Moment Dergi / Moment Journal (Journal of Cultural Studies, Faculty of Communication, Hacettepe University)
Not a member yet
190 research outputs found
Sort by
HEGEMONİK ERKEKLİK İKTİDARININ HER YERDELİĞİ: KELEBEKLER VE BİZİ HATIRLA
All relationships between gender roles are a reference to an area of power struggle. This area of power, as Foucault argues, has an "everywhere" feature within it. In this context, the privileges given to masculinity by the patriarchal social structure exist by including such hegemony of power in forms of masculinity. All forms of gender that fight against forms of masculinity in fact represent resistance to such power. In this study, the ubiquity of hegemonic masculinity’s power was examined through the films Kelebekler (Tolga Karaçelik, 2018) and Bizi Hatırla (Çağan Irmak, 2018) within the framework of the conception of power of Michel Foucault, who is one of the most important thinkers of the contemporary French philosophy. The study particularly sought answers to questions about how gender roles are created, what their reproduction depends on, and what structure the power of masculinity is based on, by associating Foucault's understanding of power with Connell and Halberstam, and by analyzing both films via critical discourse analysis.Toplumsal cinsiyet rolleri arasındaki bütün ilişkiler, bir iktidar mücadelesi alanına gönderme yapar. Bu iktidar alanı, Foucault’nun da üzerinde durduğu gibi bünyesinde “her yerdelik” özeliği barındırır. Bu bağlamda ataerkil toplumsal yapının erkekliğe verdiği ayrıcalıklar, böyle bir iktidar hegemonyasını erkeklik biçimlerinde toplayarak var eder. Erkeklik biçimlerine karşı mücadele eden bütün toplumsal cinsiyet biçimleri de aslında böyle bir iktidara karşı direnci temsil ederler. Bu çalışmada, çağdaş Fransız felsefesinin en önemli düşünürlerinden biri olarak anılan Michel Foucault’nun iktidar anlayışı çerçevesinde hegemonik erkeklik iktidarının her yerdeliği, Kelebekler (Tolga Karaçelik, 2018) ve Bizi Hatırla (Çağan Irmak, 2018) filmleri üzerinden tartışılmıştır. Çalışmada özelikle toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl oluşturulduğu, yeniden üretiminin neye bağlı olduğu ve erkeklik iktidarının nasıl bir yapıya sahip olduğu sorularına, Foucault’nun iktidar anlayışı, Connell ve Halberstam'la ilişkilendirilerek ve her iki filmden örnekler eleştirel söylem çözümlemesine tabi tutularak yanıt bulunmaya çalışılmıştır.
THE CONSTRUCTION OF HEGEMONIC MASCULINITY: ‘MORE’ MASCULINITY IN IZMIR
Bu çalışmada hegemonik erkeklik kavramsallaştırması temelinde, farklı erkeklik deneyimlerini ve erkekliğin hangi ön kabuller ve mekanizmalar aracılığıyla inşa edildiğini anlamlandırmak amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülen çalışmada, kartopu örnekleme yoluyla İzmir’de doğup büyüdüğü saptanan 14 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışmadan elde edilen erkeklik kurgusuna ilişkin araştırma verileri, farklı illerde gerçekleştirilen çalışmalar ışığında analiz edilmiştir. Diğer çalışmalarda, erkekliğin kurulması yolunda geçilen aşamalardan biri olarak askerliğe yapılan vurgunun, bu çalışma kapsamında söylem düzeyinde kendini göstermediği fakat erkekliğin inşasında ailedeki diğer erkeklerin ve özellikle babanın başat rolünün bu çalışma kapsamında da erkeklik için geçerli olduğu görülmüştür. Çalışmada İzmirli erkek olmanın, centilmenlik, kibarlık, eğitimli olma, kadınlara ‘saygı’ gösterme, zeki olma gibi özellikler üzerine kurulduğu belirlenmiştir. Farklı çalışmalarda hegemonik erkekliğin gelenekler ve milliyetçilik üzerine kurulmuş olduğu görülürken bu çalışmada ‘modernlik’ üzerine kurulduğu fakat yine de bir ‘ayrıcalık’ olarak deneyimlendiği saptanmıştır. This study aims to understand different masculinity experiences through the concept of hegemonic masculinity, and focuses on assumptions and mechanisms of these masculinities which are based on the term. Relying on a qualitative research method, in-depth interviews were conducted with 14 participants selected by snowball sampling who are born and raised in Izmir. The interviews are carried out in a semi-structured form. Previous studies carried out in different cities on the formation of masculinity have also been taken into consideration. While other studies have observed that there is an emphasis on military service as a primary stage in the construction of masculinity, this was not the case at the discourse level within the framework of this paper. However, the leading role of other men in the family and especially that of the father in the construction of masculinity is a similar finding which is relevant to previous studies. Finally, it was seen that masculinity in Izmir is defined by characteristics such as being gentlemanly, having etiquette, ‘respecting’ women and being well-educated and intelligent. While it was observed in different studies that hegemonic masculinity is founded on traditions and nationalism, in this paper it is claimed that 'modernity' is somewhat experienced as a 'privilege'
TÜRKİYE’DE KORONAVİRÜS PANDEMİSİ DÖNEMİNDE MİLİTARİZM, MİLLİYETÇİLİK VE TOPLUMSAL CİNSİYET: GAZETELERE İLİŞKİN BİR MİLİTARİST SÖYLEM ANALİZİ
Gender inequalities, which existed worldwide before the coronavirus pandemic, have deepened during the pandemic period, and the losses of women in economic and social life have been more severe than those of men. Considering that gender inequalities are the result of gender constructs of nationalist ideologies, this study examines militarism that is based on gender constructs during the pandemic period in Turkey. Focusing on militarism during the pandemic, which is not directly related to military service or war, provides an opportunity to examine militarism as a social process, thereby understanding the extent to which militarism is naturalized. Militarist discourse was examined via content analysis of newspapers in which the pandemic and the struggle against the pandemic are explained in line with the war metaphor. The analysis indicated a widespread and common militaristic discourse that refers to an internalized militaristic logic in Turkey, where militarism appears as an ideology above all ideologies.Koronavirüs pandemisi öncesinde dünya genelinde halihazırda var olan toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, pandemi döneminde daha da derinleşmiş, bu dönemde kadınların ekonomik ve toplumsal hayattaki kayıpları erkeklerinkinden daha ağır olmuştur. Bu çalışma, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin milliyetçi ideolojilerin cinsiyet kurgularının bir sonucu olduğundan hareketle, toplumsal cinsiyet kurgularının üzerinde şekillenen militarizmin pandemi döneminde Türkiye’deki izini sürer. Doğrudan askerlikle ya da savaşla ilişkili olmayan, fakat bir yandan da olağanüstü bir dönem olan pandemi sürecinde militarizme odaklanmak, toplumsal bir süreç olarak militarizmi inceleme, böylece militarizmin ne ölçüde doğallaştığını ya da sıradanlaştığını anlama fırsatı vermektedir. Militarist söylem, salgının ve salgınla mücadelenin savaş metaforu ekseninde anlatıldığı gazete haberlerinin içerik analizine tabi tutulması ile incelenmiştir. Analiz sonucunda, yaygın ve sıradanlaşmış bir militarist söylemin ortaya çıkması, Türkiye’de içselleştirilmiş bir militarist mantığa işaret etmekte; militarizm farklı ideolojilerin ortaklaştığı, adeta ideolojiler üstü bir ideoloji olarak belirmektedir.
A STREET CAR NAMED QUEER DESIRE: SUBVERSION OF THE CITY CONTOURS AND “DEVIANT” MASCULINITIES
MÜZİKTE BEDENİN KULLANIMI: POP ŞARKICILARIN KLİPLERİ ÜZERİNDEN BİR GÖRSEL OKUMA
Gender today accompanies the postmodern age by taking on different identities, roles and lifestyles. In addition to being the main reason that keeps the rating and show business alive, especially considering sexual identity, it is an element that is considered in the editing process. One of the areas where this is reflected is music. Looking at the clips of the last period, the element that draws more attention than the song is the eroticism presented by the singer. Pop music singers, from their album covers to their clips, use their bodies as an element of their work and the dance they accompany, in the transformational process influenced by and influenced by popular culture. Although different identity patterns seem to be diverse, production is based on same logic. Therefore, the clips attain a populist structure consisting of music that presents the female and male bodies as sexually identified and constantly emphasizes the concept of gender. In this context, the study aims to analyze body use with the semiotic method through samples of pop music clips. In the process of commodifying the body with music, as a result of the analysis divided into male and female body categories in the clips, it was established that the view of men and women differs by gender roles.Toplumsal cinsiyet bugün farklı kimlik, rol ve yaşam tarzlarına bürünerek postmodern çağa eşlik etmektedir. Özellikle cinsel kimliğin ön planda tutularak ticari yaşama katılması, rating ve şov dünyasını ayakta tutan başlıca neden olması yanı sıra editoryal süreçteki kurgulamada da göz önünde bulunan bir unsurdur. Bunun yansıdığı alanlardan biri müziktir. Son dönem kliplerine bakıldığında, şarkıdan çok dikkat çeken unsur şarkıcının klipte sunduğu erotizmdir. Popüler kültürden etkilenen ve içinde bulunan bu kültürü etkileyen dönüşümsel süreç içerisinde pop müzik şarkıcıları, albüm kapaklarından kliplerine değin bedenlerini, yaptıkları çalışmaların ve buna eşlik ettikleri dansın bir unsuru olarak kullanmaktadırlar. Farklı kimlik kalıpları çok çeşitli gibi görünse de aynı mantığın temelinde üretim gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla klipler, cinsel kimlik olarak kadın ve erkek bedeninin sunumunun hazırlandığı müziklerden oluşan ve toplumsal cinsiyet kavramını sürekli öne çıkaran bir popülist yapıya kavuşmaktadır. Bu bağlamda çalışma, beden kullanımının pop müzik kliplerinin örnekleri üzerinden göstergebilimsel yöntemle çözümlemeyi amaçlamaktadır. Bedenin müzikle metalaştırıldığı süreçte, kliplerdeki kadın ve erkek bedeni kategorilerine ayrılan analiz sonucunda, kadın ve erkeğe bakışın toplumsal cinsiyet rollerince farklılaştığı tespit edilmiştir.
BABALIK DA YAPARIM KARİYER DE! BLOGGER BABALAR VE ERKEKLİĞİN KURUCU ROLLERİNDEN BABALIK ÜZERİNE
Gender roles, which are specific to a traditional family structure and accepted as a societal norm, are transforming in Turkey and all over the world. The father role of a man is affected by this transformation on both individual and societal levels. Today, the internet and communication technologies serve as a medium for the realization, representation, and propagation of transformations experienced in the perception of fatherhood through online domains where fatherhood performances are exhibited. Given this, the study focuses on online and public sharing practices on blogs according to the meanings attributed to gender roles by blogger fathers in Turkey. Based on this focus, the study addresses how men, who choose to publicly discuss fatherhood as a role associated with masculinity, perceive it, and why and how they use blogs for the exhibition of their fatherhood experiences and performances. As a result, it was found that fathers adopt the relevant fatherhood model, consider that traditional masculinity roles constitute an obstacle to their participation in fatherhood, and they have motivations such as questioning certain norms related to fatherhood and gender roles, or becoming agents to behavioral changes as well as keeping records of memories of child’s development with posts shared on blogs.Geleneksel aile yapısına özgü, toplumca norm kabul edilmiş cinsiyet rolleri, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir tür dönüşüm sürecindedir. Erkeğin, aile temelli cinsiyet rollerinden biri olarak babalık rolü ve bu role dair algı da hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bu dönüşümden etkilenmektedir. 1990’lı yılların sonlarından itibaren babalık performansının sergilenebilmesi için kullanıcıya önemli fırsatlar sunan çevrimiçi alanlar, babalık algısındaki dönüşümün gerçekleşmesine, temsiline ve yaygınlaşmasına aracılık etmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen çalışma, Türkiye’deki blogger babaların cinsiyet rollerine atfettikleri anlama bağlı olarak, bloglar üzerinden gerçekleşen çevrimiçi ve kamusal paylaşım pratiklerine odaklanmaktadır. Bu odak noktasından yola çıkan çalışmada, Türkiye’deki blogger babalarla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler üzerinden, babalığı kamusal olarak tartışan bu erkeklerin babalığı nasıl tanımladıkları, babalık deneyim ve performanslarının sergilenmesinde blogları neden ve nasıl kullandıkları ele alınmıştır. Çalışma sonucunda, blogger babaların ilgili babalık modelini benimsediği, geleneksel erkeklik rolünün babalığa katılımlarının önünde bir engel teşkil ettiğini düşündükleri, blog paylaşımlarında çocukla ilgili anıların kaydını tutmanın yanı sıra, babalık ve toplumsal cinsiyet rollerine dair bir takım genel kabulleri sorgulatmak ya da davranış değişikliğine aracı olmak gibi motivasyonlara sahip oldukları bulgulanmıştır.
TÜRKİYE’DE K-POP KARŞITI SÖYLEM ve K-POP HAYRANLARININ TAKTİKSEL MÜCADELESİ
This study examines the discursive mechanisms of both the anti-Korean Wave and anti-K-pop in Turkey, disseminated through media and Twitter-sphere under the #banKpop. This study shows that in traditional media texts, the moral panic against K-pop is constructed through the discursive mechanisms of scapegoating, creating fear, stigmatizing, and labeling. Three discursive sub-themes create anti-K-pop discourse within the traditional media texts: K-pop as an epidemic, a threat against hegemonic masculinity, and as a new religion. In addition, the result of a hashtag campaign that feeds the anti-K-pop discourse produced in traditional media texts is discussed. These tweets collected by Nvivo 12 under the #banKpop from June 17 to 21, 2020 have been analyzed via thematic content analysis. The analysis shows that the anti-K-pop discourse is based on cultural essentialism, a homogenizing approach to Islam, homophobia, and transphobia. This research also finds out that trolling the #banKpop campaign by K-pop fans is a successful example of K-pop activism in Turkey. Bu çalışma, Türkiye’de Kore Dalgası ve K-pop karşıtlığının geleneksel medya metinlerinde ve Twitter ortamında dolaşıma sokulan #kpopyasaklansın ve #kpopyasaklansin etiketlerinde ne tür söylemsel mekanizmalar aracılığıyla şekillendiğini incelemektedir. Geleneksel medya metinlerinde, K-pop’a yönelik ahlaki paniğin, günah keçisi gösterme, korku yaratma, damgalama ve etiketleme gibi söylem mekanizmaları kullanılarak üretildiği; ‘salgın’ olarak K-pop, hegemonik erkeklik temsiline karşı tehdit ve yeni din olmak üzere üç alt temada bu karşıtlığın kurgulandığı örnekler üzerinden tartışılmaktadır. Ayrıca geleneksel medya metinlerinde üretilen bu karşıtlığı besleyen bir hashtag kampanyasının akıbeti de burada ele alınmıştır. Twitter Türkiye ortamından Nvivo12 ile 17-21 Haziran 2020 tarihleri arasında derlenen #kpopyasaklansın ve #kpopyasaklansin etiketleri altında dolaşıma sokulan bu gönderilere tematik içerik analizi uygulanmıştır. Gerek geleneksel medya metinlerinde gerekse Twitter’da yapılan kampanyada K-pop karşıtı söylemin, kültürel özcülükten, İslam dinini tektipleştirici bir şekilde yorumlamaktan, homofobi ile transfobiden beslendiği görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu, Türkiye’deki K-pop hayranlarının #kpopyasaklansın etiketini, katılımcı kültürün bir özelliğini yaşama geçirerek trolledikleri gözlemidir. K-pop karşıtlığını yayan bir etiketin hayranlar tarafından trollenmesi, K-pop aktivizminin Türkiye’deki başarılı örneklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
UNDERSTANDING RECONSTRUCTION OF MASCULINITY IN PRIVATE SPHERE: MEN WORKING HOME-OFFICE
Günümüzde teknolojinin sunduğu imkânlar çerçevesinde esnek çalışma modelleri geleneksel istihdam biçimlerinin yerini almakta ve ev ortamında çalışmaya olanak veren home-office istihdam biçimi yaygınlaşmaktadır. Bu araştırmada, varsayılan kamusal ve özel alan ikiliğinin aksine, erkeklerin ücretli emeğini mekânsal olarak evde gerçekleştiriyor olmalarının, erkeklik inşalarında bir değişim yaratıp yaratmadığı sorgulanmıştır. Bu kapsamda, derinlemesine görüşme tekniği ile gerçekleştirilen araştırmada home-office çalışan erkek katılımcılara açık uçlu sorular yöneltilerek bu olası değişimin izi sürülmüştür. Erkeklerin çalışmayı nasıl anlamlandırdıkları, evdeki iş bölümü ve babalığa olan yaklaşımları ile cinsiyet eşitliğine dair görüşleri analiz edilmiştir. Covid-19 salgını nedeniyle home-office çalışan kişi sayısının oldukça arttığı bu dönemde salgın öncesi yapılmış bu araştırmanın, gelecek araştırmalar için ufuk açıcı olması beklenmektedir.In the framework of the affordances provided by technology, conventional employment models have been replaced by flexible models, and home-office has become widespread. This study asks the questions whether realizing wage labor at home- contrary to assumed public/private sphere dichotomy- makes any changes in men’s constructions of masculinity. The changes were traced by conducting in-depth interviews with men working home-office, using open-ended questions. In this context, men’s understanding of work, their approaches to division of labor and fatherhood and their perspectives on gender equality was analyzed. Since the number of home-office workers has increased recently because of the Covid-19 pandemic, this research which was conducted before the pandemic would hopefully give clues to future studies.
HANE-SOKAK İKİLİĞİNİN ÖTESİNDE: TÜRKÇE EDEBİYATTA AVARELİĞİN CİNSİYETLENDİRİLMİŞ HALLERİNE BAKIŞ
This article questions the emphasis of masculinity in the definition of the flaneur who moves as comfortable as in the household and leads to the questioning of the role of the urban environment in this construction. Framework of the article consists of the flaneur figures seen in Late Ottoman Literature and Turkish Literature before 1980s. The questionings concentrate on features of flaneur figure who can shake the system by the shock-factor of his actions. In this way the reasons underlying flaneur’s reluctance to challenge patriarchal system which organizes the social domain on behalf of its partner, industrialization and its economic effects on society, which takes place as a direct opponent of flaneur’s individual rebel. The article analyzes the different constructions of flaneur image in different periods in changing urban dynamics by a comparative method that considers the spatio-temporal transformation through time. These spatio-temporal differences are considered important for the scope of the article for both their display of the transformation of urban profiles and context and both the display of the transformative value of the urban context. Makale kent ortamında hanesinde gibi rahat hareket eden flanörün tanımlanmasındaki erkeklik vurgusunun sebeplerini ve kentin bu ilişkilerdeki rolünü sorgular. Çerçeveyi Geç Dönem Osmanlı ve 1980’lere kadar Türkçe edebiyat örneklerinden alınan avare figürleri oluşturmaktadır. Bu sorgulamalar flanörün çelişkili ve kitle üzerinde şok etkisi yaratarak düzeni sarsıcı niteliğinin toplumsal cinsiyet ilişkileri açısından ele alınması ile ilişkilidir. Bu sayede kent ortamını oluşturan sanayileşmenin ekonomik etkilerine bireysel bir başkaldırı halinde olan flanörün neden bu ekonominin toplumsal düzenleyicisi rolündeki ataerkil sisteme de bir başkaldırı gerçekleştirmediği tartışılır. Avareliğin ve kent ortamının tarihsel dönüşümü göz önüne alınarak değişen kent dinamikleri içinde farklı dönemlerdeki avarelik kurulumları karşılaştırmalı olarak incelenir. Makale kapsamında dönemsel farklılıklar ve değişen kent profilleri hem kent bağlamının bu çerçevedeki önemini göstermeleri hem de farklı deneyimlerin dönüştürücü etkisi açısından sorgulanmaktadır.
İHTİYAT VE CAZİBE İKİLEMİNDE TÜRKİYE’DE SPİRİTÜEL ERKEKLİKLER
While men are less visible in spiritual communities and new religious movements than women, men who previously avoided such pursuits appear to be more involved and diversified as they face various crises in masculinity. This article is a part of a field research (2018-2020) that is conducted with the support of TUBITAK in Ankara, Istanbul, Izmir, Konya, Mugla and Canakkale through in-depth interviews with individuals who are in a spiritual quest for at least three years. The study aims to discuss the relationships between spiritual practices and masculinity. Our in-depth interviews and participatory observations show that men's pursuit of spirituality is largely driven by self-preservation and self-efficacy. This paper claims that spiritual masculinities in Turkey are shaped in a dilemma of charm and reservation, and men's spiritual choices are a means for them to face the related problems and empower them.Spiritüel topluluklar ve yeni dini hareketler içinde erkeklere, kadınlara kıyasla daha az rastlanmakla birlikte, bu tür arayışlara daha önce uzak duran erkeklerin çeşitli erkeklik krizleriyle yüzleştikçe manevi arayışlarında bir artış ve çeşitlenme olduğu görülüyor. 2018-2020 arasında TÜBİTAK desteğiyle gerçekleştirdiğimiz alan araştırmasının verilerinden yola çıkan bu çalışma, Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Muğla ve Çanakkale illerinde en az üç yıldır aktif bir biçimde spiritüel arayış içerisinde olan bireylerle yapılan derinlemesine görüşmeler ve gözlemler üzerinden, Türkiye’deki spiritüel pratiklerle erkeklik arasındaki ilişkileri tartışmayı amaçlıyor. Yaptığımız derinlemesine görüşmeler ve katılımcı gözlemler, erkeklerin maneviyat arayışının büyük ölçüde kendini koruma ve yeterlilik kazanma motivasyonuyla şekillendiğini gösteriyor. Çalışma, Türkiye’de spiritüel erkeklik hallerinin bir ihtiyat ve cazibe ikileminde şekillendiğini iddia ederken; erkeklerin spiritüel tercihlerinin bizatihi kendisinin erkeklerin karşılaştıkları problemlerle yüzleşmesinin ve güçlenmesinin bir aracı olduğunu savunuyor.