1,731,489 research outputs found

    Alman hukukunda üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme

    Get PDF
    Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme, Alman haksız fiil hukukundaki mevcut zayıflıkları telafi etmek için geliştirilmiştir. Sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiyi sözleşmenin tarafları arasındaki sözleşme (ve öncesi) kurulan ilişkiye dâhil etmeye yarar. Borçlu açısından hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açabilecek sorumluluk risklerini bertaraf etmek için üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme, ancak kısıtlayıcı kriterlere uyulması halinde uygulanabilir. Bu kriterler karşılanırsa, üçüncü kişi hiçbir zaman sözleşmeye taraf olmadığı halde veya olmasına gerek olmadan sözleşmesel (veya sözleşme öncesi) sorumluluk temelinde tazminat talebinde bulunabilir.The contract with protective effect for third parties was developed to compensate existing weaknesses in German tort law. Its purpose is to include a third party into the protection of a (pre)contractual obligation concluded between two other parties. To prevent unfair liability risks for the debtor, the contract with protective effect for third parties can only be applied if restrictive criteria are met. In this case, the third party – although never intended to be part of the contract – is entitled to claim damages on a (pre)contractual basis

    Alman Hukuk ve Bilişim Vakfı 18. Güz Akademisi toplantı raporu (06-09 Eylül 2017, Heidelberg Üniversitesi)

    Get PDF
    2017 yılının Eylül ayında, Heildelberg’de Alman Hukuk ve Bilişim Vakfı‘nın1 18. Güz Akademisi gerçekleşmiştir. Akademinin bu seneki konusu, “Hukuk 4.0, Hukuk Laboratuvarlarından Yenilikler” olmuştur. Bilişim hukuku alanındaki gelişmelere ve sorunlara yönelik yaklaşık elli sunum yapılmış ve yaklaşık üç yüz katılımcı ile tartışmalar gerçekleştirilmiştir. Toplantının ağırlıklı konularından birisi AB Genel Veri Koruma Tüzüğü ve özellikle bu tüzük ile getirilen yeni gereksinimlerin uygulamaya nasıl aktarılacağı olmuştur. Örnek olarak şirketlerin veri koruma organizasyonu, veri taşınabilirliği hakkı, verilerin iş kotarımı, uluslararası veri transferi ve sağlık verilerinin tıbbi amaçlara yönelik olarak ya da araştırma amacıyla işlenmesine ilişkin meseleler zikredilebilir. Bir diğer ağırlıklı konu ise, otomasyona ilişkin hukuki sorunlar olmuştur. Bu konuya örnek olarak robotların ve “Ledger Tech” / “Blockchain” kullanımları verilebilir. Bu bağlamda konuşmacılar konuyu özellikle sözleşmeler, sorumluluk, tüketicinin korunması, rekabet ve fikri mülkiyet açılarından tartışmışlardır. Bu toplantı raporunda kısaca AB Veri Koruma Hukuku’na giriş niteliğinde seçilmiş bazı sunumlar takdim edilmiş ve açıklanmıştır. Geneline bakıldığında çok yönlülük ve nitelik bakımından seçkin sunumların yer aldığı başarılı bir etkinlik olan Güz Akademisi’ne, bu alana ilgi duyan hukukçuların katılımları tavsiye edilmektedir

    Ceza Hukukunda Suçun Kanuni Unsuru Olarak “Eşya”

    No full text
    Alman Medeni Kanunu’nun (“AlMK” Bürgerliches Gesetzbuch) 90. maddesi uyarınca eşya, maddi varlığa sahiptir. Bu, temelde eşya teriminin bir medeni hukuk kavramı olduğunu göstermektedir. Medeni hukuk ile olan bu ilişki suçun diğer kanuni unsurlarında da görülmektedir. Eşya terimi, [hırsızlık suçunda] yer alan “başkasına ait” ifadesini akla getirmektedir1. Farazi olaylarda ve hatta gerçek vakalarda kolay görünen bu durum, bu çalışmada daha yakından incelenecek belirli hukuki sorunları barındırmaktadır. Medeni hukuk yönünden AlMK’nin 90a maddesi uyarınca hayvanların eşya olmadığı görülmektedir. 90a maddesinin 3. cümlesi eşyalar için geçerli olan hükümlerin uygun olduğu sürece hayvanlara da uygulanabileceğini düzenlemektedir. Ancak bu düzenleme ceza hukukçularının aklına doğrudan ceza hukukunda geçerli olan kıyas yasağını getirmektedir. Peki, hayvanlar Alman Ceza Kanunu’nun (“AlCK” Strafgesetzbuch) 242. maddesi veya 303. maddesi kapsamında da değerlendirilemez mi? Bunun haricinde içinde ceset bulunan bir tabut mezarlıktan alındığında kişi ceza hukuku bakımından nasıl sorumlu tutulabilir? Nitekim 2008 yılında Friedrich Karl Flick’in cesedinin bulunduğu tabut Karnten’de bulunan aile mezarlığından “çalınmıştı”

    Alman federal yüksek mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’nin 108/10 no’lu ve 22.06.2011 tarihli kararı : ne taşıyıcı ne de gönderen tarafından taşıma sözleşmesi akdedildiği anda öngörülen ve kontrol edilen taşıma engellerinden kaynaklı gecikme nedeniyle taşıyıcının ek ücret talep edip edemeyeceği hakkında

    No full text
    Taşıma sözleşmesi akdedildiği anda ne taşıyan, ne de taşıtan için öngörülebilen veya kontrol edilebilen, bunun yanı sıra taraflardan birinin riziko alanına dahil edilmesi için de bir neden bulunmayan gecikme engelleri, kural olarak Alman Ticaret Kanunu’nun 420. maddesinin 3. fıkrası uyarınca taşıtanın ek ücret ödeme yükümlülüğüne sebep olmaz

    Yapay zekayla verilen mahkeme kararlarının alman anayasa hukukunda sınırları

    No full text
    Gelişen teknoloji ile yapay zeka sistemleri her geçen gün hayatımıza daha fazla entegre olmaktadır. Günlük hayatta olduğu gibi hukuk sisteminin işleyişinde de yapay zeka sistemlerinden faydalanılmaktadır. Hukuk alanında kullanımı giderek artan yapay zekanın Alman mahkemelerinde karar verme yetkisi olarak kullanılması ihtimali, bu durumun mevcut Alman Temel Kanunu ile uyumlu olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Bu konuyu Alman hukuku açısından ele alırken öncelikle Alman hukukundaki mevcut anayasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle çalışmada incelenen sorunun cevabı mevcut Alman anayasası ve Alman anayasasına yapılan yorumlar bağlamında araştırılmıştır. Temel Kanun'da düzenlenen temel haklar, demokratik devlet anlayışı, yargı ve hakimlerin bağımsızlığı ilkeleri üzerine yapılan araştırmaya göre; Yapay zeka sistemlerinin Alman mahkemelerinde hakim olarak mahkeme kararları vermesi halinde, başta anayasal düzenlemeler olmak üzere yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulacak. Ancak uygulanabilir anayasal düzenlemeler incelenirken, anayasada güvence altına alınan temel hakların özünün ihlal edilmemesi gerektiği dikkate alınmalıdır.With developing technology, artificial intelligence systems are becoming more integrated into our lives day by day. As in daily life, artificial intelligence systems are used in the functioning of the legal system. The possibility that artificial intelligence, which is increasingly used in the field of law, will be used as a decision-making authority in the courts of German law raises the question of whether this situation will be in accordance with the current German Basic Law (Grundgesetz). In order to examine this problem according to German law, first of all, the current constitutional arrangements in German law should be examined. For this reason, the answer to the question examined in the thesis was researched in the context of the current Basic Law and the reasoned and explained laws written regarding the Basic Law. According to the research, according to the principles of fundamental rights, democratic understanding of the state, independence of the judiciary and judges regulated in the Basic Law, new regulations, especially constitutional regulations, are needed if artificial intelligence systems will make court decisions as judges in German courts. However, in the constitutional arrangements to be made, it will also be necessary to take into account the fact that the essence of the basic rights guaranteed in the constitution cannot be touched

    Zeitschrift für türkisch-deutsche Rechtsstudien

    Get PDF
    Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 6 ayda bir Haziran ve Aralık aylarında yayınlanan hakemli bir dergidir

    Das verhältnismässigkeitsprinzip im Deutschen öffentlichen recht

    No full text
    Kunig, P. (2006). “Das Verhältnismäßigkeitsprinzip im deutschen öffentlichen Recht”. Deutschland und Japan im rechtswissenschaftlichen Dialog (Hrsg. Philip Kunig & Makoto Nagata). Carl Heymans Verlag:Köln, Berlin, München, S. 169-186 kitap bölümünün çevirisidir.Ölçülülük ilkesi, Alman hukuk literatüründe pek çok hukukçuya göre, Alman kamu hukukunun en önemli ve en değerli kazanımlarından biridir. Fakat buna şüpheci yaklaşanlar da bulunmakta ve ilke bir yumuşatıcı olarak yaftalanmaktadır. Yumuşatıcı kavramının tam anlamıyla Japonca’ya çevrilebileceğinden emin değilim. Yumuşatıcı, günlük hayatta temizlik malzemeleri bağlamında kullanılan bir kavramdır. Yumuşatmak; inceltmek ve bununla birlikte sonunda çözmek anlamına gelmektedir. Bu bağlamda ölçülülük ilkesi onu eleştirenler tarafından hukuk güvenliği ve hukuk düzeninin güvenilirliği için tehdit olarak görülmektedir. Zira bir devlet müdahalesinin ölçülülüğüne dair denetimde birbirinden oldukça farklı sonuçlar ortaya çıkabilmekte, yani söz konusu müdahalenin ölçülü olup olmadığı, buna dair karar verenin, en nihayetinde bağlayıcı hükmü kurmakla yükümlü olanın değerlendirmelerine bağlı olmaktadır. Ölçülülük ilkesi, söylendiği üzere gerçekten de hukuk güvenliği ve hukukun güvenilirliğine yönelik tehlikelere yol açıyorsa, bu durumda hukuk düzeninin, hukuk devleti ilkesinin çekirdeğinde yer alan nitelikleri de etkileniyor demektir. Fakat diğer yandan – başlangıçta da söylendiği üzere – ilke bir hukuk devleti sisteminin en değerli kazanımlarından biri olarak da kabul edilmektedir. (Girişten

    BVerfGE 89, 214-Bürgschaftsverträge

    Get PDF
    BverfGE 89, 214. Federal Anayasa Mahkemesinin 19 Ekim 1993 tarihli kararı - 1 BvR 567/89 ve diğerleri. Bu çeviri aynı zamanda “Alman Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuruya İlişkin Temel Kararlarının Tercümesi Projesi” isimli derleme kitapta yayınlanacaktır.[Özet Yok

    Almanya’nın Romanya’daki Alman Azınlığa Karşı Politikası

    No full text
    This thesis presents mainly the findings of Germany’s minority policy in Romania. In doing so, the research concentrates on the German minority and considers the extent to which this minority plays a role in German-Romanian relations. Regarding the German minority, the main aspect is on its bridge function between these two countries. In addition, this study looks at which German companies, foundations and educational institutions are active. Within this scope, the activities and the network they have built up with other Romanian institutes, foundations and political parties have been considered. Furthermore, several concepts in the field of minority studies in international relations are used in this thesis as a theoretical basis and the concept of diaspora is discussed in details in order to better understand the bridge function of the Germans of Romania. As a method, an empirical fieldwork was conducted in which different experts from various GermanRomanian foundations were interviewed. The outcome of this research shows that through its minority policy in Romania, Germany is able to establish close relations with the Romanian state. In this context, the activities of German foundations and institutions are important tools for Germany’s minority policy in order to build up a large network in Romania. Also, the preservation of German Romanian culture is strongly supported by Germany from the post-communist period onwards. Additionally, from a political point of view the German political foundations have had a privileged role. These political foundations play a particularly critical role in the education of potential politicians and academics who can take important positions in the Romanian politics in the long term.Bu tez, temel olarak Almanya’nın Romanya’daki azınlık politikasına dair bulgular sunmaktadır. Araştırma bunu yaparken Alman azınlığa odaklanmakta ve bu azınlığın Alman-Rumen ilişkilerinde ne ölçüde rol oynadığını değerlendirmektedir. Alman azınlıkla ilgili olarak araştırmadaki temel bakış açısı Alman azınlığın bu iki ülke arasında köprü işlevi gördüğü üzerinedir. Ayrıca bu çalışmada hangi Alman şirketlerinin, vakıflarının ve eğitim kurumlarının Romanya’da aktif olduğu da incelenmektedir. Bu kapsamda, diğer Rumen kurumlar, vakıflar ve siyasi partilerle kurdukları faaliyetler ve ağ da dikkate alınmıştır. Bunların yanı sıra, tezde uluslararası ilişkilerde azınlık çalışmalarındaki çeşitli kavramlar teorik birer temel olarak kullanılmış ve Romanya’daki Almanların iki taraf arasında nasıl bir köprü işlevi kurduğunu anlamak için diaspora kavramına odaklanılmıştır. Yöntem olarak ise çeşitli Alman-Rumen vakıflarından farklı uzmanlarla görüşülerek ampirik bir saha çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları, Almanya’nın Romanya’daki azınlık politikası yoluyla Romanya devletiyle yakın ilişkiler kurabildiğini göstermektedir. Bu bağlamda Romanya’daki Alman vakıflarının ve kurumlarının faaliyetleri Almanya’nın azınlık politikası açısından Romanya’da geniş bir ağ oluşturulması bakımından önem arz etmektedir. Ayrıca AlmanRumen kültürünün korunması, komünizm sonrası dönemden itibaren Almanya tarafından güçlü bir şekilde desteklenmiştir. Buna ilaveten, siyasi açıdan bakıldığında Alman’daki bazı siyasi vakıfların Romanya’da ayrıcalıklı bir rolünün olduğu tespit edilmiştir. Zira bu vakıflar, Romanya’da uzun vadede önemli pozisyonlara gelmesi muhtemel politikacıların ve akademisyenlerin eğitiminde kritik bir rol oynamaktadır

    Sınır ötesi bağlantı elemanı (Boundary Spanner) türk-alman iş ilişkilerinde - kültürler arası sinerjilerin anahtarı

    No full text
    Yüksek Lisans Tezi, uluslararasılaşmış ekonomik işletmelerde kültürel farklılıkların neden olduğu Critical Incidents'ları ele alır. Özellikle Alman-Türk iş ilişkilerinde kültürel yanlış anlamalara odaklanarak, bir Alman-Türk iş ilişkisinde kültürlerarası sinerjilerin teşvik edilmesinde belirleyici bir rol olan Boundary Spanner rolüne odaklanmaktadır. "Kültürlerarası sinerji," farklı kültürlerden bireylerin başarılı bir şekilde birleşip etkileşim kurmasını ifade eder. Bu farklılıklar, örneğin geliştirilmiş iletişim, ortaklaşa geliştirilen yaratıcı çözümler, farklı kültürel bakış açıları ve yetkinliklerin sinerjisinden kaynaklanan artan verimliği içerir. Analiz, Almanya'da Bakova GmbH ve Türkiye'de Yıldırım şahıs şirketi arasındaki 15 yıllık iş ilişkisine odaklanır. Her iki şirket de kendi ülkelerinin kültüründen etkilenmektedir, bu da potansiyel sorunlar ve zorluklar doğurabilir. Çalışma, Alman ve Türk şirketleri arasındaki kültürel farklılıkları inceleyerek iş ilişkilerinde girişimcilik bağlamında ortaya çıkabilecek bu zorlukları araştırmaktadır. Boundary Spanner'ın bu iş ortaklığında kültürlerarası sinerjiyi teşvik etmedeki önemini vurgulamak üzere şirketler arasındaki sosyal ve kültürel fenomenleri nitel araştırmalarla analiz eder. Otoetnografi bir araştırma yöntemi olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda, şirketler arasında Boundary Spanner olarak görev yapan yazarın kişisel deneyimlerinden somut örneklerle desteklenerek, bu fenomenlere detaylı bir açıklama getirilmiştir. Çalışma, bir Boundary Spanner aracılığıyla kültürel farklılıkların yapıcı bir şekilde üstesinden gelinebileceğini, etkili bir iş birliği sağlayabileceğini ve kültürlerarası sinerji yaratabileceğini göstermektedir.This master's thesis analyses the challenges of cultural differences in internationalised business enterprises, which can lead to critical incidents due to cultural misunderstandings. A particular focus is placed on cultural misunderstandings in the context of German-Turkish business relationships. Boundary spanners in this context act as key players in promoting intercultural synergies in a German-Turkish business relationship. "Intercultural synergy" refers to the successful combination and co- operation of people from different cultures. This includes, for example, improved communication, jointly developed creative solutions and increased efficiency resulting from the synergy of different cultural perspectives and competences. The analysis was carried out based on two companies. Bakova GmbH (in Germany) and Yildirim sole proprietorship (in Turkey) have a 15-year business relationship. Both companies are characterised by the culture of their respective countries, and the differences harbour the potential for potential problems and challenges. The social and cultural phenomena between the companies were analysed using autoethnography, a qualitative research method. By describing concrete examples from the personal experience of the author, who also acts as a boundary spanner between the companies, these phenomena were described in detail. Based on the experience of the author, the case studies were prepared and analysed on the basis of relevant literature sources. This master's thesis shows that cultural differences can be constructively overcome with the help of a boundary spanners to enable effective cooperation and create intercultural synergy
    corecore