1,720,961 research outputs found

    Wine production and the cult of Dionysos in the Ancient Greek world

    No full text
    Bu çalışma, Antik Yunan dünyasında şarap üretimi sürecini ve bu sürecin Dionysos kültüyle olan ilişkisini arkeolojik, mitolojik ve sosyokültürel açılardan ele almayı amaçlamaktadır. Şarap üretiminin Antik Yunan toplumunda yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan öte, tanrısal bir döngünün maddi temsili olduğu düşüncesinden hareketle, üretimin her aşaması üzümün toplanmasından ezilmesine, fermantasyonundan karıştırılmasına ve tüketimine kadar ritüel ve sembolik bağlamda incelenmiştir. Çalışmanın çerçevesi mitoloji, arkeoloji ve ikonografi disiplinlerinin kesişiminde oluşturulmuştur. Araştırmada nitel yöntemler temel alınmış; Antik Yunan yazarlarının metinleri, döneme ait seramik ve mimari kalıntılar ile kült sahneleri analiz edilmiştir. Örneklem olarak Attika, Thasos, Delos ve Girit gibi şarap üretimiyle özdeşleşmiş bölgelere odaklanılmıştır. Araştırma bulguları, şarap üretim sürecinin Dionysos'un ölüm ve yeniden doğuş mitosuyla birebir örtüştüğünü; ezme, mayalama, durultma ve seyreltme gibi teknik işlemlerin her birinin mitolojik, ritüel ve etik anlamlar içerdiğini ortaya koymuştur. Üretim mekânları, sıradan ekonomik birimler olmaktan çıkarılarak tanrının içkinliğine sahne olan sembolik alanlara dönüşmüş; özellikle sempozyumlar ve Dionysos şenlikleri, şarabın tanrısal kudretinin halkla buluştuğu kolektif törenler olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Antik Yunan'da şarap hem Dionysos'un maddi tezahürü hem de toplumun doğa ve tanrıyla kurduğu simgesel ilişkinin aracısıdır. Üretim süreci yalnızca teknik değil aynı zamanda kutsal bir döngüdür. Bu bağlamda şarap üretimi, tanrının yeryüzüne inişini, bireyin tanrıyla teması ve toplumun mevsimsel yeniden doğuşunu temsil eden kültürel bir fenomene dönüşmüştür.This study aims to examine the process of wine production in the ancient Greek world and its relationship with the cult of Dionysos from archaeological, mythological, and sociocultural perspectives. Based on the understanding that wine production in ancient Greek society was more than a mere economic activity and rather a material representation of a divine cycle, each stage of production from grape harvesting to crushing, fermentation, blending, and consumption is analyzed within ritualistic and symbolic contexts. The framework of the study is constructed at the intersection of mythology, archaeology, and iconography. The research adopts qualitative methods, analyzing ancient Greek literary texts, period-specific ceramic and architectural remains, as well as depictions of cultic scenes. The regions of Attica, Thasos, Delos, and Crete, which are closely associated with wine production, have been selected as the focal areas of investigation. The findings reveal that the stages of wine production closely mirror the myth of Dionysos' death and rebirth; each technical process such as crushing, fermenting, clarifying, and diluting bears mythological, ritualistic, and ethical meanings. The sites of production, rather than being ordinary economic units, have been transformed into symbolic spaces where the immanence of the god is manifested. In particular, symposia and Dionysian festivals are interpreted as collective rituals in which the divine power of wine was communally experienced. In conclusion, wine in ancient Greece functioned both as the material embodiment of Dionysos and as a symbolic mediator in the relationship between society, nature, and the divine. The production process was not merely technical but constituted a sacred cycle. Within this context, wine production evolved into a cultural phenomenon representing the god's descent to earth, the individual's contact with the divine, and the community's cyclical renewal through seasonal rites

    The cult of the bull in Greece and Rome

    No full text
    Bu çalışma, Yunan ve Roma dönemlerinde ortaya çıkan boğa kültünü arkeolojik veriler ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Boğa figürünün bu iki büyük uygarlıkta nasıl bir kutsal anlam kazandığı, hangi mimari yapılarda ve sanat eserlerinde temsil edildiği ile ne tür ritüel uygulamalarda kullanıldığı, karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Özellikle sikkeler, plastik buluntular, seramik buluntular ve diğer arkeolojik bulgular üzerinden yürütülen analizler, boğa figürünün yalnızca bir hayvan temsili değil; güç, bereket, kurban ve tanrısal irade sembolü olarak nasıl işlev kazandığını ortaya koymaktadır. Çalışma boyunca Antik Yunan'daki Minotauros miti, Dionysos ve Poseidon kültleri bağlamında boğanın rolü değerlendirilmiş; Roma dünyasında ise Mithras dini, taurobolium ayinleri ve İmparatorluk dönemi politik ikonografisi içinde boğanın aldığı biçimler arkeolojik örneklerle tartışılmıştır. Bu kapsamda, her iki uygarlığın dinsel ve sosyal yapılarındaki benzerlikler ve farklılıklar, arkeolojik malzemenin bağlamsal okunmasıyla açıklığa kavuşturulmuştur. Araştırma, arkeolojinin maddi kültür unsurları üzerinden geçmiş inanç sistemlerini anlamadaki rolünü bir kez daha gözler önüne sermekte; özellikle kutsal hayvan temsillerinin, toplumların dünya görüşlerini, güç ilişkilerini ve dini pratiklerini yansıtan önemli göstergeler olduğunu vurgulamaktadır. Yunan ve Roma dünyasında boğa kültü üzerine yapılan bu arkeolojik inceleme, kült figürlerinin zaman ve mekân içerisindeki evrimini belgelemekte ve arkeolojik yorumlama tekniklerinin önemini ön plana çıkarmaktadır.This study aims to examine the bull cult that emerged during the Greek and Roman periods through archaeological evidence. It explores how the bull figure acquired sacred significance in these two major civilizations, how it was represented in various architectural and artistic contexts, and how it was employed in different ritual practices, using a comparative archaeological approach. The analysis focuses particularly on coins, figurines, ceramic artifacts, and other archaeological finds, revealing that the bull was not merely an animal depiction but functioned as a symbol of power, fertility, sacrifice, and divine will. In the context of Greece, the study evaluates the bull's role in the Minotaur myth as well as in the cults of Dionysus and Poseidon. In the Roman world, it discusses the bull within the framework of the Mithraic religion, taurobolium rituals, and the political iconography of the Imperial period. By contextualizing archaeological materials, the research clarifies the similarities and differences between the religious and social structures of both civilizations. It emphasizes the critical role of archaeology in understanding past belief systems through material culture, highlighting how sacred animal representations reflect worldviews, power dynamics, and religious practices. This archaeological investigation into the bull cult in Ancient Greece and Rome documents the evolution of cultic figures across time and space and underscores the importance of interpretive methods in archaeology

    Food culture and Symposium in Ancient Greece

    No full text
    İnsanoğlu yeryüzünde var olduğu ilk günden itibaren hayatta kalmak ve yaşamına devam edebilmek için yemek yeme gereksinimi duymuştur. Paleolitik Dönem'den beri insanlar beslenmek için hep bir çaba göstermiştir. İlkel insanlar toplayıcılık ve avcılıkla besin ihtiyacını karşılamışlardır. Arkeolojik verilerden elde edinilen bilgilere göre bu dönem insanlarının bazı hayvanları avladığı ve doğada var olan yenilen bitkiler ile beslendikleri düşünülmektedir. İnsanlar tarafından ateşin keşfi ile yemeğin pişirilmesi ve sindirilmesi gibi hayatlarının birçok alanında kolaylık sağlamıştır. Yemek yeme ve beslenme kültürü toplum yapısının önemli bir parçasıdır. Yerleşik hayat ve tarım ile beraber yemek yeme ve beslenme olgusu zaman içinde gelişmiştir. Coğrafya, toplumlara beslenme konusunda olumlu ve olumsuz etki yaşatmıştır. Yerleşik hayat, köy, kent ve devletlerin oluşmasını sağlayıp bununla birlikte dini, kültürü, ekonomiyi ve sosyal hayatı da etkilemiştir. Antik Yunan'ın diğer toplumlarla yaptığı ticaret ile yemek, beslenme, giyim, sanat, mitoloji vb. kültürlerinden etkilenmiştir. Mutfak kültürlerinin gelişmesinde ise tarihsel çerçevede gerçekleşen göçler, yemek ve beslenme kültürünün gelişim ve zenginliğine önemli bir etki sağlamıştır. Yemek yemenin ve içki içmenin önemli olduğu Antik Yunan'da ekmek, et ve yağ fazla tüketilmektedir. Beslenme şekilleri mevsimlere göre farklılık göstermektedir. Deniz canlıları çok fazla tercih edilmektedir. Et genellikle symposion'da soylu kesimin yemeğidir. Antik dönemde beslenme daha çok tahıl ürünleri olup "maza" denilen yufka ekmeği ön plandadır. Zeytinyağı birçok yemekte kullanılmıştır. Symposion, yemeğin paylaşılarak beraber tüketildiği ve genelde soylu kesimden erkeklerin katıldığı, çeşitli oyunların oynandığı, önemli konuların konuşulduğu bir içki partisidir. Bu çalışmada Homeros, Herodot, Platon ve Xenophon'un eserleri ışığında Antik Yunan'ın yemek kültürü ve symposion ele alınıp tarım ürünleri, deniz ürünleri, et ürünleri, yemekleri, içecekleri ve yemek sunumu incelenecektir. Ayrıca Ege Denizi'nin iki yakasında yer alan ve birbirini derinlemesine etkilemiş olan Antik Anadolu ve Antik Yunan beslenme kültürünün benzer yönlerini sunmayı amaçlamaktadır.Since the first day of its existence on earth, human beings have needed to eat and be nourished in order to survive and continue their lives. They had always made an effort to feed. Primitive people met their food needs by gathering and hunting. According to information obtained from archaeological data, it is thought that people of this period hunted some animals and fed on edible plants existing in nature. Eating and nutrition culture of societies is an important part of the social structure. Along with settled life and agriculture, the culture of eating and nutrition has developed over time. Geography can have a positive or negative impact on cultures regarding nutrition. Sedentary life enabled the formation of villages, cities and states and affected religion, culture, economy and social life. Ancient Greece's trade with other societies and the exchange of those cultures with food, nutrition, clothing, art, mythology, etc. influenced by their culture. In the development of culinary cultures, migrations that took place within the historical framework had a significant impact on the development and richness of food and nutrition culture. Bread, meat and oil were consumed excessively in Ancient Greece. Nutritional patterns vary according to seasons. Sea creatures are highly preferred. Meat is generally the food of the noble class. In ancient times, the diet was mostly grain products and phyllo bread called "maza" was at the forefront. Olive oil has been used in many dishes. In this study, food culture will be discussed in the light of the works of Homer, Herodotus, Plato and Xenophon, and examples of agricultural products, seafood, meat products, beverages and ancient kitchen utensils will be examined. It also aims to present similar aspects of the nutritional culture of Ancient Anatolia and Ancient Greece, which are located on both sides of the Aegean Sea and have deeply influenced each other

    Cumhuriyet Öncesi ve Sonrası Arkeolojiye Genel Bir Bakış

    No full text
    “Geçmişin tanığı” olarak adlandırabileceğimiz arkeoloji kültürlerin maddi kalıntılarını inceleyerek, geçmiş yaşantılarını gözler önüne sermeyi amaçlamakta, onların sosyolojilerini, felsefelerini, inanç ve ritüellerini, diğer kültürlerle ilişkilerini incelemektedir. Arkeoloji aynı zamanda tarih, antropoloji, etnografya, sosyoloji ve daha birçok bilimsel alanla işbirliği kurarak bulguları yorumlama çabasındadır. Geçmişi aydınlatmayı amaçlayan bu bilim dalı, ilk başlarda kültürlerin ulus olma bilincini geliştirme ve ulusların kökenlerinin çok eskiye dayandığını kanıtlamaya çalışan bir disiplin olarak ortaya çıkmış, sonraları daha evrensel bir ivme kazanmıştır. Kökleri derinlerde olan halkların varlıklarını sürdürme çabaları da ancak arkeolojik kalıntılarda ve sanat eserlerinde kendini göstermektedir. Geçmişe duyulan merak, arkeolojik eserleri popüler hale getirmiş; bu durum yabancı gezgin, maceracı ve oryantalistlerin kültürel miras açısından zengin olan Osmanlı topraklarındaki tarihi eserlere ilgi duymalarına neden olmuştur. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yer alan Anadolu yabancı bilim insanlarının ilgisini çekmiştir. Osmanlı topraklarında yapılan kazılar, bu topraklardan adeta tarih fışkırdığını kanıtlar niteliktedir. Gerek izinli gerek izinsiz bir şekilde yapılan birçok kazıda ortaya çıkarılan eserlerin bazıları Avrupa’daki müzelerde sergilenmektedir. Çalışmada cumhuriyet öncesi ve sonrası yapılan arkeolojik çalışmalara genel olarak değinilmiştir. Tarihi eser ve kültür varlıkları açısından son derce zengin olan bu coğrafyada çok sayıda bilimsel araştırma ve kazı yapıldığından dolayı konu sınırlandırılması yapılmıştır

    Ancient Anatolian languages interacted by Hittites in the light of Hittite tablets

    No full text
    Tarih yazıyla başlar. Din, siyaset, ekonomi ve daha birçok alanın anlaşılmasında ve bunların kuşaktan kuşağa aktarılmasında yazının büyük bir etkisinin olduğu görülmektedir. Yazı, aynı zamanda askeri zaferlerin, dini seremonilerin, ticari kayıtların tutulmasını sağlayarak sonraki zamanlarda tekrar kullanılmasına imkan tanıyan “toplumsal hafıza”nın oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Anadolu’nun, Mezopotamya ve Mısır gibi komşu kültürlerle ticaret yoluyla etkileşimde bulunduğu arkeolojik kazılardan ele geçen tabletler yoluyla bilinmektedir. Mezopotamya, Mısır ve Anadolu gibi kadim uygarlıklar yazıya önem vermişler ve bu yazıları arşivleyerek kütüphaneleri oluşturmuşlardır. Anadolu’da bilinen en eski arşiv ve kütüphanelerinin ise Hititler tarafından oluşturulduğu kazılar aracılığıyla ortaya çıkarılmıştır. Anadolu uygarlıklarından ve dönemin “süper güçlerinden” biri olarak nitelendirilebilecek olan Hititlerin tarih yazıcılığı konusunda da eşsiz bir beceriye sahip olduğu görülmektedir. Anadolu’daki ilk yazılı belgelerin ortaya çıkışı ise Hititlerin Mezopotamya uygarlıklarıyla ticari münasebetleri sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Asurlu tüccarların Kaneş’teki (Neşa) ticari faaliyetlerini sürdürmeleri ve buradaki ekonomik icraatları kayıt altına almalarıyla özel arşivlerin oluştuğu görülmektedir. Bu arşivler sayesinde Hititlerin ekonomik faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Hititlerin Boğazköy’de yapılan kazılarla ortaya çıkarılan arşiv ve kütüphanelerdeki tabletler sayesinde direkt bilgiye sahip olunduğu bundan dolayı Hititlerde kullanılan diller ve yazı türleri hakkında kesin bilgiye ulaşıldığı görülmektedir. Hititlerin Anadolu’daki halklarla birlikte yaşamaları sonucu dil ve kültürel açısından zengin bir mozaiğe sahip olduğu; ele geçen tabletlerde Hititçe dışında Hattice, Palaca, Luwice, Hurrice, Kalaşma dillerini; diplomaside, uluslararası arenada ise Akadcayı kullandıkları bilinmektedir. Ayrıca çivi yazısı ve hiyeroglif olarak iki yazı türünü de kullandıkları anlaşılmaktadır. Çalışmada Hitit kazılarına değinilerek Hititlerin Anadolu’da kullanılan dillerle etkileşimi ve yazı türleri irdelenmiştir.History begins with writing. It is seen that writing has a great effect on understanding religion, politics, economy and many other fields and transferring them from generation to generation. Writing also contributes to the formation of "social memory", which allows military victories, religious ceremonies, and commercial records to be kept and reused in later times. It is known through tablets from archaeological excavations that Anatolia, which has hosted many civilizations throughout history, interacts with neighboring cultures such as Mesopotamia and Egypt through trade. It is known that ancient civilizations such as Mesopotamia, Egypt and Anatolia attached importance to writing and created libraries by archiving these writings; the oldest known archives and libraries in Anatolia were created by the Hittites. It is seen that the Hittites, who can be described as one of the Anatolian civilizations and one of the "superpowers" of the period, also had a unique skill in historiography. It is understood that the emergence of the first written documents in Anatolia was the result of the commercial relations of the Hittites with the Mesopotamian civilizations. It is seen that private archives were formed when Assyrian merchants continued their commercial activities in Kanesh (Neşa) and recorded the economic activities there. Thanks to these archives, information about the economic activities of the Hittites is obtained. It is seen that the Hittites had direct information thanks to the tablets in the archives and libraries unearthed by the excavations in Boğazköy, therefore, precise information was obtained about the languages and writing types used in the Hittites. It is understood that the Hittites had a mosaic rich in language and culture as a result of living together with the peoples in Anatolia. It is known that Hattice, Palaca, Luwice, Hurrice, Kalaşma languages are used in the tablets in addition to Hittite, and they also use Akkadian in the international arena in diplomacy. It is also understood that they used both types of writing as cuneiform and hieroglyph. In the study, the interaction of the Hittites with the languages used in Anatolia and the types of writing were examined by referring to the Hittite excavations

    ANCIENT ART OF WOMEN IN THE GREEK AND ROMAN WORLD: FROM SORCERY TO CHIROPRACTIC-FROM GODDESS TO HEALER WOMAN

    No full text
    İnsan ve toplum sağlığı bin yıllardan beri süregelen en önemli konuların başında yer almaktadır. Kadınların sağlık alanında yer almaları ise oldukça çetrefilli bir konu olarak görülmektedir. Kadınların yaşamın her alanında yer aldığı/almaya çalıştığı günümüzde dahi bu konu zaman zaman tartışılmaktadır. Oysaki insanlığın kökenine gidildiğinde aslında sağlıkla ilgili tek yetkin öznenin kadın olduğu anlaşılmaktadır. Paleolitik ve Neolitik dönemlerden beri kadının doğayı iyi gözlemlediği dolayısıyla zehirli ve zehirsiz bitkileri tanıdığı; kendi deneyim ve gözlemleri sonucu bu bitkileri kullanarak hastalıkları tedavi ettiği görülmektedir. Tarihsel süreç içerisinde kadınların şifacı özelliklerinin olduğu gerek mitolojiden gerek yazıtlardan bilinmektedir. Bu kadınlar, bazen bir tanrıça bazen bir bilge bazen de bir hekim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, günümüzde daha çok eril sistemin hizmetinde olan sağlık sisteminin kökenine gidip kadınların şifacı yönlerinin ve bu konudaki yetkinliklerinin ortaya konulmasıdır

    Dominants in Minoan Society: Women

    No full text
    Zeus ile Europa’nın oğlu Minos’tan dolayı Minos Uygarlığı da denen Girit Uygarlığı, Girit Adası’nda yüksek bir medeniyet kurarak Neolitik’ten günümüze kadar yerleşim görmüştür. Coğrafi konum olarak Ege Denizi sınırları içerisinde yer alan ada, konumunun getirdiği avantajlarla Mısır, Suriye, Kıbrıs gibi Akdeniz kültürleri ve Anadolu’yla ticari ilişkiler geliştirerek ekonomisini ileri bir seviyeye taşımıştır. Metalurjiyi çevresindeki gelişmiş kültürlerden ithal ederek çeşitli madeni eserler ortaya koymuştur. Adada yapılan arkeolojik çalışmalarla ortaya çıkarılan liman kalıntıları Giritlilerin deniz taşımacılığında gelişmiş olduğunu göstermektedir. Saray duvarlarındaki freskler, canlı renkleriyle günümüze kadar gelerek dönemin toplumsal ve kültürel yaşantısını gözler önüne sermektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan Minos toplumu kadınları fresklerde, figürinlerde, lahitlerle mühürler üzerine işlenerek onların gündelik yaşantıları hakkında bir fikir vermektedir. Bu kadınları ritüellerde en önlerde kurban törenlerini yönetirken, safran toplarken, boks ve akrobatlık yaparken, bir boğa üzerinden atlarken, atlı arabaları sürerken kısacası yaşamın her alanında görmek mümkündür. Tüm bu işleri yaparken de kadınsal özelliklerini vurgulayan bakımlı saçları, giysileri ve makyajlarından ödün vermedikleri anlaşılmaktadır. Ana Tanrıça inancının olduğu Minos Uygarlığı’nın barış, huzur ve refah dolu bir atmosfere sahip olduğu, adanın hiçbir yerinde surlara rastlanmamasından anlaşılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Girit sanatına ilham olan kadınların incelenmesi ve buradan yola çıkarak toplumsal rollerinin ortaya konulmasıdır.The Crete Civilization, also called the Minoan Civilization due to Zeus and Minos, the son of Europa, has established a high civilization on the Crete Island and settled from the Neolithic to the present day. Located within the borders of the Aegean Sea as a geographical location, the island has brought its economy to an advanced level by developing commercial relations with Mediterranean cultures such as Egypt, Syria, Cyprus and Anatolia with the advantages brought by its location. He produced various metal artifacts by importing metallurgy from the developed cultures around him. The remains of the port unearthed by archaeological studies on the island show that the Cretans developed in maritime transportation. The frescoes on the palace walls come to the present day with their vivid colors and reveal the social and cultural life of the period. The women of the Minoan society, which is the subject of the study, are engraved on frescoes, figurines, sarcophagi and seals and give an idea about their daily lives. It is possible to see these women in rituals at the forefront while conducting sacrifice ceremonies, collecting saffron, boxing and acrobatics, jumping over a bull, driving horse-drawn carriages, in short, in all areas of life. While doing all these works, it is understood that they do not compromise on their well-groomed hair, clothes and makeup, which emphasize their feminine characteristics. It is understood from the walls found nowhere on the island that the MinoanCivilization, where the Mother Goddess believed, had an atmosphere full of peace, tranquility and prosperity. The aim of this study is to examine the women who inspired Cretan art and to reveal their social roles based on this

    TARİHİN İZDÜŞÜMÜNDE ANTAKYA (ANTİOKHEİA) KENTİNİN DEPREMSELLİĞİ

    No full text
    Depremler dünyanın oluşumundan beri süregelen doğa olaylarından biridir. Kuzeyde Avrasya, güneyde Arabistan ve Afrika plakaları arasında kalan Türkiye’den birçok fay hattı geçmektedir. Bu nedenle Türkiye’de birçok yerleşim geçmişte olduğu gibi günümüzde de deprem riski taşıdığı bilinmektedir. Son yılların en yıkıcı depremleri de denebilecek 6-20 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri ile Hatay-Defne merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki deprem oldukça yıkıcı olmuş; çok sayıda can ve mal kaybına yol açmıştır. İnsan ve Jeomorfoloji arasındaki hayati bir ilişki vardır ve bu ilişki daha çok yerleşme alanlarının tercihinde ön plana çıkmaktadır. Jeomorfoloji ile toplulukların toplumsal ihtiyaçları arasında denge kurmak, Jeomorfolojik yönden ortaya çıkacak sorunları belirlemek ve çözmek doğal afetler sırasında oldukça önemlidir. Bu çalışma 06-20 Şubat 2023 depremlerinden çok etkilenmiş olan ve geçmişten günümüze birçok yıkıcı deprem görmesine rağmen yine de sürekli bir yerleşim gösteren Antakya’nın bulunduğu coğrafi konumda birçok fay hattının geçmesinden dolayı bu kentin jeomorfolojisine genel bir bakış açısıyla değinilmiştir. Abstract Earthquakes are one of the natural phenomena that have been going on since the formation of the world. Earthquakes occurring in fault lines where tectonic plates collide or slide towards each other may be of low intensity or very severe. Many fault lines pass through Turkey, which is located between Eurasia in the north, Arabia and Africa plates in the south. For this reason, many settlements in Turkey are at risk of earthquakes today as in the past. The 7.8 magnitude earthquake that struck southern Turkey (based in Kahramanmaraş) and Syria on February 6, 2023, which can also be called the most destructive earthquakes of recent years, was unfortunately quite destructive and caused many loss of life and property. There is a vital relationship between humans and geomorphology, and this relationship is more prominent in the preference of settlement areas. It is very important to establish a balance between geomorphology and the social needs of communities, to identify and solve geomorphological problems during natural disasters. This study has addressed the geomorphology of this city from a general perspective due to the passage of many fault lines in the geographical location of Antakya, which has been very affected by the earthquakes of 06-20 February 2023 and has seen many destructive earthquakes from the past to the present, but still shows a continuous settlement; important and destructive earthquakes in the past have been examined and scientific findings aimed at minimizing the loss of life and property in possible earthquakes have been examined. Because natural disasters such as earthquakeswill cause less loss of life and property when approached with a scientific understanding. Keywords: Ancient, Antakya, Earthquake, fault, Geomorpholog

    BİR GALAT ŞEFİNİN PORTRESİ IŞIĞINDA GALATLAR

    No full text
    MÖ II. binyılda büyük kabileler halinde Güney Almanya’dan, Doğu Fransa ve Avusturya’ya kadar yayılan Keltler, Kuzey İtalya’daki Alpler’e, Pirene Dağları’yla Ren Irmağı arasında kalan bölgeye ve Belçika’ya yerleşmişlerdir. MÖ 280 yıllarında üç kol şeklinde Anadolu’ya geçmişlerdir. Anadolu’daki savaşlarda paralı asker olarak savaşan iri yapılı, güçlü ve kendilerine özgü savaş sanatları olan Galatlar, Attaloslarla savaşmış ve yenilmişlerdir. Galatlar’a karşı kazandığı zaferi taçlandıran ve barok tarzında yapılan Galat yontu grubu oldukça etkileyici ve anlamlıdır. Bu çalışmada bir Galat şefinin, karısını öldürdükten sonra intihar eden yontusu ışığında Galatlar irdelenecektir.The Celts expanding from Germany to South France and Austria in the case of big tribea, settled in the alps in North Italy, region remains between Rhine river and Belgium in 2000 BC. They transferred Anatolia in manner of three branchs in 280s BC. Well built, powerfull Galations that are fighting as mercenary in Anatolia wars and having authentic martial arts, fought against Attalos and were defeated. Galatian sculpture group made in style of Baroque and crowned with triumph won against Galatian is quite impressive and significant. In this work, Galatians are going to be scrunitized in consideration of suicide sculpture after a Galation Chef killed his wife
    corecore