Kırşehir Ahi Evran University Institutional Repository
Not a member yet
6557 research outputs found
Sort by
Bayburt İlinde Arıcılık Faaliyeti Yapan İşletmelerin Mevcut Durumu
As part of the evaluation of beekeeping activities in Bayburt province, a survey was
conducted with 202 beekeepers engaged in beekeeping across the region. After completing the
survey, the collected data were categorized based on the size of the businesses, and contingency
tables were created. Accordingly, enterprises with 0-20 hives were classified as the first group,
those with 21-50 hives as the second group, and those with 51 or more hives as the third group.
It was determined that 60.90% of the beekeepers who participated in the survey were
between the ages of 15 and 45, half of them were high school/university graduates, the majority of
them (91.60%) engaged in beekeeping as a supplementary income or hobby, and 71.30% of them
used traditional methods without receiving any beekeeping education. 67.30% of the participants
did not keep records, 79.70% preferred entirely wooden hives, 87.10% practiced stationary
beekeeping, 68.80% did not breed queen bees, 55.20% used Caucasian bees, and 27.70% used
Anatolian bees for production. It was also noted that 68.30% of the beekeepers kept their hives on
their own land, while 23.80% used the village’s shared apiary, and 90.10% of the honey they
produced was sold directly to consumers within the province. Furthermore, 85.10% of the payments
were received in cash.
It was also found that 61.40% of the producers were members of the beekeepers’
association, and 96.50% were not members of any cooperative. According to the participants, the
reasons for preferring Bayburt honey were: 91.10% for the quality of the honey, 84.70% for its
affordable price, and 85.10% for trust in the seller.
The main challenges in marketing Bayburt honey were identified as the inability to sell
honey at the desired time (78.20%), the inability to sell products at their fair value (90.10%), and
the widespread presence of fake honey in the market (83.20%).
Additionally, it was identified that 85.15% of the colonies were affected by brood disease,
85.64% by hedgehogs, 84.16% by wasps, 65.84% by bee-eaters, and 95.05% by bear attacks. To
address these issues, beekeepers should be provided with practical beekeeping training on topics
such as queen bee productio
Does income growth affect renewable energy or carbon emissions first? A Fourier-based analysis for renewable and fossil energies
Environmental issues and global warming continue to drive researchers to investigate the validity of hypotheses regarding the environment. The environmental Kuznets curve (EKC) is the most popular hypothesis in the environmental economics, prompting researchers to propose a new hypothesis based on it. In this framework, the renewable energy Kuznets curve (RKC) hypothesis was proposed as a prerequisite for the EKC. According to the RKC, at the beginning of the economic growth process, an economy tends to use fossil fuels and reduce the use of renewable energy (RE) because fossil fuels are cheap. Then, as economic growth process continues and income reaches a threshold/turning point, the economy begins to rely more on RE sources. Such RE use indicates a U-shaped association between income and RE (the RKC hypothesis). Based on this information, the study compares the validity of EKC and RKC for the United States (USA) and aims to answer the question of whether the increase in per capita income initially increases RE or decreases carbon emissions. To test and compare the EKC and the RKC simultaneously and to capture smooth structural shifts, this paper uses time series techniques based on the Fourier method from 1973 to 2022. This paper presents results that support the validity of RKC and EKC. The outcomes also illustrate that the turning point of income is lower for the RKC hypothesis than for the EKC model. This suggests that the RKC hypothesis is a prerequisite for the EKC hypothesis. In other words, a higher income first helps in the deployment of renewable energies and then in the reduction of carbon emissions. © 2024 The Author
Irak Dhi-Qar İlindeki Bebeklerde İshal Enfeksiyonlarının Patojenlerinin Belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, Dhi Qar vilayetindeki yenidoğanlarda ishale neden olan çeşitli
mikrobiyal türleri (mantar, bakteri ve protozoa) tanımlamaktır. Çocuk Hastanesinde Temmuz
ve Ekim 2023 tarihleri arasında ishal semptomları gösteren bebeklerden 110 dışkı örneği
alınmıştır. Toplanan bilgiler arasında bebeklerin isimleri, cinsiyetleri, muayene tarihleri ve
antibiyotik alıp almadıkları yer almıştır. Bu çalışmada 62'si (%56.4) erkek yenidoğan ve 48'i
(%43.6) kız bebek olmak üzere toplam 110 örnek alınmıştır. Bulgular, bakteriyel izolatların
toplam izolatların 47'sini (%56.6) oluşturduğunu, maya izolatlarının 15'ini (%18.1) ve parazit
izolatlarının 21'ini (%25.3) oluşturduğunu göstermiştir. Son bulgular ayrıca Escherichia coli
enfeksiyonu prevalansının (%84.2) olduğunu ortaya koymuştur. İshalden muzdarip bebeklerin
dışkılarından farklı türlerde üç ayrı izolat elde edilmiştir. Pseudomonas aeruginosa varlığı
(%5.3) oranında tespit edilmiştir. İshalli bebeklerin dışkılarından farklı türlerde altı farklı izolat
elde edilmiştir. Staphylococcus aureus %10.5'lik bir prevalansa sahiptir. Buna karşılık bulgular,
yenidoğanlarda ishale neden olan çeşitli mikrobiyal türlerden biri olan Entamoeba
histolytica'nın (%25.3) varlığını göstermiştir. E. histolytica enfeksiyonunun erkekler arasındaki
prevalansı (14/21, %66.7) kadınlardakinden daha yüksektir; durum, erkek olmanın E.
histolytica'ya yakalanma riskinin oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Candida türleri
maya örneklerinde kültürel ve mikroskobik özelliklerin yanı sıra biyokimyasal testlerin
incelenmesi yoluyla tanımlanmıştır. Candida ayrıca CHROM-agar Candida besiyeri
kullanılarak da tanımlanmıştır. Sonuçlar, Candida türleri arasında en yüksek prevalans oranının
%60.0 ile Candida albicans'a ait olduğunu, bunu % 26.7 ile Candida glabrata'nın izlediğini ve
en düşük oranın ise % 13.3 ile Candida krusei'de görüldüğünü göstermektedir. Candida
mayalarının tanısı altı Candida izolatı için PCR teknolojisi kullanılarak doğrulanmıştır. Bu
doğrulama gerekli olmuştur çünkü fenotipik kriterlerin belirlenmesine dayanan olağan tanı
yöntemleri, Candida türleri cinsine ait olanlar da dahil olmak üzere mayaların tanımlanmasında
yeterli olmamıştır.
Mevcut çalışmaya göre, ishal vakalarının çoğundan bakteriler, parazitler ve mantarlar
gibi çeşitli mikrobik hastalıklar sorumludur. Özellikle, Escherichia coli yenidoğanlarda
ishalden sorumlu en yaygın bakteri olarak bulunmuştur
Bazı Tarımsal Atıkların Seralarda Soğutma Pedi Olarak Uygunluklarının Değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, seraların soğutulmasında yaygın olarak kullanılan ticari selüloz
pedlere alternatif olarak kullanılabilecek bazı tarımsal atıkların (fındık kabuğu, muz dalları ve
yer fıstığı kabuğu) soğutma pedi olarak uygunluklarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür.
Bu amaçla çalışmada, arazi koşullarında yüksek tünel serada on farklı uygulama test
edilmiştir: (i) doğal havalandırma (DH), (ii) doğal havalandırma+dıştan gölgeleme tülü
(DH+DGT), (iii) selüloz ped (SP), (iv) selüloz ped + dıştan gölgeleme tülü (SP+DGT), (v)
fındık kabuğu ped (FKP), (vi) fındık kabuğu ped + dıştan gölgeleme tülü (FKP+DGT), (vii)
muz dalı ped (MDP), (viii) muz dalı ped + dıştan gölgeleme tülü (MDP+DGT), (ix) yer fıstığı
kabuğu ped (YFKP), ve (x) yer fıstığı kabuğu ped + dıştan gölgeleme tülü (YFKP+DGT).
Elde edilen sonuçlara göre SP, SP+DGT, FKP, FKP+DGT, MDP, MDP+DGT, YFKP ve
YFKP+DGT uygulamalarında ped önünde soğutma etkisi dış ortamdan sırasıyla 5.6 °C, 6.6
°C, 4.2 °C, 5.1 °C, 4.0 °C, 4.9 °C, 3.9 °C ve 4.6 °C düşük olarak ölçülmüştür. Ped önünde
ölçülen oransal nem değerleri dış ortamdan sırasıyla %30.2, %32.6, %22.2, %21.5, %20.5,
%19.6, %15.2 ve %18.1 yüksek olarak belirlenmiştir. Uygulamaların soğutma verimleri
sırasıyla %51.3, %56.2, %39.2, %40.7, %38.3, %38.2, %30.7 ve %35.1 olarak hesaplanmıştır.
Soğutma kapasiteleri sırasıyla 2.6 kW, 3.1 kW, 2.0 kW, 2.4 kW, 1.9 kW, 2.3 kW, 1.8 kW ve
2.1 kW tır. Sistemin performans katsayısı değerleri sırasıyla 10.5, 12.4, 7.9, 9.5, 7.6, 9.2, 7.3
ve 8.5 olarak hesaplanmıştır. Su tüketim değerleri ise sırasıyla 2.9 L/h, 3.4 L/h, 2.2 L/h, 2.8
L/h, 2.2 L/h, 2.9 L/h, 2.0 L/h ve 2.8 L/h olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda ticari olarak
kullanılan selüloz pedlerin diğer uygulamalara göre avantajları olduğu belirlenmiştir. Ancak,
fındık kabuğu, muz dalları ve yer fıstığı kabuğu pedlerin yerel olarak bulunabilirliği, ilk
yatırım maliyeti, soğutma verimliliği ve kapasitesi göz önüne alındığında selüloz pedlere iyi
bir alternatif olabilecektir. Ancak bu malzemelerin hava akış hızını engellemeyecek şekilde
dizayn edilmesi, farklı su akış hızlarında ve ped kalınlıklarında test edilerek performanslarının
arttırılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır
k-Srivastava Hypergeometric Functions and their Integral Representations
In this study, we introduce the k-Srivastava hypergeometric functions by means of the Pochhammer k-symbol. Also, we obtain the relations between k-Srivastava hypergeometric and classical Srivastava hypergeometric functions. Then, we show that with the help of these relations, integral representations of k-Srivastava hypergeometric functions can be easily proved without the need for lengthy proofs. © (2024), (University of Miskolc). All rights reserved
Hizmet Kalitesi Ve Deneyimin Sadakat Üzerindeki Etkisinde İlişki Kalitesinin Aracılık Rolü: Otelcilik Sektöründe Bir Uygulama
Ülkemizin en büyük gelir kaynaklarından birisi de turizm sektörüdür. Bu sektörün önemli
bir parçasını da konaklama işletmeleri oluşturmaktadır. Küreselleşmeyle birlikte konaklama
işletmeleri arasında artan rekabet koşullarında hizmet kalitesi, deneyim, ilişki kalitesi, değiştirme
maliyeti ve sadakat kavramlarının önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Konaklama
işletmeleri müşterileri ekseninde gerçekleştirilen bu araştırmada hizmet kalitesi, deneyim, ilişki
kalitesi, değiştirme maliyeti ve sadakat değişkenleri arasındaki ilişkilerin eş zamanlı olarak yapısal
eşitlik modellemesi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Yapılan analiz kapsamında bootstrap yöntemi
ile hizmet kalitesi ve deneyimin sadakat üzerindeki etkisinde ilişki kalitesinin aracılık rolünün
irdelenmesi ve ilişki kalitesinin sadakat üzerindeki etkisinde değiştirme maliyetinin aracılık
rolünün belirlenmesi hedeflenmektedir. Bu amaç doğrultusunda literatürde yer alan çalışmalardan
çıkarımlarla bir model oluşturulmuştur. Oluşturulan modeli test edebilmek için 23 Kasım 2022-13
Ocak 2023 tarihleri arasında otellerde konaklamış müşterilerinden kolayda örnekleme yöntemi ile
ulaşılan 719 kişiye anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler SPSS 22.0 ve AMOS
24 programları ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre hizmet kalitesinin
deneyim ve ilişki kalitesini etkilediği ve sadakat üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı,
deneyimin ilişki kalitesi ve sadakati etkilediği, ilişki kalitesinin değiştirme maliyeti ve sadakat
üzerinde etkisinin olduğu, değiştirme maliyetinin sadakat üzerinde zayıf düzeyde bir etkiye sahip
olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca hizmet kalitesi ve deneyimin sadakat üzerindeki etkisinde ilişki
kalitesinin aracılık etkisinin olduğu, ilişki kalitesinin sadakat üzerindeki etkisinde değiştirme
maliyetinin aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir
Zirai Lastiklerde If Ve Vf Teknolojilerinin Performans Karşılaştırması: Basınç, Yük Ve Jant Etkisi
Bu çalışma, zirai alanda kullanılan gelişmiş esneklik (IF Improved Flexion) ve
çok yüksek esneklik (VF Very High Flexion) lastiklerinde, lastiğin zeminde oluşturduğu
taban izinin basınç, yük, jant etkisi ile değişimini incelemek amacıyla yapılmıştır. Seçilen
iki lastiğin taban izlerinin, lastik yükü, lastik basıncı ve lastik kullanım jantı etkisi altında
değişimi incelenmiştir. Gelişmiş esneklik (IF-Improved Flexion), çok yüksek esneklik
(VF-Very High Flexion) lastik teknolojisinin daha geniş taban izi, daha yüksek taşıma
kapasitesi, yakıt tasarrufu gibi avantajları çalışmalara konu olmuştur.
Yapılan bu çalışmada üç farklı tip jant W18, DW20, DW21 kullanılarak farklı
basınç değerlerinde 12psi, 17psi, 23psi, 29psi, 35psi, 4250kg ve 5150kg yük altında
lastiklerin taban izi genişlik, taban izi uzunluk değerleri ölçülmüştür. Çalışmanın bir diğer
aşamasında ise iki farklı jantın W18, DW21 farklı basınç değerleri 12psi, 17psi, 23psi,
29psi, 35psi altında sehim (deflection) ölçümleri yapılmıştır. Lastiğe uygulanan yük
miktarı arttıkça sehim değerinin arttığı tespit edilmiştir. Lastikte basınç miktarında düşme
ile taban izinin uzunluk değerinde artış olduğu bulunmuştur. Lastiklerde kullanılan jantın
taban izi genişlik değerine sınırlı etkisi olduğu görülmüştür
The effect of concepts cartoon supported poe technique on students' academic achievement and attitudes in science course
Kavram karikatürleri, öğrencilerin kavram yanılgılarının belirlenmesi ve giderilmesinde kullanılabilirken, konu somutlaştırmak ve eğlenceli halle getirmek için bir öğretim tekniği olarak da kullanılabilir. TGA tekniğinde ise öğrencilerin yapılan deneylere yönelik tahmin etmeleri, tahminleri doğrulamaları, gözlemleri ile tahminleri ile karşılaştırmaları ve kendi cümleleri ile açıklama yaparak bir bütün olarak konuyu ele almaları hedeflenir. Bu çalışma özellikle yeni bir öğretim tasarımı olarak kavram karikatürlerinin ve TGA tekniğinin sentezlendiği bir öğretim tasarımının oluşturulması planlanmıştır. Yürütülen çalışmada kavram karikatürü destekli TGA tekniğiyle gerçekleştirilen fen öğretiminin, ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin fen bilimleri dersine yönelik tutumve akademik başarılarına etkilerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel modelde tasarlanmıştır. Adana ilinde bulunan bir devlet ilkokulunda öğrenim gören 25'i deney grubunda ve 25'i kontrol grubunda olmak üzere toplam 50 ilkokul 4. sınıf öğrencisi araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırma verileri öğrencilerinin fen bilimleri dersine yönelik tutum düzeylerini belirlemek amacıyla Uyanık (2014) tarafından geliştirilen 18 maddelik "Fen Bilimleri Dersi Tutum Ölçeği" ve öğrencilerin fen bilimleri akademik başarı düzeylerini tespit etmek amacıyla Şentürk (2021) tarafından oluşturulan 20 maddelik "Maddenin Özelikleri Bilgi Testi" işe koşularak elde edilmiştir. Araştırma kapsamında işe koşulan kavram karikatürü destekli TGA tekniğiyle gerçekleştirilen fen öğretimi araştırmanın bağımsız değişkenini oluşturmaktadır.Normal dağılım ve varyans homojenliği varsayımlarını kontrol edilmiş ve verilerin analizinde bağımsız grupların ortalamaları arasındaki farkın incelenmesinde bağımsız gruplar t testi, eşli grupların ortalamaları arasındaki farkın incelenmesinde ise bağımlı gruplar t testi işe koşulmuştur. Araştırma sonuçları kavram karikatürü destekli TGA tekniğiyle gerçekleştirilen fen öğretiminin ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin fen bilimleri dersi akademik başarılarını arttırmada etkili olduğunu göstermiştir. Bunun yanında karikatür destekli TGA tekniği, öğrencilerin fen bilimleri dersine yönelik tutumları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucu elde edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda sınıf öğretmenlerinin fen öğretiminde kavram karikatürlerinden faydalanmaları önerilmektedir.While concept cartoons can be used to identify and eliminate students' misconceptions, they can also be used as a teaching technique to concretize the subject and make it fun. In the TGA technique, the aim is for students to make predictions about the experiments, verify the predictions, compare their observations with their predictions, and discuss the subject as a whole by explaining it in their own words. This study specifically planned to create an instructional design that synthesizes concept cartoons and the TGA technique as a new instructional design. The aim of the research is to examine the effect of science teaching carried out with the concept cartoon-supported POE technique on the attitudes of 4th grade primary school students towards the science course, their academic success. For this purpose, the research was designed in a quasi-experimental design with a pre-test, post-test control group, which is one of the quantitative research methods. A total of 50 primary school 4th grade students, 25 in the experimental group and 25 in the control group, studying at a public primary school in Adana, formed the study group of the research. The research data was obtained by using the 18-item "Science Course Attitude Scale", which was developed to determine the students' attitude levels towards the science course, and the 20-item "Properties of Matter Knowledge Test", which was created to determine the students' academic achievement levels in science. Science teaching carried out with the concept cartoon supported POE technique used within the scope of the research constitutes the independent variable of the research.Before the analysis of data, normal distribution and variance homogeneity assumptions were checked. In this line, the independent groups t test was used to examine the difference between the score averages of independent groups, and the dependent groups t test was used to examine the difference between the score averages of paired groups.The results showed that science teaching carried out with the concept cartoon supported POE technique is effective in increasing the academic success of 4th grade primary school students in science course. Despite this, it was concluded that the technique did not have a significant effect on students' attitudes towards the science course. In line with the findings obtained as a result of the research, it is recommended that classroom teachers use concept cartoons in science teaching
Early prediction of COVID-19 infection using data mining and multi machine learning algorithms
The fields of artificial intelligence (AI) and machine learning (ML) have attracted significant interest and investment from a diverse range of industries, especially during the last several years. Despite the fact that AI methods have been used extensively and put through extensive testing in the healthcare industry, the recently discovered coronavirus disease (COVID-19) necessitates the use of these methods in order to prevent the emergence of the disease. The proposed system is based on six ML algorithms to predict COVID-19 infection as random forest (RF) algorithm, naive bayes (NB) algorithm, support vector machine (SVM) algorithm, decision tree (DT) algorithm, multi-layer perceptron (MLP), and k-nearest neighbor (KNN). It is based on two steps: first, we uploaded the dataset to train the model. Then, we test our model on those cases to work directly after making a trained classifier so it can directly discover with automatic COVID-19 prediction state of a patient suspected or not. The proposed system results showed the high accuracy of NB, DT, and SVM as 98.646%. Besides the better time to build the model and early predict the state of patients is 31 ms of the NB algorithm. © 2024, Institute of Advanced Engineering and Science. All rights reserved
The relationship between primary school teachers' digital literacy levels and cyberbullying sensitivities
Bu tezin temel amacı, sınıf öğretmenlerinin dijital okuryazarlık düzeylerini ve siber zorbalığa karşı duyarlılıklarını belirlemek, ardından bu iki faktör arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemi desenlerinden biri olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Örneklemini, Kırşehir il merkezinde görev yapan ve basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle belirlenmiş olan 398 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın amacına uygun olarak iki farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bunlardan ilki, Ng (2012) tarafından geliştirilip, Aksoy, Karabay ve Aksoy (2020) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Dijital Okuryazarlık Ölçeği (DOÖ)", diğeri ise Arıcak, Avcu, Topçu ve Tutlu (2020) tarafından geliştirilen ''Siber Zorbalığa İlişkin Duyarlılık (SZDÖ) ölçeğidir. Araştırmada elde edilen nicel veriler, SPSS 28 istatistik programı kullanılarak betimsel istatistikler, t testi ve tek yönlü varyans analizi, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizi yapılarak incelenmiştir. Araştırma sonuçları, sınıf öğretmenlerinin dijital okuryazarlık düzeylerinin ve siber zorbalığa ilişkin duyarlılıklarının yüksek seviyede olduğunu göstermiştir. Ayrıca, dijital okuryazarlık düzeyleri ile siber zorbalığa ilişkin duyarlılıkları arasında düşük düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur. Sınıf Öğretmenlerinin dijital okuryazarlık düzeyleri arttıkça siber zorbalığa ilişkin duyarlılıklarının da arttığı tespit edilmiştir. Dijital okuryazarlık düzeyleri ile cinsiyet, internet kullanım süresi, dijital araç kullanım süresi, eğitim durumu (sadece sosyal boyut) değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar görülmüştür. Ancak, yaş ve kıdem değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Siber zorbalığa ilişkin duyarlılıkları ile diğer değişkenler arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.The primary aim of this thesis is to investigate the digital literacy levels of classroom teachers and their awareness of cyberbullying, and then to explore the relationship between these two factors. The research uses the relational survey model, a quantitative research method design. The sample consists of 398 classroom teachers from the city center of Kırşehir, who were selected using a simple random sampling method. Two different data collection tools were used in accordance with the objectives of the study: the Digital Literacy Scale (DLS) developed by Ng (2012) and adapted into Turkish by Aksoy, Karabay, and Aksoy (2020), and the Sensitivity to Cyberbullying (SCA) scale developed by Arıcak, Avcu, Topçu, and Tutlu (2020). The quantitative data obtained in the study were analysed using SPSS 28 statistical software, using descriptive statistics, t-tests, one-way analysis of variance, correlation, and simple linear regression analysis. The results of the study showed that the level of digital literacy and sensitivity to cyberbullying among classroom teachers was significantly high. Furthermore, a low positive correlation was found between digital literacy levels and sensitivity to cyberbullying. It has been determined that as the digital literacy levels of classroom teachers increase, their sensitivity to cyberbullying also increases. Significant differences in digital literacy levels were observed in terms of gender, time spent using the internet, time spent using digital tools, and educational status (only in the social dimension). However, no significant differences were found for the variables of age and seniority. Similarly, there were no significant differences in sensitivity to cyberbullying in relation to other variables