181 research outputs found
Birlikte Büyürken: Ailem, Zaman ve Benim Hikayem
"Growing Up Together: My Story, My Family, and My Time" ("Birlikte Büyürken: Ailem, Zaman ve Benim Hikayem") is a comprehensive diary/activity book designed to support the personal and emotional development of adolescents and strengthen family communication. Prepared by Prof. Dr. Nazan Kaymaz and Uzm. Dr. Hande Şirin , this publication aims to foster inner awareness, problem-solving skills, and personal well-being through daily journaling , while also promoting positive identity development and empathy during adolescence. The book combines individual development and motivation practices, creative activities like the "Emotion Cup" (Duygu Kupası), "Finger Profile" (Parmak Profili), and "Where Does Your Dream Lead When the Door Opens? Why?" (Kapı Açılınca Hayalin Nereye? Neden?) with family activities (Our Family Tree, Art on the Back, Gratitude Jar) and assessment tools such as the parent report card, focusing on building solid family communication, emotional connection, and mutual understanding."Birlikte Büyürken: Ailem, Zaman ve Benim Hikayem", ergenlik dönemindeki bireylerin kişisel ve duygusal gelişimlerini desteklemeyi ve aile içi iletişimi güçlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir günlük/aktivite kitabıdır. Prof. Dr. Nazan Kaymaz ve Uzm. Dr. Hande Şirin tarafından hazırlanan bu yayın , günlük tutmanın bireye sağladığı içsel farkındalık, problem çözme becerileri ve kişisel refahın yanı sıra , Ergenlik döneminde olumlu kimlik gelişimine katkı sağlamayı ve empatiyi kolaylaştırmayı hedefler. Kitap, bireysel gelişim ve motivasyon pratikleri, Duygu Kupası, Parmak Profili, Kapı Açılınca Hayalin Nereye? Neden? gibi yaratıcı aktiviteler ve aile etkinlikleri (Aile Ağacımız, Sırtta Sanat, Minnettarlık Kavanozu) ile ebeveyn karnesi gibi değerlendirme araçlarını bir araya getirerek, sağlam temelli aile iletişimi, duygusal bağ ve anlayışı artırmaya odaklanır
Combining Acceleration Techniques for Pricing in a Vrp With Time Windows
Hande Küçükaydın (MEF Author)##nofulltext##..
Column Generation Based Algorithms for a Vrp With Time Windows & Variable Departure Times
Hande Küçükaydın (MEF Author)##nofulltext##..
From Thread to Fabric: Anthropology and Its Interpreters
In the Conclusion of the book edited by Hande Birkalan Gedik and Fabiana Dimpfelmeier, the author traces the dynamics between the thread and the fabric, going back to Fredric Barth's seminal 2000 Sydney Mintz lecture, published in 2002. Using different examples, from ideas that speak of global anthropological concerns, to the more particular issues of what it means to produce (and use) the anthropological knowledge, the chapter emphasizes the need to understand different regional traditions.This open access edition of ‘Fabrics of Anthropological Knowledge: Changing Perspectives in Europe and Beyond’,
edited by Hande Birkalan-Gedik and Fabiana Dimpflmeier has been funded by Georg und Franziska Speyer’sche
Hochschulstiftung and the Open Access Publication Fund of Goethe University Frankfurt am Main
Correction to: Digitalization of Business Logistics Activities and Future Directions
The original version of Chapter 10 was inadvertently published with the incorrect authors affiliation. For authors Ebru Beyza Bayarçelik and Hande Begüm Bumin Doyduk the corrected affiliation is provided below: Ebru Beyza Bayarçelik Department of International Trade and Logistics Management, Faculty of Business and Management Science, Maltepe University, Maltepe, Istanbul, Turkey e-mail: [email protected] Hande Begüm Bumin Doyduk Hande Begüm Bumin Doyduk (Corresponding author), Department of International Trade, School of Business, Altınbaş University, Esentepe, Istanbul, Turkey e-mail: [email protected] Corrections have been updated in the book. © Springer Nature Switzerland AG 2020
Analysis of BACH2 gene variants in celiac disease
Çölyak Hastalığı (ÇH), genetik olarak duyarlı bireylerde gluten alımıyla oluşan ve esas olarak ince bağırsağı etkileyen otoimmün bir bozukluktur. Glutenle aktive olan bağışıklık hücrelerinin ince bağırsak mukozal hücrelerine saldırması sonucu başlıca malabsorbsiyon, diyare, karın şişkinliği, kilo kaybı ve çocuklarda büyüme geriliği gibi bulgular ortaya çıkabilmektedir. Etiyolojisinde immünolojik, genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol aldığı multifaktöriyel ve multisistemik bir hastalıktır. BACH2 vücutta immünite ve tolerans arasındaki dengenin korunmasında etkili olduğu bilinen bir gen olup, CD4+ T hücre alt gruplarındaki hücreye özgü düzenlemeleri sayesinde immün regülasyonu korumaktadır. Son dönemlerde BACH2'nin ÇH dahil olmak üzere otoimmün hastalıklar ile ilişkisine dikkat çekilmiştir. Bu çalışmada Çölyak hastaları ile kontrol grubunun BACH2 rs11755527 ve rs2474619 gen varyantları açısından karşılaştırılması ve hasta grubunda histopatolojik Marsh grupları ve HLA haplotiplerinin hastalıkla ve ilgili gen varyantlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi ve bu bağlamda, elde edilecek sonuçlarla ÇH'nın etiyopatogenezinin aydınlatılmasına ve olası yeni tedavi protokollerine katkı sağlanması amaçlandı. Çalışmamıza 100 Çölyak tanılı hasta ve 100 sağlıklı kontrol dahil edildi. Katılımcıların yaş, cinsiyet, aile öyküsü, Marsh skorları, HLA genotipleri ve VKİ bilgileri kaydedildi. Hasta ve kontrol grubumuzdan DNA izolasyonu yapıldı ve real time-PCR yöntemi ile rs11755527, rs2474619 polimorfizmleri tarandı. Hasta ve kontrol grupları arasında BACH2 geni rs11755527 ve rs2474619 polimorfizmlerinin genotip ve allel frekansları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Hasta grubunda her iki polimorfizmin genotip dağılımları; Marsh skoru ve cinsiyet açısından incelendiğinde istatistiksel farklılık anlamlı değildi (p>0,05). Hasta grubunda her iki polimorfizmin genotip dağılımları HLA haplotip taşıyıcılıklarına göre incelenmiş olup; rs11755527 ve rs2474619 polimorfizmleri ile HLA haplotip taşıyıcılıkları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Hasta grubunda HLA haplotip taşıyıcılıkları Marsh skorları açısından incelenmiş olup; yalnızca HLA DQ2.5 haplotip taşıyıcılık oranları ile yüksek Marsh skorları arasında bir korelasyon saptandı. Diğer gruplara kıyasla bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,003). Sonuçlarımıza göre BACH2 geni rs11755527, rs2474619 polimorfizmleri ile ÇH arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemedi. Literatür verileri ilgili genin ÇH da ekspresyon düzeylerinin düştüğünü göstermektedir. Hastalık patogenezinde etkili olacağı düşünülen ekspresyon seviyesi düşüklüğünün sebebi henüz açıklanabilmiş değildir. Farklı popülasyonlarda yapılacak geniş kapsamlı genetik varyantlar ve bu varyantlarla birlikte ekspresyon çalışmaları BACH2 geni ile ÇH arasındaki ilişkiyi daha net aydınlatacaktır.Celiac Disease (CD) is an autoimmune disease that occurs due to gluten ingestion in genetically susceptible individuals and mainly affects the small intestine. As a result of gluten-activated immune cells attacking the small intestinal mucosal cells, symptoms such as malabsorption, diarrhea, abdominal bloating, weight loss, and growth retardation in children may occur. It is a multifactorial and multisystemic autoimmune disease in which immunological, genetic and environmental factors play a role in its etiology. BACH2 is a gene known to be effective in maintaining the balance between immunity and tolerance in the body, and it maintains immune regulation through cell-specific regulation of CD4+ T cell subsets. Recently, the association of BACH2 with autoimmune diseases, including CD, has been emphasized. In this study, we aimed to compare celiac patients and controls in terms of BACH2 rs11755527 and rs2474619 gene variants and to evaluate the association of histopathological Marsh groups and HLA haplotypes with the disease and relevant gene variants in the patient group, and in this context, to contribute to the elucidation of the etiopathogenesis of CD and possible new treatment protocols with the results obtained. Our study included 100 patients with celiac disease and 100 healthy controls. Participants' age, gender, family history, Marsh scores, HLA genotypes and BMI information were recorded. DNA was isolated from our patient and control groups and rs11755527, rs2474619 polymorphisms were screened with real-time PCR method. There was no statistically significant difference between the patient and control groups in terms of genotype and allele frequencies of BACH2 gene rs11755527 and rs2474619 polymorphisms (p>0.05). When the genotype distributions of both polymorphisms in the patient group were examined in terms of Marsh score and gender, the statistical difference was not significant (p>0.05). In the patient group, the genotype distributions of both polymorphisms were studied according to HLA haplotype carriers; no significant relationship was found between the rs11755527 and rs2474619 polymorphisms and HLA haplotype carriers (p>0.05). HLA haplotype carriers were examined in terms of Marsh scores in the patient group; a correlation was found only between HLA DQ2.5 haplotype carrier rates and Marsh scores. This difference was statistically significant compared to the other groups (p=0.003). Our results showed no significant relationship between BACH2 gene rs11755527, rs2474619 polymorphisms and CD. Literature data show that the expression levels of the relevant gene are decreased in CD. The reason for the low expression level, which is thought to be effective in the pathogenesis of the disease, has not been explained yet. Extensive genetic studies in different populations will further elucidate the relationship between the BACH2 gene and CD
Assessment of the donor specific alloreactive memory B cell reserve affecting the transplantation success
Alloantikorlara ek olarak, alloreaktif hafıza B hücre (mBC) rezervi, transplantasyon süreçleri sırasında immünolojik risk değerlendirmesi için bir potansiyele sahiptir. Şu anda alloreaktif mBC değerlendirmesi için, HLA tetramer boyama kullanılarak doğrudan Akış Sitometrik (FC) analizi bir seçenektir. Poliklonal olarak uyarılmış alloreaktif mBC'ler tarafından üretilen alloantikorların in vitro kültür sisteminde değerlendirilmesi, başka bir yararlı yaklaşım gibi görünmektedir, ancak bunun daha fazla ek uygulaya ihtiyacı vardır. Bu çalışmada, mBC tespiti için in vitro poliklonal olarak aktive edilmiş mBC kültür süpernatanlarının ve potansiyel donörün lenfositlerinin kullanıldığı Akış Sitometrik Çapraz Eşleştirmenin (FCXM-süpernatant) yararlılığını araştırdık. Allosensitize edilmiş 10 böbrek nakli hastasından elde edilen poliklonal olarak aktive edilmiş mBC'lerin kültür süpernatanları ile bunların alloimmünize edilmemiş donörlerinin lenfositleri ve tam tersi olacak şekilde FCXM-süpernatant deneyleri yapıldı. HLA tiplemesi SSP yöntemi ile yapıldı. İn vitro aktifleştirilmiş alloreaktif mBC'ler tarafından üretilen anti-HLA antikorları da Luminex testleri ile değerlendirildi. mBC'lerin in vitro poliklonal aktivasyonunun başarısı, toplam IgG ELISA testi ve FC tarafından antikor salgılayan hücre analizleri ile değerlendirildi. Donöre özgü alloreaktif mBC'ler, allosensitize edilmiş 10 vakanın %45'inde FCXM-süpernatant tarafından tespit edildi. Güçlü allosensitize vakalarda tespit oranı %85 (7'de 6) idi. Allosensitizasyon olmayan kontrol vakalarında hiçbir alloreaktif mBC tespit edilmedi. Allosensitize vakaların FCXM süpernatant negatif sonuçları, süpernatanların toplam IgG antikor testleri ile değerlendirilen düşük düzeyde allosensitizasyon ve yetersiz poliklonal stimülasyon ile ilişkiliydi. Bu çalışmada, doku tipleme laboratuvarlarında gerçekleştirilen rutin bir teste kolayca dönüştürülebilmesi için FCXM-süpernatant testi kullanılarak donöre özel bir şekilde alloreaktif mBC tespiti için pratik bir metodoloji sunuyoruz.In addition to alloantibodies, alloreactive memory B cell (mBC) evaluation has a potential for immunological risk assessment during transplantation processes. For the alloreactive mBCs evaluation currently, direct Flow Cytometric (FC) analysis using the HLA tetramer staining is an option. Evaluation of alloantibodies produced by the polyclonally stimulated alloreactive mBCs in in vitro culture system seems to be another useful approach, but this needs further downstream applications. In this study, we investigated the usefulness of the Flow Cytometric Cross Match (FCXM-supernatant) in which in vitro polyclonally activated mBCs culture supernatants and potential donor's lymphocytes being used for the mBC detection. FCXM-supernatant assays were performed between culture supernatants of polyclonally activated mBCs obtained from allosensitized 10 renal transplant patients, and their non-alloimmunized donors' lymphocytes, and vice versa. HLA typing was performed by SSP method. Anti-HLA antibodies produced by in vitro activated alloreactive mBCs were also evaluated by the Luminex assays. The success of in vitro polyclonal activation of mBCs was evaluated by a total IgG ELISA test and antibody secreting cell analyses by FC. Donor specific alloreactive mBCs were detected by FCXM supernatant in 45% of the 10 allosensitized cases. Detection rate was 85% (6 out of 7) in the strongly allosensitized cases. No alloreactive mBCs was detected in control cases without allosensitization. FCXMsupernatant negative results of the allosensitized cases were related to low level of allosensitization and insufficient polyclonal stimulation evaluated by total IgG antibody tests of the supernatants. We herein report a practical methodology for alloreactive mBC detection as a donor specific manner using the FCXM-supernatantassay so that this would easily be transformed into a routine test performed in tissue typing laboratories
Neuman Sistemler Modeli'ne göre infertil kadınların yaşadığı stresörlerin incelenmesi
AMAÇ: Araştırma, infertil kadınların yaşadıkları stresörleri, saptanan stresörlerin infertil kadınlar üzerindeki etkilerini ve bu stresörlere infertil kadınların verdikleri yanıtları Neuman Sistemler Modeli'ne göre derinlemesine görüşmeler ile ortaya koymak amacıyla yapılmış fenomenolojik nitelikte kalitatif bir çalışmadır. YÖNTEM: Çalışma, Ege Üniversitesi Rektörlüğü Aile Planlaması, Kısırlık (İnfertilite) Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 01 Aralık 2012- 01 Aralık 2013 tarihleri arasında, amaçlı örnekleme yöntemlerinden; benzeşik (homojen) ve ölçüt örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen gönüllü, tedavide başarısızlık yaşamış olan 15 primer infertil kadın ile derinlemesine görüşme yöntemi kullanılarak yapılmıştır. "Neuman Sistemler Modeline Göre Yarı Yapılandırılmış Derinlemesine Görüşme Formu" rehberliğinde, her vaka ile ortalama 27.30 dk (max: 42.04dk, min: 15.19dk) süren yüz yüze ve ses kayıt cihazı kullanılarak derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Kayıtlar bilgisayar ortamında yazılı döküm haline getirilmiş, veriler kodlanıp temalarına göre sınıflandırılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmış ve verilerin işlenmesinde Nvivo 10 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Araştırmanın sonucunda İç Stresörler grubunda; Kişisel/ Bireysel Stresörler ana teması içerisinde; Kısırlık Kelimesi Algısı, Evlat Sevgisi Yaşayamama, Aile Olamama, Kadınlık Rolü Algısı (Aile İçi Statü Kaybı, Anne Olamama, Kadınlık Rolü Eksikliği), Özenme/ Kıskançlık, Kısırlık Sebebinin Kendisi Olması, Maddi Sıkıntı, Çocuk Sahibi Olamamanın Anlamı (Psikolojik Anlamı, Sosyal Anlamı, Dini Anlamı), Evlilik Süresinin İlerlemesi, İnfertilite ve Tedavi Sürecine Yönelik Algısı, Kişilik Yapısı (Duygusallık, Umutsuzluk, Güçsüzlük) alt temaları belirlenmiştir. Dış Stresörler grubunda; "Kişilerarası Stresörler" ilk ana teması içinde; Kültür (Toplumun Kısırlığa Bakış Açısı [Damgalanma, Sosyal Baskı, Tedaviyle İlgili Çevrenin Görüşleri]), Destek Yetersizliği, Eş ve Sosyal Çevre İle Olan İlişkilerde Bozulma, Sağlık Personelinin Tutumu (Hemşirelik Bakımı, Bilgi Verilmemesi, Tedavi Veren Personelin Değişimi/ Güvensizlik); Kişiler Dışı/Çevresel Stresörler" ikinci ana teması içinde; İş Yeri Problemleri (İzin Almada Güçlük, İş Gücü Kaybı), Tedavi Süreci (Tanılamanın Uzun Sürmesi, Tedavinin Uzun Sürmesi, İnfertilite Nedeninin Bulunamaması, Hastaneye Sık Gelme, Kadın Odaklı Tedavi, Tedavide Başarısızlık, Tedavi Zamanını Kaçırma Korkusu, Tedavi Sonucunun Belirsizliği), Tedavinin Yan Etkileri (Fiziksel Yakınmalar, Psikolojik Yakınmalar, Cinsel Yakınmalar), Mahremiyetin Kaybı, Tedavinin Maliyeti, Tedaviye Erişim, Hastane Ortamı (Anksiyete, Bekleme) alt temaları belirlenmiştir. Temel Yanıt grubunda: "Psikolojik Tepkiler" teması içinde Yas Süreci (Öfke, Ağlama, Sosyal İzolasyon, Sorununu Çözememe/Depresyon, Kabullenme/Uyum), Yaşam Amacını Yitirme (Kariyer Planları, Erteleme/ Vazgeçme), Beden İmajında Bozulma, Benlik Saygısında Azalma; "Fiziksel Tepkiler" teması içinde Hastalanma, Âdet Gecikmesi, Kronik Konstipasyon ve Üreme Hücrelerinin (Oosit) Sayı ve Kalitesinde Azalma; "Savunma Düzenekleri" teması içinde Etkili Yöntemler (Dikkati Başka Yöne Yönlendirme, Umut, Çocuklarla İlgilenme, Olumlu Kişisel Özellikler, Sosyal Destek Alma, Kuruma Güven, Sorunları Çözme), Etkisi Sınırlı Yöntemler (Geleneksel ve Alternatif Tıp Uygulamaları [Bitkisel Uygulamalar, Fiziksel Uygulamalar], Kadercilik, Çevreden Gizleme, Boşanma, Uyuma) alt temaları belirlenmiştir. SONUÇ: İnfertil kadınların yaşadığı stresörler iç ve dış stresörler olmak üzere iki gruba ayrılmış olup, saptanan bu stresörlerin kadınların üzerindeki etkileri temel yanıt grubunda incelenmiştir. Ayrıca, yapılan bu sınıflandırmada Neuman Sistemler Modeli kullanımının uygun olduğu saptanmıştır. Bu nedenle hemşirelerin infertil kadınların yaşadıkları stresörleri değerlendirmeleri ve bu doğrultuda hemşirelik bakımı vermeleri önerilmektedir
Theory of mind deficit on adolescent bipolar disorder in euthymic phase
Bu çalışmanın amacı, Bipolar Affektif Bozukluk Remisyon Dönemindeki ergenlerin sağlıklı kontrol grubuna göre zihin kuramı becerilerinde bozukluk olup olmadığı ve zihin kuramı becerilerinin Bipolar Bozuklukta geçirilen manik atak, depresif atak sayıları, ailesel ve klinik özellikleri gibi değişkenler ile ilişkisini araştırmaktır. Çalışmaya hasta grubu olarak Uludağ Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniği'nde DSM-5'e göre bipolar bozukluk tanısı alan 12-17 yaş aralığındaki 28 ergen, kontrol grubu olarak ise polikliniğimize başvuran herhangi bir psikiyatrik tanı almayan 26 ergen alınmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ayrıntılı bir formla değerlendirilmiştir. Psikopatolojileri değerlendirmek için Young-Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Çocuklar için Kovaks Depresyon Ölçeği (KDÖ) ve Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği (ÇATÖ) uygulanmıştır. Her iki grupta da zihinsel yetenekleri değerlendirmek üzere Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği (WISC-R) yapılmıştır. Tüm katılımcılara zihin kuramı becerilerini değerlendirmek için İma Testi, Gözlerden Zihin Okuma Testi ve yanlış inanç testlerinden Bonibon testi, Dondurma Kamyonu testi uygulanmıştır. Sonuç olarak bipolar affektif bozukluk remisyon döneminde olan ergenlerde zihin kuramı becerilerinde sağlıklı kontrol grubuna göre defisit olduğu bulunmuştur. Zihin kuramı defisitinin bipolar affektif bozukluk temel patolojisinde yer aldığı düşünülmüştür.The aim of this study was to investigate whether adolescents in the Bipolar Affective Disorder in Euthymic Phase have an impairment in their theory of mind abilities compared to the healthy control group and the relationship between theory of mind and variables such as manic episodes, depressive episodes, familial and clinical characteristics in Bipolar Disorder. For the study, as patient group 28 adolescent age 12-17 diagnosed with bipolar disorder according to DSM-5 the Child and Adolescent Psychiatry Policlinics at the Uludag University and as control group 26 adolescent admitted to our policlinics but having no psychiatric diagnoses were taken. Sociodemographic characteristics of the participants were studied with a detailed form. Psychopathologies were assesed with the Young Mania Rating Scale (YMRS), The Kovaks Depression Scale for Children (CDI) and the Childhood Anxiety Screening Scale (CASS). Wechsler Intelligence Scale for Children-Revised Form (WISC-R), was applied to asses intellectual abilities in both groups. The Hunting Test, The Revised Mind in the Eyes Task (MET), The Smarties Test and the Ice Cream Truck Test were applied to find out the theories of mind abilities of all participants. As a result, the Bipolar patients in the euthymic phase showed deficits in the ability of the theory of mind compared to healthy group. Theory of mind deficit may be considered as a basic in pathology of bipolar affective disorder
Potansiyel aktif bir grup Kinoksalin türevi bileşiğin sentez çalışmaları
Heterosiklik bileşikler ilaç araştırmalarında geniş bir alanı oluşturmaktadır. Kinoksalin türevleri antibakteriyel, antifungal, antikanser, analjezik, antitüberküloz, antikonvülzan ve antiinflamatuar gibi birçok biyolojik aktiviteye sahip farmakolojik açıdan önemli bileşiklerdir. Bu nedenle, kinoksalin çekirdeği farklı biyolojik aktif bileşikleri elde etmek için medisinal kimyacılar için umut vaat eden bir heterosiklik yapıdır. Bu projede, kinoksalin halkası ve hidrazon farmakoforik grubu taşıyan potansiyel aktif bir grup kinoksalin türevi bileşik sentezlendi ve yapıları spektral analizlerle teyit edildi.Heterocyclic compounds are one of the enormous areas of research in medicinal chemistry. Quinoxaline derivatives are pharmacologically important compounds possessing diverse biological activities i.e. antibacterial, anticancer, analgesic, antimalarial, anticonvulsant, antitubercular, and anti-inflammatory etc. Therefore, Quinoxaline nuclei is an promising heterocyclic structure for Medicinal Chemists to achieve various biologically active compounds.
In this project, potential biyoactive quinoxaline derivatives bearing quinoxaline and hydrazone pharmacophoric groups have been synthesized and structures of the compounds have been confirmed by spectral analysis
- …
