140 research outputs found

    Nature in Buket Uzuner's novels

    No full text
    İnsanın doğa ilişkisi tarih boyunca bütünleşme, galip gelme, uyum, uyumsuzluk gibi pretikler üzerinden biçimlenmiştir. Son dönemlerde ise çoğunlukla bir taraftan doğanın varlığını önemseme diğer taraftan doğayı tahrip etme ile beliren paradoks göze çarpmaktadır. İnsanın, içinde bulunduğu doğal yaşam alanını günden güne yok edişi göz ardı edilemeyecek kadar önemli boyutlara ulaşmıştır. İnsan, iradesiyle diğer canlılardan üstün kılınmış olmasına karşın kendi hazin sonunu yine kendi iradesine sahip çıkmayarak getirecektir. Teknolojinin gelişmesi, nüfus artışı, ihtiyaçlara artan talep ve bireylerin psikolojik doyumsuzluğu hızlı bir kentleşme sürecinin başlangıcı olmuştur. Köyden kente göçler hız kazanmıştır. Bunun doruk noktası ise sanayi alanındaki gelişmelerdir. Ormanların tahribatı, hayvanların istismarı, doğanın bir mülk olarak görülmesi çevre sorunlarını ortaya çıkarmıştır. İnsanın doğayla kurduğu bu çarpık ilişkinin boyutları edebiyatın da öncelikli temalarından biri olmuştur. Edebiyatçılar, eserlerinde doğa ve doğadaki sorunları işleyerek okuyucuda çevre bilincini uyandırmayı amaçlamaktadır. Doğa yazınlarının edebiyattaki bu duruşları Çevreci Eleştiri (Ecocriticism) için etkili bir zemin olmuştur. Özellikle son dönemlerde doğa hassasiyetinin ön plana çıkarıldığı edebi eserlerin sayısı artmıştır. Doğa hassasiyetinin çevreci duyarlıkla dile getirilmesi edebi eserlerin zeminini teşkil ederken bu zemin üzerinde farklı toplumsal sorunlar da ele alınmaya başlamıştır. Tam bu noktada çevreci hassasiyetle örülmüş edebi eserlerde feminist anlayış da işlenmeye başlamıştır. Temelde kadın-erkek eşitliği tezi üzerinde yoğunlaşan feminizm, çok boyutlu bir kuramdır. Kadının toplumdaki yerini konumlandıran ataerkil zihniyetin ve bu zihniyeti doğuran etkenlerin karşı savunucusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadını geleneksel formlardan kurtarmaya yönelik hareket eden feminist kuram toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusundaki tabuları yıkmak için harekete geçen bir devinimdir. Geçmişten günümüze 'kadın' ve 'kadın hakları'nın muhafazası için çaba sarf eden feminist yaklaşım büyük bir yol kat etmiştir. Bu hareket kadını erkekten ayıran salt biyolojik farkları kadının aleyhinde kullanan erkil düşünceye başkaldırmış ve kadının bir numaralı yoldaşı olmuştur. Sosyolojik, politik ve etik alanlarda kadın özgürlüğü için mücadele eden feminist kuram pek çok harekete gebedir. Bu bağlamda çevreci eleştiriyi besleyen bir alan daha ortaya çıkmıştır. Bu alan doğa ve kadını özdeşleştiren ekofeminizmdir. Buket Uzuner de eserlerinde doğa hassasiyetini ele alan yazarlardan biridir. Yazarın bu hassasiyeti zaman zaman feminist bir çerçevede işlediği de görülür. Bu nedenle Buket Uzuner'in eserlerinde doğa ve kadın mevzularının birlikte ele alındığı da görülür. Bu çalışmada da Buket Uzuner'in romanları doğa temelinde incelenecektir. Bu temel üzerine inşa edilen çalışma, yazarın eserlerinde bu konuyu ele alırken üzerinde durduğu feminist bakış açısının da eklenmesiyle genişletilecektir. Çalışmamızın ilk bölümü giriş kısmıdır. Bu bölümde genel bir doğa tasarısından bahsedilmektedir. İkinci bölümde insan ve doğa arasındaki ilişki edebiyatla ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde, Buket Uzuner'in hayatı, sanatı ve eserleri ele alınacaktır. Dördüncü bölümde, yazarın romanlarındaki doğa unsurları tespit edilecektir. Çalışmamızın beşinci bölümünde ise ekoeleştirel bağlamda genel bir bakış sunulacaktır. Son olarak, bu bölümlerden yola çıkılarak sonuç bölümü hazırlanacaktır.Throughout history, man's relationship with nature has been shaped by pretics such as integration, victory, harmony, and incompatibility. In recent times, the paradox that emerges with mostly caring about the existence of nature on the one hand and destroying nature on the other hand draws attention. The destruction of the natural habitat in which man lives day by day has reached such important dimensions that it cannot be ignored. Although man has been made superior to other living things with his will, he will bring about his own sad end by not claiming his own will. The development of technology, population growth, increasing demand for needs and psychological dissatisfaction of individuals have been the beginning of a rapid urbanization process. Migration from village to city has accelerated. The culmination of this is the developments in the field of industry. Destruction of forests, exploitation of animals, and seeing nature as a property have revealed environmental problems. The dimensions of this distorted relationship between man and nature has been one of the primary themes of literature. Literary writers aim to awaken environmental awareness in the reader by processing nature and the problems in nature in their works. These stances of nature literature in literature have been an effective ground for Ecocriticism. Especially in recent years, the number of literary works in which nature sensitivity is brought to the fore has increased. While the expression of nature sensitivity with environmental sensitivity constitutes the basis of literary works, different social problems have started to be discussed on this ground. At this point, the feminist understanding has also begun to be processed in literary works knitted with environmental sensitivity. Feminism, which mainly focuses on the gender equality thesis, is a multidimensional theory. She emerges as a counter-defender of the patriarchal mentality that positions women's place in society and the factors that give rise to this mentality. Feminist theory, which moves to liberate women from traditional forms, is a movement that takes action to break down the taboos on gender inequality. From past to present, the feminist approach, which has made an effort to protect 'women' and 'women's rights', has come a long way. This movement rebelled against the masculine thought that used the purely biological differences that separated women from men against women and became the number one companion of women. Feminist theory, which struggles for women's liberation in sociological, political and ethical fields, is pregnant with many movements. In this context, another area has emerged that fosters environmental criticism. This field is ecofeminism, which identifies nature and woman. Buket Uzuner is one of the writers who deals with nature sensitivity in her works. It is also seen that this sensitivity of the author sometimes works in a feminist framework. For this reason, it is seen that nature and women are discussed together in Buket Uzuner's works. In this study, Buket Uzuner's novels will be examined on the basis of nature. The study, which is built on this basis, will be expanded by adding the feminist perspective on which the author deals with this issue in his works. The first part of our study is the introduction. In this section, a general design of nature is mentioned. In the second part, the relationship between human and nature is discussed with literature. In the third chapter, the life, art and works of Buket Uzuner will be discussed. In the fourth chapter, the elements of nature in the novels of the author will be determined. In the fifth part of our study, an overview will be presented in an ecocritical context. Finally, the conclusion section will be prepared based on these sections

    Necip Fazıl Kısakürek’in senaryo romanları üzerine bir inceleme

    No full text
    06.03.2018 tarih ve 30352 sayılı Resmi gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.Türk Dili ve Edebiyatı alanında hazırlanan tezlerin büyük çoğunluğu roman ve şiir üzerinedir. Yedinci sanat olarak adlandırılan sinemanın edebiyatla ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar oldukça azdır. Bununla birlikte sinemanın, yazılı boyutu olan senaryoların diyalog, tasvir, dili kullanabilme özellikleri yönüyle edebiyat sanatıyla arasında çok güçlü bir etkileşim vardır. Bu yönüyle hem film senaryosu olarak yazılan hem de hikâye ve romanlardan yapılan uyarlamalar edebî bir metin değeri taşır. Senaryolar üzerine yapılan çalışmaların edebî açıdan incelenmesi sinemanın gelişimine de katkı sağlayacaktır. Türk edebiyatı tarihinde bazı yazar ve şairlerin edebî üretimlerinin yanı sıra fikirleriyle topluma yön verdikleri de görülmektedir. Necip Fazıl Kısakürek de bu yazarlarımızdan biridir. O, Cumhuriyet döneminde edebî eserlerinin yanı sıra fikrî mücadelesiyle kitleleri arkasından sürükleyen bir düşünür olarak da karşımıza çıkmaktadır. Necip Fazıl düşünce eserlerinin yanında tiyatro, şiir, hikâye, senaryo türlerindeki eserleriyle fikirlerini halka ulaştırmaya çalışan çok yönlü bir şahsiyettir. Necip Fazıl’ın şiirleri, tiyatroları, hikâyeleri hakkında pek çok akademik çalışma yapılmıştır. Ama “Senaryo Romanlarım” dediği senaryo çalışmaları gölgede kalmıştır. Yazar sinema için yazdığı senaryolara daha sonra “senaryo roman” adını veren bu eserlerinin roman gibi okunabileceğini ifade etmiş ve aynı zamanda bu eserlerin edebî boyutunu da ön plana çıkarmaya çalışmıştır. Tezimizde Necip Fazıl’ın sinema hakkındaki düşünceleri ortaya konulmuş, senaryo romanlarının kaynakları araştırılmış ve birisi yarım kalmış on senaryo romanı içerik ve yapı yönüyle incelenmiştir. Çalışmamız ile Necip Fazıl’ın senaryo romanlarının kendine özgü nitelikleri tespit edilmiştir.The majority of theses in the field of Turkish Language and Literature are about novel and poetry.The studies about the relationship between cinema which is called seventh art and literature are quite few. However, there is a very strong interaction between the literary art and scenarios which are written dimensions of cinema from the aspect of dialogue,description and the features of using language.In this respect,adaptations made both in film script and in stories and novels carry a literary text value.The literary study of studies on the scenarios will also provide a contribution to the development of the cinema. In the history of Turkish Literature, it is seen that some writers and poets direct the society with their ideas as well as their literary production. Necip Fazıl Kısakürek is one of these writers,too. In the Republican era,along with his literary works,he appears as a thinker who drags the masses behind him with his intellectual struggle.In addition to his works of thoughts,Necip Fazıl is a versatile personality who tries to convey his ideas to the public with his works in the genres of theatre, poetry,story and script.Many academic studies have been done about Necip Fazıl’s poems,theatres,stories.But the scenario studies that he called “My Scenario Novels” were in the shade. The author stated that these works he wrote for the cinema which are called “scenario novel” can be read like a novel and at the same time he tried to emphasize in the literary dimension of these works. In our thesis, the thought of Necip Fazıl’s about cinema are revealed,the sources of script novels were searched and ten novels one of which is seminal were examined i

    Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bazı romanlarında kenar mahalleler

    No full text
    Mahalle; sosyal hayatın yerlilik vurgusu yapan, kültürel, ekonomik açıdan benzer insanları bir araya getiren yahut benzemeyenleri yakınlaştıran, aidiyet hissini mekânla özdeşleştiren dinamik unsurlarından biridir. Kenar mahalle de bu dinamiğin içinde ekonomik, kültürel, ahlaki açıdan ve dil bakımından çevrede kalan; merkezle oluşan uzak mesafeyi gösteren, gündelik hayatı ayrıntılarıyla yansıtan müesseselerindendir. Bu yönüyle kentleşme olgusunun somutlaştığı zamanlardan itibaren edebi eserlerin önemli mekânlarından ve sosyolojinin ilgilendiği alanlardan biri olmuştur. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk edebiyatında kent kimliğinin henüz yerleştiği dönemlerden itibaren kenar mahalleleri eserlerine yansıtan romancılardan biridir. Yazar, kenar mahallelerin ve buradaki insanların görünümlerini yazma anının gerçeklerine uygun bir bakışla dile getirirken kurguyu da bu gerçeklikten yola çıkarak şekillendirir. Yazarın kenar mahallelerde geçen romanlarında kurgu ve kurgudaki çatışma unsurları, buralarda yaşamakla doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla kenar mahalle, yazarın dünyasında yalnızca bir mekân unsuru olmanın ötesinde sınıf farklılığının, canlı ve renkli kent hayatının, yoksulluğun, alt kültür pratiklerinin görüldüğü gündelik hayat müessesesidir. Bu makalede üretken bir yazar olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kenar mahalleleri, buralardaki insanları ve hayatları yansıtma bağlamında temsil değeri olan 13 romanı incelenecektir. Kenar mahallelerin nasıl tasvir edildiği, buralarda yaşayan ve romanların kişi kadrosunu oluşturan insanların ele alınma biçimleri üzerinde durulacaktır. Yazarın romanlarında kenar mahalleleri ele almasının sebepleri üzerinde durulacaktır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kenar mahalleleri ve insanlarını bir sınıf sorunsalı olarak değerlendirip değerlendirmediği de sorgulanacaktırNeighborhoods are dynamic environments of social life, in which there is an emphasis on locality. They bring people from similar backgrounds together or make people from different backgrounds familiar with each other. Neighborhoods make people associate themselves with their environment. Outskirts, on the other hand, are peripheral areas, which lay behind neighborhoods in economical, cultural, moral, and linguistic aspects. Despite being lively and colorful places, outskirts represent remoteness from center. These characteristics of outskirts have made them significant places for sociological and literary works, since the times when the phenomena of urbanization became concrete. Hüseyin Rahmi Gürpınar is one of the authors who have touched upon outskirts in their works, since the times when the fact of urbanity newly emerged. He deals with outskirts and people living in outskirts with a realistic point of view, and shapes the fiction in accordance with this reality. The fiction in his novels about outskirts, and the elements of conflict are all directly related to the life in those outskirts. In this sense, the term ‘outskirts’ in his novels represents not only a setting, but also a place where there are class differences, poverty, sub-cultural practices, and yet a lively and colorful life. This article deals with thirteen novels of a productive author, Hüseyin Rahmi Gürpınar, upon interpreting how he has approached the phenomena of outskirts, how he has depicted those places, and how he has treated with the characters in his novels. As well as dealing with the reason for why he centers his novels on outskirts, it will also be questioned whether Gürpınar regards the outskirts, and people of outskirts as problematic resulting from class differences

    İbrahim Aşkî Tanık'ın edebiyat dersi hülâsaları eseri üzerine bir inceleme

    No full text
    06.03.2018 tarih ve 30352 sayılı Resmi gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.İbrahim Aşkî Tanık'ın Edebiyat Dersi Hülâsaları adlı eseri üzerinde yapılan bu tez çalışmasında, ilk olarak İbrahim Aşkî Tanık'ın Edebiyat Dersi Hülâsaları adlı eseri Osmanlı Türkçesinden Latin harflerine aktarılmış daha sonra bu eser, edebiyat tarihi açısından önem arz eden diğer edebiyat tarihleri ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırılma yapılırken İbrahim Aşkî'nin eserinde edebiyat tarihini nasıl ele aldığı, sınıflandırmayı neye göre yaptığı, sanatçıları ve eserlerini dönemler içerisinde ayırırken neleri göz önünde tuttuğu belirlenmiştir. Tez çalışmasının daha açıklayıcı olabilmesi için tezin sonunda bir sözlük oluşturularak İbrahim Aşkî'nin eserinde yer alan bazı kelimelerin anlamlarına da yer verilmiştir.In this thesis, which is on the work of art named Edebiyat Dersi Hülâsaları by İbrahim Aşkî Tanık, firstly the work is latinized from Ottoman Turkish, and then its compared to other History of Literature works which have importance in the literature. In İbrahim Aşkî's works, how the history of literature is handled, how things are classfied, what aspects are considered important are specified in this thesis. İn order for clearance of the thesis, in the end, a dictionary is created for the Ottoman Turkish words Aşkî used in his work of art

    Thematic analysis of Hulki Aktunç's stories

    No full text
    Yazar Hulki Aktunç, 1960 sonrası Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir. 1968-2011 yılları arasında geçen edebî yaşamında Türk edebiyatına roman, hikâye, deneme, şiir, sözlük ve söyleşi türlerinde önemli eserler kazandırmıştır. Yazarın "Gidenler Dönmeyenler", "Kurtarılmış Haziran", "Ten ve Gölge", Bir Yer Göstericinin Hayatı" ve "Güz Her Şeyi Bilir" olmak üzere toplam beş öykü kitabı vardır. Yazarla ilgili yapılan akademik çalışmaları incelediğimizde, hikâyelerinin tematik incelenmesi noktasında bütüncül ve detaylı bir çalışmanın olmadığını tespit ettik. Bu çalışmamızda bu eksikliği gidermeyi, Aktunç'un adı geçen eserlerini derinlemesine ve çok yönlü bir tematik çalışmayla değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Ayrıca çalışmamızın bundan sonra yapılacak akademik çalışmalara kaynaklık edeceği inancındayız. Hulki Aktunç'un edebi yaşamını 1980 öncesi ve sonrası olmak üzere iki ana döneme ayırmak mümkündür. Bilhassa hikâyelerinden "Gidenler Dönmeyenler" (1976) ve "Kurtarılmış Haziran" (1977), 1980 öncesi döneme ait eserleridir. Bu eserlerde Aktunç, çoğunlukla toplumsal meselelere eğilirken, sınıf ayrımı, nefret suçu, çeşitli sebeplerle ötekileştirme gibi temalar üzerinde ısrarla durmuştur. Bu temaların odağında özellikle 6-7 Eylül olayları ve 15-16 Haziran işçi olayları vardır. 1980 sonrası döneme ait "Ten ve Gölge" (1985), "Bir Yer Göstericinin Hayatı" (1989) ve "Güz Her Şeyi Bilir" (1998) isimli eserlerinde ise daha çok kentli insanın yabancılaşması, yalnızlığı, aidiyetsizliği, gibi toplum kaynaklı bireysel meselelere değinmiştir. Ayrıca cinsellik, ölüm, doğaüstü olaylar gibi meseleleri de eserlerinde oldukça sıra dışı bir üslupla ele almıştır. Çalışmamıza öncelikle kapsamlı bir literatür taraması yaparak başladık. Yazarın roman, hikâye, şiir, deneme, söyleşi ve sözlük alanındaki çalışmalarını edindik. Ayrıca yazarın başta edebi dergiler olmak üzere çeşitli süreli yayınlardaki demeçlerini ve yazılarını derledik. Aktunç ve eserleri üzerine yazılan yazıların olduğu kaynaklardan da faydalandık. Daha sonra bu kaynaklardan konumuzla ilgili olanları tasnif ettik. Eserleri tema tespiti nazarıyla okuyup her hikâye ile ilgili ön notlar aldık. Akabinde oluşturduğumuz bu ön tespitleri tema başlıkları halinde bölümlere ayırdık. Sonuç olarak da tüm bu çalışmalarımızı tema başlıklarına göre ve belirli bir düzen halinde anlatma yoluna gittik. Tema tespitlerimiz esnasında çokça metin içi atıf yaparak tespitlerimizi desteklemeyi amaçladık. Tüm bu çalışmalarımız neticesinde yazarın 80 öncesi dönemde toplumsal meselelere, 80 sonrasında da bireysel konulara eğildiğini, anlatımlarında kalıpları yıkan dil özelliklerine başvurduğunu (kasıtlı olarak noktalama ve yazım hataları yapmak veya yeni kelimeler üretmek gibi) tespit ettik. Bu bağlamda yazarın öykülerini toplumsal ve bireysel temalar olmak üzere iki ana başlık altında inceledik. Sonuç bölümde ise çalışmamızı genel hatları ile değerlendirdik.Hulki Aktunç is a significant figure in Turkish literature post-1960. Between 1968 and 2011, he produced a substantial body of work encompassing novels, short stories, essays, poetry, dictionaries, and interviews. His five short story collections—Gidenler Dönmeyenler, Kurtarılmış Haziran, Ten ve Gölge, Bir Yer Göstericinin Hayatı, and Güz Her Şeyi Bilir—constitute a notable portion of his literary output. An analysis of the existing academic studies on Aktunç reveals the lack of a comprehensive thematic examination of his stories. This study aims to fill this gap by conducting an in-depth and multifaceted thematic analysis of the aforementioned collections. We believe this research will contribute significantly to the existing scholarship on Aktunç and Turkish literature. Aktunç's literary career can be divided into two distinct periods: pre-1980 and post-1980. His earlier works, such as Gidenler Dönmeyenler and Kurtarılmış Haziran, primarily explore social issues like class division, hate crimes, and ostracism, often contextualized within significant historical events like the September 6-7 Pogrom and the June 15-16 Workers' Protests. In contrast, his later works, including Ten ve Gölge, Bir Yer Göstericinin Hayatı, and Güz Her Şeyi Bilir, delve into themes of urban alienation, loneliness, and a sense of displacement. These stories also address unconventional topics like sexuality, death, and the supernatural, employing innovative narrative techniques. The methodology employed in this study involved a thorough literature review, encompassing Aktunç's novels, short stories, poetry, essays, interviews, dictionaries, and contributions to literary journals and periodicals. Additionally, secondary sources discussing Aktunç and his work were consulted. Relevant materials were categorized, and the short stories were analyzed to identify thematic patterns. Preliminary notes were taken for each story and subsequently organized into thematic sections. The findings were systematically presented under thematic headings, supported by numerous in-text citations to strengthen the arguments. The study concludes that Aktunç's pre-1980 works predominantly focus on societal issues, while his post-1980 works delve into individualistic themes. His distinctive narrative style, characterized by innovative language use and unconventional grammar and punctuation, is a hallmark of his work. The short stories were analyzed under two primary categories: social and individual themes. The conclusion provides an overall assessment of the study's findings

    A review of Seyhan Erözçelik’s poems

    No full text
    06.03.2018 tarih ve 30352 sayılı Resmi gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.Türk şiirinde 1980 Kuşağının önemli şairlerinden biri olan Seyhan Erözçelik, kuşak içerisinde deneysel edebiyata olan yatkınlığı, içerik, üslup ve şiir ahengi oluşturmadaki özgün yaklaşımları ile çağdaşlarından farklı görünmektedir. Türk şiir geçmişini ve geleneğini bütünlüklü bakışla bir esin kaynağı olarak değerlendirmiştir. Şiirin her şeyden önce bir dil işi olduğunu erken yaşında kavramış ve olgun bir tavır sergileyerek ilk şiir kitabı Yeis ile Tabanca’yla şiir dünyasına girmiştir. İlk şiir kitabından itibaren poetik tavrını da ortaya koyan bir şairdir. Şiirini sürekli yenileyen ve şiirde farklı okumaların kapılarını aralayan ne zaman k şiiri durağanlaştığında hemen yolunu değiştirip genişleten bir şairdir. Türk dilini seven en azından şiirlerinde dilin gelişmeye veya geliştirilmeye müsait olduğunu gösteren ve şiirlerinde özgün tavırla ele alan kuşağın önde isimlerinden biridir.Erözçelik’in kuşak içerisindeki farklı tutumunun yanında şiire getirdiği farklı tutumu bizi kendisinin eserlerine yöneltmiştir. Toplam 10 şiir kitabı bulanan Erözçelik’in şiirleri şiir inceleme yöntemleri dâhilinde dil, üslup, yapı ve tematik unsurlar çerçevesinde ele alınmış ve gerekli görülen yerlerde farklı disiplinlerden de yararlanılmıştır. Böylelikle Seyhan Erözçelik’in 1980 Kuşağı içerisindeki tutumu, şiire getirdiği yeni ve özgün bakışı değerlendirilmeye çalışılmıştır.Seyhan Erözçelik, one of the greatest poets of Turkish poetry of the 1980s, stands out among his peers for his penchant for experimental literature and his original approach to the production of content, style and poetic harmony. He regards Turkish poetry as a source of inspiration by looking at its history and tradition in a holistic way. From an early age, he realized that poetry was primarily a linguistic work and being no longer a callow, he entered the world of poetry with his first poetry book Yeis ile Tabanca, meaning “Despair and Gun”. He revealed his position on poetry via his very first poetry book. He is such a poet who constantly renews his poetry, paves the way for further readings, and expands his poetry by changing the flow of his poetry whenever he thinks it is getting stationary. He loves Turkish language and shows, at least in his own poems, that the language is suitable for developing and being developed, and thereby creating original poems making him one of the leading poets of the generation.What makes us interested in his works is Erözçelik’s unique attitude towards poetry. This study deals with the poems of Erözçelik, who has 10 poetry books in total, in terms of the language, style, structure and themes in them. The review is done by techniques of poetry analysis, and other fields of science are referred to when needed. This way, we aim to interpret Erözçelik’s outstanding attitude towards poetry compared to the generation of the 1980s

    Nazlı Eray öykücülüğünde rüya

    No full text
    Türk öykücülüğünde fantezi yazarlığının önemli isimlerinden biri olan Nazlı Eray (d. 1945), yazın yaşamına girdiği 1960’lı yıllardan bugüne kadar çizgisinden şaşmadan edebî üretimini fanteziler üzerine kurmuştur. Eray’ın, ilk yapıtları ile edebiyat çevrelerince Sait Faik çizgisine yakın bulunur. Bunun sebebi, öykülerinde yer alan dışlanmış, itilmiş, sıradan insanları duyarlılıkla işlemesidir. Öykülerinde bu insanlara ve yaşantılarına sevgiyle yaklaşan yazar, hem kendi hem de dışlanmış insanların özlemlerini ve yaşamdan beklentilerini kurduğu fantezilerle gerçekleştirir. Eray’ın fantezist yazım tarzını besleyen önemli damarlardan biri de rüyalardır. Kurgusal anlamda da olsa yazarın öykü yaratımında önemli işlevlerle yüklü olan rüya, metnin psikanalitik edebiyat kuramı çerçevesinde değerlendirilmesine olanak tanır. Gerçek ile düşü bir arada kullanarak farklı bir gerçeklik katmanının hâkim kılındığı öykülerde yer verilen sıradan insanların ve anlatıcı-yazar kimliğiyle kendini kurguya dâhil eden Eray’ın düş atmosferi içinde imkânsızı ve olağanüstüyü mümkün kıldığı görülür. Yazar, gerçek dışılığı, fantastiği, fizik ötesi durumları ve olağanüstülüğü sağlamak için düşün kendisine sunduğu olanaklarla öykülerini kurgular. Bu bildiride Nazlı Eray’ın öykülerinde geniş yer tutan rüya motifleri, psikanalitik edebiyat kuramı çerçevesinde değerlendirilecek ve yazarın rüyayı bir kurgulama tekniği olarak kullanımına analitik bir yaklaşım sergilenecektir.Nazlı Eray who is one of the most important fantasy author in Turkish storytelling has never changed her style and built her literary works on fantasies since the beginning of her literary career. Eray’s early works are considered to be on the same line with Sait Faik’s by the literary society for her treating ordinary and rejected people in a sensible way in her stories. In her stories, the author who treats these characters and their lives with sympathy fulfills both her own and rejected people’s longings and their expectations from life by fantasising. One of the most important veins that feeds her fantasy style isdreams. Dreams have many functions in her stories and that leads her stories to be analysed within the frame of psychoanalytic literary theory. She uses the reality and fantasy together and creates a different reality in her stories in which ordinary people and she herself as the narrator take part. It can be seen that she makes the unthinkable and supernatural possible in an atmosphere of dream. The author fictionalises her stories with the oppurtunities the dreams offer to ensure supernatural and metaphysical situations. In this study, dream motives taking a wide part in Nazlı Eray’s stories is examined in the frame of psychoanalytic literary theory and the author’s using dream as a setting up technique is analysed

    The formation of anti-hero in Turkish novel (From the beginning to 1950)

    No full text
    Türk Romanında Anti-kahramanın Oluşumu (Başlangıçtan 1950'ye Kadar) adlı bu tez, Türk romanında anti-kahraman olgusunun nasıl ortaya çıktığını ve hangi değişim aşamalarından geçerek 1950'li yıllara gelindiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle kavramsal bir çerçeve çizilmiştir. Bu çerçeve çizilirken anti-kahraman teriminin ne anlama geldiğinin anlaşılması için önemli olan kahraman olgusu üzerinde durulmuştur. Kahraman, anti-kahraman terimlerinin tanımları ve tarihi serüveni de anlatılmıştır. Kavramsal çerçeve çizildikten sonra Türk romanının ilk örneklerinden itibaren anti-kahraman özelliği taşıyan kahramanların kurgulandığı romanlar üzerinde durulmuştur. 1950'li yıllara kadarki süreç kronolojik olarak ele alınmıştır.The purpose of this dissertation named as The Formation of Anti-Hero in Turkish Novel (From the Beginning to 1950) is to introduce how anti-hero phenomenon emerges and goes through changes till 1950's. In order to achieve this purpose, a conceptual framework is constructed in the first place by emphasising the hero phenomenon which is crucial to perceive the term of anti-hero. Also, the definitions and historical processes of hero and anti-hero are introduced. After constructing the conceptual framework, the novels in which heroes mainly shaped by anti-hero features are handled chronologically from the period starting with the first samples of Turkish novel to the 1950's

    Özdemir Asaf and his placein popular literature

    No full text
    06.03.2018 tarih ve 30352 sayılı Resmi gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.Bu çalışmanın amacı kendine has bir üslupla sanat yapan Özdemir Asaf'ın popüler edebiyat dünyasındaki yerini ve önemini göstermektir. Çalışmamızda Özdemir Asaf hayatı ve eserleriyle ele alınmış; ardından kültür, popüler kültür ve popüler edebiyat kavramları açıklanmaya çalışılmış; Özdemir Asaf'ı popüler edebiyatın önemli figürlerinden biri yapan sebepler sayısal verilerle de desteklenerek açıklanmıştır. Böylece günümüzde araştırma yapan akademi çevrelerince Özdemir Asaf üzerine yapılan çalışmaların istenilen nitelik ve nicelik derecesine gelmesini sağlamak amaçlanmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Servet-i Fünun dergisinde yayımladığı şiirlerle yazın hayatına atılan, hem nazım hem nesir alanlarında eser vermekle birlikte şair kimliğiyle tanınan Özdemir Asaf, kendine has üslubuyla ölümünden sonra bile okunurluğunu koruyup günümüze kadar eserlerini ulaştırmayı başarmış önemli bir şahsiyettir. O, edebiyatımız içerisinde popüler bir şair olarak ismini ve sanatını yaşatmaktadır. Asaf'ın eserlerinin muhtelif matbaalarca defaatle basımının yapılması, şiir ya da sözlerinin internet kaynaklı platformlarda kayda değer bir okur kitlesi tarafından paylaşılıp beğenilmesi onun yazın dünyasındaki varlığını sürekli kılmıştır.The aim of this thesis is to show the importance and importance of Özdemir Asaf in the world of popular literature. İn our study, firstly Özdemir Asaf was this discussed together with his works and then the concepts of culture, popular culture and popular literature were tried to be explained;the reasons that make Özdemir Asaf a popular literary poet were supported by numerical data and thus, it was aimed to ensure that the studies carried out on Özdemir asaf by the academiy cricles doing the research today reached the desired quality en quantity. Serveti Funun period of literary life thrown into the field of both poetry and prose in the field of work, but also known as a poet Özdemir asaf, both personal and unique literary style, even after his life to maintain the readability of an important person who managed to reach until today. Hi is a poet who lives his name and art into the popular literature which is a product of popular culture. The fact that Asaf's Works are regularly printed by various printing houses and that poems or words are shared and appreciated by a remarkable audience on internet-based platforms has made his existence in the literature world permanent

    The image of house in Haydar Ergülen poetry

    No full text
    Modern Türk şiirinin 1980 kuşağı ve imge şiiri anlayışının önde gelen şairlerinden biri olan Haydar Ergülen (d. 1956) dönem içindeki çabası, girdiği tartışmalar ve en önemlisi de yayımladığı şiir kitaplarıyla kuşak şiirinin yeni renkler kazanmasında ve şiirin estetik düzeyinin yükselmesinde önemli rol oynamıştır. 1980 kuşağı şairlerinin açık havaya çıkmamayı tercih etmelerinin ve şehrin bireyi yok ettiği, yığınlaştırdığı kamusal alanı terk ederek eve ve kendi içlerine çekilmelerinin Haydar Ergülen şiirinde gözlemlenmesi ve bunların tespit edilmesi “Haydar Ergülen Şiirinde Ev İmgesi” başlıklı bu tezin temel amacıdır. Çalışmanın daha bütüncül bir şekilde yürütülmesi ve yapılan değerlendirmelerin daha objektif sonuçlar vermesi için Haydar Ergülen’in bütün şiir kitapları(Zarf, Aşk Şiirleri Antolojisi, Üzgün Kediler Gazeli, Keder Gibi Ödünç,40 Şiir ve Bir, Ölüm Bir Sıkandal, Nar Bütün Şiirleri-1, Hafız ile Semender Bütün Şiirleri-2, Öyle Küçük Şeyler ve Sen Güneş Kokuyorsun Daha!) ve incelediğimiz konuyu destekleyen düzyazıları bu incelemeye dâhil edilmiştir. Tezin “Giriş” bölümünde edebiyat ve mekân ilişkisine, evin tarihine ve edebiyatla ilişkisine ve de evin şiir ile ilişkisine değinilmiştir. “Haydar Ergülen’in Şiirlerinde Ev” adlı birinci bölümde Ergülen’in şiirinde ev imgesinin nasıl geçtiği ele alınmıştır. Tezin asıl amacı olan somut ve imgesel evi tespit ettiğimiz “Haydar Ergülen’in Şiirlerinde Ev Temasına Somut Bir Bakış” adlı ikinci ve “Haydar Ergülen’in Şiirlerinde Ev Temasına İmgesel Bir Bakış” adlı üçüncü bölümde evin dışı, evin içi ve sadece üçüncü bölümde geçen balkon kısımları ile eve farklı bir bakış açısı getirilmiştir. Gerçeklikten soyutluğa doğru ilerleyen bölümlerin sonuncusu olarak “Haydar Ergülen Şiirlerinde Ev Metaforunu Çağrıştıran Diğer İmgeler” adlı bölümde Ergülen’in sığındığı imgeleri (çöl, tren, ölüm ve hayat, şiir, kâğıt, kelime ve cümle, mektup, beden, çocukluk ve aile(İdil ve Nar)) tespit ederek evin onda içe dönük bir yolculuk olduğunu gösterilmek istenmiştir.Haydar Ergülen, one of the leading poets of image poetry and modern Turkish poetry in the 1980s, played an important role in the development and increasing the aesthetic level of poetry with his workings, discussions and most importantly the poetry books he published. The main purpose of this thesis is to observe and identify the poets of the 1980 generation who prefer not to go outdoors and to withdraw from the public space where the city destroyed the individual and to withdraw into the houses and into themselves. All poetry books and many prose books of Haydar Ergülen (Zarf, Aşk Şiirleri Antolojisi, Üzgün Kediler Gazeli, Keder Gibi Ödünç,40 Şiir ve Bir, Ölüm Bir Sıkandal, Nar Bütün Şiirleri-1, Hafız ile Semender Bütün Şiirleri-2, Öyle Küçük Şeyler ve Sen Güneş Kokuyorsun Daha!) were included in this thesis in order to carry out the study in a more holistic way and to achieve more objective results to the evaluations. In the “Introduction” chapter of the thesis, the relationship between literature and place, the history of the house and its relationship with literature and the relationship of the house with poetry are mentioned. In the first part of the thesis named “Houses in the Poems of Haydar Ergülen”, how the image of the house took part is discussed. In second chapter that generates main purpose of the thesis named "Substantial Review to House Theme In Haydar Ergülen's Poems" we determined the substantial and the imaginative/imaginary house and in third chapter we brought a different point of view to the house's indoors, outdoor and balcony parts that took place only in third chapter named "Imaginary Review to House Theme In Haydar Ergülen's Poems”. In the episode named “Other Images Reminding Home Metaphor in Haydar Ergülen Poems” as the last of the chapters moving from reality to abstraction, we tried to determine and show the images (desert, train, death and life, poem, paper, word and sentence, letter, body, childhood and family (İdil and Nar)) that Ergülen took refuge in and the house was a spiritual journey to his soul for him
    corecore