1,721,042 research outputs found

    16-KDA clara cell protein(CC16) levels in chronic obstructive pulmonary diseases depending on the severity

    Full text link
    YÖK Tez No: 329871Kronik Obstüriktif Akciğer Hastalarında Ağırlık Derecesine Göre 16-KDA Clara Hücre Protein(CC16) Düzeyleri Giriş ve Amaç: Clara Hücre Proteini (CC16) solunumsal bronşiollerde yer alan siliasız Clara hücreleri ve büyük veya küçük havayollarındaki siliasız kolumnar epitel hücreleri tarafından salınan bir proteindir. CC16 proteini immün baskılayıcı özelliktedir ve oksidatif stres ile karsinogeneze karşı koruyucudur. Kronik Obstruktif Akciğer Hastalıkları?nda (KOAH) ve sigara kullananlarda olasılıkla tüketime ve epitelyel hasara bağlı olarak akciğerlerdeki düzeyleri azalmış olarak bulunmuştur. Ancak KOAH olgularında CC16 serum düzeyleri ile ilgili çalışmalar farklı sonuçlar vermiştir. Araştırmamızın amacı KOAH hastalarımızda hastalığın ağırlık derecesi (solunum fonksiyon testleri ve arter kan gazı ölçümleri ile), mesleki ve çevresel karşılaşma öyküsü, sigara kullanımı ile serum CC16 düzeylerinin ilişkisini tartışmaktır. Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları polikliniğinde takipli 83 KOAH hastasının demografik özellikleri, sigara öyküleri, solunum fonksiyon testleri ve serum CC-16 düzeyleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 83 hastanın yaş ortalaması 64.5 ± 9.2 idi (min: 39- max: 87). Hasta grubunun çoğunluğu erkeklerden oluşmaktaydı. Meslek açısından sıralamada öncelikle işçi ve çiftçiler gelmekteydi. Hastalar büyük oranda ilçe ve köylerde yaşamaktaydı. Sıklıkla ilkokul mezunu idiler. Sıklıkla sigarayı bırakmışlardı. Olguların çoğunu orta ve ağır hastalar oluşturmaktaydı KOAH olgularının CC16 düzeyi hastalığın ağırlığı arttıkça yükselmekteydi. Ancak farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sigara kullananlarda CC16 düzeyleri daha yüksekti ancak gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi. Kadın hastaların CC16 düzeyi (5.44 ± 1.07) erkek hastalardan daha yüksekti (5.13 ± 0.99) ancak farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.448). KOAH olgularının çoğu evde ısınma amacıyla kömür sobası kullanırken (%90.5), hayvan besleyenlerin oranı %56 idi. Evlerine yakın (1 km lik alanda) fabrika bulunduğunu bildirenlerin oranı %27.4 idi. iii KOAH olgularının yaşları ile CC16 düzeyleri arasında negatif bağıntı bulunmaktaydı (r=-0.427, p=0.005). Regresyon analizi ile yaş CC16 düzeyleri üstünde bağımsız olarak etkili bulundu (Beta=-0.429, t= -4.367, p=0.003). Sonuç: KOAH hastalarında serum CC-16 seviyelerinin hastalık ağırlığı artıkça yükseldiği bulundu. Ancak bu sonuçlar istatiksel olarak anlamlı değildi. Bu konuda yapılan çalışmalarda da çelişkili sonuçlar vardır. CC-16 proteininin klinik kullanımda yerini alması için KOAH ve CC-16 ilişkisini ortaya koyan daha çok çalışma yapılması gerekmektedir.16-KDA Clara Cell Protein(CC16) Levels in Chronic Obstructive Pulmonary Diseases Depending on the Severity Introduction and Objective: Clara cell protein (CC16) is a protein that is secreted by non-ciliated Clara cells in respiratory bronchiole and non-ciliated columnar epithelial cells in large or small airways. CC16 protein is immunosuppresssive and protective against carcinogenesis with oxidative stress. Its? level is decreased in lungs in chronic obstructive pulmonary disease (COPD) patients and cigarette smokers due to consumption and epithelial damage. But studies about serum levels of CC16 yielded different results in COPD patients. The aim of our study is to discuss relation between serum CC16 levels and severity of disease (with pulmonary function tests) in COPD patients , history of vocational and enviromental exposure, smoking. Method: Demographic characteristics, history of smoking, pulmonary function tests and serum CC-16 levels of 83 COPD patients in Düzce University Medical Faculty Pulmonary Medicine Clinic is evaluated . Findings: The mean age of 83 patients participating in the study was 64.5 ± 9.2 (min: 39- max: 87). The majority of patients were male. Workers and farmers were priority group in terms of profession at ranking High proportion of patients were living in county and villages. Generally they graduated from primary school and gived up smoking. Most of the cases consisted from intermediate and severe patients. CC16 level of COPD cases was increasing depending on the severity of disease. But the difference wasn?t statistically significant. CC16 levels in smokers were higher but the difference between groups wasn?t statistically significant. CC16 level of female patients (5.44 ± 1.07) was higher than that of male patients (5.13 ± 0.99) but the difference wasn?t statistically significant (p=0.448). The rate of animal feeding patients was %56 while most of COPD patients were using coal stove (%90.5). The rate of patients who reported factory close to home (1 km area), was %27.4. There v was a negative correlation between the ages and level of CC16 of COPD patients (r=-0.427, p=0.005). Age was obtained independently effective on CC16 levels by regression analysis. (Beta=-0.429, t= -4.367, p=0.003). Conclusion: Serum CC16 level was increasing depending on the severity of disease in COPD patients. But these results weren?t statistically significant. There are also conflicting results in studies that made in this issue. More researches must be done for the usage of CC-16 protein clinically

    Clinical and laboratory characteristics of patients conducted to polyclinic control after COVID-19

    Full text link
    SARS-CoV-2 (Severe acute respiratory syndrome coronavirus 2), 2019 yılının Aralık ayında Hubei'de görülmeye başlayan, dünyaya hızla yayılan bir enfeksiyondur. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından 2020 yılının Mart ayında pandemi olarak ilan edilmiştir. SARS-CoV-2 enfeksiyonu sonrası hastalarda klinik şikayetlerin devam ettiği dikkati çekmiştir. Çalışmamızda hastalığın uzun dönem etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya 2020 yılı Kasım ayının başından 2021 yılının Ocak ayının sonu arasında kliniğimizde izlenen ters transkripsiyon polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) (+) ve RT-PCR (-) bilgisayarlı tomografide (BT) COVID-19 (Coronavirus Hastalığı-2019) pnömonisiyle uyumlu akciğer tutulumu olan 94 hasta dahil edildi. Hastaların sosyo-demografik özellikleri (yaşadıkları yer, medeni durum), yaş, cinsiyet, komorbiditeleri, aldıkları tedaviler, başvuru sırasında bakılan hemoglobin (Hb), D-dimer, ferritin, C-reaktif protein (CRP), alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), laktat dehidrojenaz (LDH), parmak ucu saturasyon değerleri incelendi. Toraks BT' de akciğer tutulumları, pnömoninin ağırlık derecesi, kontrolde çekilen P-A (Posteror-anterior ) akciğer grafileri ve aldıkları anti-viral, antibiyotik, kortikosteroid, immünmodulatör, destek tedaviler değerlendirildi. Değerlendirmeler hastalar kontrole çağrıldıklarında da tekrarlandı. Hastaların başvuru ve kontrolleri arasındaki ortalama süre 38.2±30.2 gün idi. Çalışmamızda 59 erkek (orta yaş 61.5), 35 kadın (ort yaş 59.5) hasta yer aldı. Hastaların en sık gözlenen başvuru şikayetleri sırasıyla; nefes darlığı (%47.9), halsizlik (%47.9) , öksürük (%46.8), ateş yüksekliği (%29.8), kas ağrısı (%19.1) ve koku kaybıydı (%19.1). Hastaların %70 'i en sık hipertansiyon (HT), diyabet, ve kardiak iskemi gibi COVID-19 dışı ek hastalığa sahipti. COVID-19 dışı hastalığı bulunanların ortalama yaşları (64.4) bulunmayanlardan (51.2) anlamlı olarak fazlaydı (p=0.001). Hastaların %75'inden fazlasında tedavi yatarak gerçekleşirken, benzer orandaki hastalara oksijen tedavisi uygulanmıştı. Antikoagulan ve favipravir tedavileri %90'ın üstündeki oranlarda uygulanmıştı. Kortikosteroidler hastaların yaklaşık olarak %65'inde uygulanırken, anti IL-6 tedavisi %8.5 oranında uygulanmıştı. Hastaların %10.6'sına NIMV (servis veya yoğun bakım ünitesi) uygulanmış, %11.7'si ise yoğun bakım ünitesinde izlenmişti. Hastaların 1.ay kontrollerinde %60' ında radyolojik patoloji sürerken (erkeklerde kadınlarda daha sık radyolojik patoloji vardı), %35 inin üzerinde nefes darlığının olduğu (erkeklerde nefes darlığı kontrolde anlamlı düzeyde azalmamıştı), öksürük-halsizlik şikayetlerinin de %20' nin üzerinde devam ettiği tespit edildi. Sonuçta; COVID-19 aşısının henüz uygulanmaya başlanmadığı dönemde izlenen hasta grubunda yaklaşık 40 gün sonra yapılan kontrollerde dispnenin, öksürük ve halsizlik şikayetlerinin, radyolojik patolojinin sürdüğü gözlendi. Erkeklerde kontrolde dispnenin anlamlı düzeyde azalmaması, radyolojik patolojinin %60 üstünde sürmesi, enfeksiyonun erkeklerde daha ağır seyrettiğini bildiren literatürle uyumlu bulundu. Uzamış COVID-19 tablosu bulunan hastaların dikkatle izlenmeleri gerektiği vurgulandı.SARS-CoV-2 (Severe acute respiratory syndrome coronavirus 2) is an infection that started to appear in Hubei in December 2019 and spread rapidly around the world. It was declared a pandemic by WHO (World Health Organization) in March 2020. It was noted that clinical complaints continued in patients after SARS-coV2 infection. In our study, it was aimed to examine the long-term effects of the disease. The study included 94 patients with pulmonary involvement compatible with COVID-19 pneumonia in RT-PCR (+) and RT-PCR (-) with thorax CT followed up in our clinic between the beginning of November 2020 and the end of January 2021. Socio-demographic characteristics of the patients (where they live, marital status), age, gender, comorbidities, treatments, hemoglobin (Hb), D-dimer, ferritin, C-reactive protein (CRP), Alanine aminotransferase (ALT), Aspartate aminotransferase (AST), Lactate dehydrogenase (LDH), fingertip saturation values at admission were examined. Pulmonary involvement in thorax CT, severity of pneumonia, P-A (Posteror-anterior) chest radiographs taken in the control and anti-viral, antibiotic, corticosteroid, immunomodulatory and supportive treatments taken were evaluated. Evaluations were repeated when the patients were called for control. The mean time between patients' admission and controls was 38.2±30.2 days. Our study included 59 male (mean age 61.5 years), 35 female (mean age 59.5 years) patients. The most common complaints of the patients are respectively; dyspnea (47.9%), fatigue (47.9%), cough (46.8%), fever (29.8%), myalgia (19.1%), and loss of smell (19.1%). 70% of the patients had comorbidity other than COVID, most commonly HT, diabetes, and cardiac ischemia. The mean age of those with non-COVID disease (64.4) was significantly higher than that of those without (51.2) (p=0.001). While more than 75% of the patients received inpatient treatment, a similar proportion of patients received oxygen therapy. Anticoagulants and favipravir treatments were administered at rates above 90%. While corticosteroids were administered in approximately 65% of the patients, anti-IL-6 treatment was administered in 8.5% of the patients. NIMV (service or intensive care unit) was applied to 10.6% of the patients, and 11.7% were followed up in the intensive care unit. While radiological pathology persisted in 60% of the patients in the first month follow-ups (men had more frequent radiological pathologies in women), more than 35% had dyspnea (shortness of breath in men did not decrease significantly during control), cough-fatigue complaints continued in more than 20%. In conclusion; it was observed that dyspnea, cough and fatigue complaints, and radiological pathology continued in the controls performed approximately 40 days later in the patient group who were followed up in the period when the COVID vaccine was not yet started to be administered. The fact that dyspnea did not decrease significantly in the control group in men, and that the radiological pathology persisted above 60% was found to be consistent with the literature reporting that the infection was more severe in men. It was emphasized that patients with prolonged COVID-19 should be followed carefully

    Respiratory symptoms and pulmonary function tests in hazelnut processing factory workers

    Full text link
    YÖK Tez No: 236632Giriş: Bitkisel kökenli organik tozların inhale edilmesi astım, astım benzeri sendrom ve hipersensivite pnömonitisi gibi çeşitli hastalıklara neden olabilmektedir. Çalışmanın amacı fındık fabrikasında çalışan işçilerde solunum fonksiyon ölçümleri, solunumsal anket ve iç ortam toz partikül ölçümü yaparak solunumsal sağlık etkilerini değerlendirmektirYöntem: Düzce ilinde bir fındık fabrikasında farklı departmanlarda çalışan toplam 150 işçi çalışma grubu olarak ve hastanede büro elemanı olan 70 çalışan kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Olgulara bir anket formuyla, yaş, cinsiyet, anket yapılan yer, boy, kilo, sigara kullanımı, çalışma yeri ve süresi, iş öncesi astım-allerji öyküsü, diğer solunum hastalıkları öyküsü, solunumsal semptomların varlığı (öksürük, dispne, balgam, göğüste baskı hissi, sıkışıklık, nefessizlik) ve mesleki ilişkisini, allerjik belirtileri (konjonktivit, rinit vb) ve mesleki ilişkisini içeren sorular soruldu. Vardiya öncesi ve sonrası solunum fonkiyon testi uygulandı. Çalışma alanı ve dış ortam havası toz partikül ölçümü yapıldıBulgular: Fındık işçilerinde solunumsal semptomlardan nefessizlik semptomu (%6) anlamlı oranda yüksek bulundu (p=0.029). Solunum fonksiyon ölçümlerinin vardiya öncesi ve sonrası FVC, FEV1, FEV1/FVC ve FEF25-75 değerlerinin tümünün kontrol grubuna göre düşük olduğu tespit edildi. Kontrol grubuna göre vardiya sonrası % 10'dan fazla FEV1 düşüklüğü 9 işçide görüldü (p=0.029Sonuç: Bazı gıda işleme sektörlerinde (un, çay, kahve) ve pamuk sektöründe çalışanlarda gözlenen solunumsal etkilenmelerin fındık sektöründe de gözlendiği, etkili toz kontrolünün işçilerin sağlığını olumlu yönde etkileyeceği anlaşılmıştırIntroduction: Exposure to plant-derived materials can cause development of various diseases including asthma, asthma-like syndrome and hypersensitivity pneumonitis. The aim of this study was to investigate respiratory health effects of Hazelnut in Hazelnut Processing Factory Workers by respiratory questionnaire and by measuring respiratory functions and the particulate mattersMethods: 150 workers from different departments in a hazelnut factory in Düzce as study group and 70 workers from hospital as control group were included.Age, sex, place, height, weight, smoking habit, working place and period, pre-shift asthma-allergy history, other chest disease history, respiratory symptoms (cough, dyspnea , sputum, shortness of breath, chest tightness, breathlessness) and work-related, allergic symptoms (conjunctivitis, rhinitis etc) and occupational relation was assessed with questionnaire. Pulmonary functions tests were done during pre-shift and post-shift period. Dust particles were measured in working area and outdoorFindings: Breathlessness (%6) was significantly higher in hazelnut workers (p=0.029). Both of the pre-shift and post-shift spirometric values FVC, FEV1, FEV1/ FVC and FEF 25-75 were significantly lower than control group. Nine hazelnut workers have shown a decrease more than 10% in post shift FEV1 according to control groupsConclusion: The various industries (food, cotton) have had respiratory hazards. It seems that the key control to protect the health of hazelnut processing factory workers is to control dust level in that particular are

    Are periodical lung film scannings up to standards ?

    No full text
    YÖK Tez No: 293432Giriş: İşçi sağlığında çok önemli yeri bulunan periyodik akciğer film taramalarının teknik ve kalite standartlarına uygun olup olmadığını belirlemektir.Yöntem: Standart Profil fabrikasında çalışan 400 işçinin daha önce (2009 yılında) çekilmiş akciğer grafilerinin teknik ve kalite standartlarına uygunluğunu 3 yorumcu ile değerlendirildi.Bulgular: Pulmonolog (%52) filimlerin dozunu diğer iki okuyucudan (radyolog; %44.3, asistan; %30.4) daha sık olarak normal bulmuştu.. Pulmonologun (%81.7) filimleri inspiryumda çekilmiş olarak yorumlama sıklığı diğer iki okuyucudan daha azdı. Pulmonologun (%53.5) filimleri simetrik bulma oranı diğer 2 okuyucudan daha yüksekti Skapulaların ekarte edildiğini en sık bildiren gözlemci asistandı (asistan; %55.9). Apekslerin izlenebildiğini en az sıklıkta belirten gözlemci asistandı (asistan; %92.3,). Asistan gözlemci akciğerlerin kasete sığdığını en az sıklıkta belirtmişti. Filimlerin yumuşak çekilmiş olmasıyla ilgili Gözlemci 1 ile 2'nin (radyolog ve pulmonolog) yorumları arasında mükemmel uyum vardı. Filmin sert teknikle çekilmiş olmasında ise Gözlemci 2 ile 3 (pulmonolog-asistan) arasında mükemmel uyum vardı.. Asistan gözlemci en sık nodül (%10.9) ve infiltrat (%3.2) saptarken, pulmonolog amfizem (%7.2) ve bronşektazi (%1.7) gözlemişti. En sık plevral bozukluk saptayan gözlemci pulmonolog idi. Santral yapılarda en sık bozukluk saptayan gözlemci pulmonolog idi.Sonuç: Akciğer filimlerin kalitesinin artırılması için filimlerin teknik standardizasyonu ve çekim prosedürünün düzeltilmesi gereklidir. Filimleri okuyan herkesin denetlenmesi ve teknisyenlerin sürekli eğitimi gereklidir.Introduction: To determine whether periodic lung film scanning that has very important place in Workers' health is appropriate to the technical and quality standards.Methods: The lung graphies taken in 2009 of 400 workers,working at Standart Profil, are evaluated for compliance with the technical and quality standards by three commentatorsFindings: Pulmonologist (% 52) evaluated the dose of films as normal more frequently than the other two films reader (radiologist, 44.3%, an assistant;% 30.4). The frequency of pulmonologist?s (81.7%) interpreting the films at drawn inspiration as a reader was less than the other two readers. The ratio of pulmonologist?s (%53.5) finding the film symmetric was higher than the other two readers?. Radiologists (38.1%) was the observer assistant most frequently reporting scapulas? elimination (assistant, 55.9%). The assistant was the least frequently stated the monitoring of apexes (assistant, 92.3%). Assistant observer stated that the lungs are fit to the tape least frequently.There was a perfect harmony between the comments of Observers 1 and 2 (radiologist and pulmonologist) related to films scanned with soft technique. There was a perfect harmony between the observers 2 and 3 (pulmonologist-assistant) at the films scanned with hard technique. While assistant observer most frequently determined nodules (10.9%) and infiltrates (% 3.2), pulmonologist observed emphysema (7.2%) and bronchiectasis (1.7%). observer detecting the pleural disorder most frequently was the pulmonogist. Observer detecting the most common disorder of central structures was pulmonologist.Conclusion: To improve the quality of lung films, it is necessary to correct technical standardization and scanning procedure. It is necessary controlling all the people reading films and training the technicians continuously

    Smoking status and respiratory symptoms in hairdressers,autopainters and carpenters

    Full text link
    YÖK Tez No: 271692Çeşitli meslek gruplarında sigara kullanımı ile mesleki astım sıklığı arasındaki bağlantı araştırılmıştır. Fırıncılarda, deniz ürünlerini işleyenlerde, deterjan üretiminde çalışanlarda, platin tuzuna maruz kalanlarda sigara kullanımı ile mesleki astım gelişimi arasında bağlantı bulunmuştur. Bölgemizde (Türkiye'nin kuzeybatısında 120.000 nüfuslu bir il) çalışmakta olan 75 kuaför (68 kadın/7 erkek), 75 marangoz (4 kadın/71 erkek), 75 (tümü erkek) otoboyacının mesleki öyküleri, sigara kullanım durumları, solunumsal yakınmaları sorgulandı. Çalışanlara yaz aylarında solunum fonksiyon testleri uygulandı ve eş zamanlı olarak idrar örneklerinde kotinin düzeylerine bakıldı. Kotinin düzeyi 500 ng/ml altında bulunan 90 çalışanın solunum sistemi bulguları değerlendirildi. Kuaförlerin 45.3%'ü, marangozların 45.3%'ü ve otoboyacıların 29.3%'ünün kotinin düzeyi düşüktü. Öksürük (14.7%), balgam şikayeti (17.6%), wheezing (14.7%), göğüste sıkışıklık (17.6%) en sık marangozlarda gözlenirken, dispne en sık otoboyacılarda (27.3%) görülmekteydi. Meslekle ilgili rinit öyküsü en sık otoboyacılarda (18.2%), konjonktivit kuaförlerde (8.8%) görülmüştü. İdrar kotinin düzeyi 500 ng/ml üstünde bulunan çalışanlardan kuaförlerde ve marangozlarda öksürük yakınması 36.6% oranında gözlenmişti. Balgam en sık marangozlarda gözlenmişti (41.5%). Wheezing en sık kuaförlerde saptanmıştı (22.0%). Göğüste sıkışıklık hem kuaförler hem de marangozlarda eşit düzeyde idi (24.4%). Dispne en sık otoboyacılarda saptanmıştı (15.1%). Kuaförlerde rinit en fazla gözlenirken (19.5%), konjonktivit marangozlarda (7.3%) görülmüştü. İdrar kotinin düzeyi 500 ng/ml'nin altında bulunan çalışanların solunum fonksiyon değerleri karşılaştırıldı. Kuaför (94.1%pred), marangoz (94.7%pred) ve otoboyacıların (93.3%pred)beklenen % FVC değerleri arasında anlamlı fark yoktu. Beklenen %FEV1 değerleri açısından da kuaförler (92.5%pred), marangozlar (99.4%pred) ve otoboyacılar (94.7%pred) arasında fark bulunmadı. FEV1/FVC oranı otoboyacılarda (83.9%pred) kuaförlerden (89.0%pred) ve marangozlardan (88.2%pred) anlamlı derecede düşüktü. Otoboyacılarda beklenen % MMF değeri (82.7%pred) kuaförlerden (89.7%pred) ve marangozlardan (106.1%pred) daha düşüktü. Univariate analizde öksürük, balgam , wheezing, thightness, ve dispne üstünde iş ve kotinin düzeylerinin anlamlı etkisi olduğu bulundu. Multivariate analizde ise iş balgam üretimi (F= 5.7, p=0.004) ve dispne (F=3.9, p=0.021) üstünde anlamlı olarak bağımsız etkili bulundu.Sonuçta; Marangozluk mesleğinde sigaradan bağımsız olarak kronik bronşit ile uyumlu bulgular artmışken, otoboyacılarda dispne ön planda idi. Sigara kullanmayanlarda rinit en sık otoboyacılarda gözlendi. Sigara kullanmayan otoboyacıların FEV1/FVC oranı ve MMFR ortalaması kuaför ve marangozlardan düşüktü. Sonuçta çalışanların sigarayı bırakmasının yanında zararlı toz ve buhardan korunmasının anlamlı olduğu vurgulandı.Keywords: Kuaförler, otoboyacılar, marangozlar, solunum sistemi bulguları, idrar kotinin düzeyi.The relation between cigarette smoking and occupational asthma in various groups has been investigated. An association between smoking and occupational asthma was found in bakers, sea food processors, detergent workers, workers exposed to platin salts. Occupational history, smoking status, respiratory symptoms of 75 hairdressers (68 female), 75 carpenters (71 male), 75 auto painters (all male) working in our region (a town located at the northwest part of Turkey with 120 000 inhabitants). Pulmonary function tests and urinary cotinine were measured in all cases in the summer. The respiratory symptoms of 90 workers whose cotinine levels below 500 ng/ml were evaluated (cotinine levels were low in 45.3% of hairdressers, 45.3% of carpenters and 29.3% of auto painters). Cough (14.7%), phlegm (17.6%), wheezing (14.7%), chest tightness (17.6%) were mostly seen in carpenters whereas auto painters were presented with dyspnea (27.3%). Occupational rhinitis history was mostly observed in auto painters (18.2%) and conjunctivitis history was high in hairdressers (8.8%). Cough was high in hairdressers (36.6%) and carpenters (36.6%) whose cotinine levels were above 500 ng/ml. Phlegm was high in carpenters (41.5%). Wheezing was mostly seen in hairdressers (22.0%). Chest tightness was observed in 24.4% of hairdressers and carpenters. Dyspnea was mostly seen in auto painters (15.1%). Rhinitis was higher in hairdressers (19.5%) whereas conjunctivitis was mostly presented in carpenters (7.3%). Respiratory functions of workers whose cotinine levels below 500 ng/ml were compared. No difference was found in the percentage of the predicted forced vital capacity between hairdressers (94.1%pred), carpenters (94.7%pred) and auto painters (93.3%pred). There was no difference in the percentage of the predicted forced expiratory volume in the first second between hairdressers (92.5%pred), carpenters (99.4%pred) and auto painters (94.7%pred). The ratio of FEV1/FVC was lower in auto painters (83.9%pred) than in those of hairdressers (89.0%pred) and carpenters (88.2%pred). The percentage of the predicted maximal midexpiratory flow rate was lower in auto painters (82.7%pred) than those in hairdressers (89.7%pred) and carpenters (106.1%pred). Cough, phlegm, wheezing, chest tightness and dyspnea were associated with occupation and cotinine levels in univariate analysis. Occupation was found as an independent factor on phlegm (F= 5.7, p=0.004) and dyspnea (F=3.9, p=0.021) in multivariate analysis.In conclusion; chronic bronchitis like symptoms were higher in nonsmoker carpenters whereas dyspnea was mostly seen in nonsmoker auto painters. Rhinitis was mostly seen in auto painters among nonsmoker workers. The ratio of FEV1/FVC and mean maximal midexpiratory flow rate were lower than those in hairdressers and carpenters. Finally it was pointed out that cessation of smoking was important as much as preventing from dust and fume in the work place

    The relationship between air pollution and levels of 1-hydroxypyrene in bronchoalveolar lavage (BAL), and the cellular analysis of BAL

    Full text link
    Amaç: Tüm canlıların sağlığını tehdit eden hava kirliliğinin insanların bronşiyal sıvılarında yarattığı etkileri sitolojik analiz ve 1-Hidroksi Piren (1-OHP) düzeyi ölçümleriyle değerlendirmek. Gereç ve yöntem: Farklı ön tanılarla yapılan bronkoskopi hastalarında planlanan örneklem sayısına ulaşıncaya kadar BAL örnekleri toplanmıştır. Tüm hastaların örnekleri patoloji ve biyokimya laboratuarında değerlendirilmiştir. Hastaların kişisel bilgileri ve hava kirlilik verileri kaydedilmiştir. Elde edilen bilgilerin 1-OHP ile korelasyonu değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların 55'i erkek iken 25'i kadın idi. Hastaların 28'i il merkezinde, 26'sı ilçe merkezinde, 26'sı da köyde yaşamaktaydı. Hastaların %40'ı emekli, %27,5'i ev kadınıydı. Hastaların %25'i eş zamanlı olarak çiftçilik ile uğraşmaktaydı. Hastaların %27,5'inin haftada birden fazla kızartma yaptığı öğrenildi. Isınmak için hastaların %40'ı doğalgaz, %17,5'i odun sobası yakmaktaydı. Kışın yaza göre günlük ve 7 günlük PM2,5, CO, NO2, NOX seviyeleri anlamlı olarak fazla idi. Yazın ise günlük, 7 günlük ve 30 günlük SO2, O3 düzeyleri daha yüksekti. BAL'daki 1-OHP ile günlük PM10, NO ve 30 günlük NO düzeyleri arasında pozitif korelasyon vardı. 1-OHP ile günlük SO2, NO2, 7 günlük PM2,5, SO2, NO2, NOX ve 30 günlük SO2, NO2 düzeyleri arasında anlamlı negatif korelasyon vardı. Yaz grubunda makrofajların kış grubuna göre anlamlı düzeyde fazlaydı. Doğalgaz yakanlarda 1-OHP düzeyleri anlamlı olarak düşükken, evde kızartma yapanlarda yüksekti. Çiftçilik yapanlarda 1-OHP düzeyleri anlamlı olarak yüksekti. Sonuç: Birçok hastalığın temelini oluşturan hava kirliliği ile bireysel ve ulusal düzeyde mücadele edilmelidir. Bireysel olarak evde doğalgaz kullanımı tercih edilmeli, sigara kullanılmamalı, kızartılmış yiyecekler tercih edilmemelidir. Özellikle havanın kirlilik seviyesinin yüksek olduğu günlerde dışarı çıkılmamalı, tarım toprakları bilinçli bir şekilde kullanılmalı ve ulaşımda mümkün olduğunca doğa dostu araçlar tercih edilmelidir. PAH açısından riskli mesleklerde çalışanların kişisel koruyucu ekipmanlarını özenli bir şekilde kullanmalı ve fabrika bacalarından salınan kirleticilerin daha fazla denetlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Hava kirliliği, Polisiklik aromatik hidrokarbonlar, 1-Hidroksi Piren, Bronkoalveolar lavajIntroduction: To evaluate the effects of air pollution, which threatens the health of all living organisms, on human bronchial fluids using cytological analysis and 1-Hydroxypyrene (1-OHP) level measurements. Materials and Methods: Bronchoalveolar lavage (BAL) samples were collected from patients undergoing bronchoscopy with various diagnoses until the planned sample size was reached. All samples were evaluated in pathology and biochemistry laboratories. Personal information of patients and air pollution data were recorded. The correlation of obtained data with 1-OHP was assessed. Results: Of the patients, 55 were male and 25 were female. 28 patients lived in the city center, 26 in the district center, and 26 in rural areas. 40% patients were retired, and 27.5% were housewives. %25 patients were simultaneously engaged in farming. It was found that 27.5% of patients fried food more than once a week. For heating, 40% of patients used natural gas and 17.5% used wood stoves. During winter, daily and 7-day average PM2,5, CO, NO2, NOX levels were significantly higher compared to summer. However, during summer, daily, 7-day, and 30-day average SO2 and O3 levels were higher. There was a positive correlation between 1-OHP in BAL and daily PM10, NO, and 30-day NO levels. Significant negative correlations were observed between 1-OHP and daily SO2, NO2, 7-day PM2.5, SO2, NO2, NOx, and 30-day SO2, NO2 levels. Macrophages were significantly higher in the summer group compared to the winter group. Levels of 1-OHP were significantly lower in those using natural gas for heating, while they were higher in those frying food at home. Farmers had significantly higher levels of 1-OHP. Conclusion: Air pollution, which forms the basis of many diseases, should be tackled at individual and national levels. Individually, preference should be given to using natural gas at home, avoiding smoking, and refraining from consuming fried foods. Particularly on days with high pollution levels, outdoor activities should be minimized, agricultural lands should be conscientiously managed, and eco-friendly transportation options should be preferred. Workers in occupations at risk for PAH exposure should diligently use personal protective equipment. It is recommended to increase monitoring of pollutants emitted from factory chimneys and take necessary measures accordingly

    Effects of tear gases on respiratory health

    Full text link
    Göz yaşartan gazların üst ve alt solunum yolları üstündeki etkileri irritan ve inflamasyon yaratan özelliklerine bağlı olarak gözlenmektedir. Bu etkiler rinit, astım, astım alevlenmesi, toksik pnömonitis ve solunum yetmezliği gibi farklı tablolar yaratmaktadır. Korunmada gaz maskesi kullanımı önerilmektedir. İdeal korunma göz yaşartan gazların kullanılmamasıdır.The effects of tear gases on the upper and lower airways are related to their irritant and inflammatory properties. Those effects cause to different diseases including rhinitis, asthma, asthma aggravation, toxic pneumonitis, respiratory insufficiency. Gas masks are adviced for prevention. Ideal prevention is not to use tear gases

    Precautions for the Prevention of Mine Accidents and Related Respiratory Emergencies

    Full text link
    WOS: 000370845400008PubMed: 29404112Mine accidents and related respiratory emergencies can be prevented. Employers and governments have responsibilities to protect employees from mine accident-associated respiratory emergencies. Effective ventilation in the mines, usage of new mining technologies, and education of employees are the primary routes. Use of the personal protective equipment is valid when general precautions are not adequate

    Anti-Vaccine; Abuse of Autonomy

    Full text link
    Aşılar önlenebilir ve bulaşıcı hastalıklardan korunmakta en önemli araçlardan biridir. Aşı karşıtlığı ise aşılanma hızlarını azaltmakta ve bulaşıcı hastalıklardan ölümü artırmaktadır. Aşı karşıtlığının altında yatan nedenler; aşının yan etkilerinden korkma, aşıya ilişkin önyargılar, sağlık eğitiminin eksikliğidir.Zorunlu aşı kampanyaları genel toplumun iyilik ve sağlıklılık sonucuna ulaşmak için etkili şekilde uygulanan halk sağlığı uygulamalarıdır. Aşılanma yoluyla hem bireysel hem de toplumsal bağışıklık sağlanmaktadır. Böylece hastalığın bulaşması da azalmaktadır. Aşı karşıtlığı, aşılama yoluyla sağlanacak toplumsal bağışıklığı engelleyeceği için genel toplumun sağlığını kötü şekilde etkilemektedir. Aşı karşıtlığı biyoetik perspektifle bakıldığında hem bireysel hem de toplumsal bağışıklığın engellenmesiyle yararlılık kavramına ters düşmektedir. Aşı karşıtlığı 20. yüzyılın başından bu yana gözlenmiştir ve aşı karşıtları kendi bedenleriyle ilgili kararların kendilerine ait olduğu söylemini kullanmışlardır. Biyoetik perspektifte özerklik kavramı, kişinin özgür iradesiyle, dış baskı olmaksızın kendi kararlarını alabilmesidir. Ancak salgın hastalıklar ve afet durumlarında genel toplumun yararı kişinin özerk tutumunun önüne geçmektedir. Sonuçta bireysel özerkliğin aşı karşıtlığı şeklinde ortaya çıkması hem toplum sağlığını, hem de bireyin sağlığını tehdit altına sokmaktadır

    Göz yaşartan gazların solunum sistemi üstündeki etkileri

    Full text link
    The acute effects of tear gases such as oleoresincapsicum and 2-chlorobenzylidene malononitrile are well known. Tear gases cause incapacitating inflammatory response in various tissues and organs including the lungs, eyes, nose, throat, skin and others. The final results on the pulmonary system are toxic pneumonitis, asthma aggravation, bronchitis, and rhinitis. Long term effects are irritant induced asthma and chronic obstructive pulmonary disorders. The best way to reduce the hazardous effects of these gases is not to use them at all. © 2013 by Turkish Thoracic Society
    corecore