel Sanatlar Meslek Yüksekokulu öğrencilerine göre bitkisel destek ürünlerinin bilimsel araştırmalar ile örtüşen kullanım amaçlarını daha fazla bilmektedir. Monograflarda bitkisel destek ürünlerinin asla kullanılmaması gereken durumlar belirtilirken, öğrencilerin bu durumları bilmediği görülmüştür. Araştırmada genel olarak bitkisel destek ürünleri kullanımı ve bitkisel destek ürünleri hakkındaki bilgi düzeyleri saptanmıştır. Eczacılık Fakültesi öğrencilerine halk arasında koruyucu ve tedavi amacıyla sıklıkla kullanılan bitkiler hakkında eğitimler verilmeli, bitkisel destek ürünlerinin oluşturabileceği yan etkiler hakkında halk daha fazla bilgilendirilmeli, bu ürünlerin medya ve/ veya sosyal medyadaki haberlerine ve reklamlarına sınırlar getirilmelidir.Diseases are one of the most important problems of people. After 19th century the use of traditional, complementary and alternative medicine in prevention and treatment of the diseases increased. According to the report published by World Health Organization in 2000, traditional, complementary and alternative medicine applications are used with a frequency of 80% in Afrika, 70% in Canada, 48% in Australia, 42% in USA, 38% in Belgium, 49% in France. It is known that approximately 100 thousand people lost their lives around the world as a result of phytothearapy which is just an application of traditional, complementary and alternative medicinedone unconsciously. The population of the research consisted of 343 students studying at the Faculty of Pharmacy of Trakya University and 363 students studying at the Martyr Artist Hasan Rıza Fine Arts Vocational School. In selection of sample the margin of error was taken as (a) 0.05, power 0.95, and minimum number of students was determined as 250. By considering possible data loses, total sample size was determined as 270 (135+135). Data were collected through questionnaries with 28 question developed by researchers. At the end of the study, data of 132 students (38.5% of the total number of students) from the Faculty of Pharmacy and 130 students from the Hasan Rıza Fine Arts Vocational School (36% of the total number of students) were evaluated. İn the study 60% of the students participating is women. 61% of Pharmacy Faculty students and 43 % of students of Martry Artist Hasan Rıza Fine Arts Vocational School know the definition of herbal supplement products.76% of Faculty of Pharmacy students and 45% of Martry Artist Hasan Rıza Fine Arts Vocational School students use herbal supplement product. Female students use herbal supplement products more. The most commonly used herbal supplement products are linden, cinnamon and garlic. However, the least used herbal supplement products are french lavender, camel thorn, centaury. Students learn information about herbal supplement products mostly from internet and/or social media. Learning from professional health workers is in 4th place. Faculty of Pharmacy students know more than Martry Artist Hasan Rıza Fine Arts Vocational School students about the intended use of herbal supplements overlapping with scientific researches.While monographs indicated the situations in which the herbal supplement products should never be used, it was seen that students did not know these conditions. In general, the use of herbal supplement products and the knowledge level of herbal supplement product were determined in the study. The Faculty of Pharmacy students should be educated about the plants which are frequently used for preventive and therapeutic purposes, the public should be informed more about the side effects of the herbal supplement products and the news and advertisements of these products on media and / or social media should be limited

    Assumptıon status and secondary traumatıc stress levels ın healthcare workers takıng work ın the covıd-19 pandemıc: example of a 3rd stage publıc hospıtal ın ıstanbul

    No full text
    Bu çalışmada, COVID-19 pandemisinde görev alan sağlık çalışanlarının ikincil travmatik stres düzeyi ve dünyaya ilişkin varsayımlar durumu araştırılmıştır. Araştırma İstanbul’da 3. Basamak sağlık hizmeti veren bir kamu kurumunda 352 kişi ile yapılmıştır. Araştırmaya hekim, hemşire, eczacı, temizlik personeli ve klinik destek personeli katılmıştır. Katılımcıların ikincil travmatik stres düzeyi arttıkça dünyaya ilişkin varsayımları olumsuz etkilenmiştir. Sağlık çalışanlarının meslek tecrübeleri arttıkça ikincil travmatik stres düzeyleri azalmış, dünyaya ilişkin varsayımları olumlu yönde etkilenmiştir. Temizlik personellerinin dünyaya ilişkin varsayımları asistan hekim, pratisyen hekim ve hemşireden daha olumlu bulunmuştur. Katılımcıların yaş ortalaması 31,1 ± 8,1’dir. Yaş arttıkça dünyaya ilişkin varsayımlar daha olumlu olmakta, ikincil travmatik stres düzeyleri azalmaktadır. Katılımcıların %52’si kadın % 42’si erkektir. Kadınların ikincil travma düzeyleri erkeklere göre daha yüksek, dünyaya ilişkin varsayımları daha olumsuzdur (p:0,017). Çalışmada doktora eğitimi olanların İTSÖ puanı ön lisansa göre daha düşük bulunmuştur (p?0,05). Eğitim düzeyi düşük olan kişilerin yüksek olan katılımcılara göre varsayımları daha olumludur (p?0,05). Medeni durumla İTSÖ arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p?0,05). Evli katılımcıların dünyaya ilişkin varsayımları bekarlara göre daha olumlu bulunmuştur (p=0,003). Çocuk sahibi olan kişilerin ikincil travmatik stres düzeyleri daha düşük, dünyaya ilişkin varsayımları daha olumlu bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların gelir düzeyi arttıkça İTSÖ’den aldıkları puanlar düşmüştür (r:-0.14. p:0.015). Ailesiyle yaşayan sağlık çalışanlarının dünyaya ilişkin varsayımları daha olumludur (p=0,002). COVID-19 hastasına sağlık hizmeti sunan çalışanların ikincil travmatik stres düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p:0,045). Pandemide kurum içinde başka bir birime veya kurum dışına görevlendirilen sağlık çalışanlarında ikincil travmatik stres düzeyi daha yüksek bulunmuştur (p:0,047). Katılımcıların %91,5’i pandemide ruhsal destek ihtiyacı hissettiğini belirtmiş ancak % 6,8’i ruhsal destek alabildiğini belirtmiştir.The aim of this study; To investigate the level of secondary traumatic stress and assumptions about the world of healthcare workers involved in the COVID-19 pandemic. The research was carried out with 352 people in a public institution providing 3rd level health services in Istanbul. Physicians, nurses, pharmacists, cleaning staff and clinical support staff participated in the study. As the secondary traumatic stress level of the participants increased, their assumptions about the world were negatively affected. As the professional experience of healthcare professionals increased, their secondary traumatic stress levels decreased, and their assumptions about the world were positively affected. The assumptions of the cleaning personnel about the world were found to be more positive than the assistant physician, general practitioner and nurse. The mean age of the participants was 31.1 ± 8.1. As age increases, assumptions about the world become more positive and secondary traumatic stress levels decrease. 52% of the participants are female and 42% are male. Women's secondary trauma levels are higher than men, and their assumptions about the world are more negative (p:0.017). In the study, it was determined that ITSO scores of those with doctoral education were lower than those with associate degree graduates (p?0.05). People with low education level have more positive assumptions than participants with high education level (p?0.05). There was no significant relationship between marital status and ITSO (p?0.05). The assumptions about the world of the married participants were found to be more positive than the singles (p=0.003). Secondary traumatic stress levels of people who have children were found to be lower and their assumptions about the world were more positive (p<0.05). As the income level of the participants increased, the scores they got from the ITSO decreased (r:-0.14. p:0.015). Health workers living with their families have more positive assumptions about the world (p=0.002). Secondary traumatic stress levels of employees providing healthcare services to COVID-19 patients were found to be higher (p=0.045). The level of secondary traumatic stress was found to be higher in healthcare workers who were assigned to another unit or outside the institution during the pandemic (p=0.047). 91.5% of the participants stated that they felt the need for psychological support during the pandemic, but 6.8% stated that they could receive psychological support

    The relationship between health literacy levels and healthy lifestyle behaviors of staff working in the central district units of Trakya University

    No full text
    Araştırmamız 2021-2022 eğitim-öğretim yılında, Trakya Üniversitesi’nin Edirne Merkez İlçedeki birimlerinde çalışan personelinin sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup, Mart 2021- Eylül 2021 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi’nin Edirne Merkez İlçedeki birimlerinde yapılmıştır. Veri toplama işlemi literatürden yararlanılarak geliştirilen 27 soru, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği’ ne ait 32 soru ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II ‘ye ait 52 soru olmak üzere toplam 111 sorudan oluşan anket formu ile gerçekleştirilmiştir. Trakya Üniversitesi’nin Edirne Merkez İlçedeki birimlerinde çalışan personelinin %18,1’i yetersiz sağlık okuryazarı, % 41,8’i sorunlu-sınırlı sağlık okuryazarı, %30,2’si yeterli sağlık okuryazarı, % 9,9’u mükemmel sağlık okuryazarı olarak tespit edilmiştir. Araştırmamızda katılımcıların Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II den alınabilecek en yüksek puan olan 208 üzerinden aldıkları ortalama puan 126,9 ± 17,5 tir. Ölçekten alınan en düşük puan 74, en yüksek puan ise 175’ tir. Alt ölçekler içerisinde en yüksek puan kişilerarası ilişki ve manevi gelişim alt ölçeklerinden alınmış olup en düşük puan ise egzersiz alt ölçeğinden alınmıştır. Sağlık okuryazarlığı ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Sağlık düzeyinin ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının yükseltilmesi için toplumun farklı kesimlerinde sağlık okuryazarlığı düzeyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları araştırılarak durum tespiti yapılmalı ve düzeylerinin yükseltilmesi için gereken çalışmalar desteklenmelidir.With this study, it is aimed to determine the relationship between the health literacy levels and healthy lifestyle behaviors of the personnel working in the units of Trakya University in Edirne Central District in the 2021-2022 academic year. Our study is descriptive and cross-sectional, and it was carried out between March 2021 and September 2021 in the units of Trakya University in Edirne Central District. A questionnaire consisting of 111 questions in total, including 27 questions developed using the literature, 32 questions from the Turkish Health Literacy Scale and 52 questions from the Healthy Lifestyle Behaviors Scale II were applied to participants for data collection. Inadequate health literacy level was found in 18,1%,problematic-limited health literacy level in 41,8%, sufficient health literacy level in 30,2% and excellent health literacy level in 9,9% of Trakya University personnel working in Edirne Central District. The highest score that can be obtained from the Healthy Lifestyle Behaviors Scale II was 208 and the average score of the participants in our study was 126.9 ± 17.5. The lowest score obtained from the scale in our study was 74 and the highest score was 175. Among the subscales, the highest score was obtained from the interpersonal relationship and spiritual development subscales, and the lowest score was obtained from the exercise subscale. A positive relationship was found between health literacy and healthy lifestyle behaviors. In order to increase the level of health and healthy lifestyle behaviors,the importance of the subject should be emphasized by investigating the level of health literacy and healthy lifestyle behaviors in different segments of the society and necessary comprehensive studies should be conducted to increase the levels of health literacy in the public

    The effect of the education provided in pregnant classes and schools on the knowledge and attitudes of pregnant women: a case study of Kirklareli·

    No full text
    Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırklareli ilindeki gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızın tipi, Kırklareli İlindeki gebe sınıflarında ve okullarında düzenlenen eğitimlere katılan gebelere verilen eğitimin bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemeye yönelik müdahale çalışmasıdır. Araştırma Kırklareli İlindeki tüm gebe sınıflarında ve okullarında 7 Kasım 2022 –14 Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde eğitime katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler ile çalışılması hedeflenmiş, örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya 120 gönüllü gebe katılmış ve evren olarak alınmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında 34 adet sosyodemografik özellikleri (yaş, gelir, eğitim durumu, sosyal güvence vb.), gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası döneme soruları da kapsayan ait birey tanıtım formu, gebelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı ile ilgili 30 adet soru kısımlarını içeren eğitim öncesi gebelerin bilgi düzeyini ölçen anket yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında gebe sınıflarında/okullarında verilen eğitim sonrasında eğitimini tamamlayan gebelere eğitim öncesinde cevapladıkları 30 adet bilgi düzey anketi, eğitim sonrası tekrar uygulanmıştır. Gebe sınıflarından ve okullarından memnuniyeti ölçmek için ayrıca eğitimini tamamlayan gebelere 15 soruluk bir memnuniyet anketi de düzenlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları 28,73 ± 4,14 yaş (minimum:19 maksimum:46 ) olup, katılımcıların 64,2 %'si ilçelerde ikamet etmektedir. Gebelerin % 70'inin eğitim durumu lisans ve üstüdür. Araştırma grubumuzdaki gebelerin ortalama aylık geliri incelendiğinde, 17.830 TL ± 8.221 Türk Lirası (TL) (minimum: 6.000 TL maksimum: 60.000 TL) olarak bulunmuştur. Gebelerin % 97,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu görülmektedir. Gebeler içinde 90 kişi birinci gebeliği olduğunu belirtirken, 23 kişi ikinci gebeliği olduğunu belirtmiştir. Bir önceki gebeliğinin sonlanma şekli ile ilgili soruya verilen yanıtlar incelendiğinde; % 32,0'si sezaryen yöntemi ile doğum yaparken, % 28,0'i normal doğum yaptıklarını belirtmişlerdir. Doğumun normal fizyolojik bir olay olduğu önermesine, eğitim öncesinde yedi kişi (% 5,8) yanlış yanıt verirken, eğitim sonunda katılımcıların %99,2'si doğru şekilde yanıtlamıştır. Eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında bilgi düzeyleri arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,016). ''İlk 6 ay yalnızca anne sütü bebeğin beslenmesinde yeterlidir." önermesine eğitim öncesinde katılımcılar içinden 110 kişi ( % 91,7) doğru yanıt verirken, eğitim sonunda doğru yanıt verenlerin sayısı 119 ( % 99,2) olmuştur. Aradaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,004). Araştırmaya katılan gebelerin tamamı eğitimden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Araştırmamıza katılan gebelerin hane halkının refah düzeyi eğitim seviyesinin yükselmesi ile artmaktadır. Gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında gebelik döneminde verilen eğitim ile normal doğum oranları ile alakalı genel görüş bu eğitim ile anne adaylarının doğum hakkında sahip olduğu olumsuz düşüncelerini değiştirdiği, doğum korkularını azalttığı, bununla beraber doğumla baş etmelerinin kolaylaştığı ve doğum sürecine aktif katılımlarının sağlandığı yönündedir. Bu eğitimlerde doğumun fizyolojik bir olay olduğu anlatılarak gebeler normal doğuma teşvik edilmekte ve elektif sezaryen tercihlerinin azalması hedeflenmektedir. Eğitim ile birlikte gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında eğitici ile anne adayı arasında güven veren bir iletişim kurulmalı, eğitim alan anne adaylarının özgüvenleri yükseltilerek sadece doğum öncesi ve doğuma değil, doğumdan sonraki sürece hazırlanmaları sağlanmalıdır.Background and Aim: The ai

    Self-assessment and opinions of family physicians on screening and follow-up programs in practice: A case study of Çanakkale

    No full text
    DoktoraGiriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Çanakkale'de çalışan aile hekimlerinin, Sağlık Bakanlığı'nca belirlenen koruyucu sağlık hizmetlerini uygulama düzeylerinin belirlenmesi; aile hekimlerinin bu hizmetler hakkındaki görüşlerinin ve yaşadıkları sorunların değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızda iki aşamalı karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşaması kantitatif, 2. aşaması kalitatif olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın 1. aşamasının evrenini Çanakkale'de çalışan 170 aile hekimi oluşturmaktadır. Örneklem seçilmeden, evrenin tamamına ulaşılması amaçlanmıştır; araştırma verileri soru formu yoluyla toplanmıştır. 2. aşama için 5 katılımcı ile görüşme yapılmıştır; yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Katılımcıların HYP (Hastalık Yönetim Platformu) ve PSM'de (Periyodik Sağlık Muayeneleri ve Tarama Testleri Rehberi) belirtilen işlemleri uygulama düzeyi 0-100 arası bir değer alacak şekilde puanlanmıştır. Bulgular: Araştırmamızın 1. aşamasına 142 (katılım orantısı %83,5) aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların %58,5'i erkek, %80,3'ü pratisyen aile hekimidir; yaş ortalaması 45,2'dir. Katılımcıların, HYP ve PSM'nin uygulanabilir olduğunu düşünme orantısı sırasıyla %15,5 ve %42,3'tür. PSM uygulama puanı 62,8, HYP uygulama puanı 26,5 olup, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Günlük ortalama muayene sayısı ile HYP uygulama puanı arasında pozitif yönlü, zayıf şiddette korelasyon tespit edilmiştir; diğer sosyodemografik özellikler ve çalışma özellikleri ile HYP ve PSM uygulama puanı arasında ilişki tespit edilememiştir. Çalışmamızın 2. aşamasında yapılan görüşmelerde; koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili görüşler, koruyu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar ve koruyucu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlarla ilgili çözüm önerileri olmak üzere 3 tema belirlenmiştir. Sonuç: Katılımcılarımız, birinci basamakta önerilen koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulanabilirliğinin düşük olduğunu düşünmekte ve düşük düzeyde uygulamaktadır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin, birinci basamağın en önemli görevi olduğu düşünülmektedir. Bu hizmetlerde yaşanan sorunlar arasında aile hekimlerinin iş yükünün fazla olması, bireylerin sağlıkları ile ilgili sorumluluğunun düşük olması ve aile hekimliği birimlerine bağlı nüfusun fazla olması yer almaktadır.Background and Aim: The present study aimed to determine the implementation levels of preventive health services as defined by the Ministry of Health among family physicians working in Çanakkale. Additionally, the study aims to evaluate the opinions of family physicians regarding these services and assess the problems they encounter in the process. Material and Methods: A two-stage mixed-methods approach, the first of which is quantitative, and either is qualitative, was employed in the research. Although the entire population was aimed at, a total of 170 primary care physicians in Çanakkale were included in the first part of the study, and data were collected with the questionnaire. Then, in the second part of the study, a semi-structured form was used in individual interviews for in-depth discussions with five participants. The HYP (Hastalık Yönetim Platformu) and PSM (Periyodik Sağlık Muayeneleri ve Tarama Testleri Rehberi) were used, and the application level of participants was scored between 0- 100. Results: 142 family physicians were included in the first stage of the study (rate of participants 83.5%). 58.5% of participants were male, 80.3% of all were practicing family physicians and the age average was 45.2. The participants' rates of perceiving HYP and PSM as applicable are 15.5% and 42.3%, respectively. The PSM application score is 62.8, and the HYP application score is 26.5, with a statistically significant difference. A positively correlated, weak relationship was found between the daily average number of examinations and the HYP application score. There were no significant relationships between other sociodemographic characteristics, work features, and HYP and PSM application scores. In the second part of the study, three main schemes exist about preventive health services in the interview as arguments, issues, and solution suggestions. Conclusion: Based on the research, participants perceive and implement the applicability of recommended preventive health services in primary care as insufficient. Excessive workloads of primary care physicians, inadequate responsibility of patients, and the immoderate population of the units are some reasons for a lack of health care services

    The prevalance of hepatitis B among health personnel: A systematic review

    No full text
    Tıpta UzmanlıkHepatit B enfeksiyonu tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur ve sağlık çalışanlarının çalışma ortamında en sık karşılaştığı biyolojik risklerden biridir. Sağlık çalışanlarında hepatit B enfeksiyonu durumunu belirlemek, enfeksiyon kontrol ve bağışıklama çalışmalarını değerlendirebilmek açısından son derece önemlidir. Bu çalışmada dünya genelinde sağlık çalışanlarında hepatit B enfeksiyonu prevalansını sistematik derleme yoluyla tahmin etmek, prevalans değerlerinin bölgeler ve meslek gruplarına göre dağılımını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamızda sağlık çalışanlarında hepatit B prevalans verilerini elde etmek amacıyla 1996-2016 yılları arasında Pubmed, Web of Science ve Scopus veri tabalarında İngilizce ve/veya Türkçe dillerinde yayınlanmış makaleler sistematik olarak tarandı. Elde edilen çalışmalar dahil etme ve dışlama kriterlerine göre değerlendirildi. Dahil edilen çalışmalardan çekilen HBsAg prevalans verileri, Dünya Sağlık Örgütü bölgeleri ve meslek gruplarına göre sınıflandırıldı. Çalışmalar arası heterojenite değerlendirildikten sonra sabit ve rasgele etkiler modeli kullanılarak havuzlanmış prevalans tahminleri ve %95 güven aralıkları elde edildi (p<0,05). Sağlık çalışanlarında Dünya Sağlık Örgütü bölgelerine göre havuzlanmış HBsAg prevalansları Afrika için %6,3 (%95 GA 4,5-8,1), Amerika için %0,3 (%95 GA 0,0-0,6), Avrupa için %1,5 (%95 GA 1,0-2,0), Batı Pasifik için %2,6 (%95 GA 1,3 -3,8), Doğu Akdeniz için %1,5 (%95 GA 1,0-2,0), Güneydoğu Asya için %2,2 (%95 GA 0,8-3,5) ve Dünya geneli için %2 (%95 GA 1,7-2,3) olarak tahmin edildi. En yüksek prevalans değerine Afrika bölgesi, en düşük değere ise Amerika bölgesinde ulaşıldı. Meslek gruplarında havuzlanmış HBsAg prevalans değerleri doktorlar için %4,7 (%95 GA 2,5-6,9), diş hekimliği personeli için %0,5 (%95 GA 0,2-1,1), hemşirelik personeli için %2,1 (%95 GA 1,4-2,7), diş hekimliği personeli için %0,5 (%95 GA 0,2-1,1) ve laboratuvar personeli için %1,6 (%95 GA 0,3-2,9) olarak tahmin edildi. Hepatit B enfeksiyonu sağlık çalışanlarında önemli bir hastalık yüküne sebep olmaktadır, bununla birlikte bağışıklama çalışmaları ve etkin enfeksiyon kontrol yöntemleri ile önlenebilir bir enfeksiyondur. Koruma çalışmalarının planlanması ve değerlendirebilmesi için ülkelerin gelişmiş sürveyans sistemlerine ve bildirimlerin sürekliliğine ihtiyacı vardır. Anahtar kelimeler: Hepatit B, Sağlık çalışanı, Prevalans, Mesleki maruziyet.Hepatitis B infection is a major public health problem that effects millions of people in the world and one of the most frequent biological risks that health personnel faced with in the working environment. Determination of hepatitis B infection status in health personnel is extremely important to evaluate infection control and immunization efforts. In this systematic review, the aim was to estimate prevalance of hepatitis B infection among health personnel in the world and to investigate the distribution of prevalence estimates according to regions and occupation groups. In our study, we systematically searched for data on prevalance of hepatitis B infection published between 1996-2016 and published English and/or Turkish languages in the databases Pubmed, Web of Science and Scopus. Than the studies identified were evaluated according to inclusion and exlusion criteria. HBsAg prevalence data drawn from the included studies were classified according to the World Health Organization regions and occupational groups. Pooled prevalence estimates and 95% confidence intervals were obtained using fixed and random effects model after heterogeneity between studies was assessed (p<0,05). Pooled HBsAg prevalence estimates according to World Health Organization regions among health personnel were 6,3% (95% CI 4,5 - 8,1) in Africa, 0,3% (95% CI 0,0 – 0,6) in Americas, 1,5% (95% CI 1,0-2,0) in Eastern Mediterrian region, 1,5% (95% CI 1,0-2,0) in Europe, 2,2% (95% CI 0,8-3,5) in South East Asia, 2,6% (95% CI 1,3 -3,8) in Western Pacific and 2% (95% CI 1,7-2,3) in World. The highest prevalance estimate was reached in Africa region and the lowest prevalance estimate was reached in Americas region. Pooled HBsAg prevalence estimates according to occupations were 4,7% (95% CI 2,5-6,9) for doctors, 0,5% (95% CI 0,2-1,1) for dental personnel, 2,1% (95% CI 1,4-2,7) for nursing personnel and 1,6% (95% CI 0,3-2,9) for laboratory personnel. Hepatitis B infection causes an important disease burden in health care workers, however it can be prevented by immunization and effective infection control methods. Countries need to have improved surveillance systems and continuity of their notifications in order to plan and evaluate prevention efforts. Key words: Hepatitis B, Health personnel, Prevalance, Occupational exposur

    Cyberchondria levels and affecting factors of the staff working in the central, district units of Trakya University

    No full text
    Sağlık kaygısı nedeniyle, internetten aşırı veya tekrarlayan bir biçimde sağlık bilgisi aranması sonucunda anksiyetenin artması siberkondri olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmayla Eylül 2020 – Mart 2021 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi’nin Edirne Merkez İlçedeki birimlerinde çalışan personelinin siberkondri düzeylerini belirlemek, bunu etkileyen sosyo-demografik değişkenleri ortaya koymak ve çözüm önerilerinde bulunmak amaçlanmıştır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup, Eylül 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi’nin Edirne Merkez İlçedeki birimlerinde çalışan 400 personel ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 56 soru, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği’ne ait 33 soru ve Sağlık Anksiyetesi Ölçeği’ne ait 18 soru olmak üzere toplam 107 sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Trakya Üniversitesinin Merkez İlçedeki birimlerinde çalışan personelinin Siberkondri Ciddiyet Ölçeği’nden aldıkları puan ortalaması 72,4 ± 20,4 olarak bulunmuştur. Kadınların, 40 yaş ve altındaki katılımcıların, üniversite mezunu olanların, sağlıkla ilişkili olmayan birimlerde görev yapanların, kronik hastalığı olanların, çocukluk çağında ciddi zarar gördüğü herhangi bir olay yaşamış olanların, bir sağlık sorunları olduğunda ilk olarak internetten kontrol edenlerin, son bir yılda doktora başvuru sayısı 4 ve üzerinde olanların, internette geçirdikleri günlük ortalama süre ? 5 saat olanların, internetin doktorlar kadar bilgili olduğunu düşünenlerin, internetten edindikleri bilgiler sonrasında bir hekime başvurma ihtiyacı duyduğunu ifade edenlerin ve hekimin önerdiği tedaviye başlamadan önce bunu internette araştırdığını ifade edenlerin siberkondri puanları daha yüksek bulunmuştur. Sağlık bilgisi için aşırı veya tekrarlayan bir biçimde internet kullanımının, sağlık kaygısını arttırma, kendi kendine tanı ve tedavi ve sağlık hizmeti kullanımı artışı gibi olumsuzluklara yol açtığı görülmektedir. Bu nedenle siberkondri düzeyinin toplumun farklı kesimlerinde araştırılarak ve neden olduğu sağlık problemleri ile ekonomik ve sosyal maliyetlerinin ortaya konmasına yönelik yeni çalışmalar yapılarak konunun önemi vurgulanmalıdır.Increased anxiety as a result of excessive or repetitive searches for health information on the internet due to health anxiety is defined as cyberchondria. With this study, it was aimed to determine the cyberchondria levels of the personnel working in the units of Trakya University in Edirne Central District between September 2020 and March 2021, to reveal the socio-demographic variables that affect this and to propose solutions. Our study is descriptive and cross-sectional and was carried out with 400 personnel working in the units of Trakya University in Edirne Central District between September 2020 and March 2021. A total of 107 questions composing of 56 questions developed by researchers using the literatüre, 33 questions of the Cyberchondria Severity Scale and 18 questions from the Health Anxiety Scale was applied to the participants. The mean score of the personnel working in the units of Trakya University in the Central District from the Cyberchondria Severity Scale was found to be 72.4 ± 20.4. Cyberchondria scores of women, participants aged 40 and under, university graduates, those working in nonhealth-related units, those with chronic diseases, those who have experienced any event in childhood that caused serious harm, those who first check online when they have a health problem, those who have applied to a doctor 4 or more in the last year, those who have an average daily time spent on the internet ? 5 hours, those who think the internet is as knowledgeable as doctors, those who stated that they needed to apply to a doctor after the information they obtained from the internet, and those who stated that they researched it on the internet before starting the treatment recommended by the doctor were found to be higher. It is seen that excessive or repetitive use of the Internet for health information leads to negative effects such as increased health anxiety, self-diagnosis and treatment, and increased use of health services. For this reason, the importance of the subject should be emphasized by investigating the level of cyberchondria in different parts of the society and by conducting new studies to reveal the health problems it causes and its economic and social cost

    Knowledge and attitude evaluation of assistant and intern doctors working at Trakya University Health Research and Application Center towards rational use of drugs

    No full text
    Tıpta UzmanlıkAmaç: Akılcı ilaç kullanımı; bireysel olarak hastalıkların doğru ve etkili tedavisinde oldukça önemli bir yere sahip olduğu gibi, gereksiz ve yanlış ilaç kullanımının yarattığı birçok sorun sebebiyle, uygulandığında toplumsal düzeyde de fayda sağlayabilecek bir yaklaşımdır. Bu konunun en önemli bileşenlerinden olan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı açısından hastalarına olduğu kadar kendilerine karşı da sorumlulukları vardır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Ocak 2023 - Ağustos 2023 tarihleri arasında 2022-2023 eğitim öğretim döneminde Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan intörn hekim ve asistan hekimler arasında akılcı ilaç kullanımı açısından fark olup olmadığını, sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama işlemi literatürden yararlanılarak geliştirilen 69 soru, Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği'ne ait 21 soru olmak üzere toplam 90 sorudan oluşan anket formu ile yüz yüze uygulanarak gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizleri yapmak için Statistical Package for Social Sciences 20 adlı paket program kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 27.3 ± 3.9 olup % 56.3'ü kadındır. Katılımcıların Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği puan ortalaması 40.1 ± 2.8 olup hekimlerin sadece % 4.7'sinin kesme puanının altında puan aldığı tespit edilmiştir. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından asistan ve intörn hekimler arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyleri kadınların erkeklere göre, dahili bilimlerin cerrahi ve temel bilimlere göre, hastalık durumunda doktora/eczaneye gidenler ile yakınlarının tavsiyelerinden faydalanan/bitkisel tedavi kullananlara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p0.05). Rational drug use knowledge levels were found to be statistically higher in women compared to men, in internal sciences compared to surgical and basic sciences, and those who went to the doctor/pharmacy in case of illness and those who benefited from the advice of relatives/used herbal treatment (p<0.05). Conclusion: It can be inferred that the physicians participating in our study have a high level of knowledge about rational drug use and are sensitive to the subject. However, it was still found that there were mistakes and deficiencies in habits, attitudes and behaviors regarding rational drug use. Therefore, it is important not only to eliminate the lack of knowledge but also to implement the correct rational drug use attitudes and behaviors. Key words: Drug, rational drug use, physicia
    corecore