1,720,992 research outputs found

    Reverse engineering applications on leather bag manufacturing

    No full text
    Tez çalışmasında; tersine mühendislik yöntemlerinin ve uygulamalarının deri çanta numunelendirme ve üretim süreçlerine dahil edilmesi, modele ait tüm verilere ulaşılması, elde edilen verilerin standartlaşma için kullanılması, üretim süreçlerinin iyileştirilmesi ve kısaltılması amaçlanmıştır. Çalışmada; alıcılar tarafından yüksek talep gören iki çanta modeli kullanılmıştır. Her iki çanta modeline ait verilere ulaşabilmek için; temaslı manuel ölçüm yöntemi, 2 boyutlu tarama ve 3 boyutlu tarama yöntemlerinin kullanılabilirliği incelenmiştir. Yöntemlerden elde edilen veriler, çanta modellerine uygulanan fiziksel diseksiyon ile kontrol edilmiştir. Ayrıca çanta modellerinin; işlevsellik, malzeme ve üretim analizleri yapılarak, çantalara ait teknik özelliklere ve üretim açısından ihtiyaç duyulan bilgilere ulaşılmıştır. Çalışmada kullanılan tersine mühendislik yöntemlerinden, temaslı manuel ölçüm yönteminin en verimli yöntem olduğu anlaşılmıştır. Bu yöntemin; hem numunelendirme aşamasında hem de çantaya ait teknik veri olmasa bile, üretim ve üretim öncesi ihtiyaç duyulacak verilerin elde edilmesinde kullanılabileceği belirlenmiştir. Yine, ürün ve üretimdeki standartlaştırmanın, elde edilen veriler ışığında yapılabileceği sonucuna varılmıştır.In the thesis study; reverse engineering methods and applications on leather bag prototyping and manufacturing and including them on production steps, extracting whole data from style, using the data for standardisation, improving and reduction of production steps have been aimed. In this study, two hi-demanded bag styles have been used. For the purpose of reaching all data from each style; applicability of contact-manual, two dimensional and three dimensional display methods have been examined. The data that extracted from each method, has been controlled by its physical dissection. Also by doing analysis of functionality, material and production for bag styles, has been reached to the data that is necessary for technical and manufacturing aspect. In study it has been understood that contact-manual measurement method is the most efficent method. It has been determined that, this method can be used both for prototyping and the data that is used for pre-production and production even there's no previous information. Again, it has been concluded that standardisation of product and production can be done by the data that has been extracted

    Determination of production capacity and wastewater quality based on production profile of Bursa Leather Specialized Organized Industrial Zone

    No full text
    Dünya genelinde artan çevre bilinci, deri üretim sanayinin daha çevreci ve ekolojik açıdan daha sürdürülebilir şartlarda çalışılması gerekliliğini ortaya koymuştur. Deri üretiminde kullanılan kimyasalların ve tercih edilen üretim metotlarının getirdiği atık yüklerinin günümüzde daha arıtılabilir olması yönünde çalışmalar hız kazanmıştır. Su kaynaklarının endüstriyel alanda ticari rekabet koşulları da göz önünde bulundurularak verimli bir şekilde kullanılması önem teşkil etmektedir. Buna bağlı olarak deri sanayinde deriye kalite açısından değer katan üretim tekniklerinin daha çevreci uygulamalarla geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu minvalde bakanlıklar nezdinde gerekli düzenlemeler yapılmakta olup deri sanayinin bu kapsam dahilinde reorganizasyon yapılarak bu değişim sürecini geçirmesi önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, Bursa İhtisas Deri Organize Sanayi Bölgesi genelinde faaliyet gösteren deri fabrikalarının üretim kapasitelerinin belirlenmesi akabinde üretim profiline dayalı olarak atıksu kalitesinin belirlenmesi ve bölgenin sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkileyen parametrelerin belirlenmesi yönünde çalışmalar yapılmıştır. Firmaların atıksu çıkış hatlarından alınan numunelerde gerçekleştirilen analizlerle bölge atıksu deşarj profilinin değerlendirmesi yapılmıştır. Belirlenmiş periyotlarda takibi sağlanan parametreler; pH (TS EN ISO 10523), Askıda Katı Madde (TS EN 872), Kimyal Oksijen İhtiyacı, Yağ ve Gres (TS8312), Toplam Krom (SM 3500-Cr B), Sülfür (TSE ISO 13358), Toplam Kjeldahl Azotu (TS 7924 EN 25663)'dur. Sonuç olarak; BİDOSB genelinde tercih edilen üretim profilinin yarı mamul deri üretimi üzerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Gerçekleştirilen analizlerde kirlilik yükü bakımından elektriksel iletkenlik, kimyasal oksijen ihtiyacı, askıda katı maddeler, toplam kjeldahl azotu ve toplam sülfür gibi parametreler öne çıkmıştır. Takibi yapıldığı süreç dahilinde özellikle elektriksel iletkenlik parametresinin bölge genelinde atıksuyun arıtılabilmesi yönünde olumsuz etki gösterdiği saptanmıştır. Bu parametrenin iyileştirilmesi yönünde pilot çalışmalar yapılmış olup, bu çalışmaların bölge genelinde uygulanması ile olumlu sonuçlar sağlanacağı düşünülmektedir.Increasing environmental awareness around the world has revealed the necessity to adopt in a more environmentally and ecologically sustainable conditions for the leather production industry. Studies on the chemicals used in leather production and the pollution loads brought by preferred production methods have gained momentum in order to be more treatable nowadays. It is important to use water resources efficiently in consideration of commercial competition conditions in the industrial area. Accordingly, it is aimed to develop production techniques that add value to leather in leather industry with more environmental applications. In this context, regulations are made with the ministries and it is important that the leather industry undergoes this change process by re-organization within this scope. In this thesis, studies were carried out to determine the production capacities of leather factories operating in Bursa Leather Specialized Industrial Zone, to determine wastewater quality based on production profile and to determine the parameters that adversely affect the sustainability of the region. The wastewater discharge profile was evaluated by the samples taken. The parameters that are followed up by analyzing the samples in the certain periods; pH (TS EN ISO 10523), Suspended Solid (TS EN 872), Chemical Oxygen Demand, Oil and Grease (TS 8312), Total Chromium (SM 3500-Cr B), Sulfur (TS ISO 13358), Electrical Conductivity, Total Kjeldahl Nitrogen (TS 7924 EN 25663). As a result; It was seen that the preferred production profile in BLSIZ is focused on the production of semi-finished leather. In the analyzes carried out, parameters such as electrical conductivity, chemical oxygen demand, suspended solids, total kjeldahl nitrogen and total sulfur have been highlighted. During the monitoring process, especially the electrical conductivity parameter was found to have a negative effect on the treatment of wastewater throughout the region. Pilot studies have been carried out in order to improve this parameter and it is thought that positive results will be provided with the implementation of these studies throughout the region

    Nano TİO2’in mamül derilerin bazı haslık değerlerine etkisi üzerine bir araştırma

    No full text
    Tezde; mamul derilere kendi kendini temizleme ve UV koruyuculuğu özelliklerinin kazandırılmasında nano TiO2’in etkisi araştırılmıştır. Öncelikle, 5-10 nm partikül boyutuna sahip toz formdaki nano TiO2, poli etilen glikol ile 1:1 oranında pasta formuna getirilmiştir. Pasta formuna getirilmiş nano TiO2 mamul derilerin finisaj işleminde iki farklı aşamada kullanılmıştır. İlk olarak, beyaz keçi derilerinin alt finisaj katında pigment oranı üzerinden %25 ve %50 oranında kullanılmıştır. İkinci denemede, beyaz keçi derilerinin üst finisaj katında hidrolak oranı üzerinden %25, %50, %75 ve %100 oranlarında kullanılmıştır. Bu şekilde finisaj işlemi uygulanmış derilerin UV koruyuculuğu ve kendi kendini temizleme özellikleri incelenmiştir. Kendi kendini temizleme özelliğinin kontrolü için; insan kiri, kahve kiri ve çamur kiri kullanılmıştır. Çalışma sonunda, nano TiO2’in UV ışığına maruz kalan derilerin sararmaya karşı dayanımlarını yükselttiği ve en iyi sonucun nano TiO2’in derilerin üst finisaj katında %100 oranında kullanıldığı denemelerden elde edildiği saptanmıştır. Yine; üç kir tipi için nano TiO2’in fotokatalitik özelliğe sahip olduğu ve UV ışığına maruz bırakıldığı süreye bağlı olarak kendi kendini temizleme özelliğinin arttığı tespit edilmiştir. Kendi kendini temizleme özelliği bakımından en iyi sonuç, nano TiO2’in derilerin üst finisaj katında %100 oranında kullanıldığı denemelerden 24 saat sonunda elde edilmiştir

    Yüzlük derilerin su buharı ve hava geçirgenliği özelliklerine bazı finisaj türlerinin etkisi

    No full text
    Tez çalışmasında, yüzlük derilerin su buharı ve hava geçirgenliği özelliklerine farklı finisaj türlerinin etkileri incelenmiştir. Bu amaçla, aynı partiye ait finisaj işlemi uygulanmış ve finisaj işlemi uygulanmamış 18 adet keçi ve 24 adet dana derisi üzerinde çalışılmıştır. Finisajlı deriler; anilin finisaj, pigmentli finisaj ve rugan finisaj olarak üç gruba ayrılmıştır. Bütün derilere su buharı ve hava geçirgenliği testleri uygulanarak finisaj öncesi ve finisaj sonrası özelliklerdeki değişim belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; derilerdeki kalınlık artışına bağlı olarak su buharı ve hava geçirgenliği değerlerinin düştüğü belirlenmiştir. Finisaj işleminden önce hem keçi hem de dana derilerine ait su buharı ve hava geçirgenliği değerlerinin oldukça yüksek olduğu, finisaj işlemiyle birlikte su buharı ve hava geçirgenliği değerlerinin önemli ölçüde düştüğü tespit edilmiştir. Finisaj uygulanmamış derilerde en yüksek su buharı ve hava geçirgenlik değerlerine; dana yarma ve zımparalı keçi derilerinde ulaşılmıştır. Su buharı ve hava geçirgenlik değerini en fazla rugan finisajın düşürdüğü, anilin finisajda ise düşüşün en az olduğu belirlenmiştir

    The use of dyer`s woad (Isatis tinctoria L.) in leather dyeing processes

    No full text
    Tez çalışmasında, Isatis tinctoria L. bitkisinden (çivit otu) ekstrakte edilen indigo içerikli boya ekstrakları kürk süet boyama işleminde kullanılabilirliği incelenmiştir. Çalışmada mavi renk tonunun elde edilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla, Isatis tinctoria L. bitkisinin 7 farklı popülasyonlarından; fermentasyon ve sıcak su ile ekstraksiyon teknikleri kullanılarak boya ekstrakları elde edilmiştir. Boya ekstrakları kürk süet derilerin yün boyama işleminde kullanılmıştır. Denemeler, 100 ml sabit boya ekstraktı eşliğinde; 10, 25, 45 dakika olmak üzere üç farklı işlem süresinde ve 1, 2, 5, 10 g/L olmak üzere dört farklı sodyum ditiyonit kullanım oranında yürütülmüştür. Yün boyaması gerçekleştirilen kürk süet derilerin spektrofotometrik renk değerleri, ışık haslığı ve yaşlanma özellikleri incelenmiştir. Yün boyama denemeleri sonucunda, Isatis tinctoria L. bitkisinin sadece 2 popülasyonundan başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Elde edilen boya ekstraklarının, yüne; mavi, koyu mavi, lacivert ve mor renk tonları kazandırdığı görülmüştür. Yine; fermentasyon yöntemine göre elde edilen ekstrakların, koyu mavi ve lacivert tonları, sıcak su yöntemine göre elde edilen ekstrakların, açık mavi ve mor tonları verdiği belirlenmiştir. Renk ölçümü, ışık haslığı ve hızlandırılmış yaşlandırma testlerine göre en iyi sonuçlar; fermentasyon ekstraksiyon yönteminden, 5 g/L sodyum ditiyonit kullanımından ve 10 dakika işlem sürelerinden elde edilmiştir. Tez çalışmasında; renk ve haslıklar değerleri açısından çivit otundan elde edilen doğal boyaların kürk süet üretiminde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.In the thesis study, the usability of dye solutions containing indigo extracted from Isatis tinctoria L. plant (Woad) in fur suede dyeing process was investigated. For this purpose, from 7 different population of Isatis tinctoria L.; Dye solutions were obtained by using fermentation and hot water extraction techniques. Dye solutions were used in the wool dyeing process of fur suede leathers. Trials, accompanied by 100 ml of fixed dye solution; It was carried out in three different treatment times, 10, 25, 45 minutes, and at four different sodium dithionite usage rates, 1, 2, 5, 10 g/L. The spectrophotometric color values, light fastness properties and aging properties of fur suede leathers, which were dyed with wool, were investigated. As a result of wool dyeing experiments, successful results were obtained in only 3 population of Isatis tinctoria L. plant. The dye extracts obtained are used in wool; It has been seen that it gives blue, dark blue, navy blue and purple color tones. Still; It was determined that the extracts obtained according to the fermentation method gave dark blue and navy blue tones, and the extracts obtained according to the hot water method gave light blue and purple tones. The best results according to color measurement, light fastness and accelerated aging tests; obtained from the fermentation extraction method, using 5 g/L sodium dithionite, and processing times of 10 minutes. In the thesis study; In terms of color and fastness values, it was concluded that natural dyes obtained from Woad can be used in the production of fur suede leather

    Applicability of leather dyeing process in vacuum-operated drum system

    No full text
    Tez çalışmasında; vakum şartları altında wet-blue ve krast derilerin boyama özelliklerinin iyileştirilmesi, boyarmadde tüketiminin artırılması, böylece çevresel ve ekonomik kazanımların elde edilebilirliği üzerine çalışılmıştır. Bu kapsamda deriler; 0,2 bar basınçlı vakumlu ortamda, klasik boyar madde ve su oranları kullanılarak boyama işlemine tabi tutulmuş, vakumsuz ortamda kontrol grubu olarak üretilen derilere göre boya tüketimleri ve renk özellikleri bakımından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Daha sonra deriler, vakum şartları altında; %100 su azaltma ve %100 su azaltma-%25 boya azaltma uygulamalarına tabi tutulmuştur. Atık sudaki boya konsantrasyonları, spektrofotometrik olarak ölçülmüş ve boya tüketimleri hesaplanmıştır. Boyanan derilerdeki L* a* b* değerleri, ?E renk farkları ve K/S renk şiddeti değerleri renk spektrofotometresi ile tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlardan, vakum şartları altında boyama işleminin; boyarmadde tüketimini arttığı, buna bağlı olarak deri renk özelliklerini iyileştirdiği ortaya konulmuştur. Boyama işleminde kullanılan susuz uygulama ve susuz-%25 boya azaltılması denemelerinden en yüksek tüketimler elde edilmiştir. Sonuç olarak tez çalışmasında, boyama işleminin vakum şartları altında gerçekleştirilmesi suretiyle; mamul derilerin renk özelliklerinin iyileştirileceği, atık sudaki boyarmadde miktarını azaltılacağı, su kullanım oranlarının düşürüleceği, bu sayede; boyama işlemi ve arıtma maliyetlerinin düşürülebileceği sonucuna ulaşılmıştır.In the thesis study; It has been studied on improving the dyeing properties of wet-blue and crust leathers under vacuum conditions, increasing the dyestuff exhaustion , and thus obtaining environmental and economic gains. In this context, dyeing was performed using conventional dyestuff and water ratios in a vacuum environment with 0.2 bar pressure, and the leathers produced as the control group in non-vacuum conditions were compared in terms of dye exhaustion and color measurements. Dye concentrations in wastewater were measured spectrophotometrically and dye exhaustions were calculated. L* a* b* values, ?E color differences and K/S color intensity values in dyed leathers were determined by color spectrophotometer. According to the results; it was determined that the dyestuff exhaustion increased with the vacuum application, and accordingly, the leather color properties improved. The highest exhaustions were obtained from the water-free application and 25% dye reduction and water-free trials used in the dyeing process. As a result, in the thesis study, by performing the dyeing process under vacuum conditions; the color properties of the finished leathers will be improved, the amount of dyestuff in the waste water will be reduced, the water usage rates will be reduced. It has been also concluded that dyeing process and treatment costs can be reduced

    Deri sanayi katı atıklarının tuğla üretiminde kullanılabilirliği üzerinde araştırmalar

    No full text
    Bu çalışmada; Deri Sanayi katı atıklarının tuğla üretiminde kullanılabilirliği üzerinde çalışılmış ve öncelikle etleme ve bitkisel traş atıklarının özellikleri tespit edilmiştir. Etleme atıklarına ait rutubet miktarı %70,01, diklormetanda çözünen madde miktarı %36,48, deri maddesi miktarı %32,95, toplam sülfat külü miktarı ise %8,63 olarak tespit edilmiştir. Bitkisel traş atıklarına ait rutubet miktarı %44,47, diklormetanda çözünen madde miktarı %5,03, deri maddesi miktarı %44,18, toplam sülfat külü miktarı ise %5,46 olarak saptanmıştır. Kimyasal özellikleri tespit edilen etleme ve bitkisel traş atıkları öğütüldükten sonra; %1, %3, %5 ve %10 oranlarında tuğla üretiminde kullanılmıştır. Bu şekilde üretilen tuğla örneklerine bazı fiziksel testler uygulanarak elde edilen bulgular istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Test sonuçlarına göre; hem etleme hem de bitkisel traş atıklarının artan kullanımına bağlı olarak tuğlaların ısı iletkenlik ve yoğunluk değerlerinde azalma tespit edilmiştir. Bununla birlikte artan atık oranına bağlı olarak basınç mukavemeti değerlerinde azalma saptanmıştır. Yapılan değerlendirilmeler sonucunda hem etleme hem de bitkisel traş atıkları için en uygun atık kullanım oranının %5 olduğu belirlenmiştir

    Keratinolitik enzimlerin deri sanayinde kullanım imkanlarının geliştirilmesi üzerine araştırmalar

    No full text
    Doktora tez çalısmasının ilk asamasında, enzim üretimini gerçeklestirmek amacıyla koyun yününden proteolitik aktivite gösteren bakteri, fungus ve aktinomiset organizmaları izole edildi. Izole edilen mikroorganizmalarda genel proteaz aktivitesi tayinleri yanında kollagenaz, elastaz ve keratinaz enzimi aktivite tayinleri gerçeklestirildi. Bu tayin sonuçlarına göre en yüksek keratinaz aktivitesini bakteri izolatlarının gösterdigi tespit edildi. Bakteri izolatları; keratinaz, kollagenaz ve elastaz aktivite testlerine göre degerlendirilerek en iyi iki izolat seçildi. Ardından, bu iki izolata iliskin üretim ortamı denemeleri yapıldı. Üretim ortamı denemeleri sonucunda, karbon ve azot kaynagı olarak yün ve peptonun, karbon kaynagı olarak maltoz ve glikozun kullanılmasına karar verildi. Bu denemeler sonucunda her iki izolatın, karbon ve azot kaynagı olarak sadece yün veya sadece peptonda büyüyebildigi, karbon kaynagı olarak ise glikoz, maltoz ve diger basit sekerleri kullanabildigi tespit edildi. Ayrıca, karbon ve azot kaynagı olarak yün veya peptonun kullanılmasının aktivite sonuçlarını etkilemedigi, her iki azot kaynagında da benzer kollagenolitik, elastinolitik ve keratinolitik aktivitelerin görüldügü belirlendi. Bu üç proteolitik aktivitenin azot kısıtlaması nedeniyle indüklendigi ve aktivitelerin büyüme ortamındaki protein içerikli substratların varlıgına baglı olmadıgı saptandı. Karbon kaynagı olarak maltoz kullanıldıgında proteolitik aktivitelerin baskılanmadıgı, glikoz kullanıldıgında ise aktivitelerin baskılandıgı belirlendi. Elde edilen bulgulara göre fermentör üretiminde kullanılmak üzere maltoz ve pepton substratları seçildi ve fermentör denemelerine geçildi. Fermentör ortamındaki enzim üretim çalısmaları sonucunda, kollagenolitik, elastinolitik ve keratinolitik aktivitelerin büyüme ortamına ardasık olarak salgılandıgı belirlendi. Fermentör üretimlerinin erken safhalarında azotun yeterli miktarda bulunmasına baglı olarak proteaz aktivitesinin görülmedigi fakat hali hazırda bulunan peptitler tüketildiginde ve spesifik büyüme hızı düsmeye basladıgında kollagenaz ve elastaz aktivitelerinin üretildigi tespit edildi. Bu 2 aktivitenin daha sonra yerini keratinaz üretimine bıraktıgı saptandı. Dolayısıyla, bu iki izolatın giderek daha da zor bulunan protein substratlarını hedef alan ardısık proteaz salınımları gerçeklestirdigi belirlendi. Arastırma kapsamında izole edilen ve incelenen iki mikroorganizmanın tür tanımlama çalısmaları Almanya’daki DSMZ’de (Deutsche Sammlung von Mikroorganismen und Zellkulturen GmbH) yapıldı. Tür tanımlama çalısmaları sonucunda her iki mikroorganizmanın Bacillus cereus türünden geldikleri saptandı ve Bacillus cereus IZ-06b ve IZ-06r olarak adlandırıldı. Ardından, B. cereus IZ-06b ve IZ-06r’den ham proteaz çözeltileri üretildi ve koyun derilerinin kıl gidermesindeki etkileri incelendi. Bu amaçla ham proteaz çözeltilerinin kıl giderme etkileri bilgisayar baglantılı bir kuvvet sensörü kullanılarak ticari enzim preparatları ile karsılastırmalı olarak incelendi ve koyun derisindeki kılları önemli ölçüde gevsettigi belirlendi

    Collagen-based polymeric composite material synthesis, characterization and evaluation

    No full text
    Kollajen, deri yapısını oluşturan temel proteindir. Doktora tezinde, kollajen çeşitli sentetik monomerler ile iki yöntem kullanılarak kollajen esaslı kompozit hidrojeller üretilmiştir. Elde edilen kompozit hidrojellerin biyomedikal uygulama potansiyelleri incelenmiştir. Birinci yöntemde kollajenin kral suyu (3 mol hidroklorik asit ve 1 mol nitrik asit karışımı) ile muamele edilerek elde edilen kolajen parçalarının nötralizasyonundan sonra akrilamit (AAm) ve 2-hidroksil etilmetakrilat (HEMA) monomerleri ile ayrı ayrı karıştırılarak redoks polimerizasyon yöntemi kullanarak hidrojel kompozitleri sentezlenmiştir. Poli(akrilamit) (p(AAm)) ve poli(2-hidroksil etilmetakrilat) (p(HEMA)) hidrojelleri kontrol amaçlı sentezlenmiştir. Sentezlenen poli(akrilamit/kollajen) (p(AAm/Coll), poli(2-hidroksil etilmetakrilat/kollajen) (p(HEMA/Coll)) hidrojellerinin ve p(AAm) ve p(HEMA) hidrojellerinin morfolojik yapıları için taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve termal davranışlarının belirlenmesi için termal gravimetrik (TGA) analizleri yapılmıştır. Sentezlenen hidrojel yapılarına lenfosit hücreleri kullanarak sitotoksisite tayini için COMET ve genotoksitite MTT testleri uygulanmıştır. Sentezlenen hidrojellere gallik asit etke maddesi, trimetroprim ve naproksen ilaçları etanol çözeltilerinden yüklenerek fosfat tampon çözelti (PBS) içinde in vitro salımı 37,5 oC de incelenmiştir. Hazırlanan hidrojellere antimikrobiyel özellik kazandırmak için bakır (Cu) ve gümüş (Ag) iyonları sulu ortamlardan yüklenmiş ve NaBH4 ile indirgenerek Cu ve Ag metal nanopartikülleri hidrojellerin içinde oluşturulmuştur. Elde edilen kompozit hidrojellerin çeşitli bakterilerine karşı antimikrobiyal testleri yapılmıştır. Kontrol hidrojel matrikslerine göre sırasıyla Cu ve Ag nanopartikül içeren kompozit hidrojeller daha antimikrobiyal özellikler göstermiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, kollajen, tannik asit (TA) ile modifiye edilerek modifiye kollajen (m-Coll) hazırlanmıştır. AAm monomeri ile m-Coll karıştırlarak poli(Akrilamit/m-Coll) (p(AAm/m-Coll)) hidrojeller kompozitleri sentezlenmiştir. Poli(akrilamit/tannik asit) (p(AAm/TA)) hidrojelleri kontrol amaçlı sentezlenmiştir. Hazırlanan hidrojellerin 37,5 oC'de farklı pH'larda şişme testleri, PBS ortamında hidrolitik bozunma davranışları ve TA salımları incelenmiştir. P(AAm/m-Coll) esaslı hidrojellerin SEM, TGA, FT-IR analizleri ile karakterizasyonları yapılmıştır. Sentezlenen hidrojellerin toplam fenol miktarı ve troloks eşdeğeri antioksidan kapasite tayini ile antioksidanlık testleri yapılmıştır. Ayrıca hazırlanan hidrojellerin üç farklı bakteriye karşı antimikrobiyellik testleri yapılmıştır. Sitotoksisite testleri fibroblast ve akciğer kanser hücreleri kullanılarak p(AAm/m-Coll) esaslı hidrojellerin değişik konsantrayonlarında süspansiyon çözeltilerine karşı WST-1 testi ve apaptoz ve nekroz tayini içinde ikili boyama testi yapılmıştır. Bu testlerden p(AAm/m-Coll) hidrojelleri p(AAm)'e göre daha çok hücre canlılığı sağladığı bulunmuştur. Sonuç olarak, kollajen esaslı polimer matriksler kolayca hazırlanabilen, biyomedikal uygulamlar için uygun şişme özelliğine sahip, antimikrobiyel hale getirilebilen, biyouyumlu olan, ilaç ve aktif madde salımı sistemi olarak da kullanılabilen yapılar olarak dizayn edilebilmiştir. Bu sebeplerden dolayı kollajen esaslı polimer matriksler yara kaplama uygulamalarında ve diğer bazı biyomedikal alanlarda büyük potansiyel sahiptir.Collagen is the main protein that constitutes hides. In the doctoral thesis, collagen based hydrogel composites were produced using synthetic monomers in two ways. The potential biomedical applications of the obtained composite hydrogels were investigated. In the first method, hydrogel composite synthesis was completed via redox polymerization by mixing acrylamide (AAm) and 2-hydroxy ethyl methacrylate (HEMA) monomers separately with neutralized collagen particles obtained by treatment with aqua regia (1 mol nitric acid and 3 mol hydrochloric acid mixture). Poly (acrylamide) (p(AAm)) and poly (2-hydroxy ethyl methacrylate) (p(HEMA)) are prepared for the control purpose. The prepared poly(acrylamide/Coll) (p(AAm/Coll)) and poly(2-hydroxy ethyl methacrylate/Coll) (p(HEMA/Coll)) and p(AAm) and p(HEMA) hydrogels morphological structure was determined with a scanning electron microscope (SEM) whereas their thermal behaviors were analyzed via thermogravimetric analyzer (TGA). Furthermore, the swelling behaviors of the hydrogels were examined in distilled water. The Comet test for cytotoxicity determination and MTT assay for genotoxicity were completed for the synthesized hydrogels by using lymphocyte cells. Some drugs such as trimethoprim, gallic acid and naproxen were loaded into the hydrogels in ethanol and water and in vitro release studies were examined in PBS at 37.5 oC. To gain antimicrobial properties for potential wound healing applications, copper (Cu) and silver (Ag) were loaded into the synthesized hydrogels and then Cu and Ag metal nanoparticles were formed within the hydrogels. The composite hydrogels obtained were tested for antimicrobial ability against various bacteria. In the second part of the study, collagen was modified with tannic acid (TA) to prepare modified collagen (m-Coll). By mixing AAm monomer and and m-Coll, poly (Acrylamide/m-Coll/) p(AAm/m-Coll) macro hydrogels were synthesized. Poly(acrylamide/tannic acid) (P(AAm/TA)) hydrogels were synthesized for control purposes. The swelling analysis, hydrolytic degradation behavior and TA release studies of the prepared hydrogels were investigated in PBS at 37.5 oC in a shaking bath at different pH values. P(AAm/M-coll)-based hydrogels were characterized by SEM, TGA and FT-IR analysis. Synthesized hydrogels were tested for antioxidant ability using the total phenol capacity and trolox equivalent antioxidant capacity test. Furthermore, antimicrobial ability was tested against three kind of bacteria for the synthesized hydrogel matrices. By using fibroblast and lung cancer cells, with different concentrations (0–200 µg/mL) of p(AAm/m-Coll)-based hydrogel suspension solutions, WST-1 cytotoxicity test and the double staining method for apoptosis and necrosis were completed. From the test results, the p(AAm/m-Coll) hydrogel had greater % cell viability than p(AAm) hydrogel. In conclusion, collagen-based polymeric matrices were designed to be easily synthesized, with suitable swelling capacity for biomedical applications, with induced antimicrobial ability, biocompatibility, and utility as a drug release system for therapeutic agent and drug release. For all these reasons, it was determined that collagen-based hydrogel matrices have great potential for wound healing applications and in other biomedical fields

    Investigations on the production technology of fish skin

    No full text
    Deri endüstrisi, et endüstrisinin yenilenebilir doğal kaynaklarını kullanan bir üretim dalıdır. Aynı zamanda dünyaki hayvan sayısına bağlı ve kıt kaynak kullanımı ile varlığını sürdüren bir sektördür. Bu bakımdan ekonomik ve değerli balıkçılık sektörünün atığı olan balık derileri hammadde sıkıntısı çeken deri sanayisi için bir alternatif teşkil etmektedir. Bu projede; balık derilerinin deri sanayi açısından değerlendirilmesi, yapısal özelliklere bağlı olarak üretim reçeteleri oluşturulması ve balık derilerinin mamul özelliklerinin belirlenmesi çalışmaları yapılmıştır. Bu kapsamda Katsuwonus pelamis (Skipjack Tuna)'den elde edilen ham derilerin, üretimine etki edebilecek histolojik ve kimyasal özellikleri belirlenmiştir. Üretim reçeteleri ise bu özellikler göz önünde bulundurularak oluşturulmuştur. Bunların dışında, üretim basamakları sırasında meydana gelen atıkların değerlendirilebilirliğini ortaya koymak amacıyla yağ bileşenleri ve aminoasit kompozisyonları belirlenmiştir. Sonuç olarak, mamul ürün özellikleri açısından Katsuwonus pelamis (Skipjack Tuna) deri türünün yeterli fiziksel dayanıma sahip olduğu, diğer türlere göre; deri yüzeysel oluşumları sebebiyle daha sert tutumlu ve ince mamullerin eldesini sağladığı ve deri eşyaların üretiminde kullanılabileceği belirlenmiştir.Leather industry makes manufacturing by using renewable natural sources of meat industry. Therefore this sector is dependent on world animal population and works with limited sources. In this regard, fish skins, the economic and valuable waste of fish industry, could be an alternative source for the leather industry that suffers from the raw material insufficiency. In this project, the evaluation of the fish skins for leather industry, design of the production recipes depending on the structural caharacteristics of the raw fish skins and determination the final properties of the fish skins were performed. Within this scope, the histological and chemical properties of Katsuwonus pelamis (Skipjack Tuna) that can affect the production methods were determined. Besides, fat and amino acid compositions of the fish skin wastes were investigated for their utilization. As a result, fish leathers showed adequate physical strength to be used in the manufacture of leather goods; however these leathers were found thin and tough due to their surface characteristics compared to other skin types and they could be an alternative raw material to be used in the production of high value added luxury leather goods
    corecore